Estonyalı Mimar Siiri Vallner ve Yavaş Bir Sanat Üretimi: Mekan Yaratmak

12 Dakika Okuma Süresi

Siiri Vallner, 1972’de Tallinn’de doğdu. Tallinn’de bulunan Estonya Sanat Akademisi’nde mimarlık bölümünden 1998’de mezun olduktan sonra, Washington’da, Virginia Polytecnic Institute and State University’de mimarlık eğitimine devam etti ve iki yıl Berzag&Gold P.C. ve Lewis&Associates Ltd’de mimar olarak çalıştı. 2002’de Estonya’ya döndükten sonra ise üç kadın ortağıyla Kavakava’yı ve Indrek Peil ile de ikinci bir firmayı, Head Arhitektid’i kurdu. Pek çok büyük işi ile sonuçlanan sayısız yarışmaya katıldı. Çağdaş kentleşme ve peyzaj mimarlığı üzerine yazıları da bulunuyor.

11.jpg

Zamanını iki firmaya bölmüş olan Siiri Vallner, ülkesindeki önemli binaların büyük kısmının tasarımını yapmış. Ve mimarlığın gücü ve önemi üzerine oldukça gerçekçi ve mütevazı düşünceleri bulunuyor.Siiri Vallner, çok etkileyici bir CV’ye sahip, 37 yaşında, sakin ve oldukça azimli bir mimar. Ayrıca Estonya’daki genç nesil arasındaki tek kadın mimar da değil çünkü iki kadın meslektaşıyla birlikte, sadece kadınların çalıştığı, Kavakava isimli –toksik tropik bir bitkinin ve renkli bir İngiliz müzik grubunun da adı- bir firma kurdu. Onun için bir ekip olarak çalışmak oldukça önemli, o kadar ki, Kavakava’nın dışında, Indrek Peil ile de Head Arhitektid’in de ortağı. Ve tüm projelerini bu iki firmadaki çalışma arkadaşlarıyla birlikte hazırlıyor.

21.jpg

Her ne kadar Vellner ve ortakları Kavakava’yı kurduklarında tasarım sürecinde dişiliğin önemine vurgu yapmış olsalar da, işlerinde feminist bakış açısını sürdürdükleri söylenemez. Evet, binalar duygusal, vücut ile mekan arasındaki ilişkinin önemine odaklanıyor, malzemenin duyularını çok iyi şekilde yansıtıyorlar ve kendilerini tamamen açığa çıkarmıyorlar. Siiri Vallner, 2000’li yıllarda tasarım ve inşaat işlerine başlayan mimarlara karşı bir sempati duyduğunu belirtiyor: bu mimarlar için mimarlığın sosyal yönü, kullanıcı ve binalar arasındaki mekana önem veren mimarlar. Vallner titizliği ve az konuşma eğilimi ile tanınıyor.Şubat ayında ayrıca Vallner, Estonya Mimarlar Birliği tarafından düzenlenen ve mimariye tutkun iki işadamının sponsor olduğu ve 40 yaşın altındaki mimarlar arasından seçilen Genç Mimar Ödülü’nü de aldı.

siiri_vallner.jpg

Siiri Vallner’ın çalışmaları, yeni yüzyılda genç Estonya mimarlığı ile ilgili herşeyin toplamı şeklinde görülebileceği için, gelecek yıl bu ödülü verecek kişiyi bulmaları oldukça zor olacak. 1990’larda Estonian Academy of Arts’ta Prof. Veljo Kaasi’nin öğrencisi olduğu sıralarda, yeni, daha kentsel tasarım odaklı bir bakış açısı geliştirdi. 2000 ile 2008 yılları arasında çeşitli çalışma arkadaşlarıyla birlikte yaptığı çalışmalarda en az 9 mimari yarışma kazandı. Yarışma başarıları sayesinde ise, ticari kaygılardan bağımsız olarak pek çok mimari anlamda ilginç sosyal proje tasarlayabildi. Bu sırada da bir özel konut ile bir sıra evler projesi hazırladı. Kamuya hazırladığı projeler, kentin yarışmalar yoluyla iyi mimarlığı seçme yeteneğinin de bir kanıtı olabilir. Bu kapsamda Siiri’nin mimari misyonu oldukça Avrupai ve eski tip iyi mimariye odaklanmış bulunuyor. Sonuçta kültürümüzde mimarinin olumlu rolü, kamu ve eğitim yapıları yaratarak, öncelikle sosyal ilişkili binalarla bağdaştırılmaktadır. Bu “büyük M ile yazılması gereken” bir mimarlıktır.

Triin Ojari: Öncelikle genel olarak müşterilerinizi ve yarışmaları sormak istiyorum.

31.jpg

Siiri Vallner: Bir müteahhit ile çalışmak daha kolay, daha profesyonel ve deneyimliler. Tüm müşterilerimiz kamu sektöründendi ve sadece bir bina yaptırmak amacıyla atanmışlardı. Bazıları binayı kullanmayacaklar, kimi binaya bakmayı bırakın bütçeyle bile ilgili olmayabiliyor.

4.jpg

Bizim çalışmalarımız, içinde yer aldığımız yarışmaların meyveleri aslında. Her ne kadar başından beri mimaride görsel çekiciliğin baskınlığına eleştirel bakıyor olsak da, ilginç ve dikkat çekici bir şey yaratmak zorundayız ki bu da bizim çalışmalarımızın karmaşıklığını açıklıyor. Yarıştığımız kişiler daha çok farklı olmayan bir şey tasarlayamamaktan korkuyorlar. Beklentileri izliyorlar. Kişisel olarak ben mimarinin daha basit olmasını tercih ederim, hem inşa etmesi kolay hem de görüntüsü sade. En azından Estonya’da, kaynaklarımız bu kadar kısıtlıyken… Teoride bizim ofisimizin tercihi bu yönde ancak hala cesaret ve yetenek eksiğimiz var.

Triin Ojari: Çağdaş Estonya’nın yapılı çevresinde mimarın rolünü merak ediyorum.

Siiri Vallner: Geçen yaz 8000 kadar mimarın bulunduğu UIA Torino konferansına katıldım. Hepimiz dev bir salonda oturup, toplumdaki insanlar çok fazla marjinal oldukları için eyleme geçmemiz gerektiğiyle ilgili hemen hemen aynı şeyleri söyledik. Açıkçası, oradaki herkes oldukça cansızdı ve bir anda bir zıt kutup ortaya çıktı: mimarlar kim olduklarını sanıyorlar ki?

5.jpg

Şimdiye kadar, gayet kısıtlı bir alanda çalıştık, genel olarak kamu binaları üzerine. Mimarlar kamu binalarını geliştirmede oldukça büyük bir rol oynarlar ve kimse mimarı yok saymaz. Estonya’da mimarlar için, kentsel düzeyde çalışarak kentlere süreklilik sağlayacak karmaşık sistemler yaratmak konusunda nispeten kullanılmayan bir potansiyel var. Bugün Estonya kentlerinde pek etkin kullanılamayan, kaotik ve kullanımı zor şeyler yapılıyor. Ben mimaride herşeyi yeniden keşfetmek gerektiğini düşünmüyorum. Ancak kent ölçeğinde çok acil bir ihtiyaç söz konusu. Örneğin otomobiller ve insanlar kentte herşeye rağmen nasıl birlikte var olacaklar? Geçmişte inceleyebileceğimiz herhangi bir örneği yok bunun.

132596t40habe3.jpgPek çok mimar görseller ve resimlerle düşünür, kelimelerle değil. Yaratıcı kişilerin çoğu gibi onlar da “doğru”-“yanlış”, “siyah”-“beyaz” diye düşünmezler. Bunun yerine, pek çok paralel senaryo, farklı orta yollar öngörürler. Kamuda bu örneğin anlaşılmaz ve belirsiz görülür. Onlara yeteri kadar hitap etmez. Topluluğa hitap etme konusunda bir kurs bu aşamada faydalı olabilir ancak sonuçta mimarlık kelimesiz iletişim kurabilmek zorundadır.

Bizim, işimizde rolümüz konusunda herhangi bir sorunumuz yok. Ancak büyük resme baktığımda, gerçekte kimin değişimi gerçekleştirebileceğini merak ediyorum. Kentte yürürken özelliksiz mimariyi ve yolda ilerleyen otomobillerin yanında cephelerin ne kadar önemsiz kaldığını görüyorum. Aslında mimarın rolü oldukça önemsiz. Çünkü kentte bir şeyleri değiştirebilmek için bir iki kişinin değil yüzlerce kişinin birlikte hareket etmesi gerekir. Şu an için n azından otomobil kullanmak yerine bisiklete binebiliriz.

7.jpg

Triin Ojari: Öyle bile olsa Kavakava zaman zaman Tallinn’de, geleneksel mimarinin sınırlarını genişletme girişiminde bulunan kentsel projeler üzerine de çalışıyor. Bunlar arasında belki de en heyecan verici olanlardan birisi, Tallinn’in en dar kısmı olan Finnish Körfezi ile Ülemiste Gölü arasındaki yürüyüş yoluydu: Tallinn Waist (Tallinn’in Beli)

Siiri Vallner: Bu yürüyüş yoluyla, suyun iki kıyısının ne kadar dar olduğunu göstermek istedik, 2 kilometre kadar. Burada fikir, eğer bu çizgide özgürce hareket edilebilir ve kimse çitler ya da duvarlar üzerinden atlamak zorunda kalmazsa, buradaki heyecan verici şeylerin de görülebileceğiydi. Daha basit anlatırsam, insanların kentin bir ucundan diğer ucuna yürüyebilecekleri uzun parklara ihtiyaç var. Örneğin yıkılmak üzere olan, sonsuz raylarla döşeli Kopli’yi ele alalım. Burası dört farklı kent bölgesini birleştirirken tarihi alanlar arasındaki dolaşımı da koruyacak müthiş bir park haline getirilebilir. Yapmak istediğim bu tür yolları birleştirmek.

10.jpg

Triin Ojari: Mimarlık disiplininin düşüşe geçtiğine yönelik çok şey yazıldı ve söylendi. Disiplinler arası bir bakış açısıyla bunun üstesinden gelinebilir mi?

Siiri Vallner: Disiplinler arası düşünmek ve diğer alanlardan bilgi almak mimarların daha hızlı ve daha acısız şekilde yeni fikirler üretmelerini sağlıyor. Orijinallik ihtiyacı kısmen mimarlık medyası tarafından yaratıldı. Sonuçta giderek artan sayıdaki yayınların bir şeylerle doldurulması gerekiyor. Ancak mimaride her ay fevkalade bir çıkış yapmak mümkün değil. Mimarlık oldukça yavaş bir alandır.

8.jpg

Ben gayet pratik biriyimdir ve her soyut kavramı mekana çevirmeye çalışırım. Eğer mekansal bir bağlantı kuramazsam ve ortada sadece iki boyutlu diyagramlar çıkarsa, o zaman uzun vadede etkileyici mimari gücü de olmayacaktır. Ancak genelde mimarlar farklı düşünce tarzlarının karışımından faydalanırlar. İnsanlar, dünyayla birlikte mimarinin de hızla değiştiğini söylerken, ben bu düşünceye o kadar katılmıyorum. Estonya fakir bir ülke ve bu yüzden de inşa edilen herşey en kısa sürede bitirilmek durumunda. Dayanıklılık ve süreklilik, eski moda da olsa önemli. Eğer mimarlıkla bağlantılı diğer mesleklerden bahsediyorsak, o zaman nadiren malzeme ile çalışarak fikir sahibi olabiliriz ya da diğer alanlardan istatistik sağlayabiliriz. Fikirler yaratıcı süreç sonunda ortaya çıkar, çoğunlukla da duygulardan. Kazara fikir sahibi olmayız.tn_eefv-7pdf38.jpg

Triin Ojari: Bunu biraz daha irdelemek istiyorum, mimarinin kendisinin yapım sürecini analiz etmek kadar bunu kelimelerle ifade etmek de mümkün. Çağdaş mimaride ya da kendi firmanızda önem verdiğiniz nedir?

Siiri Vallner: Mimarlığın pozitif etkiler yaratması gerekir. Tabi bu etki örneğin müzikteki kadar direkt olmaz; mimari, doğa ya da sanat gibi işler – her gün aydınlanır ve yaşama daha derin bir anlam verir. Bizim mimarlığımız sonsuz deneyimlemeden doğar. Sonuna kadar saatler boyu çözüm arayabiliriz. Sanırım pek çok meslektaşım, bir mimarın işinin büyük bir belirsizlik olduğu ve zamanımızın çoğunu buna harcadığımız konusunda bana katılacaktır. Belirsizlikten kaçmak mümkün olsaydı, çalışma zamanımız %90 azalırdı.

Triin Ojari: Bana göre sizin binalarınızda algı ve duyguların deneyimlenmesi –mekanın malzeme ve nüansları – asıl önemli olan şey.
Siiri Vallner: Mimaride pek çok görsel gürültü ve curcuna vardır. Bu oldukça sıkıcı ve yorucudur. Bir radyoyu kapatabilirsiniz ama kent içinde yürürken kapatılacak bir ses düğmesi yoktur. İyi mimari, tam bir fiziki deneyimdir, tüm duyular işin içine girer. Mimariyi yaratma konusunda da bu böyledir. Mekan hareket halinde algılanır; o nedenle mimari bir eser yaratırken tek bir kareyi dondurup görselleştirmenin anlamı yoktur, tersine mekan ve ilgili alanlardan geçmek gerekir. Eskiden malzemenin ucuz ancak montajının sor olduğu söylenirdi ancak bugün, bunun tam tersi, malzeme pahalı ancak malzemeyle çalışmak kolay, yalnız insan dokunuşu eksik.

9.jpg

Aslında binalarımızın çoğunun betonarme olması oldukça tesadüfidir. Şimdiye kadarki işlerimizin çoğu büyük çaplıydı ve ahşap kullanmak uygun olmazdı. Her yeni işe başlayışımızda, bu kez ahşap ve kil kullanacağımı düşünüyorum ancak iş o şekilde gelişmiyor. Son kazandığımız yarışmada, Viljandi Kültür Akademisi projesinde de durum bundan ibaret. Yine pek çok faktörden biri ahşap kullanımını mümkün kılmıyor.

Mimarlar aşırı malzeme tüketiyorlar ancak sonuçtaki hedef malzemeyle ilgili değil. Konsantre olunması gereken konu enerji ya da atmosfer…

Triin Ojari: Peki ya mekanla kurulan ilişki?

vallner.jpgSiiri Vallner: Bu tamamen projenin kendisine bağlı. Yarışma tasarımlarında, her zaman alanı ziyaret etmek şart değildir, işin içine derinlemesine girmek külfeti arttırabilir. Bir mimarın durumu değiştirmesi ve bunu da oldukça radikal bir biçimde yapması lazım – ve de yerel malzemeye çok fazla bağlanmaması… Mevcut çevrenin analizi ve bilgilenmek çok önemli ancak fikir bilinmeyen bir kaynaktan, farklı bir etki gerektirir.

Triin Ojari: Ama daha genel anlamıyla Estonya’dan, onun çok katmanlı ve bağlantısız kentsel alanından bahsedecek olursak, burada yaşayan genç mimarlar için bu önemli ve anlamlı mıdır?

Siiri Vallner: Buranın çevresi biraz vahşi ve bu engebeli alanın belli bir çekiciliği var. Tallinn inanılmaz derecede çirkin bir kent. Bunu bir ilham kaynağı olarak kullanmaya çalıştım. Bizim neslimiz için önemli olan şey, gerçekten büyük ve gerçekleşebilen değişikliklerle karşı karşıya olmamız ve bunu daha da değiştirebilme şansımızın olması. Biz fark etmeden kentin değişmesi, çok tanıdık kentlerin yok olması gibi şeyler bu zamanın eseri. Kentte çoğu kişi için süreklilik teşkil eden pek çok yer varken benim için Tallinn kent merkezinde sadece Estonya Sanat Akademisi var. Çocukluğumdaki evler ve okulum yok artık, hatta arazi geliştirme nedeniyle büyükbabamın ülkesi bile biz fark etmeden değişti. 20 yıldır gidip geldiğim Sanat Akademisi de yok olursa, herhangi bir bağı olmayan modern bir mimar olurum…

Kaynak: A10 Mayıs-Haziran 2009
Çeviri: Mimdap

1 Yorum

  1. turgut astekin

    Estonya yavaş şehirleşmey bir çok açıdan uygun aslında. iklim olarak nüfus artışı olarak yıllardır sanayiye dayalı gelişmenin dışında kalmayı başararak. yavaş kentler orda yaratılabilir şüphesiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir