Esra Nilgün Mirze ve “41 derece – 29 derece İstanbul Network” Projesi

9 Dakika Okuma Süresi

Söyleşiyi hazırlayan: Elif ERGU

Kültürel mirası onarmakla iş bitmez, onları yaşamın birer parçası haline de getirmeliyiz…

Esra Nilgün Mirze, 2010 Kültür Başkenti için “41 derece – 29 derece İstanbul Network” adlı bir proje hazırladı. Projenin mekanı olarak da Hasköy’deki Mayor Sinagogu’nu seçti. 1950 yılından beri amacı dışında kullanılan sinagogun içinde kauçuk ve döküm atölyesi, bahçesinde çarpık yapılar var.

Şimdilik Esra Nilgün Mirze’nin projesi ve projeye mekan olarak seçtiği sinagogun onarımı için bir sponsor yok, ama proje 2010 gelmeden ödülü kaptı bile.

enm-9.jpg

Üstelik bu proje için Avrupa Komisyonu Kültür Eğitim ve Spor Direktörü ile Avrupa Kültür Başkentleri Raporunun hazırlayıcısı Robert Palmer “Avrupa Kültür başkentleri için sürekliliği olan bir proje” olduğunu belirtti. Ve “41 derece – 29 derece İstanbul Network” Avrupa Kültür Ödülü’ne layık görüldü.

2010 yılında ödülünü alacak olan Esra Nilgün Mirze, bu ödülü projeyi destekleyenlerle de paylaşacağını Avrupa Komisyonu’na iletti. Henüz bu proje için destek bulamayan şövalye ruhlu kadın Esra Nilgün Mirze’yle Rahmi Koç Müzesi’nde konuştum. Çok uykusuz ve çok heyecanlıydı. Bu proje ona üç kez mide kanaması geçirtmiş, bıraktığı sigaraya yeniden başlamış. İstanbul ve kültür-sanat aşkıyla dolu olan Esra Nilgün Mirze, bana 2010 Kültür başkenti İstanbul’la ilgili iyi şeyler de oluyor diye düşündürdü.

enm-8.jpg

Robert Palmer’ın kitabı benim için yol gösterici oldu

2010 İstanbul Kültür Başkenti İstanbul Girişim Grubu’nun başkan yardımcısıydınız. Şu anda 2010 Kültür Başkenti İstanbul Uluslararası İlişkiler Koordinatörüsünüz. Organizasyon ekibinde istifalar yaşandı, 2010’da İstanbul’da ne olacak, herkes merak ediyor. Yüzlerce proje hazırlandı. Hangileri destek alacak tam bilmiyoruz. Ve siz bir proje yazdınız, ödül aldınız. Nasıl yol aldınız?

enm-1.jpgAvrupa Kültür Başkentliğinin adeta Kuran-ı Kerim’i denilen Robert Palmer’ın yazdığı bir kitabı var. Bu kitap benim için yol gösterici oldu. Avrupa Birliği’nin gündeminde olan şey şu: Sosyal uyum ve kültürel entegrasyon. Genç sanatçıların birbirlerini ve dünyayı tanımalarının, bunun içinde serbest dolaşımlarının önemli olduğu söyleniyor.

Türkiye’deki sanatçılardan belli klişelerde iş bekleniyor

Bu proje kapsamında tam olarak ne hedeflediniz, projenin içeriğinde neler var?

41 derece – 29 derece İstanbul Network / Genç Sanat ve Tasarım Merkezi projenin adı. Proje, Avrupa Kültür Başkentleri arasında kültür sanat merkezlerinin katılımıyla giderek genişleyecek bir ağ oluşturarak, genç sanatçıların, genç sanat profesyonellerinin uluslararası alana açılmasını, genç sanatçıların uluslararası alanda serbest dolaşımlarının sağlanmasını ve sanatın gelişimi için gerekli olan bağımsız ortamın ve geniş katılımlı işbirliği olanaklarının sağlanmasını hedefliyor. Genç küratörlerden jüri oluşturulması, bu jürinin yeni sanatçıların eserlerini değerlendirmesi söz konusu olacak. Türkiye’de genç ve yaratıcı nüfus var. Gençlerin uluslararası alana açılmaları çok zor. Uluslararası bir küratörün dikkatini çekmeleri çok zor. Ayrıca ön yargılar da var. Türkiye’deki sanatçılardan belli klişelerde iş bekleniyor.

Ne gibi?

Bakın yurt dışında açılan sergilere, politik ve sosyal eleştiri, sınıfsal sözcülük bekleniyor. Bu da sanatın yaratıcılığıyla ters düşüyor. Bir sanatçı yalnızca politik söylemle yaratıclık yapabilir ama yalnızca onun seçilme eğiliminde olması bir kısıtlama. Diğerlerine de alan açılmalı.

Gaziosmanpaşalı öğrencilerin fotoğrafları Fransız Kültür’de sergileniyor

Siz İstanbul’da bu bağlamda çalışmalar yapmaya başladınız…

enm-2.jpgEvet. İlk toplumsal projemizi “Prelüdler” adı altında yaptık. 41 derece – 29 derece Istanbul Network’ün resmi açılışı 12 Eylül’de Fransız Kültür Merkezi’nde “Kentim Ütopyam” sergisiyle yapıldı. Gaziosmanpaşa Belediyesi ve Behçet Canbaz Lisesi işbirliğiyle fotoğraf sanatçıları Muammer Yanmaz ve Ilgın Erarslan Yanmaz’ın yönettikleri çalışma sonucunda bir sergi açtık. 15 yaşındaki lise öğrencileri Şule ve Şeyda Kaçar, Ramazan Arslan ve Tamer Coşkun’un fotoğrafları yer aldı sergide. Bu çocuklardan ikisi Karadenizli, biri Boşnak, biri Diyarbakırlı. Bu çocuklar hayatlarında ilk kez yat limanına gitti, “Denizde yaşanabiliyor, insanlar keşke denizde de yaşasalar” dediler. İstanbul’da hiç deniz görmemiş, İstanbul’da Adalar olduğunu söylence sananlar var. Bu çocuklar fotoğraf çekerken kendi içlerine de baktılar. Bakın, biz sergileri, konserleri şehrin farklı noktalarına götürüyoruz, ama bu değil esas olan…

Açar mısınız biraz? “İnsanların yaşamlarını değiştirecek projelere ihtiyaç var” mı diyorsunuz?

Evet. Örneğin o mahalleden birinin fotoğraf çekiyor olması ve bu fotoğrafların sergilenebilmesi bir rol model oluşturuyor.

Ancak sağlam bir kültür politikası olmadığı zaman bunlar iyi niyetli sözler olarak kalıyor. Biz sanata başka işlevler de yüklediğimizde bu olmuyor. Eğer sanatı ve sanatçıyı özgür kılamazsak, sanatı araç haline getirirsek sanatın da içini boşaltırız. Sanatın hayatı, ilişkileri, birbirimizi tanımak, çevremizi tanımamızda sorgulayıcı bir işlevi var. Sanat sadece estetik değil, sanatla birlikte estetik duyguyla kendi içinizde de bir şey keşfediyorsunuz.

İstanbul’un 2010 Kültür başkenti seçilmesini küçümseyenler de çok. 2010’da Almanya’nın Ruhr bölgesi, Macaristan’dan Peç de kültür başkenti. Bu şehirleri kıyaslayınca kafalar karışıyor…

enm-6.jpgİlk zamanlarda tek bir AB ülkesi seçiliyordu. Genişleme politikasıyla aday ülkeler oldu. Daha sonra bu ülkeler tam üye oldu, diğer ülkeler aday ülke konumuna geldi. Dolayısıyla biz de girdik. AB göç olgusuyla çok kolay başedemedi. Uzun zaman adeta o insanlar yokmuş, iş yapıp memleketlerine dönecekler sandılar. Olay öyle değil. O zaman AB gündemine kültürel entegrasyon konusu girdi. Ve bu gündem içinde çare aranırken, “Artık evet, kültürden sanattan yararlanacağız ve doğru politikalar oluşturmalıyız” dendi. Kültür Başkentleri projesinin böyle bir işlevi var.

Ödül alacağımı biliyordum, bana birçok destek mektubu geldi

Bir de koro kurmuşsunuz…

Evet. Esenler İstanbul’un en yoğun suç işlenen semti. Esenler’de yaşları 15-45 yaş arasında değişen 30 kişilik bir koro kurduk. Fransızca, Estonca şarkı da söylüyorlar. Boğaziçi Üniversitesi Klasik Müzik Korosu şefi Burak Onur Erdem ve 2011 yılı Avrupa Kültür Başkenti Tallinn’den de Koro Şefi Veronika Portsmuth çalıştırdı koroyu. Bu koroyu Brüksel’e götürmeyi planlıyoruz.

Projenize mekan olarak Mayor Sinagogunu seçtiniz. Neden?

Orası 1950’den beri el değmemiş bir yer. Müthiş bir mekan olabilir. Orayı ayağa kaldırmak da zor değil. Musevi Cemaati çok olumlu bakıyor. Sponsor bulunduğu takdirde 2010 yılı sonuna kadar tamamlarız. Bu olursa 16 Avrupa Kültür Başkentliği değerlerinin tam anlamıyla temsil edildiği bir kültür merkezine de kavuşacağız.

Siz projeyi yazıp gönderdiniz Avrupa Komisyonu’na. Ödül bekliyor muydunuz?

enm-4.jpg“Bu proje ödül alacak” demiştim eşime. Avrupa Komisyonu Kültür Eğitim ve Spor Direktörü ve Avrupa Kültür Başkentleri Raporunun hazırlayıcısı Robert Palmer, Avrupa Gençlik Orkestrasının kurucusu ünlü piyanist ve şef Vladimir Ashkenazy, Eski Dünya Bankası Başkanı james Wolfensohn’un ve Maestro Daniel Barenboim’in destek mektuplarını aldım.

Önemli olan tarihi mekanlara yükleyeceğimiz fonksiyonlar

İstanbul Kültür başkenti oldu, artık İstanbul’a daha çok turist gelecek deniliyor, doğru mu?

Yalnızca bu açıdan bakmak pek doğru değil. Bu şehirde 16 milyona yaklaştık. 2010 bu kültür alt yapısını gözden geçirmek için fırsat. Avrupa Kültür başkentleri içinde kültürel mirasın çok yeri yok. Biz tabii ki kültürel mirasımızla gurur duyuyoruz. Bir Çin atasözü var, “Yalnızca kökleriyle övünenler patatese benzer, en değerli yerleri toprağın altındadır” diyor. Biz büyük mirastan geleceğe ne taşıyoruz. Tarihi mekanlar onarılıyor, bunlar güzel ama esas önemli olan bunlara nasıl fonksiyonlar yükleyeceğimiz ki bunlar toplum yaşamının bir parçası olsun.

Projeler gerçek anlamda bir şeyler söylemeli, kalıcılık önemli

Bu açıdan baktığımızda bizim için de çok önemli. İstanbul’da farklı kültürler bir arada…

Eğer alt kültür kendi kültürünü temsil olanağı bulamıyorsa hiçbir zaman merkez kültürle ilişki kurmuyor. İstanbul’a bakalım. Belediye’nin resmi rakamlarıyla 13 bin hemşehri derneği var. Sivaslı var ama Gürünlü, Zaralı da var. Bir potada yaşayan, birbirinden kopuk topluma doğru hızla gidiliyor. Ben gençliğin Türkiye için çok önemli olduğunu düşünüyorum, belli kavramların da doğru kullanımı önemli. Bazı kavramların içi boşaltılmamalı. Projeler gerçek anlamda bir şeyler söylemeli. Ve oturdum yazmaya başladım. Dinamik, hareketli, canlı amaçları tanımlanmış bir Avrupa Network’ü oluşturmak istedim. 2010 bir süreç. 2011 de artık 2010 olmayacak ama 2010’un yolunu açtığı bazı platformların Türkiye’de kalıcı olması önemli diye düşündüm.
Kaynak: Pazar Vatan

9 Yorum

  1. Ünal Karamızrak

    70 yşında eski bir İstanbulluyum, Almanyada mimari tahsili yaptım, kültür şehri İstanbulumu yaşarken, direkt Esra Hanımın projesı Mayor Synogoguna gittim, çok etkilendim, heyecanla ndım.Hatta bütün Aziz sokağın eski evlerini restore edip yaşatalım,düşündüm. Hasköyü hiç tanımazdım, Esra hanımın bu başarısını tebrik ederim. Teşekkürler.

  2. aliye sertanlı

    2010’nun Esra hanımın bahsettiği gibi bir değişim fırsatı olabilmesinin yakınında değilsek de Esra hanım gibiler sayesinde yine de 2010 bir tortu bırakacak bizlere. E.Nilgün Mirze hanımı ve projelerini kutluyorum.

  3. Mahmut Nüvit

    Nilgün Mirze yi İstanbul Kültür ve Sanat Vakfındaki çalışmalarıyla tanıdım ve yıllardan beri izliyorum. Bu dünya Nilgün Mirze gibi şahane kadınların omuzlarında dönüyor.
    Herkesin projelerine katkıda bulunmak için telefonlarını kitlemesi sıraya girmesi lazım.
    Onu buradan en içten duygularla kutluyorum.

  4. Turgut Kar

    2010 için benim ciddi bir ümidim yok açıkçası. hükümetin iş bilmezliği ile kurumların uyuşmazlığı bu fırsatı gömdü gitti bence. ne olabilirdi sorusuna ben cevap veremiyorum ama herhalde cevap verecekler vardır.

  5. coşkun arca

    keşke Esra Nilgün Mirze hanım gibi bir çok proje yaratıcısı olsaydı da 2010 daha kazanımlı olabilseydi. bakın mesela Petersburg kıyı projelerine. dev çalışmalar ve ne büyük kazanımlar içeriyor. oysa 2010 da İstanbul’a böyle bir kazanım düşünülemedi.

  6. cüneyt bulut

    2010 sürecini gerçekten merak ediyorum. Nilgün Mirze hanımın çok yaratıcı projeleri var şüphesiz. Fakat kamuoyu bunları bilmiyor ve hazır değil.

  7. selma deniz

    2010 nun ilk kurulan ekibinin niye dağıldığını tam olarak bilemiyoruz çünkü muhattapları tam olarak anlatmıyor. 2010 dan beklentilerimizi çok üstte tutmaya gerek yok zira bence yapılanlar çok ciddi işler değil. adetten kutlamalar sergiler yapılacak sadece. bu kente doğru düzgün bir katkısı olacak projeler için çok geç kalındı.

  8. Kenan Ataç

    Başlıkta öne koyulan söz herşeyden önemli. Korumak ama ne için? Onardınız ama içinde hayat yok. Fonksiyon değişimini öngöremediniz, güncelleyemediniz. Bitmiştir o iş. Hiç bir önemi yok yapılanın.

  9. Serap İçöz

    2010 nun hepimiz için taşıdığı bir anlam bir gün olacak mı acaba? ya da herkesin kendine göre bir 2010 u mu olacak. oysa zaman olarak 2010 geldi sayılır ve biz hala 2010 a yetişecek işleri konuşuyoruz. peki ne yapıyoruz? bunu sormak lazım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir