Hürriyet Gazetesinden Miraç Zeynep Özkartal’ın Prof Dr. Mete Tapan ile yapmış olduğu söyleşiyi izleyenlerimize aktarıyoruz. “Mimdap”
“BjK Plaza ‘Elim kırılsın’ dediğim bir karardır”
Emek Sineması, Tarlabaşı, Mecidiyeköy Likör Fabrikası, AKM… Ne zaman haklarında bir tartışma yürüse görüşüne başvurulan bir numaralı isim, mimar Prof. Dr. Mete Tapan. Çünkü o 2 numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu Başkanı. Başkanıydı daha doğrusu… Kısa bir süre önce sessiz sedasız ayrıldı bu görevinden.
25 yıllık koruma kurulu tecrübesi olan Mete Tapan’la ayrılış nedenini, kararlarını, İstanbul’un hali pür melalini konuştuk.
Miraç Zeynep Özkartal: Koruma kurulundan neden ayrıldınız?
Prof. Dr. Mete Tapan: Ayrılışımın yüzde 90 nedeni derdimi anlatamamak. 25 senedir bu işin içindeyim. Bu işlerde en önemlisi, insanların ekiplerini kurabilmeleri. Ama bizde ekip kurmak çok zordur. Özellikle de devlet kadrolarında. Çalışma ortamını değiştirmek, bunun için de yasayı değiştirmek lazım.
Miraç Zeynep Özkartal: Nasıl bir değişiklikten söz ediyorsunuz?
Prof. Dr. Mete Tapan: Siz beni alıyorsunuz, hoca diye getiriyorsunuz. Bir kere her hoca bu işten anlamaz. Ben de ilk 1987’de Koruma Kurulu’na tayin edildiğimde tecrübem yoktu. Ama hiç değilse bu konuda çalışmalarım vardı. Kurul üyelerinin nitelikleri çok önemli. Türkiye’de 35 koruma kurulu var ama o kadar uzman yok. Bu durumda koruma kurulları saygı gören kurumlar olmaktan uzaklaşıyor.
“Emek Sineması’nden başkası sorumlu, yanındaki Ağa Camii’nden ben. Olur mu böyle şey?”
Miraç Zeynep Özkartal: Ayrılma nedeniniz bu mu?
Prof. Dr. Mete Tapan: Bir miktar evet. Çok üzüldüğüm meseleler var. Biri, 5226 sayılı yasayla yenileme alanları çıktı. Şurası Beyoğlu; Ağa Camii var, biraz ilersinde de Emek Sineması. Emek’e Yenileme Kurulu karar veriyor, Ağa Camii’ne Koruma Kurulu. Böyle bir şey nasıl olabilir?
Miraç Zeynep Özkartal: Yenileme kurullarının oluşturulmasıyla bypass edildiğinizi düşündünüz mü?
Prof. Dr. Mete Tapan: Düşündüm. Bu yasanın çıkışında sözde İçişleri Bakanlığı’nın talebi var. Öyle gözüküyor. Bu değişikliği hâlâ kabul edemiyorum. Güya bizim kriterlerimize göre karar vermeleri gerekiyor. Bizde bir projenin geçmesi dört-beş ay sürer, herhalde burada daha çabuk sonuç alınır diye düşündüler.
Miraç Zeynep Özkartal: Yenileme kurullarının kararlarına bakınca kötü niyet arıyor musunuz?
Prof. Dr. Mete Tapan: Ben kötü niyet kelimesini kullanmam; çünkü kişiyi nasıl bilirsiniz, kendiniz gibi. Kötü niyet vardır dediğiniz anda ispat etmeniz gerekir. Eğer aynı konu hakkında Yenileme Kurulu başka, Koruma Kurulu başka karar verebiliyorsa o zaman sistemde bir bozukluk vardır. Tabii isteyen başka türlü yorumlayabilir. Zaten karar verme süreci yoruma açık; kriterler yoruma açık.
Miraç Zeynep Özkartal: Nasıl?
Prof. Dr. Mete Tapan: Mesela koruma ilke kararlarından biri “Restorasyon projesi yapının kontr ve gabarisinde olur” diyor. Ki bunun imkanı yok, biz kat ilaveleri ya da ek binalar veriyoruz. Bu maddeden sonra gelen bir madde var; o da “Her müdahale biçimine kurulumuz kendisi karar verir” diyor. Ne demek bu? Hem yapamazsın hem sen karar ver.
“Beyoğlu’nda bir yılda yapılması gereken imar planı 19 yılda yapıldı”
Miraç Zeynep Özkartal: Herhangi bir kültür varlığı söz konusu olduğunda gözler size dönüyor. Koruma kurulunun kararlarının yaptırım gücü ne?
Prof. Dr. Mete Tapan: Her türlü kamu kuruluşu ve kişiler bizim kararlarımıza uymak zorundadır. Koruma kurullarının cumhurbaşkanından daha büyük
yetkisi var desem şaşırırsınız.
Miraç Zeynep Özkartal: Tabii şaşırırım…
Prof. Dr. Mete Tapan: Ama doğru. Düşünün burada bir imar planı var ve ben “Burası sit alanıdır” dediğim vakit o plan iptal edilir. Korkunç bir yetkidir bu, bilen bilir! Mesela 19 sene boyunca Beyoğlu’nda imar planı yapılmadı.
Miraç Zeynep Özkartal: Neden?
Prof. Dr. Mete Tapan: 1993’te, ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde genel sekreter yardımcısıydım. Beyoğlu’nun ve Tarihi Yarımada’nın sit alanı olmasını biz istedik. Yasa diyor ki, sit alanı ilan ettikten sonra bir yıl içinde koruma amaçlı imar planı yapacaksınız. O yapılana kadar da geçici yapılaşma koşullarıyla çalışırsınız. Bütün yetkiyi koruma kuruluna verir bu sürede.
Miraç Zeynep Özkartal: Beyoğlu’nda ne oldu?
Prof. Dr. Mete Tapan: İmar planı yapılmadığı için 1993-2011 arasında geçici yapılaşma koşullarıyla çalışıldı. 19 sene boyunca Beyoğlu için koruma kurulu karar verdi. Kimse de hayır diyemedi. İşte Türkiye’nin gerçeği bu.
“İmzaladığıma pişmanım. Ama benden evvel plan yapılmış, karar çıkmıştı”
Miraç Zeynep Özkartal: Altına imza atmaktan pişman olduğunuz kararlar var mı?
Prof. Dr. Mete Tapan: Var. O kadar da fazla değil ama var. Bir gün Gündüz Vassaf’a dedim ki, “Benim aldığım kararların yüzde 80’i yanlıştır”,“E niye yaptın o zaman?” dedi. Çünkü her şey yanlış başlamış, işlerin yarısı bitmiş, sen karar verirken de “Ben en az yanlışı nasıl yapabilirim?” diye veriyorsun. Mesela BjK Plaza… Pişmanım. Ama benden evvel plan yapılmış, karar çıkmış. Elim kırılsın dediklerimden biridir o.
Miraç Zeynep Özkartal: Topçu Kışlası’nı planda tescil ettiğiniz için de ağır eleştiri aldınız. Pişman mısınız?
Prof. Dr. Mete Tapan: Bizim Topçu Kışlası’nı tescil etmemiz ihya etmek demek değil ki. Galata’da Menderes operasyonu sırasında kaldırılmış bir cami var, onu da tescil etmiştik. Bir de not düştük: “İhya edilmesi düşünülen binaların hiçbiri illa ihya olacaktır diye anlaşılmasın.” Zaten orası yeşil alan olmuş. Yeşil alanı 3194 sayılı imar kanununa göre kaldıramazsın.
“Gezi Parkı’nı kaldırmak yasaya aykırı, tartışmalar beyhude”
Miraç Zeynep Özkartal: Gezi Parkı için de bu geçerli mi?
Prof. Dr. Mete Tapan: Tabii ki. Bütün bu tartışmalar beyhude. İkincisi, bu binanın rekonstrüksiyonu için belge ve bulgunun yeterli ölçüde olması lazım.
Miraç Zeynep Özkartal: Var mı?
Prof. Dr. Mete Tapan: Yok. Var diyorlar ama önümüzde hiçbir belge gelmedi. Ayrıca ben Taksim’in bir meydan olduğuna inanmıyorum. Hasbelkader oluşmuş bir alan. Bizim mimarimizde meydan kavramı yoktur. Hani selatin cami, selatin cami diyorlar ya; avlu vardır, orada cuma namazında toplanırlar. Yoksa Osmanlı’da öyle gidelim meydanda toplanalım imkanı mı var? Sultanahmet Meydanı da Bizans’tan kalma at meydanı olduğu için var. Bizim şehircilik anlayışımızda batıdaki gibi bir meydan kavramı yok.
“Kuruldan ayrıldım ama içim rahat değil, olumlu bir yaklaşım olursa geri dönerim””
Miraç Zeynep Özkartal: Peki kışlayı tescil ederek bir gün oraya yeniden inşa edilmesinin yolunu açtığınızı düşünmüyor musunuz?
Prof. Dr. Mete Tapan: Hayır düşünmüyorum. Bizim tescilimiz yalnızca “Burada bu bina vardı” demek, hepsi bu. İstedikleri kadar eleştirsinler bizleri. Bir şeyler korunmuşsa bu sayede. Çünkü bu halk Ayasofya’nın yanına gökdelen dikerdi. Hala da dikebilir. Bir zamanlar yükselti olarak minareler vardı, neden şimdi gökdelen olmadı diyen üniversite hocaları biliyorum.
Miraç Zeynep Özkartal: Peki şimdi koruma kurulundan ayrıldınız. İçiniz rahat mı?
Prof. Dr. Mete Tapan: Hayır değil. Eğer devlet politikası açısından olumlu bir yaklaşım olursa geri dönerim.
“Likör fabrikası arazisindeki gökdelenlerin üzerini bizzat çizdim”
Miraç Zeynep Özkartal: Mecidiyeköy’deki Likör Fabrikası sizin itirazınıza rağmen yıkıldı. Nasıl oldu bu?
Prof. Dr. Mete Tapan: Üzüldüğüm şeylerden biri de bu. Geçen Ağustos’ta 648 sayılı bir kararname çıktı. Kültür ve tabiat varlıklarını ayırdılar; iki farklı kurul oldu. Artık Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı.
Miraç Zeynep Özkartal: İtiraz etmediniz mi?
Prof. Dr. Mete Tapan: Ben kavga etmekten yana değilim. Mahkemeye gidelim, oraya gidelim, buraya gidelim. Hayır. En önemli unsur diyalog. Diyalogu sağlarsanız her şeyi çözersiniz. Tabii bir de iyi niyet olacak.
Miraç Zeynep Özkartal: Likör Fabrikası’nı nasıl etkiledi bu yeni kararname?
Prof. Dr. Mete Tapan: Bize Likör Fabrikası’nın projesi geldiğinde, fabrikanın yanına yapılması planlanan gökdelenlerin üzerini çizdim. Eski binanın da altına otopark yapıyorlardı, onun da üzerini çizdim. Biz restorasyon projesini kabul ettik, yıkılıp yapılmasını değil. Ama yeni kararname diyor ki, bir parselde hem eski eser hem de tescilli anıt varsa o zaman son kararı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu verir.
Miraç Zeynep Özkartal: Size rağmen bir kültür mirasının yıkılmasının sizdeki karşılığı “Bırakıp gideyim” mi oldu?
Prof. Dr. Mete Tapan: Bu, nedenlerden bir tanesi. Etkinliğimi kaybettiğimi gördüm. Bizim itiraz ettiğimiz gökdelenler o kurulda bir iki hafta içinde kabul edildi. Halbuki yasa bu durumda komisyon kurulmasını işaret ediyor. Bize bir yazı geldi, “Son karar bize aittir” dediler. Hepsi bu.
Miraç Zeynep Özkartal: Durumun oldu bittiye geldiğini düşündüğünüz oldu mu?
Prof. Dr. Mete Tapan: Düşünsem ne olur düşünmesem ne olur. Oldu bitti tabii. Tamam; bu bina çok ellenmiş; betonarme yapıdan başka bir şey kalmamış. Buna rağmen biz kültürel varlık olarak tescil ettik. İtiraz ettiğim için diyorlar ki “Siz gökdelene karşı mısınız?” Gökdelen yapılır elbette. Ama doğru yerde… Benim iş yerim Levent’te, evim Gayrettepe’de. Her gün işten eve bir saat yirmi dakikada gidiyorum. Eğer iki kilometrelik yolu bu sürede gidebiliyorsam düşünmemiz gereken başka konular var.







7 Yorum
Zeynep Kerem
Biz bugüne kadar çarpık şehirleşme ,gecekondulaşma ve kaçak yapılara her dönem oy uğruna göz yummuş bir ülkeyiz. Bir Adalara bakın ya hiç korumasaydık ne olurdu …..kentin bu hale gelmesinde kimlerin suçu var ? Her dönemde siyaset, siyaset ,rant rant……Bıkmadıkmı bunlardan ?mimarlar, şehir plancılarımı karar veriyor bu oluşumlara hangimiz mesleğimizi doğru dürüst uygulayabiliyoruz? Yurt dışına gidip gidip ah ne güzel parklar bahçeler yollar şehircilik anlayışı deyip gelip tersini uygulamaktan zevk alıyoruz. Kent planı bir bütündür. Parsel ölçeğinde rezidanslar gökdelenler yapıp şehrin çehresini değiştirdik demekle olmaz. Nerde sosyal donatı nerde alt yapı nerde rekreasyon alanları her gördüğümüz boş parsele bizim mahalle anlayışımıza uymayan rezidanslarmı yaparak çağdaş oluyoruz?????Önce yetersiz ve hiç şerit çizgisi olmayan yolların haline baksınlar…Her yağmurda tıkanan alt yapıya baksınlar…..
Hayati Binler
Meselelerin temelinde vahşi kapitalizmin tartışılmaz galibiyeti var. Korunması gerekli alanlarda gökdelenlerin hakimiyeti bunun en tartışmasız delili. Meseleye tuz basan bir başka husus ise; son dönem kurul üyelerinin oluşumunda özellikle mimar üyelerden kaçının koruma üzerine ihtisası ve/veya çalışması var olduğudur. Koruma meselesi sade suya düz mimarların kurulda öğrenmeye başlayacakları bir mevzu değildir.
CUMHUR
bütün kurullar yasal anlamda olanın dışında aynı ilke ile mi çalışır? mesela konya ile istanbul karşılaştırılsa nasıl bir inceleme farkı vardır?
gözler hep istanbul’da
Kıvanç Demir
İstanbul’un kaderi üzerinde söz sahibi olmuş kişilerin anlatacağı daha çok şey vardır mutlaka ve bu köşelere sığmaz bunlar. Yöneticiler, iktidarlar, bina sahiplerinin istekleri ile kurullar arasındaki ilişkileri ortaya koymak gerekir. Ben çok kapalı noktalar bulunduğunu düşünüyorum.
Belki Mete hocamız bir gün bunları yazar, bir kitap hediye eder bize.
osman şahin
Bu dönem AKP tarafından yapılan kurullara müdahale az değil. Bunu önemsizleştirmeyelim. Her dönem benzerleri yapılıyordu. Şimdi sayın hocamız gibi tecrübeli kurulculara esasında çok iş düşüyordu. Anladığım kadarıyla kurul denilen yapı problemli. Kim gelirse gelsin bu ağırlıkla bürokratik çarkta boğuluyor.
Mustafa Ünal
Türkiye bir çelişkiler ülkesi, hem koruyoruz deniliyor, hem de her şeyin yasaklanması ve sadece hatalı yolların açık tutulması yüzünden korumadan başka her şey oluyor. Bu arada tamamen içlerine kapanan üniversiteler, tamamen ticarete açılan inşaat sektörü ve sözde sosyal devletin aracı TOKİ her geçen gün biraz daha bozulan çevrenin baş sorumlulurı. Hocanın hayat hikayesi, politikacılar, güç odaları, bürokrasi ile çok da bilimsel olmayan bir bilim söylemi arasına sıkışmış bir insanın dramı. Hani sormuşlar neren eğri diye…
DENİZ ARKAN
Hocanın söyledikleri yaşanmışlıklar ve ülke gerçeklerine dayalı. Fakat kendisinin de söylediği gibi kurul yapısı hep tartışmalı.
Koca İstanbul’un koruma kurulları marifetiyle ve bugününe kadar gelen korumacı anlayışlarla nereye geldiğinin de bilançosu yapılmalı. Bence mazerete “elim kırılsaydı” falan demeye gerek yok. Sürdürülebilir, çağdaş, yasakçı olmayan bir koruma anlayışı olmadığı için elde var hüzün.