Mehmet Dülger ile DP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığı üzerine

22 Dakika Okuma Süresi

Söyleşiyi yapan: Seval KALKAN

Mimar, uzun süre İsviçre, Fransa gibi ülkelerde şehir plancısı olarak çalışmış ve Türkiye’de de DPT Kalkınma Planları üzerine çalışmış bir Belediye Başkanı Adayı olarak Sayın Mehmet Dülger ile İstanbul ve adaylığı üzerine konuştuk.

Mehmet-Dulger-9

MİMDAP: Planlamayı ve İstanbul’u iyi bilen bir Belediye Başkanı Adayı olarak, İstanbul ve adaylığınızdan bahsedebilir misiniz?

Mehmet DÜLGER: Ben İstanbul’u 68 konuda ele aldım ve kendimce 112 projeye bağladım. Bunları kartlara yazdım, herhangi bir tane çekin bana sorun, anlatayım size. Bunu SKYTürk’te yaptım. PERPA’ya gittim, bütün adayların davet edildiği bir oturumda, bir tek aday olarak ben vardım.

İstanbul hakkında dört önemli nokta var, broşürümde de yer alan. Bunlardan ilki; İstanbul’un sakini, İstanbul’da olan bitenden haberdar olmak istiyor. İstanbullu doğruları bilmek istiyor, İstanbullu idareye katılmak istiyor, bu birinci nokta.

İkincisi, İstanbul’da berbat ve bir kaos halinde olan bir trafik meselesi var.

Üçüncü önemli nokta, İstanbul son derece çarpık ve inanılmaz bir şehirleşme içerisinde. Artık il olmaktan çıkmış, evler nerdeyse birbirinin üstüne yapılıyor ve kuruluyor. Göçe çare bulunamamış.

Dördüncü ve en önemlisi ise deprem.

Biz rahmetli Turgut Cansever ile çok muazzam bir araştırma yaptık deprem konusunda, büyük bir ekiple. Şu anda bir depremin, İstanbul’a maliyeti 680 milyar $! Milli gelirimizin 708 milyar $ olduğu düşünülürse, milli gelirimize yakın bir parayı kaybediyoruz. Bu çok önemli bir husus. Olabilecek can kayıplarından bahsetmiyorum, sadece maliyettir bu. Ama vatandaşlardan kime sorsan “evi sağlamdır”, kimse yıkılacağını düşünmez.

İstanbul’un olabilecek bir deprem karşısında, en basiti, depo sorunu var. Şehrin muazzam bir yerinde kurulması gereken depo sorunu var. Bu depolarda olabilecek afete karşı, yiyecek, içecek, ilaç vs stoku yapılabilecek depo sorunu var. 99 depreminde biliyorsunuz ilaç konusunda çok sıkıntılar yaşandı.

“İstanbul’un sahibi yok!”
MİMDAP: İstanbul’da seçim süresince karşılaştığınız başlıca sorunları nelerdir?

Mehmet-Dulger-1Mehmet DÜLGER: 3 haftayı bitirdik 4. haftaya geçtik, çok yoğun bir dönem yaşadık. Hem kitlelere gittik, hem esnafı dolaştık, hem parti teşkilatlarında bulunduk; öğrencilerle oturumlar yaptık, konuştuk, tartıştık; halleri, organize sanayi bölgelerini, aklınıza gelebilecek değişik yerleri gezdik dolaştık, fikir edindik.

Benim bu zaman zarfında edindiğim intiba şudur; herkesin bana söylediği “ bizim sahibimiz yok” oldu. Sahip derken, o insanlar aslında müracaat edecek bir yer arıyorlar. Müracaat edecekleri yerde ise 2 şey istiyorlar: bir tanesi eleştirilerini söyleyecekler, şikâyetlerini söyleyecekler, bir tanesi de dileklerini söyleyecekler. Bunlara cevap verecek, oturup dinleyecek kimseleri yok.

Örnek, kuru gıda toptancılarının merkezine bir ziyarette bulundum, sordum oradaki vatandaşlara; “Büyükşehir Belediye Başkanı ile ilişkiniz nedir?” dedim, “ seçildiği gün kendisini tebrike gittik, o kadar” dediler. Düşünün 5 sene olmuş. Bu böyle bir örnekti.

İstanbul’da asırlar boyu, Bizans’ta da, Osmanlı’da da, bizde de; yiyeceğini, suyu ve asayişi dışardan getiririz. İstanbul’daki suyun, şebekeden içtiğimiz suyun tonu 2 TL, damacanadan içtiğimiz suyun tonu 20 ila 30 TL arası değişiyor, pet şişeden içtiğimiz suyun tonu ise 300 TL’den 1.200 TL’ye kadar çıkıyor. Biliyorsunuz ki İstanbul nüfusunun %75’i şebeke suyu içmeye adeta mahkum, çünkü parası yok. Bu %75’in hemen hemen tamamı, sosyal sigorta garantisinden de mahrum. O zaman bu büyük kitlenin ihtiyacının karşılanması için bu şebeke suyunun son derece kaliteli olması zorunludur.

Yiyecek sektörü ile ilgilide problemler var, kamyonlarla geliyor yiyecekler, yiyoruz ama ne yiyoruz acaba? Gıda mühendisleri ile toplantı yaptık geçenlerde, çeşitli şekillerde sağlığı tehdit edici şeylerden bahsediliyor. Belediye olarak bunlara karışmayacaksanız da, neye karışacaksınız?

“Meclis kararlarının %84’ü emsal üzerine”
Bakıyorum, 19 Aralık ile 19 Ocak arasındaki Büyükşehir Belediye Meclisi’nin aldığı kararlara. O kararların % 84’ü emsal üzerine, kat verme üzerine ve parsel üzerine çalışma.

Ben şehirciyim. Şehircilik tekniğidir; bütün iş, parsel esprisi üzerinde cereyan eder. Ben o parsel esprisini kaldırıyorum, onun yerine içine belki yüzlerce parseli alan adalarla çalışmayı getiriyorum çünkü bir adayı getirdiğiniz zaman, adanın içerisinde mesken, yeşil alanlar, okullar, idari alanlar, sosyal alanlar vs. hepsi oluyor.

TOKİ evler yapıyor, oraya buraya… Deniz kenarındaki Türkiye’de artık İstanbul’u göremiyorsunuz, TOKİ bitirmiş gitmiş artık. Nerede oynayacağız, nerede sinemaya gideceğiz, nerede bir sosyal alan bulacağız, her yer ev… Köy 15 ev, şehir ise çok ev.

1528 senedir baş şehir olmuş, dünyanın en muhteşem kenti İstanbul. Böyle bir şehirde yaşıyorsunuz.

Mehmet-Dulger-5

Paris şu anda Türkiye’nin 2 misli turist alıyor, Türkiye yılda 21 milyon turist alıyor, Paris 44 milyon turist alıyor, milyar dolar bırakıyor. Biz hesap ettik, İstanbul’u istediğimiz şekle getirdiğimiz zaman, buraya 25 milyar dolar getirecek bir potansiyel elde etmiş olabileceğiz. Bu 25 milyar doları 1 yıl İstanbul’a harcarsanız, İstanbul yeniden taşı toprağı altın muazzam bir şehir olur. İstanbul’u sadece Avrupa’nın başkenti değil, Avrasya’nın başkenti yapmış olursunuz.

Şimdi ben Kadir Bey’e sormak isterim, ben mimarım, projeyi yapmak, tasarlamak, kurgulamak ne kadar zaman alır bilirim, “2010 yılına kadar ne yapmayı düşünüyorsunuz, projeler bazında?” diye. Yapılan bir şey yok…

“Yürünebilir bir şehir”
MİMDAP: İstanbul ile ilgili öngördüğünüz vizyon nedir?

Mehmet DÜLGER: Burada oturan insanların büyük bir kısmı, % 40 civarı, yağmurda, çamurda işine yürüyerek gidip geliyor. Vizyonumuzun birinci sırasında, İstanbul’u yürünebilir bir şehir hale getirmek var. Sıkıntısı olmayan insanlar için de, engelliler için de. İstanbul’da 1 milyon 700 bin engelli var, bunların hepsi evde oturuyor, tiyatroya gidemez, sinemaya gidemez. Metrobüs yapılmış, hiçbir engelli metrobüse binemez, günde ortalama 300’den fazla basamak inip çıkmanız lazım metrobüse binmeniz için.

İstanbul nüfusunun %44’ü, İstanbul’da yaşamaktan memnun değil. Hep, belki başka yere giderim, emekli olurum başka şehre yerleşirim gibi düşünceler var.

Türkiye’den İstanbul’a göç olduğuna göre, acaba biz de türlü uygulamalar ile kısıtlayalım mı İstanbul’u? % 70 gibi ‘kısıtlayalım’ diyen var. Hem de kim biliyor musunuz bu % 70? En son gelenler.

Mehmet-Dulger-11Bunlar İstanbul’un çok ciddi problemleri.

“Nasıl bir kent görmek istiyorsunuz” diye sorunca da, İstanbul’un %26’sı İstanbul’u tarih, kültür ve turizm kenti, %21’i eğitim ve bilim merkezi, %19’u ticaret ve sanayi kenti, %17’si doğal güzellikleri olsun, %15’i de eğlence ve sosyal yaşam merkezi olarak görmek istiyor. Yani burada net bir şey yok, ama net olarak tarih bilim, eğitim ve turizm başta gidiyor.

“Finans merkezi yapacağız, Merkez Bankası’nı Ataşehir’in ortasına koyacağız…” Merkez Bankası’nı niye getiriyorsunuz? “İş bankası nasıl gitti” diyor adam. Bundan daha büyük bir cehaleti düşünemezsiniz. Çünkü bunu size diyen adam, Merkez Bankası ile İş Bankası arasındaki farkı bilmiyor. Merkez Bankası ile diğer bankalar tabiî ki farklı, Merkez Bankası emisyon bankasıdır, başka hiçbir bankada para basılmaz. Ülkemizin başkenti İstanbul değil ki, alıp İstanbul’a getiriyorsun.

Dünyada finans hareketlerinin hayat boyu önleyemeyeceği bir engel vardır, o da dünyanın yarısı uyuyorken yarısı uyanıktır, büyük hareketlerde değişiklik olduğu zaman siz uyuyorsanız, borsanız da uyuyordur.

“Merkez Bankası ile diğer bankalar arasındaki farkı bilmiyorlar”
Kafasından Merkez Bankası diğer bir bankadan farklı görmeyen bir birikim, yani buna ne diyebilirim, bu negatif birikim, boşluk, çukur. Böyle bir kafa ile mücadele etmek çok çok zor.

Devlet mekanizmasına bu hakim olunca, şehir sadece spekülasyona dönüşmüş, ipsiz bir uçurtma gibidir, neresinden çekseniz oraya gidiyor.

Adam diyor ki, “ben sana rey verdiğim zaman, bir meşruiyet kazanmış oluyorsun, benim sayemde gelip masada oturup, karar alıp veriyorsun. Ben sana bu imkanı veriyorum, sen bana ne veriyorsun?”

Kemal Kılıçdaroğlu geliri olmayan ev kadınına 600 TL vermeyi vaat ediyor. Ne kadar verecek o 600 TL’yi, ne kadar? Bunu söylediğin zaman, hiç konuşmaya gelmiyor, ancak gidip ev hanımlarına söyleyebiliyor, gelip bir de bana söylesin bakalım, “hangi kaynaktan vereceksin, nereden vereceksin, devletten mi vereceksin?”

Buna kim inanır? Bilmiyorum birileri inanır herhalde. Partiyi tutan inanıyorsa, bilemiyorum, ona da hayretler içerisindeyim. Çünkü partinin arkasında profesörler, düşünürler, yazarlar, çizerler var. İnanmıyorlarsa niye ona rey veriyorlar o zaman. Bu yapı ile bir yere varamazsınız.

Plan her şeyden evvel, bütün problemleri dökmek, onların arasından öncelik sırası yapmaktır. Siyaset işte işin içine orada girer, iki parti vardır örneğin, sizin öncelik sıranız başkadır, benimki başkadır. Ben benim öncelik sıram olan konularda ikna etmeye çalışırım insanları, sizde sizinkini anlatırsınız, kim alırsa o gider.

Türkiye’ye yaptığı bütün iyilikleri, bana kalırsa, terazinin öbür kefesinde çok ağır gelecek şekilde bozan biri olmuştur Turgut Bey. İmar ve İskân Bakanlığı’nı kaldırdı, Türkiye’de planın sahibi yoktur. Bir sahipsizlik vardır.

Mehmet-Dulger-10

MİMDAP: İstanbul’un alelacele meclisten geçirilen 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ve bu zamana kadar gelen plansızlığı hakkında neler düşünüyorsunuz? Plan yapıldı ama ne yapacaklarını her fırsatta belirttikleri 3. köprü var, ne lastik tekerlekli araçlar için ihalesinin dahi yapıldığı tüp geçiş…

Mehmet DÜLGER: Üsküdar ile Sarayburnu arasını birleştirme hayali, İran Hükümdarı Dara’dan beri var. Dara ordularını geçirmek için buraya kayıklarını koymuş yanyana, üstüne kalaslar koymuş, ordusunu da geçirmiştir.

Boğaz geçişleri trafiği sadece 1 yıl rahatlatır
Bugünkü hükümet bana kalırsa en modern teknoloji ile tüpleri indiriyor, birbirine bağlıyor. Peki, ne geçecek buradan? Konum itibariyle, trafik anlamında berbat olan bir yere, bir de bunları ilave ediyorsunuz.

Mehmet-Dulger-4Siz eğer şehrin merkezinde trafiği kolaylaştırırsanız, o 1 seneden az sürer, 1 seneden sonra orada trafik rahatladığı için herkes oraya yığılır ve orası büsbütün kötüleşir. Dünya üzerindeki eğilim santrifüjdür (merkezden çıkış). Santriped (merkeze geliş) değildir. Merkezin hele ki tarihi vasfı da varsa, mümkün olduğu kadar rahatlatmak, burada trafiği sıfıra indirmek gerekir. Park yeri olması gibi durumlardan arındırmak gerekir.

Londra’nın kent merkezinde araç yoktur. İlk çerçevede park etmenin saati 50 £ yani 80 $’dır. İnsanlar kentin dışına araçlarını 1 $’a park edip tramvayla merkeze geliyorlar.

“İstanbul yerine yeni cazibe merkezleri yaratılmalı”
Ey İstanbullu, sen Paris’e, Londra’ya Hamburg’a gittiğin zaman bunlara riayet ediyorsun da burada neden etmeyesin? Bir de kocaman jeep’leriyle gezenler var. Çıkıyorlar pardösüleriyle, “ne kadar cezası?” “100 TL” “Al sana 500 TL”… Kim bunlar ya? Bunlara karşı sesi çıkmayanlarda suç, “Aman ağabeycim sen kızma, istersen Dolmabahçe Sarayı’nın bahçesine park et”… Böyle bir yapı, böyle bir devlet olur mu? Azınlık istiyormuş… Hayır! Azınlığın fikri yok ki burada! Elazığ’ın Karakoçan’ından sırtına yorganını alıp gelmiş adam… “Neden İstanbul’a geliyorsun arkadaş? Konya’ya git.” “E, İstanbul çok iyiymiş.” İstanbul çok iyiyse, senin, İstanbul’u çok iyi yapan bu halin canına okumaya hakkın yok. O iyi olduğu zaman seni de alır zaten içine. Sivas’ın Zara’sından kalkacaksın, geleceksin burada oturacaksın, burayı da Zara yapacaksın. Lyon’dan, Tunus’tan kalkıp Paris’e gelen, orayı Tunus yapamaz.

Bunu nasıl caydıracaksınız? Bir takım cazibe merkezleri yaratacaksınız. Ben doktoramı yaparken Chirac o zamanlar Paris Belediye Başkanı idi. Bir gecede karar aldı ve su, elektrik ve doğalgaz ücretlerini 3 katına çıkardı. “Arkadaş bizim paramız yok.” Yoksa git Lyon’da otur. Bordeaux’da otur.

Hollanda’da arkadaşımın oğlu var, karı-koca Hollanda’da yapıyorlar ve Amsterdam’da oturma izni için belediyeye “yazıldılar”. 7 yıl sonra sıra gelecek. Amsterdam plakalı araba almak için ya oradaki mülkün sahibi olduğunuza dair tapu ya da orada kiracı olduğunuza dair belge gösterirseniz, Amsterdam plakalı araba alabilirsiniz. Buraya günde 600 araba giriyor. Her biri 3 metre yer kaplasa, her gün 1800 metre yani yaklaşık 2 km kuyruk ilave ediliyor. Siz günde 2 km yol yapabiliyor musunuz? Mecburen sırt sırta oluyorsunuz. Basit bir bakkal hesabıyla ortaya çıkıyor bu. Caydırıcı olmak gerekiyor.

ABD’lilerin bir sistemi var “Park&Ride” diye, yani arabanızı bırakıyorsunuz ve yolunuza devam ediyorsunuz. Montreal’de arkadaşıma gittim, kent merkezinden 80 km uzakta oturuyorlar. Tiyatroya gittik. 80 km geliyorsunuz, kentin girişinde bilgisayarlarla iare edilen bir otoparka bırakıyorsunuz aracınızı, aşağıya inip, şık kıyafetler, kadınlar topuklu ayakkabılarla metroya, otobüse biniyorsunuz. Başka çare yok.

“İstanbul: Kebap Kozmopoliti”
Burada adam ne bilsin, Adıyaman’dan kalkmış, gelmiş, oraya oturmuş. Bu kapasiteyle hiçbir zaman bir şey yapamazsınız. Nasıl öğretirsiniz, o da ayrı bir konu, o nasıl olur bilmiyorum. Onun da bir kültürü var, şarkısı var, dansı var, onu da değerlendirecek, onları da birleştirecek bir yol bulmak lazım.

İstanbul, Osmanlı’nın 4 tane kozmopolit kentinden biridir: Lübnan, Mısır, Kıbrıs, İstanbul. İstanbul şu anda yine kozmopolit, “Kebap Kozmopoliti” ama yine de kozmopolit. O kadar çok Sivaslı var ki kendisine belediye başkanı olarak bir Sivaslı’yı seçiyor. Ben Sivas’a aday olsam “Sen Sivaslı mısın?” derler bana Ben öyle demiyorum! Ama iş o.

MİMDAP: İstanbul plansız bir kentleşme yaşamış, biraz da istenmiş bu aslıda, bu şekilde çok ucuz bir kentleşme sağlanmış. Bunun sonucu olarak bugün hala büyük oranda bir kaçak yapılaşma sorunuyla karşı karşıya. Bununla birlikte tarihi değerleri koruma anlayışı, “dondurmak” biçiminde oluyor, yaşatarak korunamıyor. Plan, kaçak yapılaşma, tarihi doku ilişkisinden de bahsedebilir misiniz?

Mehmet-Dulger-14

Mehmet DÜLGER: Şehrin etrafında bir sınır vardır esasında, bu sınırın dışındaki alan, “bina yapılamayan alan”dır aslında. Çünkü iki kent arasında ayrımı belirleyecek binasız bir alan olması gerekiyor. Roma’nın belediye başkanı kim olursa olsun bu kurala riayet eder. Bizimkinde öyle değil. Su hazlarının içinde dahi İSKİ Başkanı’nın açıkladığı 24.500’ün yanında, 29.000 civarında kaçak yapılaşma olduğunu biliyoruz. Milletin abdest yaptığı suyu siz içiyorsunuz. Nasıl buna göz yumdu? Belki parasını aldı. Kim? Benim ilk yapacağım şey oraları yıkmak olacak! “Efendim Hülya Avşar oturuyor” Oturmasın!

“Kent çevresinde yapılaşma olmayacak, olan yıkılacak”
Ben diyorum ki İstanbul 5300 km2 bir alanda yayılmış. Bunun dışında yapılaşma olmayacak! Kim yapmış olursa olsun. Geçen gün Sultanbeyli civarında bir yerlerde, 3 sene içinde 50.000 nüfusa ulaşmış. Kaçak! Yerleşmiş oraya. Bu sınır belli değil. Bu sınırı belli ettiğiniz zaman da bu sınırın içindeki yapı stoku değişecektir. Ama bu yapı stoku da parsel esasına göre değil ada esasına göre değişecek.

Ben “Normatif” bir belediye başkanı olacağım, yani norm getireceğim. Bu normları da yaşayanlarla mutabık olarak bulacağım, organize gruplarla birlikte arayacağım. Diyeceğim ki: “Bir adanın içerisinde % şu kadarı yeşil alan, % bu kadarı yerleşme, bu kadarı okul, donatı” diyeceğim. Keşke tüm Türkiye için bunları koyabilseniz. Ben bu norma riayet edilmesini sağlayacağım. O zaman çok kısa zamanda, 2–3 dönemde, şehrin bina stokunun aşağı yukarı yenilendiğini göreceksiniz.

Şu anda İstanbul’daki insanların geliriyle arzdaki mesken arasında irtibat yok, o nedenle mesken sıkıntısı var, oysaki ufukları doldurduğunuz boş konutlar da duruyor. Dolayısıyla ciddi bir şehirleşme hatası var.

“Büyükçekmece’nin nüfusu Afyon kadar”
Geçen gün ilçe ilçe oturup nüfus hesabı yaptım. Örneğin Gaziosmanpaşa, bir Kayseri kadar; Büyükçekmece Afyon kadar; Esenler Ağrı kadar; Ataşehir Niğde kadar; Eyüp Bitlis kadar; Şişli Kars kadar; Beykoz Burdur kadar; Beşiktaş Bilecik kadar; Tuzla Artvin kadar; Arnavutköy Kilis kadar; Başakşehir Ardahan kadar nüfusa sahip. Şile ve Adalar’ı katmadan tüm İstanbul, 37 vilayetin toplamı kadar, yani neredeyse Türkiye’nin yarısı kadar. Burada iyi bir plan yapabilmek için önce ihtiyaçları belirlemeniz gerekir. Benim görevim bu noktada normu koymak ve o normu kontrol etmek.

Mehmet-Dulger-6

Ben çok muazzam bir şehirleşme, şehir planlama bürosu kurarım, bunun içinden de birkaç tane seyyar ekip çıkartırım. On seyyar ekipleri dönem dönem İstanbul’un çeşitli yerlerinde görevlendiririm. İhtiyaçlar ortaya çıksın diye. Bununla bağlantılı ilçe ve semtlerde yeni istemler kurmayı planlıyoruz. Mahalli seçimlerden 1 yıl sonra seçilip iki dönem arasında da bağlantı sağlayabilecek bir sistem olacak.

Aslında benim elimde olsa belediye başkanlarının mecliste de görev yapmasını isterim. Fransa’da bu çok yaygın. Bu şekilde belediye başkanları aleyhlerindeki kararlara karşı çıkabilirler mecliste.

Özelleştirme yoluyla 6 yıl içinde alınan para 51 milyar $. Bu yılın bütçesinden sadece borç faizi için ayırdığımız para ise 56 milyar $. Yani sattıktan sonra aldığımız parayla bu yılın borç faizini dahi ödeyemiyoruz. Böyle bir borçlanma olamaz. Bunda ölçüsüz bir israf da var. Şıpıdık terlik, elinde cep telefonu… Hesap ettik, asgari ücret alan biri ortalama cep telefonu için ayda 80 TL ödüyor. Bu yapıyla yani tasarruflu olmayan, kendi gücünün üstünde yaşayan, bunun için de borca başvuran bir yapıyla, tasarrufa, yatırıma, iş yaratmaya dayalı mekanizmayı kuramazsınız. Burada ülke çok ciddi bir sorunla karşı karşıya. O zaman örneğin ikimiz bir cep telefonu alıp idare edeceğiz.

“Her semtte spor merkezi”
MİMDAP: Sosyal projelerinizden de biraz bahsedebilir misiniz?

Mehmet-Dulger-7Mehmet DÜLGER: Çok basit bir proje anlatayım. Birçok kişi masa başında çalışıyor, spor yapamıyor. İsviçre’de gördüm ben bunu. Oturduğunuz semtte belli okulları seçip, buraya ağırlıklı spor tesisi kuruyorsunuz. Senede de aile başına 100 TL okula ödüyorsunuz. Akşamüstü saat 18.00’dan 23.00’a kadar kullanılabilir olacak.

Bunun dışında yaşlıların gidebileceği yerler yapacağız. Yine semt ölçeğinde ve idaresi gençlerde olacak şekilde düzenleyeceğiz bunları. Kadınların çalışabilecekleri, yeteneklerini değerlendirebilecekleri merkezler yapacağız.

Ayrıca bir Türk Musikisi Araştırma Merkezi kurmak istiyorum. İstanbul’da bir Etnografya Müzesi kurmak istiyorum. Özellikle bu proje için Maçka’daki Teknik Üniversite binasını çok uygun görüyoruz.

Artık İstanbul’a gelenler sadece turistik bir şeyler görmek istemiyorlar, değişik şeyler de sunmak lazım.

PERPA’da yaptığımız toplantıda konuşuldu. Adana’yı nasıl bilirsiniz? Tarım kentidir Adana. Topraklarının %38’i tarım toprağıdır. Peki, İstanbul’un %28’inin tarım toprağı olduğunu biliyor musunuz? Buralarda çok büyük örneğin organik meyve sebze yetiştirme potansiyeli var. Bunları kullanacağız.

“Kentsel dönüşüm ranta yönelik yapılıyor”
MİMDAP: Kentsel dönüşüme yönelik düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz? Bir sağlıklaştırmanın olması gerektiği konusunda hepimiz hemfikiriz. O durumda siz bunu nasıl gerçekleştirmeyi düşünüyorsunuz?

Mehmet DÜLGER: Kentsel dönüşümün bugün yapılan şekline karşıyım. Kentsel dönüşüm 10 sene içinde iktidar zoruyla olacak. O kadar olmamalı. O bir süreç olarak yaşanmalıdır. Ranta yönelik yapıyorlar.

Biz zaten bu normlarımızı oluşturarak kentin dokusunu da sağlamlaştıracağız. Şu anda okula ihtiyaç var ama okul yapacak yer yok. Çünkü siz rant amaçlı yan yana yan yana doldurmuşsunuz. Ama normlar belirlendikten sonra bu sorunlar kendiliğinden zaman içinde çözülecek.

Gençler için en sıkıntılı konulardan biri, diploma alıp işsiz kalmaktır. Kore’de gördüğüm bir uzmanlık eğitimi projesi var. İkitelli’de 300.000 işyerinin bulunduğu bir yapılanma var. Ve çok ciddi uzmanlaşmış işçi ihtiyacı var. Örneğin kaynak ustası. Bu tür konularda Kore’deki gibi uzmanlığa yönelik 2 yıllık teorik ve pratik eğitimlerle işçi yetiştirilmesini sağlayacağız.

Mehmet-Dulger-2

MİMDAP: Seçim düzenine dönersek. Yerel Seçimler Genel Seçim havasında gidiyor şu anda aslında. Medya da bir taraf gibi davranıyor. Bu konuda düşüncelerinizi de alabilir miyiz?

Mehmet-Dulger-12Mehmet DÜLGER: Yerel Seçimler aslında “kötü” bir Genel Seçim gibi gidiyor. Medya bir tehdit gibi. Medya, kendilerine fayda getirebilmek için yazar. Onun için ben medyadan hiçbir şey beklemiyorum. En yakınımdaki medya bana diyor ki “e, bir şey yapın da yayınlayalım” ne yapalım biz amutta mı yürüyelim? Ne dersek alırlar bizi? Şu anda her şeyi GS-FB maçı gibi yayınlıyorlar. Yahu Kocaelispor’la Gaziantepspor da maç yapıyor. Programı yapıyorlar belli partilerle, sonra bir şarkı programı koyuyorlar. Yahu, koymayın bir süre o şarkı programını, çıkartın, sadece beni değil, Komünist Parti’yi de, diğer partileri de çıkar.

“Seçim şansı yok”
Seçim şudur: Çay, kahve, limonata, gazoz, ayran. Koyun bunları masanın üzerine. Siz çay sevmiyorsunuz, kahve içiyorsunuz. Kahve sevmeyen ayran, öbürü limonata içiyor. Benim sunduğum içeceği tercih etmeleri beni memnun eder ama tercih etmezlerse, başka bir şey alır. Alsın. Ama siz adamın karşısına bir haşlak çay koyuyorsunuz, alıp onu içiyor. Bizimki de içmiyorum demiyor, içiyor.

Siz seçebiliyorsanız özgürsünüz. Sizin önce seçenekleriniz olmalı, ondan sonra da, yaptığınız seçimden başınızın derde girmediğinden emin olmalısınız.

MİMDAP: Projeler hakkında neler düşünüyorsunuz?

Mehmet DÜLGER: Onu veriyorlar, bunu veriyorlar… Nasıl veriyorsunuz kardeşim? Nasıl veriyorsunuz? Önce yapılması gereken karşınızdakinin yaptığının yeterli olmadığını kanıtlamanız, sonra da yapacaklarınızı ortaya koymanız gerekiyor ki seçim olsun. Ama bizde maalesef seçim dolayısıyla değil, yaratılan şartlar dolayısıyla seçme durumunda değil tasdik etme durumunda.

MİMDAP: Eklemek istediğiniz projelerinizi de anlatabilir misiniz?

Mehmet DÜLGER: Kültür boyutundan bahsetmek istiyorum. Örneğin Londra’da yaşlıları, çocukları, gençleri kent içinde gezdiren iki katlı otobüsler var. Özel programlarla geziler düzenleniyor. Bu kentimiz için çok faydalı olur. İstanbul’u kesin olarak yaya bir şehir haline getirmek istiyorum. Eskilerin tenezzüh dedikleri, hafta sonu ailece çıkılıp geziler yapabilecekleri yerler yapmak, tüm o Sadabad, Haliç kıyısının iki kenarını ihya etmek istiyorum tekrar. ABD’de çok uygulanan küçük tekneler, uçaklarla gezi hizmetleri sağlamak istiyorum. İnsanlara işleri dışında küçük zevkler verecek uğraşılar olmasına çalışmak istiyorum. Siz burada yaşadığınız zaman “Oh be, ne güzel burada yaşamak” diyebilmesiniz. Başka yerlerden insanlar buraya sefalete geliyorlar. Köylerinde en azından küçük toprakları üzerinde yiyeceklerini yetiştirip, ineklerinden tavuklarından, et, süt, yumurta elde edip karınlarını doyurabiliyorlar. Burada açlığa geliyorlar. Burada işsiz ya da imkanı olmayan insanların iki sosyalleşme yerleri var: cami ve kahve. Bunu değiştirmek lazım.

Mehmet-Dulger-3

“Halkla beraber, halk için siyaset”
MİMDAP: Son olarak neden Demokrat Parti?

Mehmet DÜLGER: Ben çok uzun zamandır siyaset yapan bir ailenin çocuğuyum. Menderes’le birlikte idama mahkum edilenlerden biri de benim babamdır. Bizim için fikriyat çok önemlidir. Ben de demokrasinin çok önemli olduğu yerlerde eğitim gördüm. Türkiye’de iki çeşit siyaset yapılır: Halkla beraber halk için siyaset ve halka rağmen siyaset. Ben beraber yapmayı tercih ederim siyaseti. Ona sadece saygı duymak değil, onunla birlikte çalışmak gerektiğine inanıyorum.

MİMDAP: Teşekkür ederiz vakit ayırdığınız için.

Mehmet DÜLGER: Ben de teşekkür ederim.

mimdap

3 Yorum

  1. Baha Aktüre

    Sizin tecrübenizde bir adaydan bana kalırsa biraz ayırıcı bir açıklama bu söyledikleriniz. Belçika’da dediğiniz yapılabilir ama İstanbul’da olmaz. Ali beyin söylediği yönteme katılıyorum. O insanları büyük kente getiren koşulları ortadan kaldıracak iktisadi tedbirleri almak lazım. Kenti bir sur devleti olarak göremeyiz.

  2. Ali Osman Gür

    sayın dülger ne yapacaksınız bu durumda istanbul’a giriş kapısı ve vizesi mi uygulayacaksınız? tayyip beyde zamanı vaktinde vize koyacaktı biliyorsunuz ama sonra unuttu gitti. başka şeyler bulmak lazım. mesela halkın ekonomik mağduriyeti ortadan kalksa ve nispeten zenginleşseler ne dersiniz? olabilir mi sizce?

  3. pınar yılmaz

    Sayın Dülger tatlı-sert birçok normatif yeni olgulardan bahsetmiş. Aslında bir kısmı çok da yumuşak değil. Şehirde yaşamak, araba almak bina yapmak gibi. Şüphesiz bu yeni kuralları var olan kaosa karşı önlem olarak ortaya koyuyor. Türkiye’de hukuk düzeninin yterli düzeyde olmayışı, yönetim erkini elde tutanların popülizme kayan siytasi yapıları göz önünde tutulduğunda bence en önce yeni kurallardan çok bunu uygulayabilecek bir devlet örgütlenmesi yaratmak önemlidir.
    Ancak sayın Dülger’in ince ayrıntıları hesapladığı, geçmiş süreçlerdeki görevlerinden südüğü ortada.
    Kendisine başarılar dilerim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir