Yeni Yüzyıl Üniversitesi Mimarlık Bölümü Tasarım Stüdyosu Çalışmaları

Yazar: Ali Dur (Mimar – ITU, MArch II – The Cooper Union), Araştırma Görevlisi – Yeni Yüzyıl Üniversitesi)

 

Yeni ve genç bir ekiple yeniden şekillenen Yeni Yüzyıl Üniversitesi Mimarlık Bölümü, birinci sınıf mimarlık öğrencilerinin çalışmalarından oluşan  Tasarım Stüdyosu ürünlerini geçtiğimiz aylarda Cevizlibağ Kampüs binasında sergiledi. Güncel, bütünleşik ve dijital tasarım araçlarının varlığına önem veren ders programı, teori ve pratiğin ara kesitinde yer alan eğitim kadrosu ile yeni doneme başlayan Yeni Yüzyıl, mimarlık  mesleğine meraklı, entelektüel ve duyarlı meslek insanları yetiştirmeyi hedefliyor.

Bu dinamik ve deneyimli ekibi bir araya getiren bolüm başkanı Doç. Dr. Fikret Evci, dünyada uygulanmakta olan güncel eğitim programlarına uygun ve dijital tasarım/görselleştirme araçlarının etkin tanıtılıp kullanıldığı bir sistemin varlığının önemini vurguluyor. Başkan Evci bunun yanında, yeni ve hedefleri taze bir kurum olmasıyla beraber daha samimi sayılabilecek bir atmosfer sağlayan Yeni Yüzyıl Üniversitesinde,  öğrenciyle daha etkin ve birebir ilişkinin kurulabildiği daha butik bir mimarlık eğitimini avantaj olarak görüyor. Stüdyo ve üretim merkezli program, proje stüdyoları haricinde disiplin içinden ve dışından başka teorik, tarih, teknik ve bilgisayar destekli araçların kullanıldığı dersler ile destekleniyor.

İstanbul’da mimarlık eğitimi almanın önemli bir şansı ve ögesi olarak kenti, bir öğrenme ve araştırma laboratuvarı olarak gören birinci sınıf Tasarım Stüdyosu; dönemi “Pasajlar / Geçitler” teması üzerinden kurguluyor. İstanbul’daki farklı ve kent hafızasında önem taşıyan Pasajların incelenmesiyle başlayan stüdyo, başka ‘geçitlerin’ ve yeni ‘arada mekânların’ araştırılması ve tasarlanması ile devam ediyor. Bu tasarım stüdyosunun yürütücülüğünde üç farklı jenerasyondan, farklı ilgi ve deneyimleriyle bir araya gelen mimarlar Ömer Kanıpak, Alper Derinboğaz ve Ali Dur yer alıyor.  Üç isim de İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümünden mezun olmuşlar ve dünyanın farklı yerlerinde önemli kurumlarda lisansüstü eğitim görmüşler. Pratik ve disipliner deneyimlerini öğrencilerle paylaşmayı hedefleyen üçlü, açık zihinli, sorgulayıcı, kendisi öğrenen ve her türlü araç ve medyaya hakim bir jenerasyon yetiştirme amacında.

Dönemin ilk tasarım çalışmasında, strüktürün başlı başına bir tasarım nesnesi olduğu ilgisiyle ve birebir el ile öğrenciler tarafından tasarlanan geçitler, ‘değişken ve sürekli kesiti’ mekânsal ve yapısal manada, aralarında bir disipliner fark bırakmadan araştırıyor. Üniversite binasının önü için tasarlanan bu yeni geçitler, bir yerden başka bir yere gitmeyi ve giderken arada olanları düşünmeyi, tasarlayarak öğrenmeyi ve ölçek/gerçek mekan konularını kavratmayı amaçlıyor.

Öğrencilerin ilk tasarım projeleri kapsamında, belki de en gündelik, birim ve en ara/ taşıyıcı mekan olan asansörleri tasarım konusu haline getiren ‘Kişisel Asansörler’ projesi, günümüz tasarım ve tüketim ortamının en önemli kavramları olan ‘kişiselleşme’ ve ‘kişisel mekan’ üzerinden şekilleniyor.  Tasarımcı/mimar – müşteri personaları arasındaki ilişkilerin deneyimlendiği projede, genç mimar adayları, mobil teknolojiler, servisler ve taşınabilen eşyalar üzerinden giderek kişiselleşen zamanların fiziksel karşılıklarını, arkadaşlarının zevk ve ihtiyaçlarına göre tasarladıkları ‘kişiye özel’ asansörler üzerinden arıyorlar. Aynı süreç içerisinde, böylesine özel bir minimum mekanda olabilecekleri, mekânsal durumları ve tasarladıkları yeni özel detayları, mimari çizimler ve maket teknikleri ile sergiliyor.

Datanın, kullanılabilir ve yeni enformasyona dönüşmesinin denendiği “Infographics” çalışması, gerçek bir şehir kesitindeki durumların araştırılması açısından stüdyo yürütücüleri için ayrı bir öneme sahip. Basit ancak etkili bir örnek olarak, geçtiğimiz aylarda ‘üst üste’ getirilen dünya Facebook ve elektrik kullanım haritaları, dünyanın bazı yerlerinin yoğun internet kullanımına rağmen o kadar da ‘bağlı’ olmadığını gözler önüne seriyor, yeni ve bilinmedik ilgilerin önemine dikkat çekiyor. (1) İstiklal Caddesi boyunca incelenen ve kayıt altına alınan farklı bilgi dokuları arasında yeni bağlar ve yeni ilişkileri arayan öğrenciler, ortaya çıkardıkları bu yeni dokuları mimar merakı ve farklı grafik tasarım araçları ile görselleştiriliyor.

Dönem sonu projesi olarak, gene bir geçidin tasarlandığı, araçların ötesinde tasarım eylemini ve düşünce sistemini derinden değiştiren “parametrik tasarım” konusu ele alınıyor. Muybridge’in fotoğraflarında, Duchamp’in ve Futuristlerin ritimli resimlerinde önerdiklerinin doğrultusunda,  bir hareketin düzenli sekanslar üzerinden incelendiği çalışmanın ilk kısmında, öğrenciler ikili gruplar halinde gündelik ve spor hareketlerini anlara ayırarak parçalıyorlar. Bu parçaların tektonik ve strüktürel olarak yeniden birleştirildiği 1/5 ölçeğindeki maketler, kendine ait strüktürel dengesi ve sistemi olan insan vücudunun oluşturduğu yeni  ritmik ve kendi değişken parametrelerine sahip geçit mekânları yaratıyor.

Çalışmanın ayrı bir ucunda yer alan başka bir egzersiz, kendi yapısal potansiyelleri ve performans özelliklerinin, tasarlanarak birebir keşfedildiği “komponentlerden” oluşuyor. Ölçek girdisinden bağımsız, basit katlama kuralları ile standart kartvizit ölçülerinden oluşturulan birim parçalar, deneme yanılma yöntemi ile tasarım aktivitesini başlı başına bir araştırma aracı olarak kullanarak, kendi kendini taşıyabilen, yüksek performanslı özgün yapısal elemanların ve yüzeylerin bulunmasını amaçlıyor. Malzeme, detay, üretim ve ölçek konularının birebir deneyimlendiği son uygulamada,  üretilen birim parçaların en uygun ve yeni hibrit halleri seçilerek, hareketlerden oluşan strüktürler yeniden örülüyorlar. Bu süreç boyunca, öğrencilerin araştırarak ve tasarlayarak öğrendiklerinin 1/1 ölçekte bir araya geldiği, tasarım ile yapım arasındaki sürekliliğin arandığı bir deney alanı oluşuyor. Bir ön planlama olmadan üretilen performanslı birimlerin, ritmik geçitlerin değişken formlarına ‘tekrar ve fark’ ilişkileri üzerinden cevap verdiği, farklı malzeme  ve detaylar ile birleştiği 1/1 ölçekli maketler, askı ve yerleştirmeler halinde okulun farklı mekânlarında sergilendi. Üreterek öğrenilenlerin ve sürecin bizzat sergilendiği bu strüktürel yüzeyler, sergilendiği sure boyunca, standart geometri ve planlamaya sahip okul yapısı içerisinde tüm bina kullanıcılarına yeni mekânsal deneyimler önerdiler.

 

 

 

6 Comments

  1. Arkadaşlar siz hiç yazılanları okumuyormusunuz? Sözüm size hem Beykent’li hem de Ali hatta Veli. Aşağıdaki yazıyı okursanız yapılan çalışmanın dünyada tekrarı olmadığını, hocasına özgün bir konulu proje çalışması olduğunu siz de anlarsınız. Hatta daha iyisi yukarıdaki açıklamanın tamamını lütfen bir kere okuyun.
    “Dönem sonu projesi olarak, gene bir geçidin tasarlandığı, araçların ötesinde tasarım eylemini ve düşünce sistemini derinden değiştiren “parametrik tasarım” konusu ele alınıyor. Muybridge’in fotoğraflarında, Duchamp’in ve Futuristlerin ritimli resimlerinde önerdiklerinin doğrultusunda, bir hareketin düzenli sekanslar üzerinden incelendiği çalışmanın ilk kısmında, öğrenciler ikili gruplar halinde gündelik ve spor hareketlerini anlara ayırarak parçalıyorlar. Bu parçaların tektonik ve strüktürel olarak yeniden birleştirildiği 1/5 ölçeğindeki maketler, kendine ait strüktürel dengesi ve sistemi olan insan vücudunun oluşturduğu yeni ritmik ve kendi değişken parametrelerine sahip geçit mekânları yaratıyor.”

  2. ”Öğrencilere modüler elemanlarla form oluşturmayı öğreten dünyada değişik isimler altında öğretilen bir ders. Yani yaratıcılığın değil tekrarın olduğu teknik bir ders.” yani bir bağlamı var…ben sadece bu çalışmaya katılan arkadaşlarımı tebrik ediyorum…

  3. Öyle mi zannediyorsunuz? Öncelikle Alper Hoca’nın bizim üniversitemizde verdiği ders, tıpkı Beykent’te olduğu gibi bir proje dersi değil. Yani fonksiyonel bir kurgusu yok. Bir örtü oluşturmaktan ibaret hatta o kadar bile değil. Bir anlamsal bağlamı yok, aslında bağlamı da yok, yani şu koridorda sergilensin diye yapılmış bir çalışma değil. Öğrencilere modüler elemanlarla form oluşturmayı öğreten dünyada değişik isimler altında öğretilen bir ders. Yani yaratıcılığın değil tekrarın olduğu teknik bir ders. Yani bir proje dersi değil.
    Eminim sizin üniversitenizde de durum böyledir. Öğrencilerinin ayrım yapmadan tüm çalışmalarını dış dünyaya sunabilen, yayınlayabilen, yani sizin deyiminizle koridor doldurabilen hoca sayısı Türkiye’de bir elin parmaklarının yarısını bile geçmez. Alper hoca da bunlardan birisidir. Sadece Yeniyüzyılın değil İTÜ’nün, Yıldız’ın da hocasıdır.
    Eğer bu hocaların ne kadar önemli olduklarını anlarsanız sizin de geleceğinizin de önünüz açılır. Kendinize genel olarak mimarlık alanında yarışmalarda, uygulamalarda ve kuramsal alanlarda bir yer bulma şansınız olur.

  4. buradaki sorun,hocaların kendilerini yenileyememeleri idi… yoksa tabiki her hoca istediği yerde istediği dersi verir. beykentin koridorları yeni gelen ve önceden bulunan hocaların yöneticiliğindeki işlerle dolar zaten… sorun koridor doldurmak değil..umarım ne demek istediğimi anlatabilmişimdir…bu yeniyüzyıl içinde geçerli… yani hocalar değişse bile koridorlar boş kalmaz… mesele koridor doldurmaksa…

  5. Sorun şurada bu sene o öğretmen, (Alper Hoca) Beykentte değil Yeniyüzyıl’da ve orada öğrencilere bu çalışmaları yaptırıyor. Beykentte de muhtemelen bu tür çalışmalar artık yapılmıyor, koridorları dolduran proje ya da çalışma sergileri açılmıyordur. (yanılıyorsam düzeltin) Yani mimarlık eğitiminde dersler, çalışmalar ve projeler hocalarına bağlıdır. Hoca gider ders biter. Daha doğrusu ders de gider. Hangi üniversite en iyi hocaları seçerse o üniversite en iyi üniversitedir.
    Tüm sanat alanlarında bu böyledir.

  6. hocaların etkisi ile aynı tasarımlar farklı okullarda hayat buluyor…
    aynı konu geçen yıl beykentte de yapılmıştı… yenilik nerede?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir