Arif Atılgan ile DSP Kadıköy Belediye Başkan Adaylığı üzerine

42 Dakika Okuma Süresi

Söyleşiyi hazırlayan: Hasan KIVIRCIK

Farklı siyasal partilerden mimar-plancı adaylarla yaptığımız söyleşilere, daha önceki Mimarlar Odası Kadıköy BKBT Başkanlığı göreviyle de tanıdığımız Arif Atılgan ile devam ediyoruz.

Arif Atilgan 1

Mimdap: Mimar belediye başkanı adayı olarak, Bu kentin başlıca sorunları nelerdir? Kadıköy özeline de inerek bunları sıralar mısınız?

Arif Atılgan: Kadıköy’de adaylığımın sebebi, esasında İstanbul içinde geçerli, bu sorunları saptamak ve çözüm aramak. Ben Kadıköy ile İstanbul’un korunmasını arzu eden bir insanım. Tarihi ve kültürel kimliğinin öne çıkarılmasını, bunların koruma amacı ile çalışmalar yapılarak daha öne çıkarılmasını arzu ediyorum.

İstanbul biliyorsunuz; bilinen tarih 2.700 yıl ama bugün yapılan bazı kazılara bakıldığında ve onlar değerlendirildiğinde bu süre 8.000 yıla kadar dayanıyor. Böyle bir kenti bir takım başka projelerle, kenti o kimliğinden uzaklaştırmayı doğru bulmuyorum. Kentin tarihi kimliğinin ortaya çıkarılmasını ve o zaman kentin İstanbul’un mücevher kimliğinin ortaya çıkarılmasını arzu ediyorum.

Genelde bana sorular soruyorlar, “nereden belediye başkanlığına niyetlendin” gibi. Benim de cevabım hep aynı oluyor: Kadıköy’ün korunmasını istiyorum. Çünkü ben Kadıköy’ü hakikaten iyi biliyorum, burada büyüdüm, Yel Değirmeni’nde büyüdüm. Bugün Kadıköy’ün en yetkili kişilerinin bile kentin merkezi dedikleri yerlerde ben kuş avladım, oyunlar oynadım, okulla gittik piknik yaptık, o derece biliyorum. Gelişmesini de biliyorum. Hala benim çocukluğumdaki o sayfiye yeri ruhunun Kadıköy’de olduğuna inanıyorum, bunu Kadıköy’de yaşayan ve Kadıköy’ü bilen herkes söylüyor. Gerçekten Kadıköy’de hala o ruh yaşamaya devam ediyor.

Mimdap: Eski Kadıköy, geçmiş Kadıköy yaşantısı…

Arif Atılgan: Benim derdim ve amacım bu sayfiye yeri ruhunu kaybettirmemek Kadıköy’e. Bununda en önemli göstergesi, Kadıköy’de ikamet olması, aile olması, semt olması, mahalle olması hala. Eğer Kadıköy mahalle kültüründen kaybolup işyeri fonksiyonuna doğru dönmeye başlarsa, o zaman Kadıköy de mahalle, semt, aile, yavaş yavaş kaybolmaya başlayacak. O zaman işte o dediğim sayfiye yeri ruhu kaybolur ve benim en çok endişe ettiğim şey budur. Kadıköy Eminönü’ne benzer diyordum ben ilk zamanlar. Nitekim benim söylediğimi, birkaç gün önceki o 1/100.000‘lik Çevre Düzeni Planı’na not olarak koymuşlar. Kadıköy, Üsküdar, Ümraniye, Kartal’ı 1. derece kent merkezi olarak ilan etmişler. Açıklaması da şöyle; İstanbul tek merkezliymiş şimdiye kadar, tek merkez de Eminönü – Laleli arasıymış. Ticaret fonksiyonu olan merkezden bahsediyorlar. Bundan sonra çok merkezli olacağını söylüyorlar. Demek ki Kadıköy’ü de Eminönü – Laleli arası gibi planlıyorlar ya da düşünüyorlar ya da hayal ediyorlar.

Arif Atilgan 2

Benim de endişem buydu işte, Kadıköy’ün öyle olmamasını istiyorum. Hala ve gelecekte de mahalle kültürünü, aileyi ve ikamet çevresini devam ettirmesini istiyorum.

Mimdap: İstanbul ile ilgili bir soru ile devam edelim; İstanbul gibi bir metropolün yönetim modeli Büyükşehir ve ilçelerin ayrı ayrı belediyeleri modeli gibi şu anda. Bu yapılanma yeterli mi? Bunda bir problem var mı sizce? İlçe belediyesi denince siz ne anlıyorsunuz? Mesela nasıl bir ilçedir Kadıköy?

Arif Atılgan: Tabi İstanbul gibi bir metropolle ilgili çok şey söylenebilir. Ama siz de beni tanıyorsunuz; ben kendi sınırlarımla kalmayı tercih ederim, başkasının sınırlarına girmemeyi tercih ederim. O konuda fazla fikir söylemek istemiyorum, Kadıköy için konuşmak istiyorum daha çok ama İstanbul için zaten biliyorsunuz birçok tasarılar vardı. İki yakada ayrı birer idare birimi düşünülüyordu. Şimdi de İstanbul’un Bölge Kalkınma Ajansı olarak, ayrı bir ajans olarak düşünüldüğünü de biliyoruz. Biliyorsunuz, 2006 Ocak ayında çıkan bölge kalkınma ajansları yasasında, Türkiye 26 tane Bölge Kalkınma Ajansına bölündü. Bunların içinde İstanbul tek başına, kent olarak bir Bölge Kalkınma Ajansı. İstanbul için böyle planlar da var. Ama ben tabi, benim konumum ve ölçeğimin dışında olduğu için, o konulara çok fazla girmek istemiyorum. Derin bir konu, ülke meselesi biraz da.

Mimdap: Biz Kadıköy üzerinde düşünmeye devam edersek…

Arif Atılgan: Kadıköy’e gelirsek; cumhuriyet sonrası Kadıköy’e bakarsak, Kadıköy’de eski bir Yeldeğirmeni semti var, daha çok Yahudilerin 1800’lü yılların sonlarında gelip yerleştiği, o taş apartmanların yapıldığı ve bir de Moda semti var. Moda da daha önceden levantenlerin yerleştiği, ekonomik durumu daha yüksek bir semt. Kızıltoprak’tan sonrası da sayfiye yeri zaten. Böyle bir manzara görüyoruz Kadıköy’de. Eski İstanbul’a taşradan gelen otobüsler, Topkapı garajları vardı, yani şimdiki otogarın karşılığı oluyor bu; Topkapı Garajı’na gelirlerdi. Tabiî ki trenin rolü vardı ama trenin genelde etrafında oturanlar ancak gelirdi trenle. O sebeptendir ki İstanbul taşradan taşınmalar Topkapı garajı etrafına olmuştur. Yani taşradan gelenler, Fatih, Vefa, Topkapı gibi Avrupa yakası semtlerine yerleşmişlerdir önceleri.
Daha sonra ekonomik durumu yüksek olmayan, düşük ya da orta derecede olan insanlar, Kadıköy’e daha ucuz yaşamak için taşınmaya başlamışlardır. Kadıköy’de örneğin; bugün de o sayfiye yerlerinde yaşam daha ucuzdur ve bazı vatandaşlarımız o sayfiye yerlerinde yaz kış yaşamaktadırlar. O gün de bu sayfiye yerlerine, kiran, yiyip içme vs daha ucuz olduğu için bu tarafa taşınmaya başlamışlardır.

Mimdap: Kadıköy’ün yapısına da değinseniz…

Arif Atilgan 4Arif Atılgan: Bu bir riskti esasında buraya taşınan insanlar için, çünkü Kadıköy o zamanlar çok sapadır. Karşı yakadan buraya ya da buradan karşı yakaya gidilirken, şehrin bir ucundan öteki ucu gibi düşünülürdü. O riski göze alarak gelmiştir insanlar buralara. Cumhuriyet sonrasındaki Kadıköy’de insan oluşumu bu şekilde gerçekleşip gelişmiştir. Burada Kadıköylünün bir görüntüsü var, onu öne çıkarmak istiyorum. Bu Kadıköylü insanlar kentli olma stajını karşı yakada tamamlayıp, ondan sonra Kadıköy’e taşınmışlardır. Öteden beri de Kadıköylünün biraz daha kültürlü olduğunu söyleyen ifadeler vardır. Bunun sebebi de biraz bundandır. E tabiî ki Kadıköy’ün kendine özel bir kültür yapısı da vardır. Demin söylediğim gibi levantenlerin oturduğu Moda semti ve gayri Müslimlerin oturduğu Yeldeğirmeni semti ve bu insanlarında kültürünün buraya gelen vatandaşlarımızla karma olması buraya özel bir kültür yaratmıştır. Çocukluğumuzda bütün komşularımız Ermeni, Rum, Yahudi, Türk gibi karmaydılar. Onlarla beraber başka türlü bir kültür yapımız vardı. Onun için Kadıköy’ün kültür yapısı çok eski bir geçmişe sahiptir. Bütün tespitlerde de vardır bu, Karşıyaka’daki bütün kültür faaliyetlerinin takipçilerinin çoğu Kadıköylüdür zaten.

Kadıköy İlk Oluşumuna Döndü

Mimdap: Tarihsel referanslarını ortaya koydunuz Kadıköy’ün, bugün de bir önemi var. Bugün aday olduğunuz kentin de bir önemi var değil mi? Bugün için de bir şey söylerseniz? Yine de önemli midir Kadıköy?

Arif Atılgan: Gayet tabi, Kadıköy E-5’in altında, Haydarpaşa’dan Bostancı’ya kadar olan alan. E-5’in üst tarafı ayrılmış durumda. Esasında Kadıköy ilk oluşumuna dönüştü diyebiliriz, burasıydı zaten Kadıköy. Burada önemli olan, Kadıköy’ün o tarihi ve kültürel kimliğini öne çıkarabilmek. Bu anlamda şu son bir iki senedir Kadıköy’de yapılan bazı projeler var ki; o projeler beni endişelendiriyor açıkçası. Önümüzdeki dönem o projelerin devamının olacağını hissediyorum ve Kadıköy’ün bu tür bir takım projelere boğularak, bizim istediğimiz ve bildiğimiz Kadıköy’ün kaybolacağının endişesini yaşıyorum. Mesela bir örnek vereyim; Mühürdar Sahili’ndeki bir otelin inşaatı… Kadıköy’ün 100 yıllık silueti Haydarpaşa Garı’dır. Süslemelerle bezenmiş, neo-klasik tarzda, insani ölçülerde, insani ölçüler derken; hem heybeti var hem de başınızı kaldırıp baktığınızda yere sırt üstü düşmeyeceğiniz bir ölçüde, Haydarpaşa Garı’dır. Bu Anadolu yakasının da siluetidir, 100 yıllıktır. O silueti, bu karşısındaki otelin vahşi yapısı ezdi adeta. Bu, Kadıköy’e siluet açısından bir saldırı ama bu otel eğer yapılıp da faaliyete geçerse – biliyorsunuz açılan bir sürü davası var- böyle bir şeyin olduğunu düşünürsek, Kadıköy’e getireceği insan ve taşıt yoğunluğu Kadıköy’ü mahvedecektir.

Biliyorsunuz ben siyasete yeni girmiş bir insanım. Siyasette alışamadığım bazı noktalar var ama sevdiğim birkaç nokta da var. Sevdiğim noktalardan biri de, insanlarla sıcak ilişki kurmadır. Gerçekten bu önemli. Mesela beni Moda’dan bir arkadaş ziyaret etti, otopark sorunlarını anlattı ve arabalarını evlerinin önüne değil semtlerine park edemediklerini anlattı. Birçok Modalının arabalarını Bostancı, Küçükyalı gibi yerlere, eşlerinin dostlarının sokaklarına park ettiklerini anlattılar. Bunu siyasete girmeseydim öğrenemeyecektim mesela. Şimdi bu otel yapıldığı zaman buraya, artık hiçbir araba giremeyecek bir hale gelecek. Girecek de, buradaki insanlar arabalarını hiçbir yere koyamayacak artık. Bunun sonucunda ne olacak? İnsanlar yavaş yavaş gidecek buralardan, bu semtler yavaş yavaş işyerleri ile dolmaya başlayacak ve sonunda gündüz işyeri, gece eğlence gibi fonksiyonlara hizmet edecek ki bu benim endişemdir. Semt, mahalle kalmayacak, aile ve ikamet kalmayacak. Bunun işaretlerini zaten görüyoruz; kent merkezlerindeki okullar, hastaneler satılmak isteniyor. Niye? Çünkü burada aile olmayacak ki çocuk olsun, çocuğun okula ihtiyacı olsun. Bunun işaretlerini görüyoruz.

Mimdap: Sizce yapılması gerekenler nelerdir bu manzara karşısında?

Arif Atılgan: Ben Kadıköy Kent Müzesi Uzmanlar Kurulu’nda idim. Kadıköy’de Kent Müzesi ile ilgili çalışmaların içinde bulundum. Orada bazı fikirlerim vardı, sanırım benim fikirlerime göre düzenlenecek Kent Müzesi. Kent Müzeleri biliyorsunuz, bildiğimiz klasik müzeler değil. Kent Müzeleri daha değişik etkinlikleri olan, aktiviteleri olan, kentlerde daha önce yaşayanlarla komşu yerlerde yaşayanların katıldıkları yuvarlak masalar ve forumların olduğu, sergilerin vs. açıldığı aktif bir müze tarzı. Dünyada yeni yeni uygulanmaya başlandı, bizim ülkemizde de birkaç yerde uygulanıyor. Kadıköy Kent Müzesi’nin de ben, bütün Kadıköy’ü kapsamasını düşünüyorum. Bir Şehremaneti Binası veya – tabi Şehremaneti Binası çok güzel bir bina- bizim arzumuz Et-Balık Kurumu biraz daha büyük bir bina. O binanın içi, belki bazı donelerin sergilendiği müze mekanı olabilir ama benim orada vurguladığım, bizim yapmak istediğimiz, burada herkes daha çok bir fihrist gibi çalışsın istiyoruz ve insanlar buraya geldiği zaman kentle ilgili bilgileri öğrensinler, gerekiyorsa broşürleri alsınlar ve orada öğrendikleri yerleri gidip bilgili, bilinçli olarak gezsinler.

Kent müzelerinin en değerli parçaları da hikâyesi olan eserlerdir. Çünkü insanlar, bu hikâyesi olan eserleri daha dikkatle izliyorlar o zaman ve o hikâyeyi orada canlandırıyorlar incelerken. Bizim Kadıköy’ümüzde de böyle yerler hakikaten çok var, ben mesela “ Ayrılık Çeşmesi”ni ezberletmişimdir.

Kadıköy’de böyle yerler var ama hiç öne çıkarılmamış, hatta kaybedilmiş. Görüyorsunuz Serasker Caddesi’nde iki çeşme var, diğer çeşmeler de aynı şekilde çöplük gibi. Seyyar satıcılar kaplamış dükkân yapmış filan. Onları böyle ön plana çıkarıp, hikâyelerini öne çıkarıp insanların Kadıköy’ü daha iyi öğrenmesini, daha iyi algılamasını ve daha keyifli gezmesini sağlamak istiyoruz.

Biz Kadıköy’ün vizyonunu kültür ve sanat olarak belirliyoruz

Mimdap: Ulaşımla ilgili bir noktaya geçmek gerekirse, kentin kent içi ulaşımı ilgili temel yaklaşımınız nedir? Kent içi ulaşım derken İstanbul’un diğer parçaları ile bağlantısı ile ilgili sorunlar sizce nelerdir? Bugünkünden farklı olarak sizin önerdiğiniz temel yaklaşım nedir?

Arif Atılgan: Ulaşım sorunlardan biri tabi. Ben Kent Konseyi Başkanlığı da yaptım biliyorsunuz, orada da biz bu ulaşımı tartıştığımız zaman, mesela bazı arkadaşlar çıkıyor “Kadıköy’ün ulaşımı Maltepe’den bu tarafa geçmesin, biz kendi içimizdeki ulaşımı hallederiz ama dışarıdan buraya gelince kalabalık oluyor” filan diyorlar. Ulaşım sadece benim içimde olsun diye düşünülemez. Ulaşım bir bütündür. Ülkenin ulaşımı içinde kentin ulaşımı, kentin ulaşımı içinde semtin, semtin içinde mahallenin ve sokakların ulaşımı diye düşünmek lazım. Burada biz İstanbul’un ulaşımı içinde Kadıköy’ü düşünmek durumundayız.

Genelde deniz ulaşımını hemen öne çıkarıyorlar ama deniz ulaşımının Kadıköy’de etkin olduğu zamanları düşünürsek, Kadıköy’ün zaten yerleşimi kıyılarda o zamanlar. İçerilerde yerleşim yok, haliyle deniz ulaşımı biraz da denizin üstündeki demir yolu ulaşımı rahatlıkla insanların bir yerden bir yere seyahat etmelerini sağlayabiliyormuş. Şimdi artık Kadıköy içerilere kadar büyümüş durumda, sade Kadıköy olarak düşünmeyelim, sadece kıyıdan ulaşım çözülemez, bunu bir kere anlamak lazım. Tabiî ki deniz ulaşımını kullanmak lazım yine de, kıyılardaki kalabalığı iletmek için bir yerden bir yere.

Arif Atilgan 6

Benim bir de uzmanlık dallarına saygım vardır. Biliyorsunuz ben yıllarca Mimarlar Odası yöneticiliği yaptım, birçok uzmanlarla birlikte çalışmam oldu, onların fikirlerini az çok biliyorum. Ulaşımcıların söylediğine göre, İstanbul gibi bir baştan bir başa çok uzun mesafesi olan kentlerde balık kılçığı tabirini kullanıyorlar, balık kılçığı sistemini uyguluyorlarmış. İstanbul’u şimdi balık kılçığı gibi düşünürsek, ana kılçık oluyor, ana kılçıktan da aşağı yukarı çıkan kılcal kılçıklar. İstanbul’a bunu uygularsak, Halkalı’dan Gebze’ye kadar bir Marmaray için düşünüyorlar, Marmaray bir ana kılçık oluyor, belirlenmiş istasyonlar da kılcal kılçık oluyor. Görünen böyle bir plan. Kadıköy, Anadolu yakasında da bazı ana istasyonlar olacaktır, Göztepe, Bostancı, Maltepe, Altay Çeşme şeklinde gidiyor. Buralardan aşağı yukarı ulaşımlar olacaktır. Tabi bu büyük şehrin konuları ama ana kararlarda bunların şimdiden düşünülmesi ve planlanması lazım çünkü, planlanmazsa o zaman yine bir takım minibüs hatları çıkacaktır ortaya doğal olarak, yani doğa kendine çözüm bulacaktır. Onun için şimdiden bunların planlanması gerekir, belki otobüs hattı olacaktır, belki tramvay hattı olacaktır, ona göre şimdiden bunların düşünülüp çözümlenmesi gereklidir.

Minibüsler Bizim Gerçeğimiz

Mimdap: Yine Kadıköy özeline gelirsek…

Arif Atılgan: Bu ulaşımın içinde Kadıköy’ü düşündüğümüz zaman, Kadıköy’de bir Marmaray hattı çalışacaktır, E-5’ten yapılan Anadoluray çalışacaktır. Anadoluray, Marmaray ile İbrahimağa’da kesişiyor, oradan aktarma yapıp karşıya geçecektir insanlar. Bunlar Kadıköy’e insanları getirip götürecektir. Bir de bugünün gerçekleri var, ben ayağı yere basan bir insanım. Bugünün gerçekleri de minibüsler. Minibüslere herkes laf ediyor ama minibüsler olmasaydı insanların hali ne olurdu diye de düşünmek lazım. Minibüslerin de tabiî ki bugünkü hali hoş değil, onların tabiî ki rehabilite edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Acillik sırasına göre düşünüldüğü zaman, ilk etapta minibüslerin örgütü, derneği ile oturup konuşup minibüslerin rehabilite edilmesini önce sağlamak istiyoruz.

Bir sonraki safhada belki 5-6 minibüsün birleşip bir otobüs olmasını ve tabi bizim yine o otobüs hattı olmak kaydı ile Minibüs Caddesi dediğimiz caddede öteden beri Selami Bey değil de, Cengiz Bey’in zamanından beri yanlış hatırlamıyorsam, bir tramvay projesi vardı Bostancı’ya kadar. O projenin hayata geçirilmesini düşünüyoruz biz. Bostancı’dan sonra Maltepe, Kartal’a kadar gitmesi öngörülmüştü ama benim bildiğim kadarıyla belediyedeki dosyada sadece Bostancı’ya kadar olan kısım var. Bu proje, bildiğim kadarı ile saatte 15000 kişi taşıyabilecek kapasitede. Zaten ağırlık da Kadıköy’ün üst tarafında. Bağdat Caddesi’ni bugünkü hali ile düşünebiliriz. Sahil Yolu ilk yapıldığı yıllarda ulaşımcılar, Sahil Yolu’nu Kadıköy’ün ulaşım aksının içinde düşünmüyorlardı. Yani herhalde 8 yıl kadar önce bir ulaşım paneline ben Mimarlar Odası’nı temsilen konuşmacı olarak gitmiştim. Orada olan hiçbir ulaşımcı, konuşmacı Sahil Yolu’nu bir ulaşım aksı olarak düşündüğünü söylememişlerdi. Minibüs caddesi, Bağdat Caddesi ve E-5’i konuşuyorlardı. Çünkü Sahil Yolu’nu, sahilde rekreasyon alanı olarak düşünüyorlardı. Fakat şimdi son birkaç yıldır ulaşımcıların konuşmalarında, Sahil Yolu da bir ulaşım aksı olarak düşünülmeye başlandı. O beni üzüyor, ben yine de sahil yolunu öyle düşünmek istemiyorum. Sahil yolunun o rekreasyon alanı olarak kalmasını istiyorum ve sağlanabilir diye düşünüyorum.

Mimdap: Peki metrobüsü nasıl buluyorsunuz? Olumlu mu yoksa olumsuz mu? Siz başkan olduğunuzda ilk önce neresinden bu işi düzelteceksiniz?

Arif Atılgan: Keşke bizim elimizde olsa da sorunları kökünden biz oturup düşünsek. Büyükşehir politikasından bahsediyorum.

Şu anda minibüslerin olduğu yer, kentsel sit alanı olarak ilan edildi, iki iskele arası. İlgili kurula benim Mimarlar Odası’nı temsilen gözlemci üye olarak gittiğim süre içinde, Et-Balık Kurumu’ndan şimdiki Mühürdar’a kadar olan alan, kentsel sit alanı olarak ilan edildi. Oradan zaten kalkıyor minibüsler. Bizim sınırımızın dışına çıkıyor bu konu.

Mimdap: Yani bir raylı sistemle bir yere kadar götürüp, bütün bu otobüs, minibüs vs.’nin merkezin dışına taşınması mümkün müdür?

Arif Atılgan: Yapılacak olan da o sanırım; Daha önce şöyle bir plan vardı, Söğütlüçeşme’ye kadar geliyordu insanlar, oradan da bir ring sistemi ile Kadıköy’ün içine çıkabiliyordu. Kadıköy’de araba toplu taşımanın stoku olmuyor. Öyle olması lazım, bu tramvay olur, başka bir şey olur, olması lazım.

Metrobüse gelince; metrobüsü karşı yakada kullanan vatandaşlarımızın görüşüne göre, işe yaramış. Çözüm, ideal bu mudur? Değildir mutlaka, bunu yapanlar da biliyordur. O tercihli yolla, metrobüs şu anda işe yarıyor, burada işe yarayacağını umuyorum ama gerçek çözüm metrobüs müdür, değil midir? Onu tartışmak lazım.

Bana göre gerçek çözüm değildir ama bugün için de bir işe yaramıyor demek de doğruyu söylemek değildir. Yani kesilen ağaçları falan bir kenara bırakalım, şeritleri daralmaları güvenlikli değil, örneğin arabalar süratli gittiği zaman birbirine sürtebilir. Hakikaten güvenli değil. Geometrisi bozuldu yolların.

Sağlıklı çözüm değil, bugün için ayrı bir yoldan gittiği için, sık aralıklarla kalktığı için doğru bir çözüm değil demek doğru olmaz.

Demokratik Planlama

Mimdap: Planlamanın yapılış süreci ile ilgili bir itirazınızın olup olmadığı konusunu sormak istiyoruz. İMP tarafından hazırlanan bu plan üstüne davalar açıldığını biliyoruz, mahkeme kararıyla iptal edildi ama daha sonra bu çalışma yeniden başlatıldı, devam etti ve geçtiğimiz gün bu 1/100.000 tekrar açıklandı ve belediye meclisi tarafından da onandı. Şimdi bir çalışma başlatılmış gibi duruyor. Bu kentin planı sizce nasıl olmalı, nasıl yapılmalıdır? Planlama süreci ile ilgili sizin düşünceniz nedir?

Arif Atilgan 8

Arif Atılgan: Bakınız, planlama deyince öteden beri planlamacıların bildiği bir anlayış vardır. Ülke planı en tepede hazırlanır. Yani daha önceden devlet planlama teşkilatının olduğu zamanlardan kalan genel bir prensiptir bu. Bu ülke planına göre bölge planı hazırlanır, ona göre de kentlerin çevre düzeni. Daha sonra da nazım plan ve en altta 1/1000’lik uygulama imar planı hazırlanır ve o şekilde uygulanır. Böyle bir planlama hiyerarşisi var.

Son yıllarda zaten DPT köreltildi hatta kapatıldı mı bilmiyorum ama köreltildi, çalışmaz hale geldi ve bu hiyerarşi ortadan kaldırıldı ve Çevre Düzeni Planı geleneği başlatıldı.

Şimdi, Çevre Düzeni Planı kendi başına bir plan. O kent kendi başına bir Çevre Düzeni Planı yapıyor. Bu planın en tepedeki ülke ve bölge planlarıyla bir bağlantısı olmuyor. Burada biraz derin konuya gireceğim: Demin söyledim; bölge kalkınma ajanslarından bahsettim. Bölge kalkınma ajansları da… Fonlarından kalkınmalarından ağırlıklı olarak gerçekleştirecekler yasaya göre ve bu bölge kalkınma ajanslarının oluşumunu incelediğiniz zaman, kamu kurumu niteliğini hissetmiyorsunuz.

Özel kurum gibi hissediyorsunuz. Yani işte fırsatlardan faydalanmaktan bahsediliyor, kentlerin yarışmasından bahsediliyor. O anlamda baktığınızda işte bu Çevre Düzeni Planı anlayışını bir yere oturtabiliyorsunuz. Yani bölge kalkınma ajanslarına göre hazırlanmış veya düşünülmüş bir planlama metodu gibi geliyor insana. Ne oluyor burada? Her Bölge Kalkınma Ajansı kendi Çevre Düzeni Planı’nı yapıyor ama kendini müstakil bir ülke gibi kabul edip yapıyor, hemen yakınındaki Bölge Kalkınma Ajansı’ndan bir şeyler kazanmayı da planlıyor. Sanki orasını yabancı bir ülke gibi düşünerek ve ülkenin esas tepedeki planı olmuyor, ülke düşünülmemiş oluyor. Bu anlamda İstanbul’un Çevre Düzeni Planı’na bakarsanız, Edirne’den hatta Çanakkale’den Düzce’ye kadar olan çevreyi İstanbul’a sömürtmüş gibi oluyorsunuz, tespit ediyorsunuz. Nitekim Trakyalılar, Edirneliler ayağa kalkmıştır; İstanbul Çevre Düzeni Planı’ndan sonra. Demişlerdir ki; İstanbul Düzce’den ve Trakya’dan suyu alıyor ama sanayisini vs. oralara gönderiyor, İstanbul’a hizmet fonksiyonu getiriliyor. Yani Trakya’dakiler ve Edirne’dekiler demişlerdir ki “bizim suyumuzu neden alıyorsunuz?” – çünkü su çok kıymetlidir, bu sefer kendileri susuz kalma tehlikesi altındadır- ve “tarım topraklarımızı siz sanayiye neden açıyorsunuz, neden İstanbul’un çöplüğü olalım?”. Cümlemin başında söylediğimi düşündüğünüz zaman, gerçekten de İstanbul kendisi bir Bölge Kalkınma Ajansı olarak düşünüp bir Çevre Düzeni Planı yapmış oluyor ve etrafını kullanmayı planlıyor. Onun için bu planlama anlayışını ben doğru bulmuyorum. Esas olarak yanlış, Çevre Düzeni Planı geleneğinin getirilmesi yanlış. Mutlaka tepeden, bölge planına o hiyerarşinin getirilmesi gerekir.

Katılımla ilgili ise; bizim de programımızda ve vaatlerimizde o var. Kadıköy’de yapacağımız her planı halkla birlikte tartışıp, halka anlatıp o şekilde kabul edeceğimizi vaat ediyoruz. Gerçek anlamda planlamanın katılımcılıkla yapılması gerekir. Çünkü planlama kime yapılıyor? Burada yaşayan insanlara yapılıyor. O insanların o planlama süreçlerine katılarak fikirlerinin alınması ve o eleştirilerinin alınması gerekir, şarttır.

Mimdap: Kadıköy bitmiş, belli bir yere gelmiş bir ilçe gibi gözüküyor, örneğin Bağcılar’dan, yeni kurulan yerlerden çok daha farklı. Planlamaya bağlı olarak sorumuzu sorarsak, sektörler arasındaki gelişme akslarına bakıldığında, sanayi turizm, sağlık bilişim gibi sektörlerden, siz Kadıköy ölçeğinde neyi öne çıkaracaksınız?

Arif Atılgan: Kadıköy’de bizim öne çıkarmak istediğimiz, kültür, sanat vizyonuna uygun olarak Kadıköy’ün planlanması ve Kadıköy’ün biraz önce söylediğim gibi bir iskan sahası olarak değerlendirilmesi. Eski tarihi kimliğinin özelliklerinin öne çıkarılması ve bunun için de Kadıköy’e sağlıklı bir plan yapılması.

Bana soruyorlar hep “çocuk parkı mı yapacaksınız, sağlık tesisi mi yapacaksınız?” diye. Önce Kadıköy’e düzgün bir plan yapılacak. Yani plandır bunları anlatan, o planda zaten eğitim de bellidir, sağlık da bellidir, park da bellidir. Önce sağlıklı bir plan yapılacak Kadıköy’e ve en önemlisi o plan halkla birlikte tartışılarak, katılım sağlanarak yapılacak ve en önemlisi o plan parsel bazında tadilatlarla vs.’lerle asla delinmeyecek. Bu maalesef Belediye Başkanlığı’na soyunmuş, hatta Belediye Başkanlığı yapan insanlar tarafından bile emsal inşaat hakkı sanki onların yetkisindeymiş gibi düşünülüyor ve oradan istediğine veriliyor, alınıyor. Ben o tip davranışlarda esasında Şehir Plancıları Odası’nın ayağa kalkmasını bekliyorum. Çünkü o davranışlar Şehir Planlama mesleğinin olmadığını düşünmek şeklinde algılanıyor, ben öyle algılıyorum en azında. Hâlbuki şehir plancılığı, üniversite eğitimiyle diploması kazanılan bir bilimdir ve böyle oturup da pazarlık yapılan bir iş değildir.

Mimdap: Kaçak yapılaşma ile ilgili sorumuza gelelim, kaçak yapılaşma konusunda Kadıköy’ün sorunu ne kadardır? Bunlarla ilgili önlemleriniz ne olacak?

Arif Atılgan: Kadıköy’de kaçak yapılaşma gibi bir sorun, genel olarak baktığınızda yok aslında ama Kadıköy’ün sorunlu yerleri var biliyorsunuz; Fikirtepe ve Dumlupınar Eğitim Mahalleleri Bölgesi. Bu bölgelerde böyle bir sorun var. Üstelik Kalkeidon’un üstünde bu yerleşimler maalesef. Ama bu insanlar oraya yerleştirilmiş. Ben, kentli dediğim zaman o kentte yaşayan herkesi kentli olarak kabul ediyorum. Bunun içinde varoşu da vardır, apartmanı da vardır, villası da vardır, yalısı da var, en zengin insanı da vardır, sokaktaki tinercisi de vardır açıkçası.

O insanların daha düzgün bir yaşama sahip olmasını sağlamak da Başbakan’ın konusudur, ülkenin konusudur. Önemli olan ülkede en alttaki ve en üstteki ekonomik durumda olan insanların arasında misli misli uçurum olmamasını sağlamak, daha homojen bir yapı sağlayabilmek. O zaman böyle farklılıklar olmaz.

Mimdap: Kent yoksulluğu ve özellikle bu alanlar için açılımınızı genişletebilir misiniz?

Arif Atilgan 5Arif Atılgan: Bu mahallelerle ilgili konuyu çok kısa olarak anlatmaya çalışırsak, 1950’lerden sonra Türkiye’de bir ithal ikameci ekonomik bir politika uygulanmış. Bu politikada amaç sanayiciyi desteklemek, Türkiye’de sanayiyi oturtmak, tabi anlayış ve ideoloji olarak da kapitalizmi oturtmak ve kapitalist yetiştirmek. Çünkü Türkiye’de kapitalist yok 1950’ye kadar. Patron devlettir biliyorsunuz; cumhuriyet kurulduktan sonra şeker fabrikası da devletin, tekel fabrikası da devletin, ayakkabı fabrikası da devletin. Olabilir, orada bir rejim ve yol tercih edilmiş, bu yol tercih edilmiş ve bunun için de sanayiye soyunana herkese her çeşit kolaylık yapılmış. İthal ikameci ekonomik politikada en belirgin özellik bu. Bugün o zamanlardan kalmış büyük holdinglerin sahipleri de – ki sahiplerinin şimdi çocukları vardır- bunu rahatlıkla söylerler; “o ekonomik politika olmasaydı biz böyle olamazdık” derler. Bu kolaylığın içinde istedikleri yere tesislerini kurabilme imkanı da vardır. Nitekim gelmişlerdir, en olmaması gereken yerde, kentte tesislerini kurmuşlardır.

İstanbul’da mesela, Haliç’in kenarına kurulmuştur, orası en olmaması gereken yerlerden biridir. Bu fabrikalara da ucuz işçi gerekmektedir. O zamanlar, 50’li yıllarda 60’lı yıllarda ne olursa olsun kentte yaşayan insanlar ucuz işçi olamıyorlar, belli bir değerin üzerinde ücret talep eden insanlar oluyorlar ve onun için de bu artık klasik, herkesin bildiği bir konu, köylere fazlaca ucuz ve iyi şartlarda traktör götürülmüş ve traktörler köylünün boş kalmasına neden olmuş, açığa çıkmıştır köylüler. Dolayısıyla da köylüler kentlere doğru göç etmişlerdir, bu hiç kendiliğinden olan bir şey değildir, bu bir plandır, planlı programlı sağlanmıştır bu ve bu kentlere gelen, genç köylü nüfusu fabrikalarda ucuz işçi olarak çalıştırılmışlardır. Bu insanlara kentin içinde yaşamak pahalı gelmiştir ve fabrika civarlarında bildiğiniz gecekonduları yapmışlardır. Tenekeden, tahtadan barınma amaçlı bir gecede kurmuşlardır. Bu insanlara o gece kondular lüks bile gelmişlerdir çünkü geldikleri yerlerde elektrik yoktur, su yoktur, eğitim yoktur, ulaşımı yoktur, yani bir gecekondu mahallesinde musluğundan su akması bir lükstür o insanlar için. Sonra yavaş yavaş bu insanların ekonomik durumu biraz düzeldikçe kaçak apartmanlara yönelme durumu olmuştur. Kendi aralarında esnafı vs’si de oluşuyor ve biraz daha durumları iyice olanlar da kentin içindeki ruhsatlı yerlere müşteri oluyorlar ve bu kat karşılığı inşaatçılık da böyle doğuyor 60’lı yıllarda. 65’te yanlış hatırlamıyorsam, Kat Mülkiyeti Kanunu’nun da çıkarılması zorunlu olmuştur. Zorunluluktan çıkarılmıştır bu kanun o zaman. Bu işin serüveni böyle.

Tek Tip Yapılaşmada Mimarlar Rol Almıştır

Mimdap: Buradan kentsel fiziki yapılanmaya da değinirseniz…

Arif Atılgan: Şunu da söyleyeyim; bu benim iddiam ve tespitimdir, bazılarını kızdırabilirim; onun için de bizim son 50 yılın yani 50’den 2000’li yıllara kadar olan süreçte mimari tarzımız “varoş mimarisi” tarzıdır. Yani bir tarz yoktur çünkü talep o varoştan gelen taleptir, ruhsatlı yerlerden gelen talep de o insanların talebidir, o kültürün talebidir. Şimdi, günümüzde, ruhsatlı yerdeki binanın tarzı ile ruhsatsız yerdeki binanın tarzı aynı tarzdır. Bunda mimarların da bir suçu yoktur çünkü mimari tarz, o ülkenin o dönemdeki siyasi ve ekonomik politikasından oluşur.

Bu dönemde bu insanlara göz yumulmuştur, göz yummak da izin vermektir dolayısı ile. Bu insanlar da gelip Fikirtepe, Dumlupınar Eğitim Mahalleleri’ne yerleşmiş, Kadıköy’deki bu mahalleler de böyle oluşmuştur.

Şimdi siz getirmişsiniz zamanında, göz yummuşsunuz, yerleştirmişsiniz –ki gayri resmi ücretlerini de ödemiştir bu insanlar, kimi zaman mafyaya, kimi zaman başka kanallara ama bir takım paralar da ödemişlerdir esasında bu insanlar. Bu insanlara şunu diyemezsiniz: “biz artık sanayiyi kaldırıyoruz, size artık ihtiyacımız kalmadı, hadi yürüyün” diyemezsiniz, bu insanlık dışıdır, onlar bu kentin insanı olmuşlardır.

Benim bu bölgedeki vatandaşlarımızla ilgili düşüncem önceden beri, onlarla da yaptığım bazı toplantılarda söylemişimdir, Mimarlar Odası’na başkan olduğum dönemlerde söylemişimdir, buraya bir kere Kadıköy’ün genel emsalinin üzerinde bir emsal verilmemelidir, çünkü bu onların orda rahat bir çevrede yaşamalarına engeldir. Çok yoğun inşaatlı bir yerde yaşamak çok sağlıklı bir şey değildir. Kadıköy’ün genel emsali içersinde yapılaşma hakkı verilmelidir ama hemen arkasından da şunu söylüyorum, bunu da ihtiyaç duyduğum için özellikle söylüyorum, asla oradaki insanlar yok sayılarak oraya bir plan yapılmamalıdır. Bizim anlayışımız böyledir, oradaki insanları orada yaşatacak şekilde plan yapıp, hayata geçirmeyi düşünüyoruz biz.

Mimdap: Sizce kentsel dönüşüm bu anlattığınız çerçevede bir yere oturabilir mi? Dönüşüm politikaları neleri temel almalıdır, eğer alacaksa? Siz kentsel dönüşüm çalışmalarını nasıl uygulayacaksınız?

Arif Atılgan: Depremden sonra, 2002’de İstanbul Deprem Master Planı hazırlanması için, 4 büyük üniversitemizin 85 değerli hocası görevlendirildi ve 2003’te Deprem Master Planı açıklandı. 1235 sayfalık bir kitaptı Master Plan, değerli bir çalışmaydı. O çalışmanın içinde birkaç sayfada, kentsel yenilemeden, kentsel rehabilitasyondan bahsediliyordu. Kentsel dönüşüm oradan doğdu esasında. Yalnız orada önerilen çalışma, katılımcılıkla sağlanacak diye öneriliyordu. Bazı bölgeler belki desantilize edilecek, bazı bölgelerde güçlendirme yeterli olacak, bazı bölgelerin de yıkıp yeniden yapılması doğru olacak ama bu planların hepsini, o bölgede oturan insanlarla tartışarak, onları ikna ederek veya biz ikna olarak gerçekleştirmeliyiz deniliyordu. Kent sosyolog ve psikologlarının da bu işin içine girmeleri öneriliyordu. Çünkü Türk insanının hayatının yatırımıdır gayrimenkul.

Siz şimdi bu insanlara ansızın “oradan taşının” diyeceksiniz mesela. O açıdan çok önemli bir konuydu bu.

Orada kentsel dönüşüm diye bir tanım çıktı. Kentsel dönüşüme baktığımız zaman, henüz daha yasası çıkmadı biliyorsunuz kentsel dönüşümün, ama Kentsel Dönüşüm Yasa Tasarısı’nı incelediğiniz zaman, öyle şeyler yazıyor ki, orada yaşayan insanlarla değil ki paylaşmak, tartışmak; o insanlara dikte ediliyor ne yapılacağı.

Örneğin bir ada bazında alanlar tarif ediliyor. Burada bir dönüşüm projesi hazırlanacaksa, orada yaşayan insanların evlerine, bir gayrimenkul değerleme kuruluşuna evlerinin değerleri hesaplattırılıyor ve bu evlerinin parası bankaya yatırılıyor ve bu insanlar ancak o bankaya yatan paraya itiraz edebiliyorlar, dava açabiliyorlar. Planı ve yürütmeyi durdurmak için bir dava açma hakları yok, ancak evlerini terk edecekler ve o miktarı yükseltmek için dava açabilecekler.

Kentsel Dönüşüm Bana Ters Gelir

Arif Atilgan 7

Bu insanlar yapılan yeni projeden ev almak istiyorlarsa, o günkü duruma göre evlerinin değeri hesaplanıyor –ki haliyle düşük oluyor bu değer- ama yeni yapılacak projenin de sanki yapılmış gibi şimdiden çok değerli gibi hesaplanıyor aradaki farkı da “senede şu kadar öderseniz, buradan bir ev alabilirsiniz” şeklinde hazırlanmıştır Kentsel Dönüşüm Yasa Tasarısı.

Burada katılımcılık yok, insanı değerli kılan bir durum yok. Burada tamamen binanın yıkılıp yeniden bir binalar topluluğu ya da kent parçası ve kent yaratılma amacı var. En önemlisi de “insanların da dönüştürülmesi” amacı ortaya çıkıyor. Benim deminden beri söylediğim; “kentin sahibi kentlidir” vurgumu önemsiyorum, bu kentli süpürülmek isteniyor kentin dışına. Başka türlü kentli insanlar o kentin içine yerleştirilmek isteniyor. O açıdan kentsel dönüşüm benim anlayışıma ters gelen bir anlayış.

Biz bu çöküntü bölgelerinde kentsel dönüşüm değil, düzgün bir planlama yapılmasını doğru buluyoruz. Buralara şimdiye kadar hazırlanan kentsel dönüşüm alanı değil, özel proje alanı olarak bekletiliyor bu alanlar. Hazırlanan planlar oradaki insanları oradan bir şekilde çıkarıp, oraya yeni bir yerleşim düşünmek şeklinde hazırlanıyor.

Mimdap: Peki, örneğin Fikirtepe ve Dumlupınar Mahallesi olarak bakarsak şu andaki kullanılan emsal hakkında bir bilginiz var mı?

Arif Atılgan: Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Betül Şengezer hocamızın bir çalışması vardır orayla ilgili. Yapılan tespite göre “1 emsal”li yer de var, “7 emsal”li yer de var ama ortalaması yine “2,07 emsal”e geliyor. Demek ki Kadıköy’ün de emsali de 2.07 ‘dir.

Buradaki insanlarımızın da şunu bilmesi ve onlara bunun anlatılabilmesi gerekir: bugün orda oturduğu 7 emsalli bir binayı bir kenara koysunlar değerlendirsinler, oraya yeni yapılacak 2.07 emsalli bir binayı koysunlar yine değerlendirsinler, o bina 7 emsalli bir binadan ve bugünkü o çevreden ve çevredeki oluşumdan, o gün hazırlanacak çevreden çok çok değerli olacaktır.

Şehir Plancılığı ilkelerini bozmadan düzenlenebilir buralar.

Mimdap: Afet ile ilgili olan bağlantıya da geçmek istiyorum; depremin üstünden 9,5 yıl geçti ve pek çok şey de yapılmadı. Fiziki planlama ve can güvenliğini sağlayacak önlemler hakkında bir kere yetersiz kaldıkları konusunda hemfikiriz, kent yönetimi ve Kadıköy de buna dahil. Tabiî ki arama kurtarma ekipleri falan kurdular…

Arif Atılgan: Onlar tali konular, ben o konuların konuşulmasını bile, zaman kaybı olarak buluyorum -yani arama kurtarma-… Bunlar böyle oy alanların, insanlara hoş bir şey yapıyoruz görüntüsünü sağlamak için yapılan şeyler. Tabi ki yapılsın arama kurtarma çalışmaları, eğitimleri ama esas olan binaları sağlam hale getirmesi.

Mimdap: Deprem Master Planı konusuna yine gelmek istiyoruz; sizin de biraz siyasi mesajlarınız oldu bu konuda az evvel. Kadir Topbaş yönetimi bu çalışmayı neredeyse görmezden geldi ve kenara çekti. Merkezi hükümet ise Deprem Konseyi’ni ortadan kaldırdı biliyorsunuz. Sizce deprem risklerini önlemek, sağlıklı ve güvenli bir kent yaratmak için nasıl hazırlık yapılmalıdır bundan sonra, Kadıköy’de bunu nasıl uygulayacaksınız?

Arif Atılgan: Deprem Master Planı iyi bir çalışmaydı, yani o çalışmadan faydalanmak gerekir ve ilerletilmesi gerekir. O çalışmayı yapan değerli hocalarımız da “bu bir yol haritasıdır, Master Plan değildir ama bu yol haritasından faydalanarak plan yapılır, yapılmalıdır” diye söylediler zaten.

Bir kere o, değerli bir çalışma, o çalışmadan yararlanmalı. Bu çalışmayı görmezden gelip bir kenara koymaları ise, kentsel dönüşüm projelerini ortaya koymak istediler. Deprem Master Planı’nı ele alıp da onun içindekilere göre hareket edilse, biraz önce söylediğim gibi, o halkla birlikte çalışmalar yapılması gerekirdi, katılımın sağlanması gerekirdi. Onu tercih etmediler. Deprem ile ilgili benim kızdığım bir nokta var, deprem ve otopark sorunu konusunda.

Otopark sorunu 77 yılından beri, belediyeler otopark harcı alıp mahalle otoparkları, kat otoparkları vs.ler yapacaklardı, hiçbir şey yapılmadı; belediyeye gelir oldu bu otopark harçları yıllarca. Öte yandan birinci köprünün yapıldığı 73’lü yıllardan itibaren araba alımı çoğaltıldı, fişeklendi, toplu ulaşım bir kenara itildi, herkesin kendi özel aracıyla kentin içinde seyahat etmesi özendirildi, şimdi “otopark sorunu çıktı, ne yapalım” diye sorun çözülmeye çalışılıyor.

Deprem Riskli Kentlerin Sorumlusu Devlettir

Aynı şekilde deprem de öyle. 60’lı yıllarda kat karşılığı inşaat yavaş yavaş çıktı, 65’e kat mülkiyet kanunu çıktıktan sonra iyice patladı, patlayınca da bu sefer bir yönetmelik lazım diye düşünüldü ve 1975’e bir yapı yönetmeliği çıkarıldı. Bu yapı yönetmeliği, Marmara Bölgesi’ni 2. Derece Deprem Bölgesi kabul edilerek hazırlanmış bir yapı yönetmeliğidir. 1998 yılında yeni çıkarılan yapı yönetmeliği, Marmara Bölgesi’ni 1. Derece Deprem Bölgesi kabul ederek hazırlanmıştır. Nitekim depremden sonra, bu yönetmelik güçlendirilmiş ve ağırlaştırılmıştır. Hatta 1998/99 yıllarında yapılan yapılar bile, güvenli değil çürük sayılır. Kâğıt üzerinde, İstanbul’daki yapı stokuna baktığınız zaman, yine de %90’a yakını sorunlu. Dolayısıyla kâğıt üzerinde, yapılan bütün yapıların hepsi depreme dayanıklı değildir. Hemen arkasından vatandaşlar panik olmasın diye şunu da ekleyeyim; 1975 yönetmeliğinde yapılan yapılar şu anda ayakta durmayı başarıyor.

Arif Atilgan 3Bunun kabahatlisi kimdir? Müteahhit mi, mimar mı, vatandaş mı, usta mı, kalfa mı? Bunun sorumlusu devlettir. Depreme karşı nasıl binaları yenileyebiliriz diye sorun çıkıyor. En pratik yol olarak da katları fazlalaştıralım, “kat karşılığı müteahhide verelim yenileyelim”den geçiyor, bu olmaz, böyle bir çözüm değil, bu, bu kadar kolay ve basit olmamalı. Hakikaten biraz kafa yorulmalı, bu meslekle ilgili insanlar beyinlerinden emek vermeli bu konuya.

Olması lazım geleni söyleyeyim, bunun sorumlusu devlettir, devletin bir şekilde bu işin ekonomisini karşılaması gerekir. Bu ekonomi, 7- 8 milyar dolar deniliyordu, ama şimdi daha da uçuk rakamlar söyleniyor. Gerçekçi rakam, 10 milyar dolar civarında idi İstanbul’un rehabilite edilmesi konusunda. Bana göre 20 milyar dolar, İstanbul’un rehabilite edilmesi için bir şey değildir ve devlet bunu yapabilir de, onun görevidir, çünkü onun kabahatidir.

Bir kere şunu insanların bilmesi lazım: Kentin merkezinde ki topraklar çok değerli. Her ne kadar şimdi, bu binalar eskimiş vs deyip de değersizleştirilmeye çalışılıyorsa da, bu değerini kazacaktır bu binalar. Hele Kadıköy çok daha değerlidir, Kadıköy kentindeki topraklar İstanbul’un en değerli topraklarıdır. Bunlar zamanla hak ettiği değeri bulacaklardır, kimsenin acelesi olmasın.

Sadaka Kültürü Yanlıştır

Mimdap: Sosyal projeleriniz nedir? Bugün çok konuşulan, giderek devletin sosyal devlet modelinden uzaklaşarak, yardım dağıtan bir belediye modeline geçmiş, üstelik bağımlılık yaratan bu ilişki şimdi mevcut yönetimler tarafından oya çevriliyor. Siz belediyenin kent yoksullarına yaklaşımını nasıl ele alacaksınız?

Arif Atılgan: Öncelikle şunu söyleyeyim: İnsanları sadaka ile yaşar hale getirmek, çok onur kırıcıdır. İnsanlar kendi emeği ile kazandıkları parayla geçinmelidir, daha başları dik, daha onurlu olmaları için.

Bizim Kadıköy ilçesinde bu anlamda çok fazla insan yok aslında ve bunu ben belediyelerden çok, hükümetin görevi olarak düşünüyorum. Bu ülke bazında sağlanacak bir şey. Siz hiçbir zaman bir ilinizi veya ilçenizi ülkeden soyutlamazsınız. Ben buraya ekonomik durumu düşük insanı sokmayacağım diyemezsiniz, bu ülke bazında bir sorundur.

Yardıma ihtiyacı olan insana yardım edilmelidir ama bu asla böyle olmamalıdır. Ben deprem zamanında da bu tip çalışmalarda bulunmuştum. En lüks semtlerde yaşayan insanların bile bazen yardıma muhtaç olduklarına tanık olduk ama beceri, bunu kimseye göstermeden, belli etmeden o yardımı yapabilmektedir.

Mimdap: Kadıköy’de soysal yaşantıyı güçlendireceğiniz mahalleler, bölgeler var mı? Ne yapacaksınız?

Arif Atılgan: Bu konu bizden çok hükümet konusudur, insanların ekonomik durumunu, sosyal durumunun birbirine yakın olmasını sağlamak. Ama biz bu insanlara bir takım kültürel ve sportif faaliyetleri götürerek insanların daha aktif ve daha sağlıklı konularla meşgul olmasını sağlayacağız.

Yeldeğirmeni’nin de tarihi olarak kalmasının en büyük şansı eski tarihi katlı evlerinin kalmış olması. Yeldeğirmeni’ne ekonomi kazandırmak istiyoruz. Burada, insanı da orada muhafaza ederek, Yeldeğirmeni’nde o insanların evlerini yenilemek, restore etmek imkanı yok, olsa zaten yapardı herkes. Onun içinde evler, yavaş yavaş çürüyor ve bozuluyor. O insanların evlerini nasıl yenileyebiliriz? Ardından, o insanları burada nasıl muhafaza edebiliriz? Düşündüğünüz zaman, evleri yenilemek daha kolay. Dışarıdan bir takım sermaye sahibi insanları buraya soktuğunuz zaman, o insanları atar, evleri yenilerler ama benim kafamdaki risklerden biridir bu. Restore edilse evler, bir semt yenilense ama orada yaşayan insanlar oralardan uzaklaştırılsa, bir kere insan olarak halkı kişiliksizleştirme olur bu, insan yapısını değiştirmek olur.

Ben böyle söylediğim zaman, tutuculuktan falan söylemiyorum. Kentler canlıdır ve kent değişir ama onun doğal süreci vardır. Bıçakla keser gibi, bugün böyle ama yarın şöyle dendiği zaman, bu çok acıdır ve kötüdür kent için.

Mimdap: Arada şunu soralım yeri gelmişken; oranın kullanıcıları bundan 30 -40 sene öncenin mi? Söylediğiniz bölgelerde eski geleneksel kullanıcılar mı oturuyorlar şu anda?

Arif Atılgan: Hala var, yüzde olarak azalmıştır belki. Oradaki insanlar da oranın insanıdır bana göre, bugün de.

Yeldeğirmeni’nde ağırlıklı olarak öğrenci pansiyonculuğu esaslı, pansiyonculuğu geliştirmek, oradaki insanın dolayısıyla, ucuz ve uygun krediler temin ederek evlerinin yenilenmelerini sağlamak, sonradan yaptıkları işle o borçlarının ödemesinin kolaylığı şeklinde düşünüyoruz Yeldeğirmeni meselesini. Bu insanlar hem evlerinde otursunlar, hem yenilesinler, hem de kazansınlar diye düşünüyoruz ve bir örnek olmasını istiyoruz buranın.

Mimdap: Bir tarihi ve kültür kenti İstanbul ama birinci sorumuz neden çağdaş Avrupa kentlerindeki gibi toplumsal hayata bunlar döndürülemedi şimdiye kadar? Sizin yaklaşımınız nedir? İkincisi, tarihi ve kültürel varlıklarımızı aslında bir politika ile koruyoruz. Koruma kurulumuz var, bu yeterli midir? Belediye başkanı olduğunuz zaman, elde kalan tarihi varlıklarımıza neler yapacağınızı, nasıl bir yol izleyeceğinizi anlatır mısınız?

Arif Atılgan: Kültürel varlıklarımızın korunması, maalesef geç akla geldi, yani koruma kültürü, korunacak şeyler neredeyse yok olduktan sonra gelişmeye başladı. Bir şansızlık tabi bu, çok şey kayboldu. Beşiktaş’taki Akaretler semtinin düzenlenmesi ne kadar hoş oldu biliyorsunuz, burada da aynı şey yapılabilirdi. Kadıköy’de artık geç kalındı, birçok bina, birçok ahşap tarihi eser gitti. Şimdi Barış Manço’nun evini saklıyorlar mesela ama Barış Manço’nun evi oysaki ikizdir, ikizinin yerine gidin bakın şimdi, 5-6 katlı bir apartman vardır. O, geçti bitti.
Koruma kültürü şimdi oluşmaya başladı. Bu anlamda da, belediyelerde şimdi KUDEB’ler kurulmaya başladı, o aslında iyi bir şey. Çünkü bir koruma projesi kurullara geliyor ve yıllarca sürüyor. Örneğin basit bir binanın restorasyonu da kurula geliyor, Haydarpaşa Projesi de kurula geliyor. Kurulların yükü de gerçekten çok oluyor o zaman, bu KUDEB’ler kurulların yükünü hafifleteceklerdir, faydalı olacağını düşünüyorum. Kadıköy’de kurulmak üzeredir KUDEB, faydalanacağız tabiî ki bu konularda.

Mimdap: Neden DSP?

Arif Atılgan: DSP, benim gördüğüm kadarı ile bir kere daha sıcak bir ortam; daha samimi, dürüst, mütevazı insanların olduğu bir örgüt. DSP örgütü bana sıcak geldi, benim dünya görüşlerime de uygun bir parti. DSP’nin bir süredir nadasta olmasının, bir şansı olduğunu düşünüyorum, onun için üzerinde pek bir dedikodusu vs. de yok. Yani temiz şaibesiz dersem, diğerlerine temiz değil demek istemiyorum ama iktidardaki parti temiz de olsa dedikodusu olabiliyor. Bu nedenlerle DSP’yi tercih ettim.

Mimdap: Teşekkür ediyoruz.

Arif Atılgan: Ben de teşekkür ederim.

mimdap

7 Yorum

  1. olcay karaca

    seçimler adaylar arasında olmaktan ötede başka bir mekanizmaya teslim edilmiş sanki. birşeylere karşıyız ve karşı olduğumuz şeye nasıl karşı olacağımızı gösteriri derken aslında kafamızdakinden başka bir yere kendimizi alıp götürüyoruz. derken hiç bir şekilde halkın iradesi gerçek anlamında oluşamıyor. sonra yerel irade halk iradesi bilmem ne kadar oy falan filan. o irade oysa olması gerekene göre değil endişelere göre şekilleniyor. hiç sağlıklı değil ama benim gördüğüm gerçek bu.

  2. metin darendeli

    Sayın başkanım, seçim kazanırsanız Dumlupınar mahallemize ne yapacaksınız. Sade bir şekilde anlatırmısınız bizim oranın hali malum. Evlerimiz kötü durumda ama gücümüzde yok depremden korkuyoruz. Belediyenin bize nasıl katkısı olacak?

  3. ferhan göcekli

    Arif Atılgan bey Corner otelden bahsetmemişsiniz. CHP li belediyenin meclis kararıyla yasallaşan Corner otelin kararını iptal edecekmisiniz başkan olduğunuzda. Yıkılır demiştiniz mahkeme kararıyla daha önce. Siz başkan olduğunuzda o çirkinliği yıkacak mısınız?

  4. Uğur Kesim

    Sayın Atılgan öncelikle sizi Kadıköy’de seçim çalışmalarındayeterince ortada göremiyoruz. Kampanyanın ilerleyen günlerinde daha çok kamuoyu önüne çıkarsınız umarım.
    Dumlupınar ve Fikirtepe için anlattıklarınıza biraz anlamadım galiba biraz çözüm sölemiyorsunuz gibi geldi bana. Daha önceki görevlerinizde şikayet makamı olabilirdiniz fakat şimdi icraat yerine talipsiniz. Çözüm üretmelisiniz bana kalırsa.
    Başarılar

  5. Nurdoğan Eryılmaz

    Sayın Arif Atılgan’ın bu bilgi birikimi ile Kadıköy’e çok iyi hizmet vereceğini düşünüyorum. Artık değişim zamanı. Biraz da Arif bey gibi olan ve şehri bilen insanlar gelsin.
    Saygılarımla

  6. Kahraman Özgüç

    Arif beyin mimar olması, doğma büyüme Kadıköylü olması ve şimdiye kadar Kadıköyün sorunlarıyla uğraşmış bulunması gerçekten bir başkan adayı için bence çok öne çıkan bir şey. Mimarlık odasında başkanlığıda var bu da pozitif gerçekten. Şimdiki zihniyeti alt üst etmeyecek sosyal demokrat görüşlerde yeni bir taze kana gerek var esasında. Kadıköylü Arif beyi tanıyor ama dah fazla tanıtmak icap eder.
    Başarılar dilerim.

  7. DSP KADIKÖY

    BAŞKAN MİMDAP RÖPORTAJI

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir