Rus Mimar Yury Grigoryan ile Rusya’da Mimarlık ve Sürdürülebilirlik

14 Dakika Okuma Süresi

Söyleşiyi yapan: Seval KALKAN

Arkimeet kapsamında geçtiğimiz ay İstanbul’da konferans vermeye gelen Rus mimar Yury Grigoryan ile projeleri, Rusya’da mimarlık ve sürdürülebilir mimarlık üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

• Kendinizden ve mimarlığa nasıl başladığınızdan bahsedebilir misiniz?

111.jpg

Moskova Mimarlık Okulu’ndan 1990’da mezun oldum. Ardından 4 genç mimar olarak küçük bir mimarlık bürosu açtık. Bunun iki nedeni vardı. İlki, o dönemin kötü bir ekonomik koşulları nedeniyle hiçbir iyi mimar çalışmıyordu ve deneyimli ve açık fikirli bir mimarla çalışıp deneyim kazanmak mümkün değildi. İkincisi, devlete bağlı mimarlık enstitüleri için çalışmanın mümkün olmadığını fark ettik çünkü oralarda genellikle eski teknolojilerle 300 kadar kişi çalışıyordu. Bu da o dönem bizim için çok zor bir durumdu. Biz de sayısı çok fazla olmayan özel kurumla çalıştık. Ve bazı uluslararası yarışmalara katıldık ancak pek başarılı olamadık. Ama bunların bize dayanıklılık kazandırdığını ve bizi demokratik bir yapıya dönüştüğünü düşünüyorum.

Ardından 1999’da 10 kişilik yeni bir büro kurduk ve şu an hala bu ortaklarla çalışıyoruz. Daha fazla özel kurumdan iş almaya başladık, sanırım ekonomik durum şu anda daha iyiye gittiği için olabilir. O dönemde belki de bize iş vermeleri daha riskliydi, bilmiyorum. Ama şu anda bizimle çalıştıkları için memnunlar çünkü biz özel bir şeyler yapmak istiyoruz ve bu da hem onlar hem de mimarlık dünyası için yeni bir şey oluyor.

Şu anda 11 yıldır bu büroyla devam ediyoruz. Ben daha çok eğitim vermeye yöneldim ama bir yandan büroyu nasıl büyütebileceğimizi de düşünüyoruz, artık çalışan 25 mimarız. Krizden önce 40 kişiydik ama bence çok da başarılı bir deneyim değildi bu. Çok sayıda kurumla çok fazla iş yapıyorsanız, zamanınızın büyük bir kısmını proje yapmaya ya da düşünmeye o kadar ayıramamaya başlıyorsunuz. Artık bu daha küçük bir sorun ve daha iyi idare ettiğimizi düşünüyorum.

• Mimarlık alanında çalışmaya başladığınızdan bu yana ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Bence yaşadığım asıl zorluk benim kendimden kaynaklandı… Bence herşey kendi içimde gizli. Dışarıdaki herşey gayet iyi, yeter ki zeki bir şekilde çalışıp herşeyi iyi hale getirmeyi başarabilesin. Biz anlamaya yetecek kadar hızlı ve zeki değildik. O nedenle dış dünyayı suçlayamam. “Bu müşteri, şu teknoloji ile sorunlarımız var” diyemem, yeteri kadar deneyimimiz yok. Çünkü bir önceki nesil gibi iyi bir mimarın yanında işe başlayıp onunla büyük konut projeleri yapma ve öğrenme şansımız olmadı ne yazık ki. Biz herşeyi kendimiz yaparak öğrendik ve tüm hatalar bizim hatalarımızdı. Bizim sorunumuz hep bu oldu.

71.jpg

• Kanunlar, yönetmelikler, hükümet gibi konularla ilgili sorun yaşamadınız yani…

Hayır, biz bunlarla sürekli ilgileniyoruz ve bence her türlü kanun ve yönetmeliğin bulunması müthiş bir şey. Çünkü bunlar olmadan herkes sizi suça yöneltir. O nedenle tüm kanunları seviyoruz ve onlara minnettarız. Herşey yasaklanırsa bu bizim lehimize olur. Çok özel bir şeyler yapma şansına erişiriz.

Sorunuzu çok iyi anladım tabi ki ama bence bununla ilgili hiçbir zorluk yok. Herşey mümkün ve her türlü müşteriyle her türlü projeyi gerçekleştirmenin uygun bir yolu mutlaka vardır. Ama bazen tabi çılgın, zengin ve iyi eğitim almamış bir müşteriyle karşılaşabiliyoruz ve bizden çok klasik bir ticari yapı yapmamızı isteyebiliyor. Bu da çok büyük bir sorun değil ki zaten genellikle bize gelmezler bunun için. Ama bizim vizyonumuza göre çağdaş mimariyi iyi bir şekilde yapabiliyorsak, çağdaş klasik bir ticari yapı da çok daha iyi yapabiliriz. Çünkü şu anda zor olan asıl klasik mimari yapmak, yoksa ticari yapının nasıl olduğunu herkes bilir. Artık çağdaş klasik ticari yapılar isteniyor çünkü tipik modern mimari artık sıkıcı hale geldi. Eğer sıkıcıysa insanları rahatsız eder. Bu durumda tabi onların hoşuna gidecek şeyleri yapmamız gerekir ve bunu kendi dilimizde yapabilirsek çok iyi.

• Yaşadığınız sorunların genel olarak deneyimsizlikten kaynaklandığını söylediniz. Peki örneğin 10 yıl içinde, deneyimleriniz arttıkça daha az sorunla karşılaşacağınıza inanıyor musunuz?

Tabi ki bu bir kural değil ama Rusya’da herkes mimarlığın 50 yaşından sonra başladığına inanır! Ben şu anda 44 yaşındayım, sanırım 6 yıl sonra herşey daha kolay olacak…

10.jpg

Artık büyük hatalardan kaçınmaya çalışıyorum. İnsani ölçülerden bahsetmiyorum, ölçeği kaçırırsanız çok büyük bir sorun olmaz, büyük hatalar detaylardadır. Bazen bundan kaçabiliyorum. Diğer bir konu da ne yaptığın, yaptığın şeyin neye benzediği ve nasıl çalıştığı, onunla nasıl bir ilişki kurduğun, bütçenin gerçekle ne kadar bağlantılı olduğu vs. Hedef de bence çok önemli, örneğin biz sadece proje yapmıyoruz, biz sanat projeleri yapıyoruz. Daha doğrusu sanat ile mimarlık arasında bir şey yapıyoruz. Bence bizim yaptığımız şey oldukça eğlenceli ve gerekli çünkü bu iki disiplin arasındaki sınırları belirsiz bir hale getiriyor.

Bizim “Ahşap Ev” projemiz mimarlık açısından bir pavyondu. Ve pavyon da eski dönemlerde mimarinin üç açık öznesinden biridir: Mezar, Anıt ve Pavyon. Bu alan açık. Mezar ve anıt yaparken de sanat yaparsınız çünkü bir işlev yoktur arada da. Ve pavyon yaparken doku açık formlar alabilir ve mimarlık ile sanat arasında geçiş yaşanabilir.

24.jpg

• Tasarım sürecinizden bahsetmek istiyorum. Arkimeet sunumunuzda projelerinizi gösterirken sanki belirli bir form ya da soyut bir şekilden yola çıkarak proje tasarımına başlıyorsunuz gibi anlattınız. Bu sürecin nasıl işlediğini açıklayabilir misiniz?

Oldukça basit aslında. Öncelikle ne yapmaya çalıştığımızı anlamamız gerekiyor. Bizce herkese ne yaptığımızı ve neden bu şekilde yaptığımızı anlatmak çok önemli. Örneğin bir ofis yapıyorsak ofis binalarında sorunların neler olduğunu ortaya koymalıyız. Amacımız analiz ettiğimiz sorunları, fırsatları vs bir noktada toplamak. Örneğin sessizliğe ihtiyaç duyuyorsak yapacağımız şeyin sessizlik hissini de vermesini isteriz. Bu ofis binasının bir şekilde sessiz bir yer olması gerekir. Sessizlik form ve işlev açısından nedir ve insanlar sessizlik formunda nasıl hareket ederler, yüzeyler nasıldır, cephe nedir, ışık nasıl girer ya da çıkar gibi konuları tartışırız. Ardından bunu en iyi şekilde karşılayacak ve en düşük bütçeli, dekore edilmiş mekanın nasıl olabileceği konusuna geliriz. Ve bunu daha önce kullanılmamış bir şekilde nasıl yapabileceğimizi araştırırız ki işte işin asıl önemli ve zorlu kısmı burasıdır. Bundan sonrası kolaydır, alana gidip ne hissettirdiğine bakılır. Eğer o hissi veriyorsa, yapmak istediğinizi yapabilirsiniz demektir.

14.jpg

En kötü pozisyon sessizlik yaratmaya çalışırken gürültü üretmektir. Bu bir felakettir ve anlarsınız ki herşey bir hiç içindir.Kimi projelerde de gerçekten işlev çok önemlidir. Cepheyi mesela sadece taştan bir kutu şeklinde yapabilirsiniz, ya da belki hiç cepheye ihtiyaç bile duymayabilirsiniz, fark etmez. Neyin önemli olduğunu, ne yapmaya çalıştığınızı müşteriye değil mekana, doğaya, kendinize açıklamanız çok önemlidir. Yöntemimiz bu. Belki bir çeşit meditasyon.

Dev araştırmalar yaptığımız projeler oldu ve sonuçta hiçbir yere varamadığımız. Her durumda bu tamamen çok büyük bir enerjinin sonucudur. Bu enerjiyi 6 ayda ya da yarım saatte bir projeye dönüştürebilirsiniz.

• Sunumunuzda görsel tasarımcılarla çalışmadığınızı söylemiştiniz. Ancak tasarımların içinde ayrıca detaylı tasarımlar da yapıyorsunuz. Bir mimar olarak o kadar detaya inmek nasıl bir şey?

Bence bu çok önemli bir soru. Bazen güzellik etkisini yaratabiliyoruz binada. Bu bir dekor değil ama bir çeşit lisan olarak düşünebilirsiniz, bazı sembolleri var. Yeni değil ama gerekli görsel dili bulmaya çalışırız. Ve firmamızda çok detaylı sanat projeleri yapabilen yetenekli mimarlar var. Belki çok da gerekli bir şey değildir, bu bizim mimari kültürümüzün bir parçası.

44.jpg

Şu anda pek çok mimar tarafından bu dekorasyon kullanıldığı ve genel bir trend haline geldiği için biz artık kullanmamaya çalışıyoruz. Bizim için önemli olan binanın neye benzediği. Binanın size neyi nasıl anlattığı. Konu bu.Sanatçılarla çalışmaya çalıştım. Ama ben çok zor bir müşteriyim. O nedenle sanatçılar değil de görsel sanatlar üretebilen insanları büromuzda bulunduruyoruz, bizim için daha anlamlı oluyor.

• Projelerinizde ses-sessizlik, ışık-karanlık gibi öğelerle sıkça ilgileniyorsunuz ama bunu geleneksel bir şekilde değil çok daha yaratıcı biçimde yapıyorsunuz.

Herşey mimarinin bir parçasıdır, perde dahi. Ancak tabi kumaştan yapılmış perdeler kimi zaman mimari bir öğe iken kimi zaman da dekorasyonun bir parçası haline gelirler. Biz mimarlara göre önemli olan bunu bir mimari öğeye dönüştürmektir. Bize göre herşey mimari bir konudur.

Örneğin İsrail’de yaptığımız projede konumuz güneşten korunmaktı. Tel Aviv’de alüminyum jaluzi benzeri panjurlar kullandıklarını fark ettim ve bence bu oldukça kötü gözüküyordu. Gündüzleri mağazaların kapanmış hallerine benziyorlardı ve kent bir bakıma kör oluyordu. Herkes güneşten korkuyordu ve kutu biçimli evlerin içinde oturuyorlardı ve içeriden ya da dışarıdan hiçbir şey gözükmüyordu.

34.jpg

Orada geliştirdiğim “hareketli cephelerle” şimdi başka bir proje daha yapıyorum. Burada da ahşap jaluziler kullanılıyor ama insanlar artık insanlar onları kullanmak istemiyorlar. Perdelerin mimarinin bir parçası olup olamayacağını araştırıyorum. O dönemde de teknoloji yardımıyla bu alüminyum körlüğü yok edebileceğimizi düşündüm. İnsanlar da artık bunları kullanmak istemiyorlarsa yeni bir şey bulup yeni kararlarla bunu değiştirmek gerekir. Bu noktada hareketli duvarlar devreye girdi. Oldukça pahalı bir karardı açıkçası ama buna gücü yetebilen biri istemişti neyse ki. Biz aslında bu fikri Moskova’da hayata geçirmiştik ve işe yaramıştı. Başka bir durumda başka bir karar almamız gerekti… vs.

62.jpg

Sonuçta bizim için herşey mimarinin bir parçası, o nedenle hareketli duvarlar da doğal bir sonuç bence.

• Tiyatro projenizde, gece performans sergilenirken gündüz duvarlar açılarak bu mekan kamusal alan olarak kullanılıyor. İç mekan-dış mekan, açık mekan-kapalı mekan vurgularını nasıl tasarlıyorsunuz? Bence çok çarpıcı bir örnekti.

52.jpg

Burada öncelikli konu binanın görsel şeffaflığıydı. Çünkü özel mekanla kamusal mekanlar arasında belirli sınırlar vardır, duvarlar genellikle bu sınırı oluşturur. Tıpkı İstanbul’un surları gibi, mimarlık ve kentsel planlamada sınırlar duvarlarla çizilir. Biz önce duvarda pencere yapmamayı düşündük ama bu durumda hiç gün ışığı alamayacaktı. Diğer bir alternatif olarak cam duvarları düşündük ama bu durumda da ne güneşten korunma sağlanabilirdi ne de görsel bir korunma. Eğer normal duvarlara pencereler yaparsanız dikdörtgen ya da ne şekil isterseniz, o zaman biraz güneş koruması ve görsel koruma sağlayabilirsiniz. Tüm tarihi mimarlık da böyledir.

Ancak bugün teknoloji size yeni imkanlar sunabiliyor. Duvarların katmanları artık daha küçük, iki katlı ya da üç katlı vs yapabilirsiniz ve farklı duvar biçimlerini yaratabilirsiniz. Bizim için duvarı kullanmak çok ilginç bir konu. Özellikle penceresiz, sade duvarları kullanmak konusunda kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz çünkü en zor şey penceresiz duvar yapmaktır.

Benim asıl konum nasıl göründüğü, ne işe yaradığı. Burada da işlevsel bir duvar kullandık.

• Yine sunumunuza dönmek istiyorum. Dediniz ki “Rusya’da sürdürülebilir mimarlık yapmak oldukça zordur”…

81.jpg

Aslında zor demek çok doğru değil, evet. Bence bu mimari bir sorun değil. Bence bu daha çok politik, kültürel, etik ve bölgesel bir sorun. Sonuçta hayatınızı nasıl yaşadığınızla, doğaya ne yaptığınızla, çevreyle ile ilgili ne düşündüğünüzle, fakir olup olmadığınızla, içinde yaşadığınız toplumla ve yaşadığınız ortamda gerçekten sürdürülebilir mimarlığa ihtiyaç duyup duymadığınızla ilgilidir. Elbette mimarlık çalışmalarına bunu katabilir, yeni sistemler üretebilir bir yandan. Ama diğer yandan daha çok bir mühendislik, teknoloji sorunu. Eski mimari aslında kesin olarak sürdürülebilir mimaridir. Rusya’da örneğin 200-300 yıl önce yapılmış hemen hemen tüm binalarda doğal havalandırma olduğunu görebilirsiniz. Şimdi ise insanlar bunu nasıl yapacaklarını bilemiyorlar. O yüzden anlayabilmek için bilgisayar modellerini kullanıyorlar.Bu tabi ki önemli bir sorun. Tüm mimari sorunlara çözüm bulmanıza da yardımcı olabilir. Herkes yapabildiği kadar sürdürülebilir mimarlık yapmalıdır. Ama bu nerede nasıl bir projeyi kiminle yaptığınıza bağlı.

Elbette, yerel olarak en iyi çözümü bulmak, örneğin buradaki arkadaşların söylediği gibi, İstanbul’da depreme yönelik mimari çözüm bulmak çok daha önemlidir ve hatta sürdürülebilirliği sağlar. Rusya’da örneğin çok kötü bir iklimimiz var ve genellikle insanlar çok fakir. O konuda ne yapmalıyız? Şimdi herkes enerji etkin projeler yapmaya çalışıyor ama gerçekte ihtiyacımız olanı ve fırsatlarımızı iyi değerlendirmeliyiz.

9.jpgBurada müthiş bir boğaz manzaranız var, herkes boydan boya cam ister evine ama bu aşırı ısınmaya neden olur ve içeriye klima eklemek gerekir… Demek ki boydan boya cama izin verilmemeli. Eğer verilecekse de belirli miktarda güneş paneli kullanmak zorunlu olmalı… Bu zor değil, belirli kurallarla işleyebilir. Elbette mimarlığa büyük etkileri olacaktır ama gerekliyse yapılabilir.

Sürdürülebilirliğin ne olduğunu öncelikle tartışmak gerek bence. Eğer mimari çok sıkıcıysa ve çevre kötü gözüküyorsa, sürdürülebilir mimari yapmanın anlamı yok, etkin olur belki ama sıkıcıdır ve kimse yapmak istemez. Eğer insanlar memnun ve mutluysa ve sürdürülebilirlik onları hayatta tutabiliyorsa, belki de amaç budur.

• Son olarak, sizce mimarlığı gelecekte neler bekliyor?

Mimarlığı neler beklediğini bilmiyorum ama kendi beklentilerimden bahsedersem, daha iyi mimarlar, daha etik mimarlık, daha çok mimar vb… Mimarlar eğer doğa ve toplum arasında bir denge bulabilirlerse, bence gerçekten hayal bile edilemeyecek, gurur verici bir mimarlık dünyası kurulabilir. Bugün öyle değil, bugün toplumla mimarlık çok farklı yönde gidiyor, elbette bunu başarabilen çok iyi mimarlar da var ancak sayısı çok az… Eğitim bunu başarmanın temeli olacaktır bence.

• Çok teşekkür ederiz.

Ben de teşekkür ederim.

5 Yorum

  1. Meltem Alucralı

    Konstrüktivist olacak:)

  2. Lalehan

    Rusların ünlü dekonstrüktif dönemi bittikten sonra ve ekonomik açıdan dağılmanın eşiğinden döndükten sonra dünya trendlerini taip etmeye başlamış. Şimdi tekrar kendi sentezine yönelecektir sanırım. Zira ülkenin bir geleneği var tabi.

  3. mehmet akça

    sürdürülebilirlik başlıbaşına mimarlığın sorunsallarından biri. sonuçta mimari ürün ve doğanın dengesi hep yıllar boyu konuşulacak konuların başında gelecek.

  4. Alican Güler

    Mimarlığın evrensel kaygıları olduğu, iş yapma yollarının ele alınışında müşteri ile girilen diyaloglardaki gerilimli ya da geri dönüşümlü gitgellerin hayata geçişi sırasındaki ilerlemelerin projenin bir parçası olduğu söyleşinin bütününde görünüyor.

  5. Lalehan

    Yury genç bir mimar aslında ama hayat felsefesini var olan olanakların içinde daha çok yaratmaya yönelik olarak kurmuş. yasa ve yönetmeliklere saygılı mesela ve “Ama bazen tabi çılgın, zengin ve iyi eğitim almamış bir müşteriyle karşılaşabiliyoruz ve bizden çok klasik bir ticari yapı yapmamızı isteyebiliyor. Bu da çok büyük bir sorun değil ki zaten genellikle bize gelmezler bunun için.”
    anlaşılan Rusya’da bile mimarlık piyasası daha iyi ya da beklentiler değişik ve mimarın önü daha fazla açık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir