Osmanlı Altın Çağının Mimarı Sinan

2 Dakika Okuma Süresi

Yazar: Ernst Egli
Yayınevi: Arkeoloji ve Sanat

19622.jpgBüyük Sinan veya diğer namıyla Koca Sinan, tarihin en büyük mimari kişiliklerinden biridir. Yapıtları, bir zamanlar olduğu kadar bugün de olağanüstü bir yazgıyla büyük bir devre özgü görevleri karşıyarark bir insanın erişebileceği en büyük ustalık becerisini dile getirmektedir. Sinan, zamanının bir anıtı tasarlayabilme şansına erişmiş, seçkin ve böylece kendi kişisel yaşamını da anıtlaştırma kayrasına ulaştırmış ölümsüzlerinden biri olmuştur.

Buna rağmen Türk dünyası dışında pek az tanınmakta ve yapıtlarına yaraşan değer verilmemektedir. Gazeteler, broşürler, araştırmalar, dipnotları ve konferanslarda Sinan’la ilgili olarak çok ayrıntılı ve dağınık bilgiler verilmesine karşılık bunlar, durgun bir yüzey üzerinde yelken açarak bilinen kıyılardan derinlemesine bilgi sahibi olmaksızın uğrayıp geçmeğe benzemektedir. Batı sanat tarihi, eldeki zaten az olan veriyi yanlış veya doğru kopya etmekle ve Sinan’ın kökeni konusunda dahi kasıtlı ikircik yaymakla yetinmiştir.

1 Yorum

  1. Hayati Binler

    Sanırım kitabın arka kapağındaki iki husus ki;
    1- “Yapıtları, bir zamanlar olduğu kadar bugün de olağanüstü bir yazgıyla büyük bir devre özgü görevleri karşıyarark bir insanın erişebileceği en büyük ustalık becerisini dile getirmektedir.”
    2- “Buna rağmen Türk dünyası dışında pek az tanınmakta ve yapıtlarına yaraşan değer verilmemektedir. … Batı sanat tarihi, eldeki zaten az olan veriyi yanlış veya doğru kopya etmekle ve Sinan’ın kökeni konusunda dahi kasıtlı ikircik yaymakla yetinmiştir.”

    Bu hususlara katılmamak mümkün değil. Ancak tanıdığımız sandığımız bizlerin de “TAM” olarak yani bütün yönleriyle tanıdığımız ise maalesef söylenemez. Bizde Sinan’ı inceleyenler ve yüceltenler Sinan’ın devrinin en büyük mimarı olduğunu, şimdi bile anlamaktan ve onarmaktan aciz bulunduğumuz eserler vücuda getirdiğinden; mimarisi, nispetleri, tezyinatı, şehri oluşturması, çevre düzenlemesi ve sair hususlardan harika ve taklit edilemez olduğunu belirterek halen niçin Sinan’lar yetiştiremediğimizden habire hayıflanmaktadırlar.

    Sinan kendi başına gökten inerek, parayı bedavadan bularak, teknolojiyi ve sanat ve zanaatları icad ederek bu muhteşem eserleri yapmadı. Devrinde dünya 4 kıta iken 3 kıtaya hakim güçlü bir devlet; parasının tamamını dünyada yemeyecek kadar diğergâm sultan, paşa ve halk tabakası; iyilik ve faziletin takdir edildiği manevi bir iklim; ne dediğini anlayan ve yapan usta, zanaatkâr ve zanaaatkârlar; işini Allah’tan ve haram yemekten korkarak yapan meslek erbabı ve suistimal vaki olduğunda bunları hizaya getirecek ahi teşkilatı ve loncalar vardı. İnsanların birinci gayesi her ne pahasına olursa olsun köşeyi dönmek değil, İlâhî emirleri anlayarak onları bihakkın yapma gayreti içerisinde tecelli eden bir dünya görüşü vardı.

    Şimdi projesini yapsak bile aynı camiyi yapamayız. Bunu herkes kabul ediyor ve buna hayıflanıyor. İnsanın esas temelini teşkil eden ve dünyevî işlerine istikamet veren ana, esas manevi umdeler zayıfladığı için günümüzde yapılan gayr-i ahlâkî hususları burada lüzumsuzca zikretmeye zaten gerek yok, herkes biliyor ve yaşıyor zaten.

    Bilimi ve tekniği sadece takip etmek onu yapabilmek yetmiyor. Onu bihakkın yapabilecek manevi motor olan ahlâkî ve moral değerler gerekiyor. Dahası muhteşem ve taklit edilemez gördüğümüz statik hesaplar, mimarî şekil ve her nevi tezyinatı oluşturan ve altında yatan fikir, felsefe temelinin yani manevî değerleri bihakkın bilmeden, o eşsiz şekil ve hesapları anlamamız da mümkün değil. Anlamadığımız bir şeyi ise zaten yapmamız ve taklit edebilmemiz de mümkün değil. Bunu da sadece Türkiye’de bulunan yaklaşık 80.000 kopya ve taklit camilere bakmak anlamak için yeter de artar bile. İşin daha üzücü tarafı ileri olarak gördüğümüz ABD ve AB ülkelerinde bile bu sevimsiz ve nahoş kopya ve taklitlerin yapılıyor olması.

    Bu konuda yol almak için daha katedeceğimiz çok yol var. Sinan’ı tam anlamak için onun yetiştiği siyasi, ekonomik, teknik, mimarî, manevî ortamı objektif olarak öğrenmek ve değerlendirmek zorundayız. Ancak bunu takiben elde ettiğimiz verileri günümüze irca ettirerek günümüzü yansıtacak kendi mimarimizi, sanat ve üslûbumuzu bulup oluşturabiliriz. Değilse boş boş konuşur bugüne kadar yaptığımız gibi hayıflanır dururuz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir