Söyleşiyi hazırlayan: Hasan KIVIRCIK
“MEKANLAR, ONU YAŞATMA ARZUSUYLA HAYAT BULUR : YENİ MODA ECZANESİ”
Moda Caddesi üzerinde arkadlı apartmanların önünden geçerken rastladığınız, eski dönemlerden kalmış olduğunu hemen fark ettiğiniz bir eczane dikkatinizi çeker.Aslında kendini öne fırlatmayan, saygılı, ölçülü duruşu, mütevazi ölçüsü ile bu işyeri belki de birçoğunun gözünde önemini yitirmiş, şimdinin ışıklı parlak, vitrininde ilaç reklamları, güzellik kremleri, çeşitli oyuncaklarla dolu eczane vitrinlerinden çok farklıdır. İçeriye bakınca bir önceki döneme sizi çağırır, geçmişten izleri önünüze serer.
Kapıdan girdiğinizde bir dink sesi, arkadan hafif bir klasik müzik. Yüzyılın başında yapılmış mobilyalar ve ilaç rafları. Bu söyleşimizde böyle bir tarihi iç mekana, Yeni Moda Eczanesine, sayın Melih Ziya ‘ya konuk oluyoruz. Geçmişten, eczacılık serüveninden, Moda’nın tarihinden, İstanbul’dan ve hayata dair konulardan konuşuyoruz.

mimdap: Eczanenin tarihini bize anlatır mısınız?
Melih Ziya bey: Buranın ilk kuruluşu 1902. İstanbul Üniversitesi mezunu Faik İskender Göksel, Kızıltoprakta’ymış o zamanki yazıhanesi. Eczane- i Saadet miş ilk ismi.
1928 de iki eczaneden birinin Moda’ya getirilmesi düşünülmüş. Burada, bu binanın yani şimdiki yerimizin yanındaki dükkanı almış. Demek ki, 1928 de buraya gelmiş ve adı Moda Eczanesi olmuş.

Mimdap: Henüz eczane size geçmiş değil…
Melih Ziya bey : Evet. 1937’ye yakın bir zamanda İskender Bet vefat edince bir müddet oğlu çalıştırdı. O sırada bir tanıdığımız devredilecek bir eczane olduğunu, uygun bir durumda olduğunu babama iletmiş. Babam bu şekilde devraldı.. Babam 1925 İstanbul Üniversitesi mezunu. İlk eczanesi memleketi olan Urfa’nın Birecik kazasında Yeni Eczane adında açmış, sonra 35’e doğru Konya tarafına geçmiş; yine Yeni Eczane adında.

Mimdap: Şimdiki ismine nasıl geliyoruz?
Melih Ziya bey: 1937’de Faik İskender Beyin vefatından sonra eczaneyi devralan babamın eczanesinin daha önceki adı “Yeni” Faik İskender Bey’in devraldığı eczane ise “Moda”. Babam “Yeni Moda Eczanesi” yapmış bu yeni oluşumu. Şimdi, köşemizde Peynirci var; Faik İskender Bey O’nun dedesi oluyor Faik İskender.beyler de Moda’nın tanınmış ailelerinden.
Mimdap: Yeni Moda eczanesi babanız tarafından 1937 den itibaren Moda’da yerini alıyor o zaman.

M. Z :Tabi. Babam Urfa’lıydı, annem İstanbul’lu.. anneannem Kafkastı. Babam 1899 doğumluydu; 1943’de vefat etti babam… 17 ağustos 1999 da 100. yılını depremle kapatacaktı, demek ki 43’de vefat ettiğinde 44 yaşındaydı.
Mimdap: Çok genç…
M. Z: Öyle oldu. Babamı kaybedince onun kanuni mirasçılarına kalabiliyordu eczane. Ben daha fakülteyi bitirmemiştim. Sonra ben fakülteyi bitirinceye kadar idare etmeye başladık. Fakülte bitince 1950’den beri fiilen başladım, halende gidiyor. Buranın mobilyaları 1902 den kalma.
Mimdap: Böyle otantik, kendine özgü bir mekanda sürdürüyorsunuz hala ve tabi, Moda’da sizi tanıyanlar bilenler var; Eski Moda’lılar diyelim; giderek azalıyor mu?, sizce gelişim nasıl?

M.Z: E tabii, mesela ben 18 yaşındayken, 35 -40 yaşlarında olanların bir çoğu nakl-i mekan eyledi. Ben şimdi 76 yaşındayım. Ben de Moda da oturuyorum. Çok mühim bir yerdir Moda, çeşitli nedenlerle değişmiş olsa bile yine de ayrıcalıklı, özenli bir semttir.
Mimdap: Sizin meslek dünyanız nasıl değişti Melih Bey, birazda ondan bahsedebilir misiniz? Sizin gibi böyle ilaç yapan bir eczane görmedik şu zamanlarda ya da hala yapanlar var mı?
M.Z: Parmakla sayılacak kadar az, İstanbul’da. Eskiden her doktorun kendine özgü formülleri vardı, her bünyeye göre değişen. Ama işte şimdi çağ’da değişti, hazıra döndü. Benim mesela burada – 50’de- iki eczacı, bir kalfa bir çırak, birde ben 5 kişi çalışırdık, yapma ilaç yetiştiremezdik. Gide gide durum değişti. Yalnız bu her meslekte öyledir; insan bir şeyi ürettiği vakit mutlu olur.

Eczacılıkta şimdi şöyle bir şey var; çoğu fabrikasyona döndü, büyük sermaye – küçük sermaye… küreselleşmenin etkileri.
Mimdap: Bu kaçınılmaz bir şey mi peki?
M.Z: E tabi kaçınılmaz bir şey, – bu sistem içersinde kaçınılmaz- Çekoslovakya gibi memleketlerde hala yapma ilaç yapılıyor. Ben hiç yurtdışına çıkmadım, imkanım da vardı her zaman; ama yinede çıkmadım; çünkü dönünce mutsuz olacağım, onlarda insan bizde insanız. Büyük tezat yaşıyoruz. Bizde, olan şeyleri yıkıp beton yığını dikiyoruz, mimarlıkta öyle.
Mimarlık tabi, yaşadığı yılları, çağı aksettiren bir şey; şimdi İstanbul’a baktığınız zaman, nerde o Mimar Sinan’ın eserleri, o Cumhuriyet Dönemi mimarları. Şimdi ekseriyetle zevksiz, müteahhit mantığı… daha seri daha özensiz..yap sat yap sat…

Mimdap:Çevrenizle ve mimariyle de ilgileniyorsunuz
M.Z: Dikkat ediyorum doğrusu. Sonra şu var; belediyelerde o kadar fen işlerine bakan, mimar ve mühendis var. Örneğin depremde Yalova’da bir şey olduğu vakit, kim suçlu? Sadece müteahhit mi suçlu? -Kardeşim sen belediye olarak kontrolünü yaptın mı? Yoo geldi, kestim makbuzu aldım parayı verdim ruhsatı. Böyle bir yozlaşma var.
Mimdap : Uzun süredir gözlemlediğinize göre, bu açıdan değerlendirdiğinizde Moda’daki değişimi nasıl görüyorsunuz?
M.Z: Ben 5 yaşından beri buradayım, 71 yıldır yani. Şimdi, İstanbul olarak düşünürsek; İstanbul’un her semtinin kendine göre bir havası var, mesela Fatih. Müslüman toplumun olduğu ama öyle Arap toplumu değil, Türk, kendine göre bir din anlayışı vardır. Benim çocukluğum anneannemde geçti çoğu zaman, çocuktum… Bundan 20-25 sene evvel, bir gün, kendime sözüm vardı, Laleli, camileri gezmek istedim. Bir günde 20 tane cami gezdim, oraya uğradım, buraya uğradım. O güzelim fil ayağı dersiniz siz, yeşile boyamışlar. Süleymaniye Camiine gittim, o hani süslemeler var, eski lisanda, mimaride bir adı var onların. Onları yenilemişler, eskiyi bozup yerine yeni yeni şeyler yapmışlar, 19. 20. yüzyıla ait… halbuki orijinal gibi değil. E peki, normal bir vatandaş olarak benim aklım eriyor da, oranın herhalde bir mimarı mühendisi olması lazım, onlar nasıl mani olmuyorlar. Ama; herhalde müdür, müdürüm diyor ve böyle yap diyor herhalde. İlme kıymet veren yok.

Mimdap: Moda değince, sizin da tanık olduğunuz ünlü isimler ve bir kısmı halen sizi ziyaret eden dostlarınız kimlerdir?
M.Z: Modayı çoğunlukla zengin semti diye tasvir ederler. Halbuki Moda, benim gençliğimde de, 75’imde de, okur yazarı, yazarı çizeri bol olan bir yer. Mesela şairlerden Necip Fazıl, Şair Latif sokağında otururdu, sonra Moda’ya taşındı, sonra Büyükada da vefat etti. Ahmet Kutsi Tecer, Mühürdar’da otururdu, Ziya Osman Saba Mühürdar da otururdu, Haldun Taner de sonra Mühürdar otururdu. Gazetecilerden Vala Nurettin, Can sokağında otururdu, Nizamettin Nazif hemen ikinci köşede otururdu, Nazım Hikmet, aşağıda Çelebiler apartmanında otururdu, kızkardeşi hemen bizim karşımızda otururdu.. müzisyen deseniz…oooo
Mimdap:Nerdeyse Türkiye’nin en elit kesimi değil mi?

M.Z: Aşağı yukarı öyle. Okur yazar; zengin varlıklı değil ama. O yıllar öyle yani. Geçen gün mesela, sizin meslektaşınız Nilgün Boysan, Tema vakfının Başkanı kurucuları falan, 4 kişi söyleşiyordu. Evet bende çocukluğumdan hatırlıyorum; herkes öyle varlıklı değildi, aşağı yukarı aynı şekildeydi; büyük farklar yoktu ama mutluyduk ve devlete güveniyorduk.
Mimdap: Asıl değişim böyle bir şey galiba değil mi? O pırıltısı peki? O bahsettiğiniz, bu semtin pırıltısı azalıyor mu? İstanbul’un diğer semtlerine mi benzemeye başladı?
M.Z: Şimdi, her yer gibi, burası da nasibini aldı bu değişimden. Öyle gençler var ki; pırıl pırıl… gıpta ediyorum bakarken keman çalan, piyano çalan. Geçen gün biri daha sordu, nedir fark diye? En basiti şu; eskiden, “teşekkür ederim.., lütfen” gibi kelimeler vardı, ama şimdi, yol veriyorsunuz diyelim birine; kadındır erkektir ama hiçbir şey söylemeden bakıp gidiyor. Bu bir eğitim meselesi. Öğrenim okulda ama eğitim evde başlıyor.

Ama ne olacak ki, ana baba dünyaya getiriyor 6- 7 çocuk, onların her birini apartman gibi görüyor, gelir getirsin kendine diye. Türkiye’nin en büyük problemi kalitesiz nüfus artışı, benim gördüğüm bu. Örneğin benim bir oğlum var , efendim iki aile daha alsak, onlarında birer olsa dört; hadi 6 olsun. Bir kapıcının sadece 4 çocuğu var, başbakanda 3 çocuk yapın diyor, yani böyle bir zihniyet, sıkıntı orada, çünkü onların ağzıyla konuştuğu için, onlar gibi olduğu için.
Mimdap: Sizi yormadan birkaç sorumuz daha olacak, sizde modern bir eczane işletebilirdiniz ama bu çizginizi devam ettiriyorsunuz; nasıl bir duyguyla yapıyorsunuz bunu?
M.Z: Burası benim cennetim, tabi buna yardımcı olan, annem, ailemin kadınları, eşim. Birde bu bir beceri meselesi; buraya ayakkabı da koyabilirdim, yarım saat bir saat uğraşıp kazanacağım parayı bir çift ayakkabı satarak kazanabilirdim. Gündeliğin yarısı çıkardı. Parfümeride ve benzeri yerlerde, yok saç çıkarıcılar falanlar filanlar; inanmadığım şeyi yapamam. Yalan söyleyemem, onu da Allah nasip etmesin. O bakımdan bu çizgide gidiyoruz, gittiği kadar.

Oğlum da eczacı; o da İstanbul üniversitesi mezunu, bende oradan, babamda. Üçümüzde İstanbul Üniversitesi’nden mezun olduk. Marmara Üniversitesi’nde doktorasını verdi, kadro bekliyor; öğretim görevlisi olarak devam etmek için. Çok da başarılı. İstese dışarıda devam edebilir ama O’da buraya bağlı olmak istiyor.
Mimdap: Oğlunuz da mesleğini yapmak istiyor değil mi? Ülkeye bir katkıda bulunmak istiyor?
M.Z: Muhakkak ama ülkenin başında olanlar, bu ülkenin adamı değil.
Mimdap: Müzikle ilgili olduğunuzu görüyorum, bir arşiviniz var, klasik müzik dinliyorsunuz? Dinliyor musunuz sadece yoksa başka yeteneklerinizde var mı?
M.Z: Yok, aşağı yukarı 6-7 sene keman çalıştım. Babam konservatuardan mezundu; hem eczacılığı bitirmiş, hem konservatuarda keman bölümünü bitirmiş. Urfa’dan kopup geldiği için 5 kardeşler, geçimini sağlamak için, burada Milli Sinemanın arkasında fon müziği yapardı; o sessiz sinemanın zamanında. Evde keman vardı kaptı; Kadıköy Halk evine gitti. Atatürk’ün koyduğu şeyler, üstüne bir şey koyabilseydik; yada koyamasak da muhafaza edilebilseydik herhalde fırlayıp giderdi. Çok partili dönem, bir de Halk Partisi’nin 45’den sonra ki o başarısızlığı, yani…………….. o bunlara yol açtı. İbrede Demokrat Parti de şaşmaya başladı. Süleyman Efendi bunca yıl.. “kim bize ne verirse 5 fazlasını alır”! sanki Perşembe pazarı. Sonra Özal geldi; o ayrı bir alem, altyapı taşlarını koydu, bunlarda şimdi cilasını çekiyor.

Mimdap: Tam dibe vurduk yani bu anlamda?
M.Z: Zaten eşyanın doğasına aykırı, bir yere kadar; ya böyle, ya öyle olacağız, bakalım Allah ne gösterir.
Mimdap: Zamanınızı ayırdığınız ve bizimle böyle bir söyleşiyi yaptığınız için teşekkür ederiz.



15 Yorum
Anonim
“Hakikat şarabın dibinde gizlidir.” cümlesini fazlasıyla öğreten zatt-ı muhterem.
necmi yazgan
tam bir eczane müzesi, bir anlamda müze eczane. geçmişte eczanenin ilaç satılan değil ilaç yapılan yer olduğunu gösteren eşsiz bir kanıt.Melih bey geçmişten bu güne köprü kurmuş. mimdap bu değeri göz önüne sermiş teşekkürler.
gülşah demir
bu tarz eski hem de hakiki eski mekanların korunması ancak yaşatılmasıyla olur ve melih bey mekanını hem koruyup hem de yaşatıyor. tebrik ederim.
perran su
çok eski bir mekanı özenle yaşatmak çabasında olan sayın Melih Sezer’i kutluyorum.
Karsel Ertekin
23 senelik hekimim Melih Bey hayatımda tanıdığım en nazik insanlardan birisi. Mesleki olarak da işin özüne hakimdir, yaptığı işi severek yapar. İyi ki sizi tanımışım Melih Bey , sayenizde bu gün cerrahi ile tedavi edilen bazı hastalıkları büyük bir dikkatle hazırlamış olduğunuz ilaçlarla tedavi edebiliyorum. İyi ki varsınız. sağlıklı uzun ömürler dilerim size. Op.Dr.Karsel ERTEKİN
MURAT
öncelikle tbr ederim böyle bir mesleği bu kadar uzun zamandır buralara taşıdığı için ve böyle tarihe sahip çıktığından dolayı umarı bu tarihi eczaneyi daha ileri tarihlere taşıyabilirler böyle önemli bir mesleği ve böyle tarihi mekanı yaşşattığı için çok tşk ederim
Anonim
MERHABALAR BEN TOLGA GÖKSEL.
MELİH BEYİN BAHSETTİĞİ FAİK İSKENDER GÖKSELİN ‘İN BEN 3. KUŞAKTAN TORUNUYUM.
MELİH BEY ‘İN BÖLE BİR DEĞERE SAHİP ÇIKIP GÜNÜMÜZDE HALA DEDEMİN ANILARINI YAŞATTIĞI İÇİN MELİH BEYE ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM..
KENDİSİ ÇOK SAYGIDEĞER MÜKEMMEL BİR İNSANDIR…
ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM….
mine vural
Melih Amcam’la bundan 20 sene önce ben gençliğimin çok başlarındayken ikimizin de ortak merakı olan hayvanlar sayesinde tanıştık.Ve o gün benim için halen taptaze.Çünkü Moda doğumlu olmasam da kendimi sanki doğma büyüme Modalı imişim gibi hissetiren tek insandır o.Tanıştığımız andan itibaren hergün yükselen bir sevgi ve saygı ile bağlandım ona.Türkiye’de belki de dünyada az sayıda kalan gerçek eczacılardan olmasının yanısıra her konuda çok bilgilidir,çok yardımseverdir,çok kibardır,esprilidir,hayvan ve doğa ve İstanbulseverdir,çok iyi bir şairdir,anlayacağınız bir tanedir o.Çok yaşa Melih Amcam benim.Seni çok seviyorum.
özlem
BENİM BABAMDA ECZACI KALFASI VE KADIKÖYDE ÇALIŞIYOR BİZE BURAYI MET ETTİLER VE GİTTİK GERÇEKTEN DE GİDİP GÖRÜLECEK YERLER İÇERSİ MİS GİBİ İLAÇ KOKUYOR SÜPER BİR DUYGU GERÇEKTEN.HERKEZE TAVSİYE EDERİM ECZACI MELİH ZİYE SEZER İ TEBRİK EDİYORUM
sevimbener
Eski çalışma alanlarını, endüstri üretimlerini ancak müzeleşmiş mekanlarda görebiliyoruz. Bu eczane şimdi bir geçiş noktasında. Eski eczane işlevi ile bugün arasında ve hala hizmet veriyor. Bu manada çok önemli ve değerli. Korunuyor olması yanısıra kullanılıyor olması daha da önemli tabi.
Ancak Kadıköy gibi nispeten kent kültürünün daha gelişmiş olduğu yerlerde mümkün, bunu da eklemek gerekir.
Saygılar
Kamil Erden
Çağının son örneği, bizler açısından umut ışığı, aydınlık, hala dimdik ve mesleği ile barışık, onu içselleştirmiş bir bilge insan. Bu kadar sağlıklı kalmak da bir meziyet yıllara inat.
Hele eczanenin bu hali, imrenilecek durum gerçekten.
Saygılar
Kenan Ataç
Bizim ülkemize bütün diğer konulara baktığımızda Melih Beyin tavrına tam bir kahramanlık diyebiliriz. Meslek etiğine sahip çıkmak ve eczanesini özenle dünden bugüne taşımak. Çok kolay bir iş değildir mutlaka ama başarmış.
Tebrik ediyorum.
Saygılar
Dilek Özgür Saatçi
Geçmişten geleceğe bir bağ ve çok tutarlı bakış açısı. Kendi durumunu, mesleki bilgi birikimi pirizmasından geçirip bökgesine, tarihine bir koruma ve hafıza hediye ediyor. Güncellenirken bu kadar naif ve temiz kalmak, düşünce sistemini ileriye taşımak ne kadar zor bir şey üstelik. Bence bu mekan “eczane müzesi” karakterinde, ondan sonra da koruyucuları olmalı.
Saygılarımla
ferhan deniz
çok saygıdeğer ve de çağdaş bir tutum, bildiği işi en iyi şekilde yaparken bir geleneği canlı tutuyor Melih bey. şu İstanbul’da kaç tane Melih bey kalmıştır, oturup düşünmeliyiz.
saygılarımla
melike aslan
böyle tarihi bir mekanı, dükkan ölçeğinde olsa bile sahiplenerek bugüne yaşatarak taşıyan Melih bey bence çok önemli bir mesaj veriyor. günümüzün gelip geçiciliğine, tüketim toplumu alışkanlığına çaba göstermenin emek sarfetmenin doğruluğu ile yanıt buluyor. bu çok önemli bir değer.