Erhan Demirdizen’le Şehir Plancıları Odası’nın yeni yüzü üzerine

10 Dakika Okuma Süresi

Söyleşiyi yapan: Gizem AKSÜMER

2008’e girişimizle birlikte, tüm mimar, mühendis ve şehir plancılarını, meslek odası seçimlerinin heyecanı sardı. Bu seçim heyecanı, kimi odalarda büyük tartışmalara ve kutuplaşmalara sebebiyet verdiyse de, Şehir Plancıları Odası, bu heyecanı meslek alanına hareketlilik getirmek amacıyla kullanabilmesi açısından, oldukça önemli bir sürecin yaşanmasına imza attı.

Pek tabii Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi seçimlerinin öncesinde de, kimi görüş ayrılıklarının getirdiği ayrışmalar ve tartışmalara şahit olduk. Ancak, tüm bu tartışmalar, seçimin ardından, birbirini ‘yıpratmak’ değil de, ‘odaya heyecan sağlamak’ amacına yöneldi.

Biz de, bu seçim atmosferinin ardından, Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Başkanı Erhan Demirdizen ile, ŞPO’nun yeni yüzüne dair bir söyleşi gerçekleştirdik. İstanbul’daki yanlış yapılaşma kararlarından, Büyükdere Caddesi’nden, kentsel dönüşümden ve meslek odasının daha katılımcı bir yapıyı benimsemek istemesinden bahsettiğimiz söyleşiyi ilginize sunuyoruz.

Mimdap: Şehir Plancıları Odasının yeni yönetiminin geleceğe yönelik programlarını konuşmaya geçmeden önce, geride bıraktığımız seçim süreci hakkında bize neler söylersiniz?

Erhan Demirdizen: Bu seferki oda seçim süreci oldukça heyecanlı ve hareketliydi. Daha önce hiçbir Şehir Plancıları Odası seçiminde, hatta herhangi bir oda seçiminde görülmemiş bir enerji vardı İstanbul Şubesinde.

538 kişinin Genel kurula katılması da bu enerjinin çok büyük olduğunu bize gösterdi. Daha da ötesi, 43 meslektaşımız seçimlere aday oldu. 43 kişinin aday olması durumunu “farklı cepheler oluştu”, “bölündük”, “büyük gerginlikler var” diye yorumlayanlar var. Ben yine de 43 kişinin aday olmasını bir tür zenginlik olarak yorumluyorum. Aday olan 43 kişi, “meslek odamızla ilgili yapılacaklarda elimizi taşın altına koyuyoruz.” dedi. Bu sebepten de seçimlerde “ben de varım!” diyenlerin çok sayıda olmasının Odayı besleyecek bir zenginlik olduğunu düşünüyorum.

Özellikle de seçimden bir ay kadar önce ortaya çıkan forum çalışmaları seçim sürecine çok farklı, dinamik bir boyut getirdi. Pek çok genç meslektaşımız bu toplantılara katılarak, Odayı ve mesleği önemsediklerini ortaya koydular.

Mimdap:
Seçimden önce yapılan bu forum süreci, sizin de belirttiğiniz gibi, odaya büyük bir hareketlilik getirdi ve ayrıca, daha önce denenmemiş bir yöntemdi. Bu yeni süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Odanın yeni yönetimi, forum sürecini sahiplenmeyi planlıyor mu?

E.D.: İstanbul gibi metropoliten bir kentte yaşıyoruz. Meslek insanlarının bu kente sahip çıkması gerekiyor. Meslek odalarının da bu noktada önemli bir desteğe ihtiyacı var, çünkü hepimiz biliyoruz ki yalnızca yönetim kurulları bu işleri yürütmekte yetersiz kalıyor. Bunu değiştirmenin önemli bir yolu, kararları alma ve uygulama sorumluluklarını tüm meslektaşlarla birlikte taşımak.

Forum da bu açıdan önemli bir çabaydı ve yeni yönetim kurulu bu süreci kesinlikle sahipleniyor. Böyle bir çalışma yöntemini sahiplendiğimizi ortaya koymak adına, bütün adayları çağırdığımız bir toplantı yaptık. İstanbul Şube’nin önümüzdeki yıllarda yapacağı çalışmaların genel hatlarını konuştuk. Yeni Yönetim Kurulumuzun ilk kapsamlı toplantısını bu şekilde yaptık. Bu toplantıları sürdürmeyi istiyoruz. Elini taşın altına koyan büyük bir danışma kurulumuz olsun istiyoruz.

Biz odada, üniversite, belediye ve serbest çalışma alanlarını buluşturmayı istiyoruz. Bunu büyük ölçüde Yönetim Kurulu içinde sağlıyoruz ama tabi ki tüm meslektaşlarımızın katıldığı danışma toplantılarını yaygınlaştırarak, meslektaşlarımızın Odadaki temsiliyetini de bu anlamda genişletme çabası içindeyiz.

Önümüzdeki haftalarda daha geniş katılımlı bir “danışma kurulu + forum” toplantısı yapmaya hazırlanıyoruz. Burada, önümüzdeki yıllarda Odada neleri nasıl yapacağımızı konuşacağız. Tüm meslektaşlarımız bu toplantıya davet edilecek. Bu toplantıları belirli aralıklarla düzenli olarak yapmayı planlıyoruz. Genel Kurul’da üyelerimize verdiğimiz sözleri eksiksiz olarak yerine getirmeye çalışıyoruz. Oda çalışmalarını Yönetim Kurulu dışında geniş bir meslektaş ortamına taşımayı amaçlıyoruz. Böylece “dik” duran Odamızın aynı zamanda “diri” olduğundan da hiçbir arkadaşımız kuşku duymayacaktır.

Mimdap: Geniş bir danışma kurulu düşüncesinin dışında, odanın daha kapsayıcı olabilmesi için ne gibi fikirleriniz var?

E.D.: Biz, seçimin ardından tüm üyelerimize yazmış olduğumuz teşekkür mektubunda da belirttiğimiz gibi, tek bir şehir plancısının bulunduğu yeri bile “Şehir Plancıları Odası” yapmayı hedefliyoruz. Odamızı arayıp herhangi bir konuda çalışma yapmak isteyen tüm arkadaşlara bir şekilde destek olmaya çalışıyoruz, yeni katılımlarla bu çalışmaları çoğaltmayı doğru buluyoruz.

Önümüzdeki yıllarda Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi, Sakarya’dan Edirne’ye kadar, tüm Oda üyeleriyle daha yoğun bir ilişki ve birlikte çalışma ortamını hayata geçirmiş olacak. En azından bunun için biz tüm çabamızı ortaya koyacağız. Genel Kurulumuzun bize verdiği görevlerin başında bu geliyor diye düşünüyoruz.

Mimdap: Odanın çalışma yöntemlerine ilişkin nasıl bir yol izlemeyi planlıyorsunuz? Şöyle ki, dava ve basın açıklaması süreçleri ilerlerken, daha somut çalışmalar yapmayı da düşünüyor musunuz?

E.D.: Tabii ki düşünüyoruz. Yalnızca basın açıklamaları ve davalarla kalmayıp, kurumlar ve insanlarla bire bir çalışmalar yaparak, çözüm geliştirmek adına elimizden gelenleri ortaya koymayı düşünüyoruz.

Bunun sıcak bir örneğini yaşadık geçtiğimiz günlerde. Maltepe Başıbüyük Mahallesinde basına yansıyan olaylardan sonra, yerinde bilgi almak ve neler yapılabileceğini görüşmek üzere Başıbüyük Mahallesi’ne gittik. Orada olan bitenleri yerinde gördük ve insanlarla konuştuk. Başıbüyük’te hem hukukun hem de yasaların zorlandığı bir süreç yaşanıyor. Yapılmış bir plan uygulanmayan bir plan notu var. Tüm bunlara müdahil olmanın bir yolunu bulmaya çalışıyoruz. Sonrasında Maltepe Belediye Başkanı ile yaptığımız görüşme de “nasıl bir çözüm bulabiliriz” düşüncesinin bir parçası. Üniversitelerimizle bu konuları paylaşacağız ve ortaya yol gösterici bir rapor koymaya çalışacağız.

Meslek odasının da işlevi budur bize göre: Teknik bilgisini kamu ve toplum yararına sunmaktır. Genel kurulda da belirtmiştim, “meslek odaları bağımsız olmalıdır” diye. Burada bağımsızlıktan kastım, tarafsızlık değil. Bir meslek odası kesinlikle toplum ve kamu yararından taraf olmalı, bu tarafta bulunurken de teknik bilgisini kullanmalıdır. Herhangi bir siyasî görüş, bir ideoloji, bir kurum ile kendini bağlayamaz.

Evet, İstanbul’daki kentsel gelişmenin yanlış olduğunu anlayabilmek için şehir plancısı olmaya gerek yok. İyi bir gözlemci olmak bile, bunu anlayabilmek için yeterli. Büyükdere Caddesi’nde gelişmeler bunun çok çarpıcı bir örneğini oluşturuyor. Oradaki şirketlerin birimlerini Anadolu yakasına taşıma eğiliminde olduğunu görüyoruz. Avrupa yakası, özellikle de Büyükdere Caddesi, olabilecek en yüksek kapasitesine ulaşmış durumda. Artık ne trafiği, ne de çevre koşulları bu üst düzey hizmet sektörüne yeterli olmuyor. Bunu planlama anlayışı içinde disiplin altına alamayınca, bütün bu olumsuzluklar yaşanmaya başlıyor ve en sonunda da şirketler kendi bireysel davranışlarını geliştiriyorlar.

Mimdap: Tüm bu anlattıklarınız ve Şehir Plancıları Odası’nın daha katılımcı, daha çok alana inme hedefinde olan programının oluşması sürecinde forumun odaya çok büyük bir sorumluluk yüklediğini düşünüyor musunuz?

E.D.: Kesinlikle böyle bir sorumluluk yükledi. Oda’da ortaya çıkan enerjinin daha fazla üyemizle paylaşılması ve çoğaltılması için “forum” yeni kapılar açtı diyebilirim. Forumun yüklemiş olduğu sorumluluk yanında heyecan da söz konusu. Bu yüzden de forumun kimin tarafından düzenlendiği, hangi kişilerin forum sürecinde öne çıktığı, hangisinin geride kaldığı gibi konuların hiçbir önemi yok. O yüzden de oda forum sürecini geliştirmeyi çalışma anlayışının bir parçası haline getirme niyetinde. Bütün üyelerimizin enerjisi Odanın toplam enerjisini oluşturmalı.

Mimdap: Biraz da, odaların çalışma yöntemlerinden biri olan komisyonlardan bahsedelim. Bu tip komisyonları nasıl değerlendiriyorsunuz? Odaların komisyonlarının genelde çok üretken olamadığını hepimiz biliyoruz. Siz de alanda çalışmayı, teknik bilginin üreticisi olmayı hedeflediğinizi söylüyorsunuz. Buna dair komisyon çalışmaları mı yapacaksınız?

E.D.:
Bana kalırsa, önce komisyonların neden yürümediğine bakmak gerekiyor. Komisyonlar, yönetim kurullarından bağımsız olduğu için karar alma ve o kararı bağımsız bir biçimde uygulamakla ilgili sıkıntı çekiyorlar. Yönetim kurulu ne kadar iyi bir yetki devri yaparsa, komisyonların da o kadar iyi çalıştığını görürüz. Yönetim Kurulu ile komisyonlar arasında bu verimli işbirliği ve etkin çalışma anlayışını oluşturduğumuz sürece, yöneticilerimizde ve üyelerimizde var olan mesleği ve Odayı sahiplenme duygusunun ufuk açıcı sonuçlar yaratacağını düşünüyorum.

Mimdap: Son olarak da, özellikle son zamanlarda Mimarlar Odası’nda tartışılan Sürekli Meslekî gelişim uygulamalarına gelmek istiyorum. Kentlere dair yaşadığımız sorunların kaynağı bir yerde de meslek insanlarının yaptığı yanlı şuygulamalar. Bu açıdan, planlama eğitimi ve meslekî gelişim çok önemli. Şehir Plancıları Odası da SMG uygulamalarını hayata geçirmeyi planlıyor mu? Odanın, şehircilik eğitiminin niteliği ile ilgili ne gibi çalışmaları var?

E.D.: Şehir Plancıları Odası Türkiye çapında bir “Planlama Okulları Birliği” çalışması gerçekleştiriyor. Tüm planlama okullarından temsilcilerin katıldığı bu toplantılarda şehircilik eğitiminin niteliği, sahip olunması gereken asgarî derslerin neler olduğu belirleniyor. Daha henüz, Türkiye çapındaki şehircilik bölümlerinin eşdeğer eğitim vermesini sağlamaya çalışıyoruz. Bu açıdan bakınca, biz biraz daha başlangıç noktasındayız diye düşünüyorum. Mimarlar Odası’nın yaptığı uygulama da henüz deneme aşamasında. Daha oturmuş bir şey hiçbir odada yok.

Yine de Şehir Plancıları Odası, diğer odalarda yaşanan deneyimleri de dikkate alarak, kredili, ücretli uygulamalar yapmayı düşünmüyor. Az önce de söylediğim gibi, biz mesleki eğitim ve gelişim konularının Oda’nın tekelinde olamayacağını, Planlama Okulları Birliği gibi bir yapı içinde üniversitelerle beraber böyle bir sürecin tasarlanması gerektiği görüşündeyiz. Hem odaların yapısını fazla zorlamamak hem de üniversite-oda arasındaki tarihsel bağları canlı tutmak bakımından mesleki eğitim konusuna böyle bakmak gerekir.

mimdap

20 Yorum

  1. ferit özmen

    siz şpo (açık adını yazmayalım o zaman) at diyorsunuz yani ve hatta Truva atı. manidar.

  2. tarık

    Şpo bir truva atıdır sahibine göre kişnerim

  3. Mustafa Mutlu

    Eğer iktidarın sızması söz konusu ise iktidar zaten orada. Bir an için objektif durumu önünüze koyun. Örneğin mimarlar arasında iktidarın bırakın çoğunluk taraftar bile bulma şansı neredeyse hiç yok. Yani ekip çıkartıp seçim kazanması mümkün değil.
    Diğer taraftan da pasifize edilmesi gerekiyor. Ne yapardınız?
    Çok basit. Şimdi olanı. Yani mevcudu desteklerdiniz. Tam ters etki yapacağını bildiğiniz için seçim günü belediye başkanınızı gönderirdiniz. Ya da sizinle muhalefet arasında ilişki kuran uydurma bir mesajı görmezden gelirdiniz.
    Yani Akparti belediyeleri ile ilişkiler kurması (habersiz imza türü), göstermelik tarihi geçmiş davalarla kendisini muhalefetteymiş gibi göstermesini sağlardınız. Televizyonlarda birkaç bıktırıcı konuşma ile sınırlı “muhalefete!” bir bakınız ondan sonra yönetimde Akparti olsaydı daha ne olurdu? sorusunu sorun.
    Siyasi iktidar için tehlike ne olurdu? Çok basit tüm mimarların kendilerini ifade edebilecekleri bir meslek örgütü. Müthiş bir gücü olurdu. Bıktırıcı söylemler yerine alternatiflerle, geniş katılımlı kampanyalarla toplumu sarsan bir örgüt yapısı olurdu. Şimdiki bozuk düzen, yani mimarları süründüren, sahte imzaların gırla gittiği, ivazlı ivazsız bağışların sistemi, şaibeli plan tadilatlarının sistemi, her türlü yolsuzluğa açık bir sistem sallanmaya başlardı.
    Tüm mesleklerinde Avrupa uyum yasalarını beklemek yerine gerçekten mesleklerini uygulayabilecekleri ortamlar oluşurdu. İş alanları genişler, eğitiminden şantiyesine her alanda gelişmeler yaşanırdı…
    İktidarların da bir anda eli kolu bağlanmış olurdu.
    İktidarla oda yönetimleri arasındaki danışıklı döğüşün nedeni de bu.
    Neden demokrasi korkusu? Neden temsiliyetten korkma?
    Cevabı kendiniz de görebilirsiniz.

  4. sezai gürdal

    evet bu da bir gereçklik bir tarafından. keskin tarafı çok olan bu mesele elle tutulmuyor. şöyle ki, siz yönetimdeyseniz iyi ama iktidar oraya sızacaksa kötü. fakat bu genel bir kural olursa şimdi sızamadığın yere böylece sızacaksın, bu da iyi. yok hayır durumumuza bakalım, elde neler var, neleri kaçırır neleri kaybederiz. hesaplamalar reel, günün gerekleri ve ‘muhalefet’ üzerine alt katogorilerden olmakla beraber cürümü kadar ‘iktidar hesabı’. ülke iktidarınınki de ‘iktidar hesabı’ bu kurumları hep karşısında görmek istemiyor, içinde bir iki adamı olsun yerine göre farklı ses çıksın istiyor.

    ama ne ilginçtir ki ülkemiz demokrasisinin beşiği, demokratlık ve eşitlikte sınırtanımaz, ulusal üstü-şahane, tam mikropsuz, tam mükemmel meslek odalarımızın birçoğunda (palazlanmış ve belli bir kaynağı yönetiyor olanalar) nispi temsil seçim sistemi değildir. katılanların (bu katılma gerçekte çok düşük olabiliyor, %5-8 örneğin) %51 herşeyin sahibi olmaya yetiyor.

    yetmeli mi? toplum mimarlığı, pardon mühendisliği yapanlar “ama onu öyle yapmasak, o zamanda…” diye başlayan çok ‘doyurucu’ açıklamalar yapabilirler. “küresel saldırıya karşı mevzilerin parçalanmaması, emekçi sınıfların birleşik gücünün zaafa uğramaması,…” bir ton daha koyu bir ikna cümlesi girişi mesela.

    çok karışık işler sahiden, demokrasi ve usuller kullanana göre tamamen pragmatik kaygılarla kullanılıyor, şimdide ilginç siyasal iktidarın bu işe niye giriştiği malumumuz olan bu ‘demokratikleşmeyi’ aynı siyasal iktidarın uzantısı veto etmiş. (ikinci getirilişinde imzalar mecburen fakat tavır önemli bence, yeni cumhurbaşkanının bu iktidarın birşeyine veto dediğini duymadım açıkçası)

    veto, nispi temsil, iktidar, hepsi bizim, başkasına söz hakkı yok,… bunlar tekil olarak bizi aşan ‘abilerimizin’, oda yöneticilerimizin bileceği konular, ister onu uygularlar ister bunu, bir bildikleri vardır herhalde, onca yılın yöneticisi hepsi.

  5. Mustafa Mutlu

    Nisbi temsil = tam demokrasi

    Meslek odalarının bugünkü yönetimleri seçimlerde nisbi temsil sisteminin uygulanmasına karşılar. Gerekçeleri nisbi temsil sisteminin olması halinde oda yönetimlerine siyasi partilerin sızacağı…Bu tamamen saçma bir iddia çünkü meslek odalarının yönetimlerindekilerin siyasi partilere üye olmasını yasaklayan bir kanun olmadığı gibi, onlar da çoğu kez bir siysasi partinin üyesidirler. Bazen de gurup olarak çalışırlar. Hatta zaman zaman yönetim kurulu içinde çekişmeler de yaşanır. Yani zaten var olan bir durumdur bu… Peki neden karşı çıkıyorlar?
    Neden farklı. Bu günkü sistemde, yani Cumhurbaşkanının sürmesinden yana vetosunu kullandığı sistemde odaların mali kaynarlarının ve kullanımının denetimi seçimleri kazanan yönetim kurullari ile aynı listelerde yer alan denetleme kurulları tarafından yapılıyor. Yani al gülüm ver gülüm. Yani yönetim kurulu üyeleri sorun yaratabileceğini düşündükleri isimleri kolayca liste dışı bırakabiliyorlar.
    Farklı listelerin olması bu durumu imkansız hale getiriyor. Çünkü bir kisi bile muhalefetten girmiş olsa bütçe ile ilgilenebilecek gelirleri ve yapılan harcamaları sorgulayabilecek söz gelimi kendi maaşını saptama durumunda olanlara karşı çıkabilecek. Ya da en azından bu durumu anlatabilecek. Bu yüzden de, özellikle yalan, iftira, işgal yönetimleri, yakın gelecekte çok ihtiyaç duyacakları bu yasaya bile şimdiden karşı çıkıyorlar.
    İşin açıklaması burada.
    Şimdi ikinci bir sır daha var: sizce Akparti tarafından seçilen Cumhurbaşkanı neden bu günkü yönetimlerin istekleri doğrultusunda ve tesadüfen yasallaşan nisbi temsile olanak bırakmayan yasayı veto etti?
    Çok basit seçim gecesi gelen mesajı hatırlayın ve tersine çevirin:
    Akpartinin mevcut yönetimlerin listelerini desteklediği açıklandı!
    Hem bu sefer kanıtı da var.

  6. Mustafa Mutlu

    AKPARTİ mimarlar odasının bugünkü yönetimini sadece desteklediğini sadece açıklamakla kalmadı aynı zamanda gösterdi.
    Cumhurbaşkanı meslek odalarında temsiliyeti yükseltmeyi amaçlayan ve demokrasiyi geliştirmeyi işgalci yönetimlere son vermeyi hedefleyen yasa değişikliğini veto etti.
    Ben bu yönetimin Akpartili olduğunu söylerken abartmıyordum. Siz inanmıyordunuz işte habersiz imzalardan, destekleme protokollerinden, sus paylarından sonra bir kanıt daha…
    Eyüp bey konusuna gelince: ben Necip Beyin görüşlerine katılıyorum. Ve özellikle kitap konusundaki saptaması çok yerinde. Sanıyorum sayın Eyüp Beyefendi eğer kitap okursa, hem konuşması düzelir, hemde bizim sinirlerimiz. Çünkü bir bozuk plak gibi aynı şeyleri dinlemek bir zaman sonra insanda çok ciddi sıkıntılar veriyor. Ben geçen seçimlerde artık bu bozuk plakların kırılacağını zannediyordum.

  7. Mehmet Ali Akkuş

    Tam bir sağırlar diyaloğu formatında geçen bir açık oturumdan birkaç not:

    “Spiker: (Doç.Dr. Asuman Türküm’e hitaben) Bize İstanbul’un nasıl talan edildiğini anlatırmısınız?
    Asuman Türkün: “Küresel ölçekte iş dağılımının yeniden örgütlenmesiyle sanayilerini terkeden kentler küresel rekabette yerlerini koruyabilmek için yatırımlarını kent yatırımlarına dönüştürdüler. Müzeler, oteller… sanayiden dönüşülmesiyle ortaya çıktı.
    Eyüp Muhçu: İşte talan ve rant yağması… Biz mimarlar odası olarak dava açmaya yetişemiyoruz. (-her ne kadar mesleki denetim harcı almaya yetişseler de)
    Asuman Türkün: Hıı hıı Çok çeşitli uygulamalar var.Bunlar kentsel toprak rantlarının projelendirilerek arttırıldığı uygulamalar. Bu durum Paris’te de eleştirildiği gibi bizde de krizlere yol açıyor.
    Eyüp Muhçu: İşte talan işte yağma işte rant…
    Spiker: Evet
    Asuman Türkün: Batıda doyum noktasına ulaşıldı. İstanbul’un şansı çok çeşitli katmanları barındırmasında. Bu katmanlardan bir tanesinin bile ön plana çıkması İstanbul’u ön plana geçirtir. Desinformasyon var çarpıtma var. Bunun en iyi yolu, gücün ikna yolu: haberler arasında elema yapmak ve birisini ön plana çıkartmak.
    Arka fon: İşte yağma işte rant….
    Asuman Türkün: Neyin kotarılacağı günden güne değişiyor. Kentler arasında sermayeyi çekme yarışı var. İnsanlar kentlerden uzaklaşıyorlar. İstanbul hala daha yoğun göç alan bir kent. Kent tüm ekonomik verilerin kesiştiği bir yer. Toplumda hafıza kaybı var.Kentle ilgili mitler yaratmalıyız….
    Arka taraf: İşte yağma işte rant…” konuşma bu şekilde sürer gider.
    Yani Hacıvat ile Karagöz boşuna ülkemizden çıkmamış.
    Ben herhangi bir tarafı savunmuyorum. Göstermek istediğim sorun tamamen anlama ve algılama ile ilgili.
    Söylemek istediğim insanların bu denli birbirlerinin ne dediklerini anlamaya çalışmadan kendi düşüncelerine onaycı, tasdikçi bulma çabaları artık bize yakışmıyor.

  8. raziye demir

    ben de hem saygılarımla hem de affınıza mahcuben bir kaç tane saptadığım lisan bozukluğunu eklemek istedim, sonuçta mimarları temsil ediyor, yanlış olmasın.

    telefisyon (televizyon olacak), çerçefe (çerçeve), demokraasi (demokrasi olacak)

    iyi konuşmalar

  9. Necmi Okur

    Sayın Eyüp Beyefendi,
    Dün akşam TV de sizi izlerken bir sorunun farkına vardım, size yardımcı olmak istiyorum. Lütfen aşağıdaki kelimelerden parantez içinde olanları bir kaç defa yüksek sesle tekrarlayın. Çünkü telaffuz hatalarınızı gördüm, notlar aldım, yardımcı olmak istiyorum. Bir de bol kitap okumanızı öneririm. Sanılanın aksine çok konuşmak değil, kitap okumak telaffuz bozukluklarını düzeltir. Saygılarımla.

    alanna (alanına), turism (turizm), residıns (rezidans), ayra (ayrı), maalle (mahalle), bamsız (bağımsız), yurütmeeyi (yürütmeyi), pılan (p(i)lan gibi okunur), tesekkür (teşekkür), baa (bana), azaami (azami), yesil (yeşil), nüfsu (nüfusu), baamlı (bağımlı).

    Bunlar bir bölümü, Bir uzmanla daha iyi ve kapsamlı sonuçlar alabilirsiniz. Lütfen uyarımı bağışlayın ama mimarlarımızın imajını korumamız gerektiğini düşünüyorum.
    Saygılarımla.

  10. Mustafa Mutlu

    Emin olun hem karıştırmadım hem de kimseyi grup sözcüsü olarak görmedim. Sorun yaşanmışlıktan kaynaklanıyor. Bizim yıllardır gözlemlediğimiz bir meslek odası var bir de sizin yaklaşımınızın naifliği… bu fark o denli büyük ki insana şaka gibi geliyor.
    Hele yönetim kurulunda ortak toplantı yapmak, bir an için manzara gözümün önüne gelince…
    Yine de kırıcı olduysam lütfen bağışlayın.

  11. mehtap arlı

    Ben de Nezahat hanımın ortaya koyduğu açılıma ve isabetli belirlelemelere katıldığımı ifade etmek istiyorum. Deniz beyin konuyu ele alışındaki duruşu ve özverili mantığı takdirle karşılıyorum fakat şehir plancılarının kendilerini MİM ile açıklama gayreti biraz fazla naif bence.
    Deniz beyin kuvvetli bir mantık yolu var. Ancak Nezahat hanımın da özenle belirttiği gibi, kentsel mücadel gibi sosyal tarafları olan bir konuda bir gruba, bir oda yönetimine toptan kefil olucu şekilde davranılması yanlıştır kanımca. Bu toptancı sevme ve yine toptancı itme belirtileri, bu cenahta feci şekilde ortamı kirleten küçük iktidarcılık oyunlarını maskeliyor. Sonra da neredeyse bütün ortama virüs taramasından ‘geçmiş’ bu zihniyet hükmetmeye ve toplumsal alandan daha dar ama sol tandanslı ortama kendi meşrebince “kitle kültürü” pompalıyorlar. Söylenen doğru tanım bence, meselleri şeyleştirmeye başlıyorlar, ortama jargonlardan oluşan bir sis bulutu patlatıyorlar.
    Artık siz, ben, o, biz… kendi halimizde düşünemez oluyoruz. Hele hele mevcut oda grubunun biraz bile tersine birşey söylemek aforoz nedenine dönüşüyor. Bence bu önemli dönemeçten savrulmadan çıkmak, Deniz beyin söylediği sorgulamayı sağlıklı bir şekilde sürdürmek lazım.
    Saygılarımla

  12. deniz ulugür

    sayın mustafa mutlu, sanırım gözlerinizi kapatıp inanılmaz bir nefret duyarak yazıyorsunuz. Tekrarlayayım
    1-) kuşbakışı ve MİM arasında bir paralellik ya da benzerlik aranamaz.
    2-) Kuşbakışı listesinde MİM’e sempati duyan insanlar da bulunmaktadır.
    3-) Deniz Ulugür olarak yazdığım yazı Kuşbakışı’nı bağlamaz, yorumlarınız kendini tamamlamış bir gruba değil bana karşı olmalıdır. Lütfen dikkat.
    4-) MİM’e yüklenenler “Kuşbakışı” ekibi değildir, ama yüklenenler “Kuşbakışı” içinde yer almayı tercih etmişlerdir. Yukarıda mesut bey mim’e yüklenenleri “kuşbakışı” olarak değerlendirirken çok büyük bir hata yapıyor.

    Nezahat hanım sizin söylediklerinize genel olarak katılıyorum. Ne yazık ki herhangi bir iktidar alanı çoğu zaman kimseyle paylaşılmak istenmiyor. Bu noktada daha önce belirttiğim gibi biz ne bir davet ne de özür beklemedik, beklemeye de gerek yoktu, kaybettik ama odamızda olma kararlılığını seçim öncesi belirttiğimiz şekilde herkese gösterdik.
    sevgiyle

  13. Nezahat Erdem

    Ben sayın Ulugür’ün cevabındaki bir kaç hususa değineceğim. Birincisi ŞPO seçimlerinin ilgi odaklarından birinin mimarlar seçimi ve MİM grubu üzüerine düşüncelerdir. (aynı durumun tersi yani mimarların ŞPO oda seçimlerine bu denli bir ilgisi yoktur) İkincisi bütün odalar ortamında konuşulduğu gibi MİM grubuyla bir nedenle grupların kendi arasındaki farkı (mesela sayın Ulugür 180 derce oşduğunu söylüyor) koymaları.
    Kitle kültürünün yaygınlaşma yollarından biri ve kültür nesnesinin kendi içeriğinden bağımsızlaşarak, onu üreten ve onu giderek şeyleştirien ve içini boşaltan “kültür endüstirisi”nin yaptığı gibi bir durum mimarlar seçimleri sırasında ortaya çıktı.. Mimar odası yöneticileri kendi kimliklerini ve sayın Demirdizen’in bu röportajda ortaya koyduğu bütüb gruplarla “birlikte çalışma” isteğini bırakın göstermeyi yıllardır kendi yerlerini kimseyle paylaşmayan, dışlayıcı, asla demokrat olmayan bir yapının hiç konuşulmayıp ilan ettiği düşmanının yani MİM grubunun linç edilmesi sanırım ancak bu kitle kültürüyle açıklanabilir. (Bir de bu kültürün satış ve dağıtımını yapanların alıcısının bulunması şartına…) Bence o sözünü ettiğiniz “Toplum için kim çalışıyorsa, kim halkı için mücadeleyi önüne koyuyorsa bizler yanındayız, yanında olacağız, her kim kendini çıkar ve iktidar ilişkilerinden arındırarak ilkeli bir mücadele yapıyorsa yanındayız, yanında olacağız” sözünüzün takipçisi olun ve kendi içinde bile iktidar ilişkilerinden korunamayan, kesif bir iktidar mekanizması kuran, demokratlığa zerre pirim vermeyen, her türlü yalanı söyleyebilen ve en kötüsü de bunu yıllardır bir gelenek haline getiren yapılarla aranıza 180 derece fark koyun. Kimse bunlar artık…
    Saygılarımla

  14. Azmi İzmirli

    Mustafa Bey çok ilginç bir noktayı yakalamış. Şu an İstanbul Şube yönetimi biri sağda biri eski tüfek solcu iki gruptan oluşuyor. Sağdaki grup çoğunlukta ve soldaki grubu kontrol ediyor. Bu iki grubun birbirleri için söyledikleri de Mustafa Beyin anlattığı gibi.
    Bir ekleme yapmak istiyorum odayı tanımadığı anlaşılan sayın Deniz Ulugür için, geçen yıllarda bir iki dönem yönetim kurulu toplantıları sol grubun katılımını önlemek için kapalı yapılıyordu. “Yani seçimleri kaybetsekte biz çalışmalara katılırız” sözünün karşılığı “biraz zor katılırsınız”dır. Bu noktada saf “kuş” olmamak lazım. Çünkü gerçekler çok farklı.
    Ayrıca MİM grubunun aldığı 800 oy oda tarihi için çok önemli bir oydur. Çünkü ondan önceki seçimlerde kazanlarla kaybedenlerin toplamı bile çoğu kez bu rakamı bulmamıştı. Ayrıca bu oyların aldatılmadan, samimi olarak durumu değerlendirebilen ve gerçekten artık yeter diyerek değişim isteyenlerin verdikleri oylar olduğunu göz önüne alırsanız bu oylar daha da önem kazanır.
    İşbirliğine gelince iki dönemdir, yönetimi kaybetme ve bir daha da kazanamama riskiyle (nedenini bir mimarlar odası ve demokrasi projesi olan Mimdap’ın içeriğinde yani mesleği savunmak=toplumu savunmak ilkesinde görebilirsiniz) kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya hissettikleri için, işbirliği yapmış görülüyorlar. Ama yakın zamanda Mimarlar Odasını şirketleştirme girişimine karşı sol grup isyan etmişti. Yani burada ideolojik açıdan çok farklı olmalarına rağmen, birşekilde iktidar için işbirliği yapan bir grup söz konusuydu. MİM grubuna bakarsak kişisel hiçbir hesapları olmayan, daha farklı, daha batılı, daha uygar bir mimarlık ortamına hasret duyanların oluşturduğu bir gruptur. Bu yönüyle de devrimcidir. Bu yapıya göre MİM grubunu değerlendirirsek kesinlikle daha solda ve emekten yana olduklarını, değişim için sözde değil özde mücadele ettiklerini rahatlıkla söyleyebilirim.

  15. Mustafa Mutlu

    Deniz Ulugür’ün yazısını okuduktan sonra Kuşbakışı grubunun kesinlikle kuşbakışı baktığını gördük. Çünkü Mimarlar Odasını hiç tanımadıkları, geçmişte neler olduğunu bilmedikleri gibi, oda yönetiminin yalanlarına da kanmış durumdalar.
    Çünkü sanılanın aksine Mimarlar Odasında adettir her aday olan suçlanır, çamura bulanır ve linç edilir. Bu ilk kez olan bir durum değil. Yaklaşık yirmi yıldır her genel kurulda ve her seçim döneminde bu yaşandı. Eğer aday örneğin Ankara Dimp grubuna yakın birisiyse “ideolojisi ile hayatın gerçekleri arasında sıkışmış, ütopist hayalci, üstünde dolu küllük ve bir masa ile oda yönetmeye çalışan” kişi olarak suçlanır. Eğer şimdi İstanbul şubede yönetimde olan grup gibi ise “diktatör, demokrasi düşmanı olarak” bu sefer daha soldaki grup tarafından eleştirilir.
    MİM grubunun programına kimse birşey demedi. Çünkü adet olduğu üzere MİM grubunun programını karşısında yer alan kimse okumadı. Ve özellikle de mimarların haklarının korunması ve mesleğin gelişmesi gibi konulara değindiği için unutturulmaya çalışıldı.
    MİM grubundakilerin iş ilişkileri diye birşey de yok. Çünkü eğer iş ilişkisi ise bu tüm serbest mesleklerin ortak özelliğidir herkes ve her kesimle iş yapılır. Ben şimdiye kadar Ümraniye belediyesi Akpartili diye Ümraniye belediyesine gitmeyen mimar görmedim. Ya da o sağcı ve sağcılara proje yapmam diyenine hiç rastlamadım. PRojenin sorumluluğu bir uygarlık sorumluluğudur ve müşteriden bağımsızdır. Yoksa yaptığınız işin adı mesleki çalışma değildir ne olduğunu da şimdilik yazmayayım. -Tabi çekmecelerden hazırlanan, yada strech/copy/paste projelerini mimarlık hizmeti olarak görmediğimi söylememe bile gerek yok.-
    Eğer kentsel dönüşüm projelerine karşı açılmak istenen kampanya söz konusu ise onun tamamen uydurmalara dayalı, bölgenin gerçeklerinden kopuk ve “kuşları avlamak” için açılmış kampanyalar olduğunu herkes biliyor.
    Sorun ne o zaman? Sorun sanıyorum sayın Deniz Ulugür’ün son cümlesinde saklı kendi konumunu belirtirken herşeyi koymuş birtek şeyi unutmuş o da PROJE. Sayın yazarın bir meslek insanı olarak öncelikle yaptığı projeleri öne çıkartmasını beklerdim. Ve toplumu da o projelerle geliştirmeyi, değiştirmeyi ileri götürmeyi, savunmayı, korumayı, desteklemeyi sağlamaya çalıştığınızı görmemiz gerekirdi. MİM grubunun tek ve temel farkı da burada. Ve bu yüzden her zamankinden daha fazla MİMARLIĞIN ÖNÜNÜ AÇIN.
    Saygılarımla

  16. deniz ulugür

    sevgili mesut şişli yazınızı yeni gördüm,
    öncelikli olarak belirteyim ki “kuşbakışı” olarak seçime giren listede MİM’e yakın insanlarda bulunmaktadır. Ve iki oda seçimlerini bu kadar birbirine benzer algılamanız oldukça yanlıştır, iyi analiz etmek ve bilgi sahibi olmak gerekir. Diğer yandan “kuşbakışı” adlı listenin mesleği ele alışı ile MİM ”in mesleği ve toplumu ele alışı/değerlendirmeleri arasında 180 derecelik bir açı vardır.

    İkinci konu ise tartışmaların oda yönetimi tartışmasından çok MİM’in mevcut ilişki ağları ve toplumu ele alışı ekseninde yaşandığını unutmamakta fayda var. Mesele bir grubun alternatif olarak ortaya çıkması değildi, ortaya çıkış biçimi ve günümüzü kavrayışında ortaya koyduğu yanlış açıklamaları ve çelişkileriydi.

    Ve merak etmişsiniz hemen açıklamak gerekir. Seçim sonrası bu listede yer alan birçok insan ortak karar alarak, sizden daha fazla soruları/endişeleri olsada, demirdizen’in çağrısını beklemeden odalarına katkı vereceklerini, yapılan her doğru işin içinde olacaklarını, her yanlışı eleştireceklerini belirterek tüm yönetim kurulu toplantılarına katılmaktadırlar. Meslek odalarını sadece seçim süreçlerinde değil her zaman ilgi alanları içinde tutmaktalar. Odaya gitmek ve çalışmak için bir çağrı-davet gerekmemektedir. Ama olsun bu noktada demirdizen’in açıklaması da önemlidir. Bizler için bir seçimi kaybetmek asla odayı kaybetmek değildir.

    Bizler kentte olup biten birçok gelişme ile içiçeyiz. Okuluma dokunma kampanyasından tutunda mahallelere, sendikalara, işçilere, öğrencilere, sermayenin işgal ettiği alanlara bakarsanız bizleri görebilirsiniz. Toplum için kim çalışıyorsa, kim halkı için mücadeleyi önüne koyuyorsa bizler yanındayız, yanında olacağız, her kim kendini çıkar ve iktidar ilişkilerinden arındırarak ilkeli bir mücadele yapıyorsa yanındayız, yanında olacağız. Toplumun çıkarlarına uygun olmayan, kariyerist, çıkarcı, daraltan her anlayışında her zaman karşısında olacağız.
    sevgilerimle

  17. mesut şişli

    Ben bu seçim döneminde hem konjoktürden hem de mimarlar seçiminden etkilenen, hassaslaşan ve biraz da bu sürece dahil olmaya çalışan “kuşbakışı “grubunun bazı üyelerinin bundan sonraki konumlarını merak ediyorum. Kendi ortamları dışında olmasına rağmen mimarlar seçiminde mevcut yönetimin yanında saf tutmuş MİM grubuna alabildiğine yüklenmişlerdi. Çok keskindiler, mimdap ta o günün yorumlarına çok yüklenmişler, taraf olmuşlardı.
    Şimdi insan merka ediyor tabi, bu arkadaşlar kendi odalarında ne yapıyorlar diye.
    Ben gelişmelerin gerçekten demokratik yoldan olmasını diliyor, farklı görüşten bile olsa sayın Demirdizen’in söylediği bağlamda aynı potada beraberce çalışmak isteyenlerin yan yana gelmiş olmalarına seviniyorum. Kuşbakışı’nın bir kısım üyelerinin, berberce odayı yönetelim ve ya biz de yönetimde olalım diyen MİM grubuna karşı bu denli sert olmaya (şimdi kendileri aynı durumda yani berberce oda yönetmede sakınca görmedikleri meslektaşlarıyla) iten neydi onu merak ettim.
    Dönemsel bir sıkıntıydı galiba. Son tahlilde saf belirlemek belki de.
    Neyse hepimize geçmiş olsun, şehir plancılarına da başarılar dilerim.
    Saygılarımla.

  18. Tayfun Gün

    Sayın Demirdizen sürekli mesleki gelişim eğitimlerine değindiği bölümde ÜCRETLİ ve KREDİLİ eğitimi istemediklerini söylemiş. Bu bakımdan mimarlar odasından çok farklı bir yerdeler. Bu işi inşaat ve makine odaları başlattı. Şimdi de AB süreci dayatıyor.

    Demirdizen “Yine de Şehir Plancıları Odası, diğer odalarda yaşanan deneyimleri de dikkate alarak, kredili, ücretli uygulamalar yapmayı düşünmüyor. Az önce de söylediğim gibi, biz mesleki eğitim ve gelişim konularının Oda’nın tekelinde olamayacağını, Planlama Okulları Birliği gibi bir yapı içinde üniversitelerle beraber böyle bir sürecin tasarlanması gerektiği görüşündeyiz.” demiş. Bence asıl vurgulanması gereken konulardan biri budur. ODA denilen şey kendi alanında TEKEL olduğu zaman çeşitli sorunlar ortaya çıkar.

    Bu konuda da Demirdizen ” Hem odaların yapısını fazla zorlamamak hem de üniversite-oda arasındaki tarihsel bağları canlı tutmak bakımından mesleki eğitim konusuna böyle bakmak gerekir.” diyor ya, tamamen katılıyorum. ODA duracağı yeri bu anlamda bilmeli bence, herşeyi yapmaya kalkan ve herşeyin yerine geçmeye çalışan bir otorite GÜÇLER DENGESİNE uygun değil kanımca.
    Saygılarımla.

  19. Bülent Beker

    Şehir plancılarının eski başkan döneminden sonra yeni bir döneme giridiğini kabul edebiliriz. Onların kent alanını eskiden çok boş bırakmaları neticesinde başka odaların onlar kadar uzman olmamalarına rağmen davlarla müdahele ettiklerini biliyoruz.

    Şimdi iyi bir seçim ortamından sonra kente ilişkin sorunlara daha bilimsel, önyargılardan da uzak fakat duyarlı bir şekilde yaklaşımlar getirileceğini beklemek durumundayız. Yıllardır çözümsüzlüğe itilen sorunlara daha gerçekçi, daha günümüze uyan anlayışlarla çözümler getirileceğini, plancıların bu konuda aktif bir döneme geçeceklerini herhalde umabiliriz.
    Sayın Demirdizen’e başarılar dilerim.

  20. Nezahat Gül

    Seçim süreçleri geçtiğimiz yıllara oranla daha hareketli geçen ve yaklaşık bir ay öncesinde yaşanan mimarlar odası seçimlerinin etkisini de taşıyan plancılar odasında eski “odacı” ekibin diğer kanatlarla mutabakat sağlaması olumlu bir gelişme olarak ortaya çıktı. Büyük yarılmalar yaşanmadan sürecin ‘şimdilik’ birlik ve beraberlik içinde tamamlanması plancılık alanında grup ve görüşlerin henüz tam olarak keskinleşmediğinin de bir göstergesi.
    Sayın Demirdizen’in uzlaşıcı ve güven veren kişiliğinde bir birleşme diyebiliriz bu duruma. Yine seçim kazananın başka grupları tasviye etmeye yönelmemesi demokratik gelişme için sevindirici. Şimdi iş bu enerjinin tüketilmeden somut politikalara güç verecek bir çalışma programının oluşturulması olmalıdır. Katkı veren farklı farklı görüşlerin bile çalışma alanında ifadesi sağlanmalıdır. Yoksa seçimlerde sözü edilen beraberlik bir seramoniden öte anlam taşımaz.
    Çalışmalrınızda başarılar diliyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir