Söyleşi konuğumuz bir çevreci. BBC tarafından kendisiyle yapılan röportaj BBC-Türkçe tarafından hem yayınlarında sunuldu hem çevri metni BBC Türkçe sitesinde yer aldı. Çevre konularında duyarlılığın arttırılması ve dünyada bu konularda sürdürülen tartışmaları ülkeye çeşitli vesilelerle aktarmak için çaba sarfeden mimdap, yapılmış olan bu önemli söyleşiyi izleyenleriyle paylaşmak istemiştir.

Mimdap

Diğer çevrecilerin adını saygıyla, hatta korkuyla andıkları bir isim. Mimar ve şehir plancısı…  İngiltere’nin bu alandaki en tanınmış yazarlarından George Monbiot onun hakkında “En hayran olduğum ve korktuğum çevrecilerden biri, Mayer Hillman diye bir adam” diyor, “Hayranım, çünkü doğru olduğuna inandığı şeyi, bedeli ne olursa olsun söylüyor. Korkuyorum, çünkü onun hayatı, diğerlerimizin iki yüzlülüğünü yansıtan bir ayna…”

Doktor Mayer Hillman, konferanslar için o ülkeden bu ülkeye uçan çevrecilerin aksine, 12 yıldır uçağa binmiyor. Bir konferans açması istendiğinde, video bağlantısıyla katılıyor.

77 yaşına rağmen, Londra’da her yere bisikletiyle gidiyor. Bu yüzden de yaşını hiç göstermediğini söylemeye bilmem gerek var mı?
Aynı zamanda mimar, şehir planlamacısı, ulaşım uzmanı… Tam 20 yıldır iklim değişiminin tehlikelerini anlatmaya çalışıyor.
Onun 20 yıldır savunduklarını, dünya yeni yeni kabul ediyor. Belki bugün anlatacakları da size radikal gelebilir; ama siz yine de kulak verin ona. Ya yine haklıysa?

Dr. Hillman’la, kuzey Londra’daki evinde söyleştik.

Kendisine ilk sorumuz, “2008’de çevre açısından en iyi ve en kötü gelişmeler hangileriydi sizce?

Mayer Hillman: “Şu da iyi oldu” demekte çok zorlanıyorum ben – çünkü işin doğrusu, yapılması gerekenlere çok az ilgi gösterildi. Lafa gelince, iklim değişimi yüzünden gerekli olan değişikliklerden bol bol bahsediliyor. Ama aslında önerilen adımlar, belirlenen hedefler o kadar yetersiz ki!

Ben, kaydedilen ilerlemelere bakarak avunmanın çok tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Bu konuda hep verdiğim bir örnek var: Avrupa’dan Kuzey Amerika’ya gitmek istiyorsanız, “Şöyle yaparsam biraz gitmiş olurum, ne kadar yaklaşsam kârdır” demezsiniz. Yola çıkmadan önce, Amerika’ya varmayı garanti altına almanız lazım – aksi halde Atlas Okyanusu’nun ortasında boğulur gidersiniz.
İnsan psikolojisi, “Bu işten bir şekilde kurtuluruz” demeye çok elverişli. Hayatımızda çok az değişiklik yaparak, belki benzine BİRAZ daha fazla ödeyerek, evimizi BİRAZ yalıtarak, biraz daha az uçarak, kurtulacağımıza inanmak istiyoruz. Ama aslında MUAZZAM değişiklikler yapmamız gerek.

Kim tahmin ederdi ki 2008’de bilim adamları, Kuzey Kutup bölgesindeki buzun 15 yıla kadar eriyeceğini söylesin? Ya da Güney Kutbu’ndan, İskoçya büyüklüğünde bir buz kütlesi daha kopsun?

Kanada’nın kuzeyi ile Kuzey Sibirya’daki tundra bölgesinde, karbondioksitten çok daha zararlı bir gaz olan metan rezervlerinin atmosfere karışmaya başladığına dair kanıtlar var. Ama yetkililer hâlâ, yeni havaalanları açmaktan bahsediyor… Halbuki uçaklar, sera etkisi yaratan gazları atmosfere en zararlı noktada salıyorlar!

BBC: Doktor Mayer “Titanik batarken, hükümetler hala ‘Sandalyelerin yerini değiştirsek olmaz mı’ diyor ” diye tanımladığı bu durum yüzden, 2008’i ilerleyen yaşına rağmen yoğun bir şekilde çalışarak geçirdiğini söylüyor. Hem bilimsel araştırmalarını sürdürmüş, hem de yetkilileri ikna etmek için her fırsatı değerlendirmiş. Peki geçen yılın iki büyük gelişmesine, dünya ekonomisini resesyona sürükleyen krize ve Amerika’da Barack Obama’nın iktidara gelmesine, bir çevreci gözüyle, nasıl bakıyor?

Mayer Hillman: “Dünyadaki tüm hükümetler, hala, halklarının hayatını ancak ekonomik büyüme yoluyla iyileştirebileceklerine inanıyor. Bu yüzden de, ekonomik büyümenin getirdiği sosyal sorunlar, eşitlik sorunları ve hepsinden önce de çevre sorunları karşısında, bu sorunları ekonomik büyümeye hiçbir şekilde dokunmadan çözmeye çalışıyor. Bence meselenin özü bu. Hem Başkan Bush hem de bu ülkede başbakan olduğu dönemde Tony Blair, açık açık bunun daima birincil hedefleri olacağını söyledi.

BBC: Siz ekonomik büyümenin önemine inanmıyor musunuz yani?

Mayer Hillman: Önemli değil çünkü sorun şu ki, ekonomik büyüme, fosil yakıt tüketimine dayanıyor. Son 10-15 yılda belki aradaki bağı koparmaya başladık ama tamamen değil. Oysa iklim araştırmaları konusunda bence dünyanın bir numaralı bilim adamı olan Jim Hansen, birkaç ay önce yayımladığı bir raporda, atmosferdeki karbondioksit oranının iklimin kontrolden çıktığı, geri dönüşü olmayan noktayı çoktan geçtiğini gösterdi.

Hükümetler ise sanki doğayla pazarlık yapılabilirmiş gibi davranıyor. Güneşin milyonlarca, milyonlarca yıllık enerjisinin birikimiyle ortaya çıkan fosil yakıtları 100-200 yıl gibi kısa bir sürede yakıp da, gezegende bir dengesizlik yaratmayacağımızı nasıl düşünebiliriz?
Evet, eriyen buzulları, bir filmi geriye sarar gibi, yeniden dondurup kutuplara yerleştiremeyiz artık ama, yaşadığımız süreci yavaşlatabiliriz. Ben buna şöyle bir örnek veriyorum: Doktora gitseniz, doktor size kanser olduğunuzu ve beş yıl ömrünüz kaldığını söylese, ne yaparsınız?

Bu beş yılı en iyi, en sağlıklı şekilde değerlendirip, 7 hatta 10 yıl yaşayarak doktoru haksız çıkarmaya çalışmak istemez misiniz?

BBC: Bazı çevreciler diyor ki, “Bizim yıllardır yapamadığımızı bu kredi krizi ve artan petrol fiyatları yaptı; kontrolden çıkan tüketimi frenledi.” Örnek olarak da Amerika’da cip satışlarının azalmasını gösteriyorlar. Ne dersiniz?

Mayer Hillman: Bence bu da önemsiz. Dediğiniz gibi alınacak dersler olabilir; siyaseten imkansız olarak görülen şeylerin, ekonomik kriz sayesinde mümkün olduğunu gördük. Ama Amerikalıların daha verimli otomobiller alması, çevre için iyi birşey değil ki! Çünkü bu “Herkes verimli otomobil alırsa, dünyayı kurtarırız” demek gibi birşey. (Gülerek) Dünya kurtulmaz ki, tehlike BİRAZCIK azalır yalnızca! Bize jestler değil, çok daha radikal adımlar lazım…

BBC: BBC Türkçe’nin 2008 söyleşilerinde, çevreci Doktor Mayer Hillman’la söyleşimize, yine ekonomiyle devam ediyoruz. Acaba Batı’da başlayan ekonomik kriz ile, ekolojik kriz temelde aynı sebeplere dayanıyor olabilir mi? Yani kısa vadeli kazanç kaygısı, açgözlülük, kaynakların ve fırsatların sınırsız olduğu inancı…

Mayer Hillman: Evet, bence çok benzerler. Çünkü ekonomik büyüme, bu büyümenin sonsuza dek sürebileceği yanılgısına dayanıyor. Ama iklim değişiminden aldığımız ders, gezegenin kapasitesinin sınırlı olduğu. Biz ise artan bir nüfusu, giderek küçülttüğümüz bir yaşama alanına sığdırmaya çalışıyoruz. Çocuklarımıza, torunlarımıza korkunç bir miras bırakıyoruz. Bu ne demek, “Kendi kuşağımızdan başkası önemli değil, bizden sonra tufan.” Biz sınırlı kaynakları tüketelim, çocuklarımız, torunlarımız ne yaparsa yapsın!
Hükümetler aynı şeyi ekonomik büyümeyi ne pahasına olursa olsun sürdürmek için de yapmıyorlar mı? Amerika’da, İngiltere’de bankalara “Sizi kurtaracağız. Para vereceğiz” diyorlar. Nasıl yapıyorlar bunu? Çocuklarımızı, torunlarımızı borca sokarak! Bugün paraları yok, o yüzden de gelecekten borç alıyorlar! Ahlaksızlık bu yaptıkları…

Ama herhalde dünyanın gelmiş geçmiş en bencil kuşağından da, başka türlüsü beklenemezdi. Bizim yüzümüzden değil bu bencillik; zenginliği mutluluğun, hayat kalitesinin başlıca ölçütü olarak gören kapitalizmin doğal bir sonucu.

BBC: Evet çevreciler geleceğin yükünü hep omuzlarında hissediyorlar dediğiniz gibi. Örneğin George Monbiot da “Bankaları kurtaran ama çevreyi batıran kuşak olarak tarihe geçeceğiz” diyordu geçenlerdeki bir yazısında. Ama Doktor Mayer, ekonomiden epey bahsettik… Biraz da siyasete bakalım. Amerika’da yeni bir başkanın, üstelik de çevre konusunda Bush yönetiminden farkını ortaya koymuş bir başkanın iktidara geliyor olması, çevre bakanı olarak da bu konuda çalışmaları olan bir bilim adamını seçmiş olması size umut veriyor mu?

Mayer Hillman: Bence orada da şöyle büyük bir tehlike var: Obama’nın çok, çok daha ilerici olan yaklaşımı yüzünden insanların değişim beklentisi yükseliyor. Ama Obama da hâlâ, hem ekonomik büyümenin hem de çevreyi fosil yakıtlardan korumanın aynı anda mümkün olduğuna inanan bir sistemin parçası.

BBC: Bazı çevreciler Obama’nın ve çevre bakanı olmaya hazırlanan Doktor Steven Chu’nun iklim konusundaki görüşlerini “demode” buluyor. Dünün sorunlarına çözüm bulmaya çalıştıklarını, oysa sorunlarımızın çok daha ileri bir safhada olduğunu söylüyor. Katılıyor musunuz?

Mayer Hillman: Kesinlikle. İklim uzmanı bilim adamlarının son tahminleri, yaklaşan felaketle mücadele için hayati önem taşıyan titiz adımları atmaya bile başlamadığımızı gösteriyor. Öyle sığ düşünüyor ki hükümetler.

Çözümü elektrikle çalışan arabalarda arıyorlar mesela. Eğer o elektrik de yenilenebilir enerji kaynaklarından gelmiyorsa, tamamen yanlış bu çözüm! Evlerde, ofislerde ve bir de ulaşımda gereken elektriği, yenilenebilir kaynaklardan sağlamamız imkansız. Müthiş pahalı bir program gerekir bunun için; hükümetlerin şu anki toplam bütçesini aşan bir program…

Zaman meselesi de apayrı bir sorun. Bilim adamları bize “Çevreyi kirletme hızımızı yavaşlatalım” demiyor; “Atmosferdeki karbondioksiti hemen azaltmak lazım” diyor.

BBC: Mayer Hillman, teknolojiyi temel alan tüm diğer çözümlere yine aynı nedenlerle bel bağlamıyor: Zaman, para, verimlilik. Bunun yerine, 1990’lardan beri aynı şeyi savunuyor:

Yeryüzünde yaşayan herkese birer karbondioksit karnesi dağıtılsın ve her enerji tükettiğimizde, gereken miktar hakkımızdan düşülsün. Sorumluluğu sanayiye değil, bireye veren bir formül bu: Yani o yıl buzdolabı mı satın aldın ya da uçağa fazla mı bindin, o zaman, örneğin evini daha az ısıtacaksın. Ya da ihtiyacını karbondioksit üretmeyen, yenilenebilir bir enerji türü ile karşılamanın çaresini arayacaksın ki, hakkını harcamamış olasın.

Kuşkusuz kabulü son derece zor bir öneri bu: Çünkü insanların, daha doğrusu parası olanların, hak olarak göregeldikleri hizmetlerden vazgeçmesini gerektiriyor. Siyaseten de saatli bombadan farkı yok. Bunu uygulamaya kalkan her hükümetin özgürlükleri kısıtlamakla, hatta diktatörlükle suçlanacağı kesin. Doktor Mayer bu formüle nasıl ulaştığını şöyle anlatıyor:

Mayer Hillman: Yeryüzünün, fosil yakıtlardan ortaya çıkan atıkları emme kapasitesi sınırlı. Artık kimse bunu inkâr edemez; bilim adamları kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanıtladı.

O zaman, sormamız gereken soru şu: Bu sınırlı kapasiteyi, nasıl paylaşmalıyız? Ekonomik büyümede olduğu gibi, insanlara, “Elinize geçen kek dilimi küçük diye şikayet etmeyin. Ekonomi büyüdükçe, kek de büyüyecek, sizin payınız da artacak” diyemesiniz. Sınırlı çünkü.

Elini vicdanına koyan kimse, “Bunu şimdiye kadar olduğu gibi eşit olmayan bir şekilde paylaşalım. Avrupalılar daha fazla karbondioksit üretsin, Üçüncü Dünya daha az” da diyemez.

Ben hesabı yaptım, dünyada adam başına karbondioksit üretme hakkımız, yılda çeyrek ila yarım ton olmalı. Şu anda ortalama bir Amerikalı’nın yıllık karbondioksit üretimi, yaklaşık 20 ton. Bir Afrikalı’nınki ise 1 ton.

BBC: Bu, halen BM öncülüğünde tartışılmakta olan (ve Türkiye’nin, ABD’nin henüz kabul etmediği) hedeflerin hepsinden, kat kat ötede bir öneri. Sorabilir miyim, sizin karbondioksit üretiminiz ne kadar?

Mayer Hillman: Benim ve eşiminki, yılda toplam 3 ton civarında – ki biz yenilenebilir enerji kullanıyoruz, her yere bisikletle gidiyoruz, uçağa binmiyoruz. Önerdiğim miktarı yine de aşmamızın açıklaması da basit, evimiz fazla büyük. Çocuklarımız evlenip gittiği için bizim de daha küçük bir eve taşınarak karbondioksit tasarrufunu artırmamız lazım. İşte bu yüzden diyorum “Bu iş gönüllülük esasına göre olmaz, hükümetler bizi mecbur etmeli” diye…

1. Dünya Savaşı’ndan yalnızca 20 yıl sonra, Nazi Almanyası’na karşı savaşa girerken halka sordular mı? Sorsalar halk ister miydi? Bu da bir savaş.

Ayrıca, karbondioksit karnelerinin, dünyada sosyal adalete de katkıda bulunacağına inanıyorum. Çünkü şunu da içeriyor öneri: Enerjiyi tutumlu kullananlar, az kullananlar – ki tahminim bu kategoride olan pek çok Türk vardır -haklarını, zengin Batılı ülkelerdeki insanlara satabilirler.

Böylece zenginler, enerji sefahatlerinin bedelini, servetlerinin azaldığını görerek öderler. Hatta yoksullaşmamak için, tutumlu olmaya çalışırlar. Yani hem sosyal adalete, hem çevreye yararlı olacak bir öneri bu. İşte bu yüzden de “Ekonomik büyüme hedefi önemsizdir” diyorum. O hedeften vazgeçip, kendimizi çok daha önemli bir hedefe adamalıyız.

Çok, çok, çok daha önemli bir mesele bu: Dünyada hayatın sürmesi.

BBC: Doktor Mayer Hillman’ı dinleyenler yok değil… Angela Merkel, Nicolas Sarkozy son iki yılda bu öneriyle ilgilenmiş liderlerden bazıları. Ama somut bir adım yok henüz.

Tarih Doktor Mayer’i haklı çıkaracak mı? Önerisinin alternatifi yok mu gerçekten? İşte “Bekleyip görelim” demesi en zor sorulardan biri…

Kaynak: BBC-Türkçe

5 Comments

  1. Mimarların ve tasarımlarının ekoljik dengeyi kruma gayretine yöenlemesini sevindirici buluyorum. Olumsuz olan şey insan konforunun gittikçe artması yüzünden enerji tüketimi binalarda kısılsa bile bir taraftan artıyor. Uygarlık kültürünün değişmesi lazım birazcık ta. Daha azına razı olmak gerekir.

  2. Meselenin boyutu çok yönlü. Hillman tutarlı bir kişilik, ben burada ilk kez okuyorum. Açık radyoda da daha önce duymadım. Zaten orada malumat veren tonlama yok burada. Kesin tehlike gösterilip kesin samimi bir duruş talebi var. Bu dil daha farklı geldi bana.

  3. çevrecilik seksenli yıllarda moda idi ve yeni bir alanı tarif ediyordu. şimdi “düz çevrecilik” demode olmaya başladı. meseleni ottan, pasif yeşilden, dumanlı havadan bahsetmekten ibaret olmadığı anlaşıldı. dünyanın sürekliliği artık tartışmanın ortasına oturdu. bu açıdan bakıldığında hillman çok sağlam yere basıyor, düşünce ve eleştri sistemi ço diri.

  4. Çevreci olmanın moda olduğu günümüzde “çevreciliğin” bir yakıştırma vaya reklamasyon aracı olması kaçınılmaz. Dolayısıyle yapılan her şeyin bir köşesine çevreci, doğaya saygılı diye laflar eklenmesi onun gerçekten doğaya saygılı olduğunu göstermez. Okuduğum kadarıyla Hillman bu farkın üzerine giden bir mimr ve plancı. Verdiği kavga saygıya değer. Ülkemiz kamuoyu ve mimarlarıyla yayınınız vasıtasıyla tanıştırmanız çok iyi olmuş. Teşekkürler.
    Saygılar

  5. Hillman samimi bir ses olarak ortaya çıkmış, duymak istemediklerimizi, korkularımızı, kaçamaklarımızı da söylüyor yüzümüze karşı. Bir yüzleşme anı gibi sorgulaması. Bu dünyanın bir canlısı olarak dünaynın canlı kalabilmesi adına. Sarsıcı geldi bana.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir