Murat Balamir, Prof. Dr., ODTÜ
TC Anayasası’nı güncelleme girişimleri, depremlere ilişkin etkili bir yeni yaklaşım geliştirme fırsatını da sunmaktadır. Coğrafyasının değiştirilemez doğal özellikleri nedeniyle deprem ve doğal afetlere ilişkin doğru ilkelerin belirlenmesi ve kimi zorlukların aşılabilmesi amacıyla bu konuya Türkiye Anayasası’nda özel bir yer verilmesi beklenir.
Olası afetlere karşı toplulukların ve ulusal varlıkların korunması Devlet’in temel ödevleri arasındadır. BM çatısı altında ulusal yönetimler, doğal varlıklarını, toplumlarını, kültür değerlerini korumakla yükümlüdürler. Bu anlayış, BM öncülüğündeki uluslararası yeni afetler politikasının da temel aldığı ve 1990’lardan bu yana somut adımlarla yürüttüğü yaklaşımdır.
Uluslararası yeni afetler politikası açısından, risk belirleme ve azaltma işleri önceliklidir: Çünkü bu amaçla kullanılan kaynaklar çok daha etkili ve verimlidir. Risk azaltma (sakınım) önlemleri doğru alınmışsa, deprem sonrası kısa ve uzun dönemli sorun ve maliyetler de büyük ölçüde kaybolacaktır. Sakınım kararlarının toplum kesimleri temsilcilerinin katılımı ile alınarak sorumlulukların paylaşılması bir başka önkoşuldur. Ayrıca, kentlerin ve dar gelirlilerin risklerine öncelik verilmesi zorunlu görülmektedir. Çok sayıda ülke, afet sonrası döneme ilişkin mevcut kurumsal ve yasal düzenlemelerini bu ilkelere göre değiştirip yeni politikaya uyarlamakta gecikmemiştir.

Büyük risklere sahip kentleri, yerel toplulukları ve doğal varlıkları ile süreğen tehditler altında bulunan Türkiye’de ise bu yeni politika anlaşılmadığı gibi, direnişlerle karşılaşmaktadır. Türkiye dar düşünce yapıları, yetersiz kurumları ve ‘yara sarma’ uzmanlıklarına sahip bir işgücü ile doğrudan afet sonrası etkinliklerine tutsak kalmış durumdadır. Bu tutum, büyük kayıp ve acıların yinelenmesine, toplumsal gelişme önünde sayısız engeller yaratılmasına yol açar. Bu nedenle ‘tehlike suçu’ kavramı yanında, Türkiye’de Devlet’in asıl sorumluluğunun risk belirleme ve sakınım etkinliklerini düzenleme ödevlerinde olduğu vurgulanarak, buna ilişkin ilkelerin Anayasa’da tanımlanmasının ufuk açıcı bir önemi bulunmaktadır.
Afetlere ilişkin yönlendirmelerin anayasa düzeyinde ele alınması görülmedik bir konu değildir. BM çevrelerinde örnek bir anayasaya sahip olduğu belirtilen Ekvador, tektonik ve siyasi depremler tarihçeleri açılarından Türkiye ile karşılaştırmalara konu edilebilir. Ekvador Anayasası (2008), ulusal kaynakları afetlerden korumanın bir kamu görevi olduğunu çok yerde tekrarlamak yanında, ‘Risk Yönetimi’ başlıklı özel bir alt bölümde şunları toplu olarak sıralamaktadır. “Devlet, doğal ve insan kaynaklı afetlerin olumsuz etkilerine karşı risk önleme ve sakınım çalışmaları yanında, toplumsal, ekonomik ve çevresel korunmasızlık koşullarını en aza indirmek üzere onarım ve iyileştirmeler yoluyla bireyleri, toplulukları ve doğayı korur. Ulusal risk yönetimi (sakınım) sistemi, tüm yerel, bölgesel ve ulusal kamu ve özel kuruluşları kapsar. Devlet, yasa ile oluşturulan teknik kuruma önderlik ederek, başka çalışmalar yanı sıra şu görevleri üstlenir:
– Ülke içinde ve dışında etkili olan mevcut ve potansiyel riskleri belirlemek
– Sakınım çalışmaları için gerekli ve yeterli bilgileri önceden hazırlamak, bunlara erişimi demokratik yollarla açık tutmak
– Tüm kamu ve özel kesim kurumlarının planlama ve uygulama girişimlerinde sakınım çalışmalarını zorunlu tutmak
– Kamu ve özel kuruluşlar ile vatandaşların, kendi etkinlik alanlarını ilgilendiren riskleri belirleme, bunları açıklama ve sakınım yeteneklerinin geliştirilmesini sağlamak
– Afet ya da acil durum meydana gelmezden önce riskleri önlemek, daraltmak: riskleri göz önünde tutarak iyileştirme işlerini koordine etmek üzere kurumların harekete geçmelerini sağlamak
– Ülke coğrafyasında korunmasızlıkları azaltmak, afetlerin ve acil durumların olumsuz etkilerini önlemek, daraltmak, üstesinden gelmek ve iyileşmeler sağlamak üzere gerekli eylemlerin eşgüdümünü kurmak
– Sistemin işleyişini güvenceye almak ve sakınım çalışmalarında uluslararası işbirliğini yürütmek üzere önceden ve yeterli düzeyde mali kaynaklar sağlamak” (md389). “Yerinden yönetim ilkesine bağlı olarak, kurumlar kendi yetki alanlarındaki sakınım çalışmalarından doğrudan sorumludurlar. Bu birimlerin yetersiz kalmaları durumunda, daha geniş ölçekli ve mali kapasitelere sahip üst kurumlar destek verecek, ancak bu destek, yerel kurumların yetkilerinin kaldırılmasına yol açmayacaktır” (md 390).
Ekvador Anayasası, bu özel bölümü ile açık görevlendirmeler yapmak yanında, afetler konusunda başka başlıklar altında da sakınım görevleri tanımlamaktadır. Ayrıca güncel küresel koşulları gözeterek, doğal kaynakların ve ekolojilerin korunmasına, ‘doğa hakları’na, planlamaya, çoklu toplum ve kültürlülük ile ‘doğrudan demokrasi’ ve her düzeyde toplumsal katılım mekanizmalarına ilişkin düzenlemeler yapmaktadır. Bu metinde, Türkiye’nin yeni bir Anayasa hazırlama çabalarında deprem ve afetler sorunları ötesinde de örnek alabileceği çok sayıda konu vardır.
Türkiye’nin mevcut Anayasası’nda bu bağlamda risk, deprem ve afet sözcükleri bulunmaz. Ülkenin toplumsal yaşamında temel bir etken olan deprem gerçekliğine yeni Anayasa’da yer verilmesi, bu konularda yönlendirici ilkelerin tanımlanıp, afet öncesi sakınım etkinliklerinin sorumlu ve yetkili birimlerinin kurulması gerekir. Ayrıca imar sisteminde koruyucu önlemler alınması, her düzeyde sakınım kararlarının toplumsal katılım yöntemleriyle alınması, yerleşmelere ilişkin sakınım planları ile acil durum planlarının yapılması, sakınım çalışmaları için düzenli bütçeler oluşturulması, yetki ve katkıların kademeli eşiklere sahip bir sistemde dağıtılması gibi konularda yol açıcı bir içerik geliştirilebilir. Sakınım yaklaşımı kadar, küresel koşulları göz önünde tutan, toplumsal güvenlik, doğa koruma, afetler, küresel ısınma, konularında doğru yaklaşıma sahip bir 21. Yüzyıl Anayasası Türkiye’de de hazırlanabilecek midir?





4 Yorum
Kemal Erden
Devletin doğal afetlere genel bir bakışı var ve bu bakışın esası yıllardır aynı. Sanki bazen değişecekmiş gibi görünse bile aslında değişmiyor.
Ancak, devleti doğal afetlere karşı önlem almaya iten bir çaba, düzenli faliyet, sivil bir inisiyatif de yok. Bu konuda değerli hocam gibi çaba gösteren her türlü bilgi birikimine sahip ve dünyadaki örneklerinde olduğu gibi mevzuat yapıcının önüne argümanlarıyla konuyu getirecek çalışmalar az.
Üniversiteler, meslek birimleri şimdi başta anayasa çalışmalarına ve ama yine yapı mevzuatı ve yönetmeliklerine doğal afetlere dayanıklı fizik çevre oluşturma zorunluluğunu işletmeleri lazımdır.
Türkiye’nin ene önemli hayati meselelerindedn biridir kanımca.
Sayın Balamir’e bu uyarıcı metni hazırlayarak aslında bütün kamuoyunu bir defa daha uyarmasından dolayı teşekkürler ederim.
Saygılarımla
Kemal Erden
Y.Mim.Pervin KINIK
1.Devletin asıl sorumluluğunun risk belirleme ve sakınım etkinliklerini düzenleme ,cümleleri çok değerli ve önemli!!!
Sakınım çalışmaları için gerekli ve yeterli bilgileri önceden hazırlamak, bunlara erişimi demokratik yollarla açık tutmak
imar sisteminde koruyucu önlemler alınması,Sistemin işleyişini güvenceye almak ve sakınım çalışmalarında uluslararası işbirliğini yürütmek üzere önceden ve yeterli düzeyde mali kaynaklar sağlamak , Yerinden yönetim ilkesine bağlı bu önlemler alınması calışmalarında ,doğal kaynakların ve ekolojilerin korunmasını gözetmek,her düzeyde toplumsal katılım mekanizmalarına ilişkin düzenlemeler yapmak .
Bu başlıklarn çok önemli ve değerli!!!
Ulusal risk yönetimi (sakınım) sistemi, tüm yerel, bölgesel ve ulusal kamu ve özel kuruluşları madem kapsıyor,Devletin, yasa ile oluşturulan teknik kurum önderliğinde,Hepimiz kendi bulunduğumuz konumlarla,mesleklerimizle,meslek odalarıyla,kurumlarımızla,üniversitelerimizle,bu sistemin hazırlık calışmalarına destek olmaya,katılmaya çalışmalıyız.
Osman Çoban
Toplumun deprem tehlikesi üzerinde yagın hale gelmiş bir sorgulamasının bulunmamaması,
Yerel ve merkezi yönetimlerinin önce yeterli bilgiye sahip olmamaları ama ondan daha çok risk azaltma çalışmasını pahalı ve gereksiz bulmaları,
Emlak piyasasının top yekün bir deprem riski azaltmak yerine bunu yeni pazar çalışmaları için canlı bir pazarlama unusuru olarak kullanması,
Siyasal erkin depremle ilişki kurmasının ancak yaşanan Van depremi gibi olaylarda oraya gidip vatandaşla ilişki kurmaya indirgemesi… tarzında esasında olumsuz bir tabloda bulunduğumuz dair güçlü sezilerim var.
Bu şartlarda anayasa yapılırken deprem ve genelde doğal afetler mesleleri anayasaya nasıl girer, biraz tereddütlüyüm.
Melek Genli
Bizde anayasa tartışmaları siyasal söylem yarışından öteye malesef gitmiyor. En temel yaşama hakkına dair olan güvenli çevrede yaşam isteği bir halkın temel meselesi olamıyor ve yeni anayasa çalışmalarında bu konu müzakere bile edilmiyor.