Söyleşiyi yapan : Heval Zeliha YÜKSEL
Mimar Heval Zeliha Yüksel, Natura Dergisi’nin Ocak-Şubat 2010 sayısı için, mimar Arman Akdoğan ile bir söyleşi gerçekleştirdi.
Arman Akdoğan, Hollanda’nın Rotterdam şehrinde kurulu InterNationalDesign (IND) Mimarlık Ofisi’nin iki ortağından biri. Ofisin ismi, iki ayrı kültürden mimarın birlikteliğini simgeliyor.

Yaptıkları işler ise, doğal olarak, Avrupa, Latin Amerika ve Doğu kültürlerinin etkilerini birleştiren formlara sahip. Arman Akdoğan’dan, kendisinin ve ofisinin mimari geçmişi, projeleri ve özellikle de Venedik’te yapılmakta olan cami projesi ile ilgili bilgiler aldık.
Mimar Heval Zeliha Yüksel
Sizi, ortağınızı ve ofisinizi biraz tanıyabilir miyiz?
Ortağım Felix Madrazo ile 2000’lerde Berlage Institute’da master programında tanıştık. Ortağım Saltillo (Meksika), ben ise İstanbul doğumluyum. Şu anda Rotterdam’da mimarlık pratiğini sürdürmekteyiz. 2003 senesinden sonra ortağım Felix, OMA’da Rem Koolhaas ile ben de West 8’de Adrian Geuze ile çalışmaya başladık. İkimizin de Rotterdam’da geçen üç senelik bir iş tecrübesinin ardından, Felix’in ofisi OMA’dan iki projede tasarımcı olarak çalışmak için davet aldım. Bir ofis kurma fikri bu esnada, bu projelerde çalışırken doğdu. Beraber çalışmaya başladığımız iki ay içerisinde ilk yarışma projemiz Ceuta Sosyal Konut Projesi’nin yarışmasını kazandık. Uygulamaya geçme şansına sahip olunca da, 2007 senesinde InterNationalDesign (IND)’ı kurduk.
Hikâyeniz başka bir yerde başlamış, başka bir yerde devam ediyor, başka başka insanlar ile çalışıyorsunuz? Neden Rotterdam?
Mimar Sinan Üniversitesi’ni bitirdikten bir yıl sonra yüksek lisans programına katılmaya karar verdim. 2000 yılının başlarında Rotterdam’a yerleşip Berlage Institute’da iki yıllık tez programına başladım. 1990’larda Hollanda’da mimarlık ve şehir planlamacılığı atılım dönemini yaşıyordu genç mimarlar için. O dönem, mimari ve kültürel olarak benim gibi birçok mimar için daha henüz keşfedilmemişti, bu yüzden o dönemde herhangi başka ülkeye, özellikle de mimarlık eğitimini almak için ilgi duymadım. Şimdi Hollanda’da 90’lardan beri süregelen atılım dönemi bitti; yerini daha konservatif politikalara, büyümeden ziyade yenileme stratejilerine bıraktı. Çok kültürlülüğe geçişi bile kuşkulu bulan topluluk kümelerinde bir artış olmakta. Mimarlar için sıkıntılı bir dönem şu anda.

İnternet sitenizde kültür mozaiğine dem vurmuşsunuz, biraz paylaşır mısınız?
2000’lerde buraya yerleşirken mimarlık pratiğini burada sürdüreceğimi tahmin edemezdim. Fakat ardından çok farklı ülkelerden gelen insanların bulunduğu bir ortamda master programı yapmam, ardından yine bu özellikleri taşıyan ofislerde çalışmam, farklı insanların ürettiği fikirleri bir araya getirerek zenginleştirdiği bir çalışma sistemine alıştırdı beni ve ardından vazgeçilmez bir hale dönüştürdü. Rotterdam, mimarlar için bir kültür mozaiği. Hollanda’nın ileri gelen büyük ofislerinin, burada konuşlanması, Nai, Berlage Institute ve TU Delft’e yakınlığı ve liman şehri olması, diğer şehirlere göre daha ekonomik mekân kiralama imkânı vermesi Rotterdam’ı mimarlar için tamamen bir mıknatıs şehir haline dönüştürdü.
Köşeleri olan ve köşeleri net algılanan kütlelerden oluşan formlarınız var… Örneğin; İspanya Sosyal Konutları, Meksika MA Residence, Amsterdam Ujalo Radyo İstasyonu gibi. Sebebi nedir? Biraz anlatır mısınız?
Bu eğilim birçok nedeni içinde barındırıyor; öncelikle formdan çok fikir projelerde ön plana çıkıyor. Formu daha çok fikirden doğan bir sonuç ürünü olarak algılamamızdan kaynaklanan bir tutum olarak görüyorum. Fikirlerin daha ifadeli olabilmesinde çoğu zaman sadece basit form elemanları tasarımda ifadeyi sağlayabiliyor. Örneğin Ujala Radio’da basit prizmaların ara kesitlerini birbirinden kaydırarak teraslar yaratmamız, binanın köşe bir parselde konumlanması, 4 cepheye ayrı açılan terasları ek bir kullanım alanı sunuyor. Projeyi Amsterdam’da estetik komiteye sunarken yeni çıkan sigara içme yasağı ve ofislere etkileri önemli bir kriterdi. Sigara bağımlısı çalışanlar için ofislerde her yarım saatte bir aşağıya inip dışarı çıkarak geçirilen vakit ve performans kaybı tasarım için önemli bir unsur ve bu sorunu minimize etmek işverenin önemli bir beklentisiydi.

Kutularla veya kimi zaman toplarla oluşturulan mekânlardaki ana fikir; basit mimari çözümlerle durumu karmaşıklıktan uzak olarak anlatma çabası mıdır?
Basit formlar fikirlerin ifadesi için iyi bir araç. Venedik Cami Projesi’nde kubbenin basit toplardan, mükemmel kürelerden inşa edilmesindeki (egzersiz toplarının, PVC) amaç, yapının (cami/pavilion) işlevini yitirdikten sonra tekrar geri dönüştürülebilmesiydi. Kısacası Venediklilere egzersiz toplarının dağıtılması ve bu alışverişin kültürel bir anlamı olmasıydı. Venedik’in ihtiyacı olan bir ibadet yapısını yerel halka duyururken zarif/alternatif bir mimari propaganda ile beslemek istedik. ‘Durumu karmaşıklıktan uzak olarak anlatma çabası’ diye ifadelendirdiğiniz konuya gelince; bence içinde bulunduğumuz, yaşadığımız hayat zaten karmaşık ilişkileri, sorunları barındıran ortamlar örgüsü. Sosyal karmaşa bireyler için bir yaşam zenginliği sunmakta fakat bu karmaşıklığın niteliği önemli. Belirttiğim bu durumun üzerine karmaşık formların yüklendiği mekânlar ve şekilsel ifadeleri insanlara empoze etmeyi benimsemiyoruz. Eğer bir mimari yapı önemli ise, onun, formun ifadesinden kurtulmuş bir halde de etkileyici olabileceğini gösterebilmek isteriz. Son zamanlarda artan form kirliliğine ait olan tepki ise ayrı bir konu ve bizim için daha arka planda.
Türkiye’de mimarlık yapmak ile Avrupa’da mimarlık yapmak arasındaki farkları biraz anlatabilir misiniz?
Son zamanlarda daha çok farkına vardığımız bir gerçek şu ki, her ülkede mimarın karşılaştığı sorunlar birbirine benzer. Belediyesel, kurumsal, müşteri-mimar ilişkileri benzer aşamalarla sisteme dâhil. Mimari hizmet ücretinin geç ödenmesi veya ödenmemesi gibi sorunlarla da karşılaşabilirsiniz. Avrupa’da mimarlığın niteliğini değiştiren veya geliştiren en büyük farklılık ise karşınıza gelen işverenin eğitim düzeyi arttıkça ve ekonomik güvenceleri yükseldikçe, sizden, daha yenilikçi, yaratıcı ürünler beklemeleri ve sizi bu konuda teşvik edebilmeleri. Hollanda’da belediyelerin kendi bünyelerinde barındırdıkları estetik komiteleri, mimarı, işverene karşı destekleyen bir konumda. Mimari ürünün sürece dayalı evrime ihtiyaç duyduğunu anlayabilen ve bu imkânı veren işverenlerle daha çok çalışma imkânınız var. Burası her noktası denizden kazandırılan bir ülke olduğu için her m2 değerli ve planlama kaçınılmaz bu olgu mimari ve planlamada inanılmaz işbirlikçi ve çözüme yönelik bir tutum ve kentsel planlama birikimi söz konusu. Hollanda’da planlama biraz da ulusal programa dâhil ve şeffaf hükümetin politikaları daha net bir şekilde izlenebiliyor. Dolayısıyla reaksiyonlar daha toplu olarak tartışmaya açık ve fikir alışverişini oluşturan ortamlar daha rahat sağlanabiliyor. Politik ve stratejik imar planlarını ikiye bölünmeden tartışabiliyorlar veya Türkiye’de olduğu gibi projeler birdenbire medyada belirmiyor. Büyük projeler daha çok sürece ve araştırmaya dayalı. Ve bu araştırmaları ve önerileri ilgileniyorsanız rahatlıkla takip edebilirsiniz. Çoğu zaman ileri konsensüse dayanan yapıdaki projelerin süresinin uzaması ve dezavantaja dönüşmesi söz konusu. Örneğin benim de tasarım sürecinin bir parçasında yer aldığım Rotterdam Merkez İstasyonun yıkılıp yenilenmesi projesi, ilk defa 1994’de gündeme geldi. 1995’te yarışmaya açıldı ve Will Alsop kazandı. Proje geliştirilirken politik fikir ayrılığı yüzünden ikinci yarışmaya gidilme ihtiyacı 2004’te tekrar belirdi. 2005’te yeni yarışmayla Team CS (West 8 & Benthem Crouwel & Van Schouten) ekibi kazandı ve proje şu anda inşaat halinde. 2013’te bitecek bütün süreç yaklaşık 20 sene sürmüş olacak. Projelerin uygulanması, Doğuyla kıyaslanmayacak derecede yavaşlamış durumda. Bu yüzden Hollanda’da birçok mimar Doğuya iş yapmayı daha heyecanlı buluyor. Biz de bu gruba dâhiliz.
Yapıyla insan arasındaki iletişimi sağlamada ‘malzeme’ size göre hangi sırada yer alır?
Venedik Projesi’nde malzeme çok ön planda, projeyi yapılandıran temel öğe malzeme fakat kimi projelerimizde malzeme arka planda veya detay olarak kalabiliyor. Çünkü malzemeye erişebilirlik gelişti. Yapıyla insan arasındaki en uygun iletişimi sağlayan materyalleri bulmanız bugünlerde çok daha kolay. Bütün bunlar başka daha önemli konularla ilgilenmenize vakit sağlayabilir.
Silueti ya da başka deyişle cepheyi oluştururken nelerden esinlenirsiniz?
Fikri en çok temsil edebilecek cepheyi yaratmaya çalışırız. Fikir bizim için her projede değişebileceği için esinlenme kaynaklarını belirtmek oldukça güç.
Geleneksel bir yapıya çağdaşlık katmak için alternatifleriniz nelerdir?
Bahsettiğiniz geleneksel önerinin özünü, yapılma amaçlarını, sosyal veya bireysel nedenlerini sergilemek sürecin ilk aşaması. Sonrasında tavrını formdan ve süslemeden arındırılmış bir şekilde tekrar günümüzün imkân ve malzemesiyle ortaya koymanın çağdaşlığı da beraberinde getireceğini düşünüyorum.
Mimarlık, mekânı düşüncede yaratmak mıdır?
Mekânın düşüncede yaratıldığına tamamen katılıyorum. Günümüzde bunun ötesinde binayı düşüncede de kullanmaktır. Birçok tasarım halindeki bina artık mimarlık diskurunun bir fiziksel parçası haline geldi; bir bina, üretilmeden düşüncede tüketilebiliyor. Descartes’in kendi varlık kavramının tespiti olan “düşünüyorum öyleyse varım” sözüne paralel olarak da mimarlıkta gelişmekte. Günümüzde mimari, düşüncede erginleşmişse var olma imkânına sahip.

Son yıllarda mimarlık adına yapılan işlerden beğendikleriniz?
Türkiye’de son zamanlarda uygulanan en başarılı çalışma benim için FOA (Foreign Office Architects)’nın Ümraniye Meydan Alışveriş Merkezi.
İşlerini beğendiğiniz Türk mimarlar kimler?
Nevzat Sayın’ın ürettiklerini beğeniyorum.
İşlerini beğendiğiniz yabancı mimarlar kimler?
Rem Koolhaas’ın etkisinde tamamıyla bir beyin yıkama operasyonuna tabi tutulduk diyebilirim; her alanda, mimari, araştırma konularında. Ayrıca İspanya’dan Mansilla-Tunon ikilisi.
En iyi mimari kitaplar sizce hangileri?
SMLXL, geride kalan yüzyılın ‘mimari İncil’i bence.
INTERNATIONAL DESIGN (IND)’DEN PROjELER
Venedik’te yüzen bir cami

Arman Akdoğan’ın ofisi, 29 Ağustos–21 Kasım 2010 tarihleri arasında, Venedik Bienali kapsamında düzenlenecek olan 12’nci Mimarlık Bienali için oldukça etkileyici bir proje tasarladı. Proje’nin tanıtımında kullanılan şu ifadeler ise ilgi çekici: “Venedik’in mimarlık mirası, İslam mimarisinin mirasıdır.”

Bienal için neden cami? Neden kilise değil de cami?
2008 yılında Venedik Üniversitesi (IUAV)’ne misafir profesör olarak 3 haftalık workshop için davet aldık. Vereceğimiz workshopun konusunu belirlemek için Venedik hakkında ön araştırma yaparken dinler arasında ilginç bir sosyal yardımlaşmayı fark ettik. Venedik’te İslam dinine mensup vatandaşların, göçmenlerin, özellikle Müslüman Afrikalıların artan bir popülasyona sahip olduğunu ve ibadet mekânına ihtiyaçları olduğunu fark ettik. Hatta Venedik yakınlarındaki bir kilisenin papazı her Cuma İslami cemaatin ihtiyaçlarını karşılamak için kiliseyi öğlen namazlarında ibadete açmaktaydı. Bu aktiviteyi tasvip etmeyen yerel çevreden bu konuda tepkiler gelmeye başlamış ve aktivite sonlandırılmıştı. Kimileri ise Cuma günleri sokak aralarında topluluk halinde ibadet etmekteydiler. Bu oluşum ilgimizi çekti ve workshop olarak 3 hafta IUAV’da 70’e yakın öğrenciyle Venedik’e cami yapılması konusunda çalıştık. Bu workshop orada yaşayan İslami cemaatin ilgisini çekti ve bizden Venedik için geçici bir cami tasarlamamızı istediler. IND’ye ait olan tasarım ise bu workshopun ardından yapılan ayrı bir çalışmayla ortaya çıktı.
Toplardan meydana gelmesi fikri nasıl ortaya çıktı?
Camiyi meydana getiren toplar PVC egzersiz topları. Bu toplar sağlık için, kimi müzisyenler tarafından omurgayı dik tutan kasları geliştirdiği için iskemle olarak kullanılmakta. Ayrıca spor salonlarında da egzersiz hareketleri için kullanıma sahip. Ofisimizin bir elemanı da dizindeki sağlık problemleri yüzünden 1 sene bu topların üzerinde oturarak çalıştı. Cami’yi kurgularken geçici bir strüktür olması özelliğini göz önüne aldık. İşlevi bittiğinde tekrar parçalara ayırıp işlevini sürdürebilecek bir materyal aramaktaydık. Bu toplar dikkatimizi çekti, özellikle namazın da spor aktivitesi olarak ilişkilendirilmesi çok yaygın bir düşüncedir. Tasarladığımız, geçici bir cami strüktürü fakat ileride yapılacak kalıcı bir cami için politik ortamı hazırlama misyonuna sahip. Dolayısıyla topların tekrardan Venediklilere dağıtılmasının camiden geriye kalanların geri dönüşümünde anlamlı bir jest olabileceğini düşündük. İslam ve camiler için son 10 yılda Avrupa’da yaygın olan negatif algıları biraz olsun pozitife çevirmek için daha farklı bir yaklaşımı cami için düşledik.
Yukarı doğru çıktıkça boşluklar göze çarpıyor, toplar ile bu boşluğu nasıl aşmayı planlıyorsunuz?
Geçici bir cami olduğu için amacı daha çok simgesel bir strüktür yaratmak, teşvik amaçlı; toplar aynı bir kubbenin tuğlaları gibi basınç mukavemetine çalışıyor. Pantheon’un kubbesine benzer şekilde ortası açık; dolayısıyla yağmur alma kriterlerini göz önünde bulundurmuyoruz. Fakat Türk camilerinde olduğu gibi Pantheon’un aksine kare tabana oturuyor. Mihrimah Sultan Camisi ile benzerlikleri söz konusu; kürelerden mukarnası bile mevcut. Ama Osmanlı camilerinin strüktürel açılımını yapma gibi bir kaygımız olmadı.
Geleneksel cami kesitinden farklı caminiz, kubbe bir şapka değil de kabuk gibi sanki. Bu fikre nasıl ulaştınız?
Venedik Camisi’ni örgüleyen materyal PVC toplar olduğu için, malzemenin kendi içinde barındırdığı önerge oldukça çağdaş, dolayısıyla camiye geleneksel bir form vermek istedik. Simgesel mesajı hedef kitlenin daha kolay algılayabilmesini sağlamaya çalıştık. Formun Mihrimah Sultan Camisiyle benzerlikleri var.

Camiyi suyla ilişkilendirmekle amaçlanan nedir?
Bu strüktürün geçici olması nedeniyle yüzer olmasını tercih ettiğimizi söyleyemem. Projenin yüzer olması Venedik in suya bağlı mekânsal potansiyellerinin kullanılmasıyla ilgili.
Geçici olması nedeniyle ‘yüzen’ olduğunu tercih ettiğinizi söyleyebilir miyiz?
Evet, geçici olması da bir etken. Bir mesaj iletiyor, bu mesajı sıra dışı olan, yüzen bir cami daha da güçlendiriyor. Geleneksel dini görüşlerin mimari çözümleri kısıtladığı aşikâr; bu konuya da gizli bir mesaj gönderiyor. “Şirk” unsurlarının detaylarını, kubbeyi yere oturtmama gibi kavramsal önerilerin savunulmasının geçmişin bir parçası olduğunu düşünüyoruz.

Sürdürülebilirliğe verdiğiniz yanıtta ‘insan’ faktörünün olmasını nasıl yorumluyorsunuz?
Toplar, cami işlevini yitirdikten sonra tekrardan Venediklilere dağıtılacağı için sürdürebilirlik faktörü mevcut fakat bir çevresel katkı bizim için ön planda değil daha çok dağıtacağı mesaj önemli.
Kaç adet ve hangi boyutlarda top kullanılacak?
Bin 500 adet, 70 cm çaplı toplar kullanılacak.
Topların dağılmadan durabilmesini sağlayan nedir?
X ve Y eksenlerine eklediğimiz plastik parçacıklar birbirlerine geçerek vidalanacak.


Dağıtılacak toplardan farklı projeler çıkması ihtimali sürdürülebilirliğe başka bir yanıt mıdır?
Evet, sürdürebilirliğe yanıt olabilecek bir tutum. Projenin işi bitip, parçalara ayrıldığında farklı projeler çıkabilir ardından. Fakat bu imkânı açıkçası düşünecek aşamaya henüz gelmedik.
Bienal için tasarlanan projeler mesaj kaygısı taşımalı mıdır?
Özellikle mimarlık bienali için hazırlanan projelerin hepsi kaçınılmaz olarak mesaj içermektedirler. Başka ne için var olabilirler ki? Mesajsız göze hoş gelecek projelerin ilk modernite döneminde kaldığını düşünüyorum.
Sosyal problemlerle, önergelerle iç içe geçmiş bir mesleği, mesajsız bırakırsanız, mimarı, yapı teknikeri, inşaatçısı haline dönüştürürsünüz. Türkiye’deki temel mesleki dezavantaj bu noktada çok büyük.
Ortaklaşa bir çalışmanın ürünü olduğundan karşılaşılan zorluklar veya sağladığı kolaylıklar neler oldu?
Ortaklaşa her çalışma projenin gerçekleşmesi için biraz daha fazla enerji ister fakat bize gelen birçok iş zaten bunu gerektiriyor. Hollanda küçük bir ülke ve bu duruma bağlı olarak projelerimizin çoğu yurtdışında. Dolayısıyla ortaklaşa çalışma konusunda tecrübe kazandık diyebiliriz.

“Venedik’in mimarlık mirası, İslam mimarisinin mirasıdır.” Proje tanıtımında kullanılan bu ifade ne demektir?
Venedik 8’inci yüzyıldan itibaren doğuyla ticari ve kültürel ilişkiye korkmadan en fazla giren Avrupa kentiydi. Akdeniz’in ticaret yollarını büyük ölçüde ellerinde bulunduran Venediklilerin bu konudaki özerkliği, Doğu’nun mimari, tekstil, cam üretiminin stil ve tekniklerini kendi bünyelerinde 18’inci yüzyıla dek harmanlayarak bugünkü Venedik’i inşa etmeleridir. Tarihte birçok savaşa karşın Venediklilerin Osmanlı ile ticaret ilişkileri çoğu zaman aktif kaldı. Doge Palace oryantalizm düşkünlüğünün ne boyutlara ulaştığını gösteren iyi bir örnek. Venedik’teki 16’ncı yüzyıla ait ‘Osmanlı Akrobatları’ gravürünü fark ettiğimiz zaman Venedik Yüzen Camisi fikrinin tarihi tekrar biçimlendirebilecek bir önem taşıdığını fark ettik.“Ottoman Circus in Venice gravürünü fark ettiğimiz zaman Venedik Yüzen Camisi fikrinin tarihi tekrar biçimlendirebilecek bir önem taşıdığını fark ettik.”
İş kapsamı: Venedik Yüzen Cami
Mimarlar: Arman Akdoğan, Felix Madrazo, Dustin Tusnovics Mimarlık
İşveren: Venedik İslam Topluluğu Direktörü Wael Farhat
Genel Müteahhit: IUAV
Danışman: Valladares Engineering
Kapalı Alan: 300 metrekare
Yapım Yılı: 2010
Yapım Süresi: 2 ay
Venlo Köprüsü Yarışma Projesi

IND’nin Venlo köprü projesi için sunduğu teklif ikonik bir biçim içermiyor. Fakat arkasındaki şehir çizgisinin ritmine daha iyi uyum sağlayan biçimsel bir desen tasarlıyor ve ayrıca üzerinde bulunduğu suya yansıyor.

Bir köprü, birbirine bağladığı iki nokta arasındaki farklılıkları göz önünde bulundurmayan müstakil bir eleman haline gelebilir. Venlo projesinde, içinde bulunulan durum nedeniyle farklı görünebilecek bir tutum sergilenmiş: Köprü, yalnızca iki nokta arasında bir bağlayıcı unsur olarak hizmet vermiyor aynı zamanda şehir ve karşı yakasındaki yeni park planı arasında bir arabuluculuk görevi görüyor. Bu anlamda köprü, şehir halkını günlük aktiviteleri için karşı yakaya yönelten bir davetiye veya parkın şehre doğru bir uzantısı olarak algılanabilir.

IND hem rahat hem de davet edici bir köprü teklifi sunmuş. Bu, köprünün yapısal performansı ile senkronize olarak tasarlanmış. Bu nedenle köprünün geometrisi, iki tarafta da eğrileri olan simetrik iki profili düz bir zeminde birbirine dâhil ediyor.

Ceuta (İspanya) Sosyal Konutları Projesi

İş kapsamı: Ceuta (İspanya) Sosyal Konutları (yarışma birinciliği)
Mimarlar: Felix Madrazo, Arman Akdoğan & Elena Chevchenko
İşveren: İspanya Konut Bakanlığı ve Sepes
Genel Müteahhit: Acciona Ltd.
Danışman: Valladares Engineering
Kapalı Alan: 18 bin metrekare
Yapım Yılı: 2009 – 2010
Yapım Süresi: 28 ay



İspanya Konut Bakanlığı tarafından Ceuta şehrinde 839 konutluk bir proje yarışması düzenlendi. Bakanlık, yapılacak kompleksin, hemen yanındaki Fas gecekonduları ile uyum sağlayacak, sosyal konutlar için sıra dışı bir görünümde, eğimli zemin üzerinde sıralanacak ve ortasında bir hastane binası yer alacak şekilde tasarlanmasını talep ediyordu. IND’nin teklifi ise, komşu gecekondular ve hastane arasında şehirsel bir arabulucu görünümündeydi. Apartmanların yüzde 90’ından fazlası, rahatlığı sağlamak ve enerji tüketimini azaltmak için ortama çok iyi adapte edilmişti.



Kaynak: NATURA Ocak 2010
Ropörtaj: Mimar Heval Zeliha Yüksel



2 Yorum
Anonim
Hic bir geometrik formu olmuyan fantazi resimlerle harcanan
zamana yazik. Hem böyle yapitlar Statigi zorlastiriyor bosuna.
Nerde altarnativ enerji ile isinan yapilar.. hani nerede depreme
dayanikli yapilar fantaziyi birakip günümüzün problemleri ile
ilgilenelim. ordan burdan birkac yamuk yumuk resimleri göstermekle
bu isler hallolmaz. Bakin bugün Solarmimari diye bir sey var
Saygilarimla
bu konuya lütven biraz yer verin. Saygilarimla .
Filiz Çamkerten
Yabancı ülkelerde bizden mimarlarının tutunmasını, o katagoriler içinde başarı göstermeleri sahiden çok önemli. Bence büyük bir başarıdır bu.
Venlo Köprüsü ve İspanya sosyal konutları projeleriniz harika gerçekten, yürekten kutlarım.
Bu önemli çalışmaların devamının da geleceği aşikar görünüyor.