Barry Bergdoll ile “Tasarımcı Kadınlar”

5 Dakika Okuma Süresi

BeverlyWillis Mimarlık Derneği ve Modern Sanatlar Müzesinden oluşan bir ekip, “modernizmde kadınlar” tartışmasını açtı. Bu hafta, Beverly Willis Mimarlık Derneği ve Modern Sanatlar müzesi birlikteliği ile “Modernizmde Kadınlar – Mimarlıkta Yer Edinmek” isimli bir kolokyum düzenlendi.

Beverly WillisKolokyum, kadınların modern mimarînin doğuşu ve tarihi gelişimi sürecindeki rolünü araştırmaya imkân sağladı. Kolokyumun katılımcıları arasında, güzel sanatlar alanında çalışmalar yapan Graham Derneği’nin müdürü Sarah Herda, Harvard Üniversitesin’de öğretim üyesi, mimar Toshiko Mori, Phaidon Yayıncılığın editörü Karen Stein ve mimari tarihçisi, Colombiya Üniversitesi Profesörü Gwendolyn Wright bulunuyordu.
Modern Sanatlar Müzesi’nde Mimari ve tasarımcılık alanında küratörlük yapmış olan Barry Bergdoll da, oturumda moderatörlük yaptı. Metropolis Magazine, Bergdoll ile kolokyum üzerine küçük bir söyleşi yaptı. Biz de bu söyleşiyi sizlere sunuyoruz.

Öncelikle çok beklenen bir soruyla başlasak mı? “Modernizmde Kadınlar” isimli bir paneli yönetiyorsunuz. Bir erkek olarak nasıl araya karışmayı başardınız?

Beverly Willis ve derneği kısa bir süre önce tanıdım. Ben müzedeki çalışmalara başladığımdaysa, birlikte bir şeyler yapmak üzerine konuştuk. Yapacağımız iş ise, onların bir süredir yapmak isteyip bir türlü fırsat bulamadıkları bir iş oldu. Konu üzerine ilk toplantıyı daha önce gerçekleştirmişlerdi, ikincisi için sabırsızlanıyorlardı. Ben de, “Niçin etkinliğiniz için size ev sahipliği yapmıyoruz?” dedim. Birlikteliğimiz böylece başlamış oldu.

O halde, kadınlar modernizmin neresinde?
Bu sorunun çok enteresan olmasının sebeplerinden biri, sanki 20 yıl öncesinde sorulan bir sorunun bugünlerde yankı bulmasıymış gibi duruyor. Sorulan sorunun bağlamında, modernizmin ortaya çıktığı zamanlardan beri çok şeyin değişmiş olması yatıyor. Bu tartışmayı eğer bugün yapıyorsak, mimarlık mesleği içerisinde çok fazla kadının ön plana çıktığı, görünür olduğunu yadsımamak gerekli. Tabii ki, daha önceki yıllarda kadınların tamamen bu meslekten dışarı itildiğini söylemeye çalışmıyorum. Ancak, eskiden, kadınların bu camiada var olabilmesini çok zorlu bir mücadeleye çeviren bir mekanizma bulunuyordu ve bu bugün bile tam olarak aşılmış değil. Üstelik, şu zamanda görülebilir olan kadın mimarların da bir çoğu bir çift olarak isim yapmış olan mimarlar olarak karşımıza çıkıyor.

Barry Bergdoll

Sizin en beğendiğiniz kadın mimarlar hangileri?

İlk olarak Liz Diller’a gerçekten hayran olduğumu belirtebilirim. Önemli bir sanatçı ve eserlerinde bir politik duruşu da hissettiriyor. Billie Tsien da çok zeki bir mimar olarak karşımıza çıkıyor. Tabii daha tonlarca böyle mimardan bahsetmek mümkün. Margaret Helfand açıkça çok iyi bir mimar. Ayrıca onun bulunduğu pozisyonda olmak isteyen pek çok erkekle gerçek bir savaşa girmiş ve o savaşı kazanabilmiş bir kadın olduğunu da söyleyebilirim. Zaha ise bir sanatçı figürü oluşturmuş durumda. Bu figür de erkekler tarafından da benimsenmiş. Bu sebepten de erkekler dünyasına girmek zorunda kalmış bir kadın da değil.


Gwen Wright

Bazıları Zaha’yı beğenirken, diğerleri de Liz Diller gibi mimarları beğeniyor. Ama, Zaha ve Liz gibilerine daha çok ihtiyacımız yok mu?
Ben bu ikisinden çok daha fazla mimarın bulunduğunu ve onların da birer model olabileceğini düşünüyorum. İkisini de yanlışsız mimarlar olarak kabul edemeyiz. SOM’un mimarlarından Marilyn Taylor’ı örnek olarak alabiliriz. Tamamen şirket adına yapılan işler içerisinde yer alıyor olsa da sesini çok da güçlü bir bizimde duyurabilen biri kendisi. Ayrıca, çok da saygı gören bir mimar. Bunun yanında, bana göre kendi geniş çalışma alanında, özellikle kentsel projeler ölçeğinde önemli hedefleri gerçekleştirebilmiş bir kişi. Ben genelde mesleğin iç yapısını bilen biriyim. jürilerin, okullardaki tartışmaların, yönetim komitelerinin içinde bulundum. Oralarda da gözlemlediğim de, Taylor’ın çok meydanda bir mimar olmadığı, ama o farklı bir model.

Karen SteinBu sorunsalın içerisinde basın da yer alıyor.

Zaha gibi biri, ne kadar eleştirilirse eleştirilsin, kadınlara karşı yapılan ayrımcılığı oldukça kırabilmeyi başardı. Onun gibi, kimlikli projeler yapan kadın dekanlar, mimarlık bürosu sahibi kişiler de var. Örnek vermek gerekirse Toshiko Mori ve Nasrine Seraji bunlardan ikisi.

Sizce bunun gibi bir panel yerine “modernizmde mimarlar” isimli bir paneli düzenlemek daha mı doğru olurdu? Bu konunun üzerine bu şekilde gitmek de bir nevi “cinsiyetçilik” olarak algılanabilir mi?

Sanırım bu soru mimarlığın çok ötesine gidiyor. Biz ne zaman bu kimliklerin ayrımcılık yarattığı politikaların dışına çıkabileceğiz? Sanırım bu tür konferansları yapmaktan bitkin düşmeye, tartıştığımız konuları gereksizleştirmeye başladığımızda bunu başarabileceğiz. Ancak, henüz böyle bir doyuma erişebilmiş değiliz, üstelik cinsiyetle ve ırkla ilgili yapılan tartışmaların ekonomik durumlardan bağımsız tartışılması oldukça yapay kalıyor. Başka bir tabu daha var, kadın ya da erkek olsun, mimarların kişisel servetlerinin varlığı ve yokluğu ile doğru orantılı olarak bu konunun ne kadar tartışıldığı…

Hazırlayan: Eva Hagberg
Kaynak: metropolismag
Çeviri: mimdap

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir