Köprüler, Gökdelenler ve Ground Zero’yu İnşa Etmek Calatrava’yla Söyleşi

8 Dakika Okuma Süresi

Santiago Calatrava, belki de günümüzün en hatırlı mimarıdır. Fortune’dan julie Schlosser’la Ground Zero’yu yeniden yapma, ışığın önemli ve onu iyimser yapan şeyler üzerine konuştu.

Son 30 sene içerisinde Santiago Calatrava köprülerden tren istasyonlarına ve müzeye kadar 40’dan fazla yapı inşa etti. Onun en iyi becerisiyse; modern binalarda nadiren bulunan duygusal titreşimlerdir; görkemli çağdaş mimarlığı; bir yapıdan ulviliğe yükselten de bu güçtür.

Calatrava, Amerika’da izlerini bırakmaya başladı. Amerika Birleşik Devletlerinde Ground Zero’daki ulaşım kavşağından, yapılması durumunda ülkenin en yüksek binası olacak olan Chicago’daki 115 katlı binasına kadar pek çok proje üzerine çalışmaktadır.

Günümüzde mimarlık hangi noktadadır ve nereye gitmektedir?

21. yüzyılın başlangıcı 20. yüzyıldan oldukça farklı. Biz kitle kültürüne gömüldük. Tasarımda medya muazzam bir role sahipken, bir diğer etkiyse sosyal olandır. Doyurulması, taşınması ve bakılması gereken milyonluk nüfuslara gömüldük.
Üçüncü Dünyada kontrolden çıkmış makro şehirler görüyorsunuz. Kalküta gibi yerlerde konut ve yiyecek temin etmeniz gereken milyonlar var. Mimari tasarımı anlamak için bu iki fenomen anahtardır. Bir gazeteyi okumak, bina yapmaktan çok daha kolaydır.
Medya her yerde hazır ve nazırdır ama tasarım öyle değil. Bu kentleri birbirine bağlayacak hızlı trenler yaratmak, onlara medya aracılığıyla ulaşmaktan çok daha zordur. İlerlemek için temel olan bu sorunlara getireceğimiz çözüm ihtiyacı ve iletişimdir

Günümüz mimarlığında iki ana okul var gibi görünmekte: bir tarafta gelişme ve çevre konularına eğilen okul, diğer tarafta sizi ve Frank Gehry’yi içeren daha sanatsal yeteneği içeren okul. Bu iki okul birleşebilecek mi?

Kişisel olarak ben, kentlere ve milyonlara etki eden yapıları, eğitim binaları, tren istasyonları ve okullar gibi pek çok kamusal projede yer aldım. Aynı zamanda ulaşım için pek çok köprü inşa ettim. Benim kişisel işlerim, mimarlık ve mühendisliğin sosyal bir karakteri olduğu ve topluma hizmet edebileceği anlayışıyla temas etmektedir. İşlerimin yaklaşık 90%’i bu şekildedir.

Bu yapılar sadece fonksiyonel amaçlarla değil aynı zamanda da haysiyet ve güzellikle birlikte yapıldığından insanlar minnettardır. Birilerinin ilgi gösterdiğini anlatabilmek için güzelliğin izlerini taşıması önemlidir. Bu sadece trenin işlemesi anlamına gelmiyor, aynı zamanda güzel bir tarzla işlemesi anlamına geliyor. İnsanların sadece yemeğe ihtiyacı yok. Onlara ilgiyle sunulan yemeğe ihtiyaçları var. Bazen sadece onu nasıl sunduğunuza odaklanmanız önemli.

İsminizi köprüler inşa ederek duyurdunuz. Şu ana kadar inşa edilmiş 20 ve yapım aşamasında olan bir sürü köprünüz var. Peki neden Köprü?

Bir köprü gereksinimden doğar ama kendi kimliğini ortaya koymalıdır. Çevresi ile uyum içerisinde olmalıdır. Tasarım, tamamen engeli aşmalı ve yereli dönüştürmelidir. Benim düşünceme göre köprü yapmak, onu geçen insanların ihtiyaçları ve engelleri yenmek ya da üstesinden gelmekle ilişkili sembolik bir jesttir. Modern bir köprü de bir sanat eseri olabilir. Sizin günlük yaşamınızı biçimlendirmeye yardımcı olur ve onu kullanan herkes için esaslı bir deneyim olur.

En gurur duyduğunuz köprü hangisidir?

İspanya Seville’deki Alamillo Köprüsüdür çünkü kendi türünün ilkidir ve bir diğeri de Kalifornia Redding’tekidir. Olağanüstü bir yer. Onu yapmaktan çok hoşlandım.

Tasarımlarınız bu tarz dinamik yapılar yapmak için modern teknolojinin kullanımını gerektiriyor.
Ben yalnızca bir mimar değilim, bir mühendisim. Bu yüzden her zaman teknik ve teknolojiyle motive oldum. Teknoloji bir parça ilerlediği anda, mimarlığı değiştirmektedir. İlerleme buradadır.

Bilgisayar büyük bir devrime işaret etti. Çok daha karmaşık geometrilere ulaşabilir ve endüstriye de anlatabilirsiniz. Teknik sadece benim işim için önemli değil, aynı zamanda inşa etme sürecini gerçekleştirecek kişi içinde önemli. Birbirimizle iletişime geçebilirken, çok daha kolay çözümler getirebiliriz. Yani başlangıçta mimarın işi vardır ve üretim aşamasına geçiş, objeleri değişir.

En sevdiğiniz malzemenin ışık olduğunu söylediniz.

Evet. Bunun sebebi konfor. Bizim zamanımızdaki konfor farklı. Artık yıllar önceki anlamına sahip değil. Büyük bir yemek günümüzde konfor demek değil. Yemekle konfor, nicelik anlamına gelmiyor; kalite anlamına geliyor. Sadece iki kuşak önceyse bu farklıydı. Dört ya da beş tabak yemek yerdiniz. Ne kadar çok tabak, o kadar iyi.

Benim fikrime göre mimarlıkta konfor iki kelimeyle ifade ediliyor. Biri “mekan” diğeri “ışık”. Dar ya da küçük mekanlar iyi olmadığı gibi, az ışık, gökyüzünü görmediğiniz yer altı mekanları da iyi değil. Bunlar gelecek için iki anahtar. Daima daha çok ışık ve mekan arayışı içerisindeyim. Geniş mekanları Ground Zero’da da kullandım. Mimarların umut ve iyimserlik getirmesi gerektiğine inanıyorum. Bu bizim işimizin bir parçası.

11 Eylül Saldırıları mesleği nasıl etkiledi?

Bu saldırıların üzerinden sadece birkaç yıl geçti ama oldukça büyük sonuçları oldu. İnsanların gökdelenler inşa etmeyi bırakacağını düşünüyordunuz ama tam tersi ortaya çıktı. Gökdelenler çok daha güçlü çok daha anlamlı oldu.

Bir diğer belirgin şeyde günümüze, kültürümüze inanıyoruz. Bana göre New York genç ve oldukça canlı bir kentti. Ama büyük bir trajedinin gerçekleştiği 11 Eylül’le birlikte birden bire her şey değişti. Ansızın New York genç bir kent olmayı bıraktı. Tıpkı Atina, Roma, Kudüs gibi başka bir ligde oynuyor. Yıkılan ve yeniden inşa edilen bir kent. Artık New York bu kapsama sahip. Artık burada bina yapmak, Kudüs’te bina yapmak gibi.

Sizin Ground Zero Projeniz; kenti bir dizi metroyla bağlayan ulaşım kavşağı- biraz tartışmalı olarak ilerliyor. Planınızla geldiniz ve bu sene temel attınız. Bu hem Ground Zero’da hem de diğer binalarda oldukça nadir görünen bir şey. Bunu nasıl yaptınız?

Bunun benimle bir ilgisi yok. Bu; müşterim olan Liman Otoritesinin becerisidir. Liman Otoritesi inşaat alanında oldukça deneyimli bir kurum. Saarinen’in TWA terminali, ikiz kuleler gibi pek çok büyük bina yaptılar.

Oldukça mütevazisiniz. Kuleler hakkında pek çok tartışma var. Ama siz geldiniz ve hiç münakaşa çıkmadan yapınızı yapıyorsunuz.
Ben mütevazi olduğumu düşünmüyorum. Yapımcılara çok şey öğretmem gerekmedi. Halihazırda çok şey biliyorlardı. Liman otoritesinde sessiz sedasız bir anıt var. Bana asla söylemediler ama yaklaşık 85 kişiyi kaybetmişler. Bunu düşünebiliyor musunuz? Bu insanlar için çok büyük bir saygı duydum. Yurt dışından bir mimar olarak bunun benimle hiçbir ilgisi yok. Benim işim onlara inşa etmeyi öğretmek değil. Benim işim; neyin mümkün olacağını göstermek.

Geçtiğimiz beş yıl boyunca İnsanların Ground Zero’da gördüğü şeyin mimarlar, geliştiriciler ve politikalar arasındaki kavga olması sizce mesleğe zarar verir mi?

Hayır. Çünkü insanlar binaları görmek için meraklılar. İnsanlar neler olup bittiğini öğrenmek istiyor. Bu tarz projeleri yapmanın bazen yıllar aldığını hatırlamanız gerekiyor. Kendi kentim olan Valancia’da bir proje üzerine çalışıyorum ve bu proje 16 yıldan beri devam ediyor.

Bu meslekte dayanma gücünüz olmalı. Bir projeye genç bir mimar olarak başlarsınız ve bambaşka birisi olduğunuzda, emekliliğe hazır olduğunuzda proje biter. bir şeyleri iki ya da üç yıl içinde yapabilen birilerini tanımıyorum. Her şeyin çok hızlı yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

Amerika Birleşik Devletlerinin en yüksek yapısını tasarladınız. Onda işler nasıl gidiyor?

Mart ayında inşa etmeye başlıyoruz. 37 aylık bir programımız var. Etkileyici bir konumu var. Michigan Gölüne yakın. Chicago, mimarlığın önemli olduğunu keşfeden ilk modern kent. Hatta New York’tan bile daha çok.

En sevdiğiniz binalar Hangileri?

Atina’daki Akropol, Aya Sofya, Chrysler Binası, New York’taki Büyük Merkez Terminali ve Fransa’daki Amiens Kilisesi.

Kaynak: Fortune

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir