Söyleşiyi yapan: Seval KALKAN
Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp ile bir mimar olarak girdiği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı, İstanbul’a yönelik geliştirdiği vizyon ve öneriler ile seçim yarışı, İstanbul’un içinde bulunduğu durum ve deprem riski üzerine konuştuk.

Mimdap: Mimar bir belediye başkanı adayı olarak bu kentin başlıca sorunları nelerdir? Sorunlar dizisi içersinde en önemli sorunları nasıl sıralandırıyorsunuz?
Ahmet Vefik Alp: Bu soru çok sık gelen bir soru zaten, gazeteciler de soruyor sıklıkla.
Benim birinci önceliğim deprem. Çünkü can ve mal güvenliği her şeyden önce geliyor. Hatta psikoloji okuyanlar bilir, bende doktoramı mimari ve kentsel psikoloji üzerine yaptım; Maslow’un bir üçgen hiyerarşisi var: insan ihtiyaçları. Tüm psikoloji kitaplarında bu yer alır. İnsanların en tepedeki ihtiyacı nedir? Bu üçgende en tepede can güvenliği var. Yani can güvenliği sağlanmadan insanlar, diğer ihtiyaçlarını dile getiremiyor.
İstanbul’un maalesef son 50 yılda, illegal, çarpık, ilkel bir yapılaşmaya kurban edildiği, bu tabloyu da siyasi iktidarın desteklediği, hepimizin bildiği bir husus.
Örneğin; burada bir parantez açayım: gecekondu sorunu. Benim tespitlerime göre tek ev veya daire olarak 1 milyona yakın gecekondu ünitesi olduğunu tahmin ediyoruz. Bu gecekondu sorununu incelediğimiz zaman bakıyoruz ki; bunu herkes istemiş. Kimse bu oluşuma karşı değil.
Mimdap: Deprem tehlikesini anlatıyorsunuz ama gecekondu konusuna girmişken süreci özetler misiniz?
Ahmet Vefik Alp: Gecekondu işi nerden çıktı diye araştırdım, gerilere gittim. Kente baktığımız zaman, kentin en güzel yerlerine gelip bedava arazi sahibi olmak isteyen gecekonducu bu işten gayet memnun. Bir büyük metropolün her şeyinden yararlanabiliyor, köyünde hiç görmediği sinemalar, üst düzey kültür imkanları, üst düzey eğitim görebilme imkanları, yani büyük metropollerin bize verdiği imkanları elde edebiliyor: buradan memnun. İş adamına, fabrikatöre bakıyorum; o da memnun. Hemen fabrikasının yanı başında bulunan iş gücü, ucuz iş gücü, konutu bedava, yol masrafı yok, o da memnun. Yerel yöneticiye bakıyoruz, buralara elektrik, su, gaz götürüyor, oy deposu… O da memnun, göz yumuyor. Diğer tarafta merkezi yönetim de son derece memnun çünkü ülkenin konut sorununu kendiliğinden yani hazineye hiçbir yük getirmeden çözüyor. Yani sizin bizim dışımızda 4 taraf da memnun.
Bu tabi, İstanbul, İzmir, Ankara’yı büyük ölçüde yaralayan bir süreç oldu. Gecekonduların depreme dayanıklılığı yok. Plansız projesiz oluyorlar. Bunların yanında bir de betonarme daha büyük yapılar var.
“İstanbul’un %85’i kaçak yapı”
Mimdap: Kaçak yapıları kastediyorsunuz galiba?
Ahmet Vefik Alp: Bunlara kaçak demek istemiyorum ama Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Müsteşarı Sn. Sabri Erbakan geçen ay, İzmir Ticaret Odası’ndaki toplantısında, boş bulunup ağzından kaçırdı ve “İstanbul’un % 85’i kaçak ruhsatsız” dedi. O zaman artık onlar kaçak değil, legal oluyorlar. Kaçak azınlıkta olan bir şeye söylenebilir. % 85 çok büyük bir rakam.

Ruhsatlı az da kalsa, kat mülkiyet tapusu getirildikten sonra, kat karşılığı müteahhitlere verilip yap – sat düzeni başladı.
Bu binalar eski yönetmeliklerin deprem hususlarına göre hesaplandı. Bunların da 2 milyon adet apartman dairesi ünitesi olduğunu tahmini olarak biliyoruz. Diğer taraftan bunların depreme hazırlıksız ve dayanıksız olduğunu da biliyoruz. O bakımdan genelde büyük bir riskin var olduğu tüm taraflarca paylaşılıyor. Bu durumda can ve mal güvenliği söz konusu olduğu için, benim ilk önceliğim, bir belediye başkan olarak, deprem faktörüdür.
Mimdap: Deprem gerçeği ile yüz yüze olan İstanbul, 1999’dan bu yana neredeyse 9,5 yıllık süreyi yeterince olumlu değerlendirdi mi? Hem merkezi yönetim hem yerel yönetim niye halkın can güvenliğini ilgilendiren bu önemli konuda yetersiz kaldılar? Bu kent sizce şu anda güvenli bir kent midir?
Ahmet Vefik Alp: Körfez depremi üzerinden 10 sene geçmesine ve kâğıt üstünde birçok çalışma olmasına karşın, fiili olarak bu bahsettiğimiz bir milyon ve iki milyon yapının depreme karşı korumalı hale getirilmesi anlamında bir şey yapılamadı maalesef. Güçlendirme yapılıyor, hatta Avrupa para fonundan parada getiriliyor ama güçlendirme, bir kere mühendislik açısından tartışmalı. Çelikle güçlendirme tavsiye edilmiyor. Betonun üstüne beton, mantolama tekniği de, maalesef tek binalarda olabiliyor, onun da tartışmalı olduğu mühendis arkadaşlarımızca söyleniyor. Düzce depreminde bu şekilde güçlendirilmiş yapıların hasar gördüğü dile getiriliyor. Doğru yapıldığında faydası görülebilir ama pratik değil.
Bildiğimiz bu 2 milyon apartman ünitesinden çok azı bu şekilde yapıldı, güçlendirildi ama genellikle sağlıklı bir sonuç olmadığı gibi malikler de memnun değil. Çünkü bunun bir maliyeti var, yani yıkıp yapmak daha sağlıklı olur, tertemiz yeni bir binanın milli servete de katkısı oluyor.
Proje 3G: Gençleştirelim, Güçlendirelim, Güzelleştirelim
Mimdap: Sayın Alp, deprem konusuna yoğunlaştığınız belli. Deprem risklerini azaltmak için İstanbulluya özel bir projeniz var mı?
Ahmet Vefik Alp: Deprem ile ilgili ilk projem de burada başlıyor, belki tartışmalı olacak özellikle mimarlarımız arasında ama radikal bir karar: proje 3G.

Bu apartman bölgelerinde binalar yenilenmek kaydıyla yıkılıp, bir veya 2 kat ilave imar hakkı tanınacak, düşeyde. Yani İstanbul için, geniş ölçekten bakarsak biraz yükselecek ama çağdaş, güvenli, enerjiyi dikkatli kullanan, karbon salınımı kontrol edilen, yani günümüz şartlarına uygun bir yeni dokuya kavuşacak.
Proje 3G’nin anlamı, “gençleştirelim, güçlendirelim ve güzelleştirelim”.
Bu radikal bir karardır. Ben İstanbul apartman bölgelerinde, eski yapılar yenilenmek kaydı ile 1 veya 2 kat düşey imar hakkı vereceğim. Bu yanlış anlaşılmasın eski binanın üstüne yeni bir kat ilavesi değil, yıkılacak ve saydığım şartlar doğrultusunda yeniden yapılacak. Alt katına otopark vs yapılacak. Ulaşım sıkıntısının birçok nedeni olduğu gibi bir nedeni de, kent içi ikinci derece yollarda park eden, bir ya da iki şeridi kapayan araçlar. Hele tarihi dokuda bu yollara itfaiye ya da ambulans giremiyor. Bunun örneklerini çok yaşadık, yanan bir eve itfaiye ne yazık ki ulaşamıyor.
Depremle ilgili birinci projem budur.
“TOKİ’yi İstanbul’a sokmam!”
Mimdap: Bu projenin hayata geçmesi konusunda yönteminiz ne olacak? Hangi araçları kullanarak güvenli bir kent yaratmaya girişeceksiniz?
Ahmet Vefik Alp: Eğer başkan seçilirsem, TOKİ denen kurumu İstanbul’a sokmayacağım. Giremez. Çünkü İstanbul’u sattılar. TOKİ’ye Başbakan bir hedef vermiş; seçime kadar “Anadolu’da şu kadar bin ucuz konut yap” diye. Para bulamıyor, gelip İstanbul’da Emlak Bankası’ndan kendisine miras kalan en güzel arsaları seçiyor. Mesela Likör Fabrikası ya da Ataköy kıyısındaki eski moteller gibi. Para bulmak için son kalan yeşil alanlarımızı betona terk ediyor. Bu ciddi bir suç bana göre. O nedenle TOKİ’ yi sokmayacağım. Güçlü bir Belediye Başkanı olacağım, çünkü TOKİ’ yi sokamamak belediye başkanın yetkisinde değil ama fiili durum yaratacağım.
Ayrıca yaptığı binalar bir çok yönü ile tartışılmaya başlandı. Mimari felsefesi olmayan, tek düze binalar.
İstanbul’un içinde bulunduğu şartlar dikkate alınırsa, biraz önce saydığım gibi, milyon gecekondu, milyon apartman dairesi, yani megapolün üstü bir yerleşim yerinde, çok hızlı, TOKİ’nin yaptığı o geleneksel bilinen kalıbı en az iki kere daha hızlı geçen ama ondan çok daha ucuza mal edilebilen ve ondan daha kaliteli olabilen çağdaş bir mühendislik ve mimarlık örneği de olabilecek “Kapsül Evi” getiriyorum.
Yani hedefim İstanbul’da herkesi ev sahibi yapmak. Yeni evlenenleri, gençleri, bekârları, engellileri ev sahibi yapmak istiyorum.
Kapsül Ev projesinde net 25 m2 olan bir kapsül alıyorsunuz, bunlar bir stüdyo daire yaşam mekanı. Gençler, talebeler, yaşlılar vs. için uygun. İki modül yan yana kullanabiliyorsunuz. 3 modül kullanırsanız, 3 oda 1 salon, güzel ve ferah bir daire olabiliyor.
Şimdi fiyatlarını söyleyeyim; 1 modül alınırsa 10.000 TL, 2 modül 20.000 TL, 3 modül 30.000 TL.
Mimdap: Çok şaşırtıcı verdiğiniz rakam. Burada gördüğümüz proje, bahsettiğiniz proje, bu denli ucuz iken yeterince sağlam olacak mı? Yani modül başı 10.000 TL diyorsunuz…
Ahmet Vefik Alp: İşte benim farkım burada. Sonra bu teknolojiyi ben yaratmadım, japonya’da başladı. Yapılıyor. Burada niye bu kadar ucuz? Bu kapsüller yerinde imal edilmiyor, boyacı sıvacı betoncu yok, fabrikada üretiliyor. Vinçle hazır geliyor ve yerine monte ediliyor. Bu proje İstanbul’un kurtuluş projelerinden biri olacak. Buradaki kanserli dokunun temizlenmesi kaçınılmaz. Oradaki gençlerimizin, çocuklarımızın, mendil satan çocuklarımızın sayısı her geçen gün artıyor. İçimiz burkuluyor. Bu çok acı. Bunlara son vermeye söz verdim. Kapsül evleri büyük bir heyecanla kamuoyuna duyuruyorum. İlk defa bu kadar detaylı bilgi ve belgeyi de mimdap’a vermiş oldum.
| Kapsül Evler Projesi |
“Cumhuriyet’ten bu yana hatalar yapılmış”
Mimdap: İstanbul’un vizyonu ile ilgili sorulara dönelim; eskiden sanayi kenti olmaya, kendisini sanayi ile kalkındırmaya yönelmiş, büyük Türkiye hayalleri kurulmuş ekonomik modelin sonucunda, sizin de biraz önce izah ettiğiniz, birkaç milyon nüfuslu bir kentten 1950’lerden itibaren başka bir şeye geçildi. Dünyadaki değişimler ışığında baktığımızda artık, kentlerin aldığı roller bakımından sanayi ve hizmetler sektörlerinin oranlarının değiştiğini biliyoruz.
Sorumuz; küresel dünyada İstanbul’u siz nereye getirmek istiyorsunuz? Sizin vizyonunuz nedir? İstanbul nasıl olmalıdır?
Ahmet Vefik Alp: Benim belki Ahmet Vefik ALP olarak diğer adaylardan farkım, hatta birçok meslektaşımdan farkım bu: Vizyon projeleri sahibiyim. Projelerim zaman zaman şüphe ile karşılanıyor; bunu okuyorum. Adam uçmuş, ayağı yerden kesilmiş gibi sözler kullanılıyor.
İstanbul bütün ekolojik ve kentsel dengelerini kaybettiği için, büyük ölçüde artık tanımsız, kimliksiz bir bina yığını -şehir değil artık- bir kaos. İstanbul’a büyük projeler lazım artık, büyük işler lazım. Cesur olması lazım başkanın, çok geniş bir vizyona sahip olması lazım ki; İstanbul’u en alt sıralardan üste çekebilsin.
OECD raporuna göre kent estetiği, güvenliği, yapılanma, yaşanabilirlik gibi kriterleri kapsayan sıralamada 70 kentten en alt sıralarda yer alan şehirler, İstanbul, Ankara ve İzmir. Deprem riskli bölgelerle ilgili bir araştırma da ise en üst sırada İstanbul ve İzmir bulunuyor.
Peki, nerede hata yapmışız bunu görmek lazım. Cumhuriyetten bu yana hatalar başlamış.
Mimdap: Nedir bu hatalar zinciri, bir panorama çizer misiniz?
Ahmet Vefik Alp: Bir kere Türkiye’ye davet edilen yabancı şehir plancıları, örnek Fransız Prost. İyi şeyler yaptığı gibi kötü şeyler de yapmış. Haliç kıyılarına sanayi getirmiş mesela. Haliç Osmanlı Devleti’nde muhteşem bir mekan.
Bunu biz de devam ettirmişiz. Örneğin Tuzla’ya getirip, tersane koymuşuz. Ben o zaman çok karşı çıktım. Tersanelerin oralara gelmesi büyük bir yanlıştı. Bu yanlışlık, ne yazık ki ölümlerle ifade buluyor bugün. Yer seçimi yanlış. İstanbul’un en güzel kıyıları o tersanelerle perişan edildi.
Haydarpaşa Limanı aynı şekilde, koca koca vinçler karşılıyor gelen turistleri. Karşı çıkmalarımız sonucu, yeni projeler geliştiriliyor. Galata öyle, bu da sıkıntılı bir projeydi, o koca hangarlar, o güzelim dokuyu tahrip ediyor. Kent merkezinde, yöneticilerin yanlış kararları ile şehri oradan buradan yaralamışız. Bir de esas büyük tokadı, bu gecekondulaşma ile vurmuşuz. Büyük ölçüde İstanbul’u bitirmişiz.

Meydanlar bir şehrin gözleridir; nerede meydanlarımız? Bakın, Taksim, Beşiktaş, Kadıköy, Karaköy, Şişli, bir araba deposu oldu meydanlarımız. Artık meydan değil onlar. Meydan dediğimiz, çağdaş ülkede, insanların gidip oturduğu, dinlendiği, gezebildiği, araçların girmediği, muhteşem binalarla çevrilmiş, mekân algısını da verebilen, İtalya veya Fransa’da olduğu gibi bir meydan bizde yok, bir tane bile yok. O meydanlar bitirildi.
Bu meydanları ben geri getireceğim, çünkü meydanlar şehrin kimliğidir.
Parklar; yeşil alan, meydanın bir başka türlüsü. Sofya’ya gidin, orada bile ne kadar çok park ve yeşil alan görürsünüz. Şimdi bizde, deminde söylediğim gibi bir taraftan TOKİ, bir taraftan İstanbul Büyükşehir Belediyesi son kalan birkaç yeşil noktayı bitirdi ve bitiriyor.
Mesela Mecidiyeköy’ü ele alalım, oraya kaç tane büyük yapı dikilmek üzere planlandı hatta bir tanesi yapılmaya başlandı. Ali Sami Yen, Likör Fabrikası, Trump Tower, karayolları arazisi… Örnekler o kadar çok ki.
Ama olmaz böyle, bırakın meydanları ki bir deprem olduğunda insanların kaçabileceği bir yer olsun. Kent içinde boşluklar lazım, bu bir.
İkincisi; kamu elindeki yeşil alanları betona açmayalım, özel mülkiyete bir şey diyemem; yanındaki imar hakkı alıp yaptıktan sonra, o da pek ala yapabilir. Ama kamu…
Ben Karayollarına (Karayolları arazisi) çok acıdım. Orası çok güzel yeşil alan olabilirdi, başkanlarımızın Barcelona’ya gidip oradaki güzel örnekleri görmesi lazımdı.
Bir başka örnek ise Hürriyet tepesi. Orada bir yarışma projesi açıldı, ben de ödül aldım istemeye istemeye. Ali Müfit Bey o zaman rica etti, girdim. Güzel bir çalışmaydı ama ben o zaman da söyledim, bu arsaya dokunmayın. O adanın arka tarafında, belediye, kömür depoları, okul vardı. 3 tarafı yolla çevrilmiş, E5 Çağlayan ve Şişli’ye giden bir üçgen. Halbuki yollar genişletilse, alt geçit ve park yapılsa daha iyi olurdu. Yarışma projesinden vazgeçildi ve alan Adalet Bakanlığı’na devredildi. Adalet Bakanlığı’ndan ne olduğu belli olmayan bir mimari proje ile, AK Parti’nin Genel Merkezi’ne benzeyen “Avrupa’nın en büyük Adliye Sarayı” yapılmaya devam ediliyor. Bu adalet sarayı işine de akıl sır erdiremiyorum, Bakırköy’de devasa bir tane var, ona üzülüyorum. Benim tanıdığım birinin projesi, yarışma ile kazanılmış. Ama nedense kütle çok kötü çıktı. Kartal’da devasa bir proje yapılıyor. Çok yanlış, orası park olacaktı. İşte bu 15 yıllık belediyecilik, Sayın Topbaş ve evveliyatı, İstanbul’un son kalan tutunacağımız yerlerini de yok ettiler ve % 85 kaçak oranı ile yine çıkıp oy istiyorlar.
Ben de isyan ediyorum ve onun için aday oluyorum, bu yanlışlığa karşı durmak istiyorum.
Öncelikler: Deprem, ulaşım, gecekondu, sanayi
Mimdap:İstanbul planı konusuna yaklaşırsak, yeni vizyonunuz çerçevesinde düşündükleriniz…
Ahmet Vefik Alp: Şunu söyleyeyim, hedef olarak; depremden, ulaşımdan ve gecekondudan sonra yapılmasını planladığım şey, İstanbul’u sanayiden arındırmak olacak. Ana sanayiyi İstanbul’un dışına atacağım. Kesinlikle İstanbul’un daha fazla büyütülmesine izin vermeyeceğim. Bir taraf Tekirdağ’a dayandı, bir taraf Gebze’ye dayandı ve kontrolden çıktı ne yazık ki. Şu an gördüğüm resimde, bir Ahmet Vefik Alp değil, benim gibi on tane daha başkan olsa bile, düzeltilemeyecek bir noktaya geldi ne yazık ki…

Ben ısrarla 4 dönemdir başkanlığa aday oluyorum, tabi bu durumu tenkit edenler de var; benim için yeni sıfatlar türetiyorlar: profesyonel aday, joker aday, kadrolu aday gibi. Bu aşamada artık benim için, can güvenliği, mal güvenliği, Türkiye’nin egemenliği söz konusu iken, siyasi ideoloji ikinci plandadır. Bir İstanbullu olarak, İstanbul’da büyüyen biri olarak, kentimizin nasıl da elimizden kayıp gittiğini gözlerimle görerek yaşadım. Doğuyu, batıyı, orta doğuyu görmüş biri olarak İstanbul kültürünü hiç kaybetmedim.
Mimdap: Söz sırası gelmişken daha önce farklı siyasal partilerden adaylığınız olduğu için soralım: Neden DSP?
Ahmet Vefik Alp: Demokratik olduğu için. Ben tabi bir tek Sayın Sezer’i ve il başkanını tanırdım, daha sonra diğer il başkanlarını da tanıdım ve gördüm ki benim açılımıma uygun bir zemin hazırlayabilecek, bana imkan verebilecek, şaibesiz, temiz bir siyasi kurum.
Biliyorsunuz, her istediğiniz partiye gidip aday olamıyorsunuz, onlarında size teklif etmesi lazım. Onlar da, beni biraz partiler üstü bir kimlik olarak görmeye başladılar ve teklif ettiler.
Tahmin ediyorum İstanbullu bu dönem, her ne kadar iki adaya yoğunlaşmış olsa da, son günlere doğru, doğru insanı bulacaktır, bulmaları lazım diye umuyorum. Eğer çocuklarına iyi bir eğitim sağlamak, doğru düzgün bir sağlık hizmeti almak, trafikte 4 -5 saat geçirmek istemiyorlarsa, 5 kişi bir evde bir gecekonduda sürünmek istemiyorlarsa vermek zorundalar.
Bu sefer umuyorum bunu hissedeceklerdir insanlarımız.
“Açık bir seçim ortamı yok”
Mimdap: Peki medyanın yönlendirilmesi konusunda yapılan yorumlar var her zaman olduğu gibi. Seçim süreci bir yandan devam ediyor ancak zaten iktidar kendi gücünü ve taraftarı olan medya gücünü alabildiğince kullanıyor. Yapılan anketlerle oy akışı biçimlendirilmeye çalışılıyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Ahmet Vefik Alp: Ben 4. kampanyamı yaşadığım için farkı görebiliyorum, her geçen sene daha kötüleşti. Şu an İstanbul seçimi yolsuzluk dosyaları üzerinden gidiyor, bu çok acı.
94 yılında çok güçlü bir ekiple yarıştık, Sayın Tayip Erdoğan, Sayın Livaneli, Sayın İlhan Kesici, hatırladığım kadarıyla adaydılar. O zaman bu tartışma ortamları daha açıktı. Birçok defalar beraber yan yana gelip projelerimizi anlatıp tartışabiliyordu.
Şimdi, böyle bir ortam yok. Bu yapılanlar bana göre seçmene yapılan büyük bir saygısızlıktır. Obama bile, televizyonda çıkıp herkesin önünde rakibi ile tartışabiliyor.
Ben halkımızın da bunda payı olduğunu düşünüyorum, tepkilerini gösteremiyorlar, bu atışmalara ya da yan yana gelmeme durumuna tepkisiz kalıyorlar. Halbuki çeşitli yayın organları, televizyon, gazete, telefon, e- mail gibi bir çok kanal halkımızın kullanabileceği, seslerini duyurabileceği imkanlardır. Halkımız bunlar seçildikten sonra da boş yere pişmanlık duyuyor.
Mimdap: Belediye başkanlıklarının, mesleğin içinden (mimarlık şehircilik mesleklerinden) olması daha iyi değil midir sizce?

Ahmet Vefik Alp: Şehrine göre değişir. Mesela Viyana’da seçim yapsanız, hiç gerek yok. Bir kemancı rahatça başkan olur çünkü gecekondu yok, çarpık kentleşme yok, ruhsatsız bina yok, ulaşım sorunu yok.
Ama İstanbul’un şartları buna uygun değil. Bu ayrı bir konu. O ufku görebilmek ve büyük projelere imza atabilmek hem vizyon hem cesaret işi.
| TRANSMAR Projesi |
Projelerimin hepsi bilimsel ortamda hazırlanmıştır, test edilmiştir. Daha ötesini söyleyeyim, projelerimin hepsinin örneklerini bütün dünyada gittim, bizzat gördüm, işletmeye alındığını, başarıyla çalıştığını örneklerle gördükten sonra İstanbul için uyarladım.

Ahmet Vefik Alp’in kitaplara geçen “Transmar Projesi”
Benim için söylenen ‘uçmuş’ gibi yazılar okudum. Dönüp İstanbul’a baksınlar diyorum ben de. Bu kavşaklarla falan olacak iş değil. Kavşaklara bir servet harcandı, çoğu da yanlış. Dizayn yanlış, tasarım yanlış. Metrobüs fikrine karşı değilim, toplu ve hızlı bir taşıma sistemini destekliyorum. Ama monoray olmalı, hiç şeritleri falan kapamadan direkt gitmesi lazım, emniyet şeritlerinin açık olması lazım. Tarihi yarımada’ya elbette koymazdım ama Monoray için E-5 aksı çok uygundu.
İstanbul’un “çakma anayasası”
Mimdap: İstanbul’un planlamasıyla ilgili sorumuza geçelim; İMP’nin 1/ 100.000 ölçekli planları iptal edildi ve revize edildi daha sonra. Meslek Odaları çevreleri planın yapılış şeklinin demokratik olmayışı, katılımın tam sağlanmayışına ilişkin vurgularda bulundu. Planlar yapılırken mutlaka birçok uzmanlığa danışılıyor ve üniversitelerden çalışmalar isteniyor. Ama bir şeyler yine de eksik kalıyor. Bu planlarla ilgili yorumlarınızı alalım.
Ahmet Vefik Alp: Prof. Hüseyin Kaptan hocamız istifa etti, nedenleri kamuya açıklanmadı. Herkesin istediği yapılamaz tabi, ama sivil toplum kuruluşlarına ve bu konuda yetkili kurumlara yeterince danışılmadı. Zaten belediyemizin büyük zaaflarından, yanlışlarından biri de katılımcı ve paylaşımcı bir politika izleyememiş olması. Bana göre anti demokratik bir tutum. Sonuç itibariyle yaptıkları işler devamlı olarak mahkemeler tarafından iptal ediliyor. Ortada ‘ben yaptım, oldu’ görüntüsü var.
Planın içeriğinde de sıkıntılar var tabi. İstanbul’un anayasası yapılıyor, 3. Köprü yok, ikinci tüp geçit yok, ihale edildi halbuki. Seçim var diye saklıyorlar. Bu nasıl anayasa? Bundan dolayı ben ‘çakma anayasa’ diyorum.
Marmaray Projesi’nin fikir babalarından biri de benim. Bedrettin Dalan döneminde de yapılması planlanıyordu. 99’da gündeme geldi ve ihale edildi ama japonlara teslim edildi. Proje doğru bir proje ama yanlış yapıldı ve yapılıyor hala. İnşai olarak yanlış bir proje yapılıyor. Deprem konusunu bir kenara koyalım, zemin sıvılaşmasında bir takım problemlerin olduğu söylendi japonlar tarafından, bunu aşmak için inanılmaz paralar harcandı; çamurlu zemine beton enjekte edildi aylarca.
Tüp geçiş; oturtma sistemle yapılıyor, biliyorsunuz, tüpler Tuzla tersanesinde yapılıp geliyor. Bu sistem, japonya, İskandinav ülkeleri ve Amerika’da biliniyor, çok pahalı. Ancak bu sistem 25m sular için uygun, daha derin sular için değil. Çünkü inşaat aşamasında, aşağıya dalgıçların inip kaynak vs çalışmaları yapmaları lazım. Ama biz, orada 60m’ye iniyoruz. Bu aşamada da robotları indirdiler ve maliyetin 2 katına çıkarıldı proje.
Parasal yönünü bir kenara bırakalım; Marmaray Projesi’nde insanlar 60m inecek daha sonra 60m yeniden çıkacak, yani en dibi görecekler amiyane tabirle. Kendimizi güvende hissetmemiz gerekli değil mi?
Bunun yerine daha teknolojik projeler var, örneğin benim ikinci köprü altına önerdiğim ‘Yüzer Tüpler’, şu an Norveç’te yapılıyor.
Mimdap: Silivri’ye yapılması planlanan bir havalimanı projesi var hatta çalışmalarına başlandı. Siz İstanbul’un daha fazla büyütülmesine taraftar olmadığınızı söylediniz, bu İstanbul’u daha fazla büyütecek bir şey değil midir?
Ahmet Vefik Alp: Bütün projeler bu yönde zaten. Silikon vadisi, finans merkezi gibi, hepsi İstanbul’u biraz daha büyüten projeler. Ama hükümet maalesef “ durmak yok, yola devam” diyor.
Biz geldiğimizde, ben Ahmet Vefik Alp olarak bütün sorunları gördüğüm, bunların karşılıklarını yurtdışında onlarca örnekte incelediğim için depremden sosyal yardımlara, ulaşımdan sağlığa, planlamadan tarihi bölgelerin korunmasına değin gerçekçi projelerle İstanbullu’ya olan bilimsel, vicdani borçlarımı ödeyeceğim, hizmetler sunacağım.
Mimdap: Sayın Ahmet Vefik Alp, seçim çalışmalarınızda ve mesleki yaşamınızda başarılar diler, bu söyleşi imkanını verdiğiniz için teşekkür ederiz.
Ahmet Vefik Alp: Ben de teşekkür ederim.


mimdap





20 Yorum
evsiz
apartman aidatı ne kadarmış bilen war mı ?
Saniye Şen
Sayın Alp’in belli bir başarısı olduğu şüphe götürmez. Fakat güncel siyasete çok fazla karışması, sık sık ekranlarda boy gösterip kentsel projeler adı altında fazla etüd edilmemiş yurt dışı örnekleri çağrışımları yapan ögeler gösterip popüler olmaya çalışması bence uygun değil.
Daha fazla nitelikli proje üretebilir oysa.
ibrahim MERGEN
mimar ve yaşamsal açıdan değerli buldum konut sorunun çözümüne katkısı olabilir, benim merak ettiğim mekanlararası sirkülasyonun sağlanması ile ilgili teknik teknik ayrıntılar belirtilmemiş. Aynı dış mekana açılım ile ilgili sistematik yapılandırma olasımıdır yoksa insanlar önerilen burda tek tarafı açık bir kutuda yaşam önermesimidir.
Nadir Tokatlıoğlu
100 gecekondunun 150 dönüm kısıtlı şehir arazisini çaldığı Türkiye metropollerinde daha iyisi ve hesaplısını bulamayacağımız için onaylıyorum. Yaşam standardına katkısı yok ancak kent düzenine katkısı yadsınamaz. Kisho Kurokawa’nın yaptığı gibi 10 m2 lik kapsüller daha geniş bir üretim yelpazesi verebilir.
ferhat sari
Japonyadan ornek alinmis, sahsen yeni nesil mimar olarak bu tur betonblok ve sadece bir tek cephesi isik goren bir konutu begenmiyorum. Belki maliyeti ucuz diye Turkiyede alici bulur ama mimarlik adina ve insanlarin yasam standardi adina bir katkisi yok.
aslan adas
neden olmasın hayal değil
EMRE BAKIR
Belden aşağı vurup kural hatası yaptığımı düşünmüyorum, fikirlerimi yazdım sadece. Hayatta 2 şey ile hiç ilgilenmedim futbol ve siyaset. Akp ile fln uzak yakın ilgim yoktur.
drcankor
KOSKOCA BİR İNSANI, BELDEN AŞAĞI BİR İKİ YUMRUKLA NASIL PER PERİŞAN EDİLEBİLECEĞİNİ E. B. ARKADAŞIMIZ ÇOK GÜZEL GÖSTERİYOR. YAKINDIR, AKP SAFLARINDA GÖRMEMİZ kendilerini… demedi, demeyin…
EMRE BAKIR
Ahmet hocamızın mimarlık geçmişi ve mimari alandaki mesleki başarısı asla tartışılmaz. Bitirme projemizde benimde hocalıgımı yapmıştı, kendisinden birşey öğrenemedik ama yinede bir dönem hocalığımızı yaptı. Projelerimize bakarken kız arkadaşlarımız varken yaptığı büyük gaflar dilinden hiç düşmeyen argo küfürleriyle tanımıstık Ahmet hocamızı, bürosunda çalışmaya başlayan kız arkadaşlarımızın 1 hafta sonra telefonlarını bile değiştirerek bürosundan nasıl kaçtıklarını görmüştük. neyse aslında Ahmet hocamızı bilen bilir. Biz okuldayken kendiside DYP den adaydı sanırım sürekli gazeteciler fln gelip resim cekerlerdi biz çalışırken. Boş boş işler yani neyse piyasada bi laf varya işi bilene değil yapana verin diye olayın akp ıle fln ılgısı yok Kadir bey nereeee Ahmet hoca nereeeee :))))
Aydın
Çok güzel bir proje. Istanbul’da da büyük rağbet görür. Bu proje bir Türkiye projesi olarak görülmeli. İşin sahibi zaten Japonlar; herkes yurtdışında gördüğü şeyleri halka anlatmakta serbesttir.
Derya Çiçek
Kadir beyi Ahmet beyle mimarlık yönüyle nasıl karşılaştırırsınız? A.K.P li diye oy alması başka şey ona da biz laf söylemeyelim şimdi millet hurra veriyor ama şimdi bu kadar projeye müelliflik yapan hocalık yapan ve kitaplara geçen bir mimara Ahmet beye dikkat edin lütfen.
alişan oğuz
Ahmet bey belki sizin kadar projecisi yok, sizin kadar daha önceden düşünmüşü yok. Sizin de dört dönemdir birikimleriniz bence müthiş.
Sadece zamanlama ve parti çokluğu galiba biraz sıkıntılı bir portre ortaya çıkarıyor.
polat güçlü
Kadir beyin yaptığı ne var bilen var mı? Pardon son belediye başkanlığı döneminde SARAY binasını İstiklal’de 9 kat (nasıl o caddede olabiliyor anlamış değilim) ve Taşyapı’ya transfer merkezi gökdeleni, Likör fabrikası, Çağlayan meydanında azman yapı, Dubaililere satmaya çalıştığı İETT alanı,… saydıkça içime fenalık geliyor.
A. Vefik bey sahiden mimar, düşünür ve İstanbullu, İstanbul beyefendisi (hayır Kadir bey de kendisini televizyonlarda böyle tanıtıyor da)
MEHMET
KADİR TOPBAŞ DA MİMAR AMA ZİNCİRLİ-4.LEVENT ARASINA KİTAPTA YAZANIN 1000 MİSLİ YOĞUNLUK VERDİ?
Lütfü Caymaz
Sayın Alp, bence bu ülkenin yetiştirdiği üst düzey mimarlardan birisiniz. Bunda bir şüphe yok gerçekten. İstanbul hakkında da bazen ilginç fakat çoğunlukla belli bir vizyonu olan projeleriniz var. Siz açıkladıkça bunları da öğreniyoruz.
Ne var ki niçin değişik değişik partilerden adya oluyorsunuz bunu anlamış değilim. Mesela MHP sizden daha iyisini mi buldu? Yahut Doğruyol partisi niçin sizinle yola devam edemiyor mesela?
Saygılar
Kahraman Özgüç
Önce tanınmış bir insan ve tanınmış bir mimar olmasıyla ama sonrasında İstanbul için heo birşeyler düşünmüş ve kamuoyuna sunduğu projelerle İstanbul halkının yanında çalışmış biri olarak büyükşehire aday bulunması bence çok mühim. Siyaseten bu işe soyunmuş gibi değil gerçek hizmet insanı olacak biri olarak değer taşıyor.
Başarılı olmasını dilerim.
yener ulugöllü
projeci, beyefendi bir yaklaşım, hem pozitif yani yapıcı hem de başkalarına saldırmayan istanbullu gibi soylu bir davranma şekli. bilgili kişilere keşke daha fazla imkanlar tanınsa.
taner alparslan
şu az da olsa imar artışı vererek yenileme sayın Ahmet beyin söylediği gibi sahiden çok tartışılacak bir husus. yok özünde başka bir çıkar yol şu ana değin bulunmuş da değil ama bizim camialarda bu “artış”, “imar fazlası” “rant” ve ya “ranta yönelik artış” konuşmaları haddinden fazla üzerine düşülen konulardır. bir yandan da deprem tehlikesi kapıya gelmiş bulunmaktadır. işte bu ne yapılmalı sorusuna sayın Vefik Alp bir kat ya da iki kat düşey artış ile bir dinamik kazandırmak istiyor. bence dikkate alınmalıdır.
ama diğer yandan yni yapılacak yapıların otoporak sorununu çözmesi ve bugünkü manada ekolojik diyebileceğimiz niteliklerde inşa edilmesi çok yeni bir söylem ve bu yzüden tebrik ediyorum.
başkan adaylığınız kadar bu tartışmaları başlatmanız önemli.
saygılar
Kenan Ataç
Ahmet bey diğer büyükşehir adaylarından projecilik açısından çok üstün tabi. Kadirbeyden bile mimari açıdan ürün vermesi, proje ve uygulama yapması açılarından tartışılmaz. Ancak keşke oylar hizmet verebilme özelliğine, adayların kişisel yeteneklerine göre verilebilse. Akp liler kendi adayına şuncular kendi adaylarına kim olursa olsun yönelmeseler. Fakat bir Türkiye gerçeği ne yazık ki bu vaziyet.
Başarılar dilerim. Bu projelerden herkesin biraz örnek alması gerekir.
Saygılar
Necdet Özince
Sayın Alp’in hem medyada hem mimarlık portalında sık sık çeşitli açıklamalarını okurdum. Siz burada sayın Alp’in İstanbul ile ilgili düşüncelerini kapsamlı bir şekilde söyleşinizle toplamışsınız. TOKİ ile ilgili açıklaması sayın Alp’in bana çok ilginç geldi ve onun böyle düşünmüş olmasına da açıkça sevindim. Demek ki TOKİ evleri ya da depo evlerini sayın Alp’de problemli buluyormuş.
Saygılar