Yale Mimarlıkta bir dönem sonu…projemi gerçekleştiriyoruz…

3 Dakika Okuma Süresi

Yale Üniversitesinde her yıl öğrenciler tarafından hazırlanan bir proje yine öğrenciler tarafından gerçekleşiyor. Hem tasarımın aslında hiç de soyutlama olmadığını kanıtlayan, hem malzeme ve yapım teknikleri hakkında çok sağlam deneyimler kazandıran ama bizce en önemlisi ortak çalışma ve ürün yaratma alışkanlığı kazanıran bu çalışmanın işte 2010 yılı hikayesi….2011’e gelince o hikaye de şu sıralarda yazılıyor…

İlk aşamada her öğrenci imar şartları belli bir arsa ve program için bir proje hazırlıyor. Bu proje maket, çizim, bilgisayar modellemesi ile sunulmaya hazır hale getiriliyor. Bu projeler genellikle evsizler için ev, barınak…gibi amaçlarla tasarlanıyor. Projeler bir jüriye çıkıyor ve farklı kanallardan sağlanan sponsorluklar ve desteklerle jüride seçilen proje uygulanıyor.


 


jüri safhası, genç projelerini anlatıyor jüriyi ikna etmeye çalışıyorlar. Herşey çok ciddi çünkü akabinde bir de tüm bunların uygulaması var. İş projede bitmiyor.

Aşağıdaki fotoğrafta panoya dikkat edilirse, çizimle yetinilmediği, Küzey Amerika’da sıkça görülen pafta üzerine yerleştirilmiş maketlerle de anlatımın desteklendiği görülüyor.

Ve uygulanmak üzere seçilen proje:

Planlar hem çizim tekniği hem de içeriği açısından çok alışık olduğumuz bir tür değil bu da bizim kısıtlı dünyamızın bir göstergesi.

Her çizgi her maket kartonu parçası demek ki aslında buymuş:)))

Isı yalıtımı, keson demir, ısı kanalları işte başladık.

Ve duvarlar yükselirken: yeni bir dünyaya hoşgeldik. Artık düşünceler havada yüzen soyut şeyler değil yaşantımızı şekillendiren kalıplar…

Tesisatı da unutmamak lazım…

Tuğla yerinde durduğu gibi olmuyor onları duvara çevirmek lazım…

Ha gayret bir kiriş daha…

Günlük toplantı, ustanın görüşleri, yapılacakların tartışılması.

Yalıtım önemli…

Bir pencere altı öğrenci,  doğru yerleşecek mi?

Dış kaplama da bitiyor, pencere mükemmel.

Parkeler de itina ile  yapılır.

Boya işleri de…

Mozaik seramikler, bitirme işleri…

Mekan projede böyleydi, gerçeği hayalinden daha güzelmiş…

Çevre düzenleme, yine hep birlikte…

Askerlik hatırası arkada sarı boyalı giriş kapısı.

Duvarı aştık. Şantiyenin bitişinin resmidir.

Kaynak: Yale
Montaj: Mimdap

33 Yorum

  1. Mustafa Ünalan

    Melih oğlum, fazla soyutlamışsın. Biraz da gerçek dünyaya dön, cinler, periler, mucizeler, cezalandırılan kötülükler, şeytanlar, hacılar, hocalar, şeyini içen şeyler cirit atıyor tv’lerde. İstanbul’u Ankara’yı bok götürüyor. Acayip maliyetlerle biten geçmişin projelerinde salavat getiriyoruz. Akıl bu memleketi çoktan terk etti. Bindik bir AKP alametine gidiyoruz kıyamete.

  2. Melih Bostan

    Allah belanızı versin be. Son sınıf mimarlık öğrencisiyim. İçimde bir heyecanla bakıyordum fotoğraflara, aklım bambaşka yerlere gitmişti. Yorumları gördüm, olduğum yere gömüldüm tekrar. Gerçek olabilmek için harcıyorken ömrümü sizin varlığınız beni karanlığa çekiyor. Sana ne insan yaprakla dolaşmış, çarşafla dolaşmış?

    Tasarımın soyutlama olmadığını mı kanıtlamak istiyorsunuz? Önce algılayanların varlığını sorgulayın.

    Yazdığı yoruma ismini yazamayacak kadar korkak insanların da dünyanın değişen mimari anlayışını Türkiye’de yansıtamaması da gayet doğal karşılanır.

  3. dağlı

    Mimarlık tartışması yerine konunun baş örtüsüne dönüşmesi ilginç. Baş örtüsü insanlık tarihi kadar eski bir olgu. Geçmiş medeniyetlerde sadece kadınlar değil, erkekler de başlarını örterdi. Kur’an-ı Kerim’de geçen hımar kelimesi, aynı zamanda alkollü içki içmeyi yasaklayan ayetde de başı(aklı) örten anlamında geçer. Dolayısıyla, bu ayetteki hımar o günün gündelik Arapçasında baş örtüsü anlamındadır. Zaten bu şekilde anlaşılmış ve uygulanmıştır. Herkes modern paradigmaya göre, yorum yapmaya kalkıyor. Dünyada bugünkü modern medeniyete kadar hiçbir medeniyet örtünmeye sınır getirmemiştir. Tam aksine çıplaklığa sınır getirmiştir. Dolayısıyla baş örtmek sadece İslamla birlikte ortaya çıkmış değildir. Bütün medeniyetlerde mevcuttur. Aynı zamanda İslam öncesi Türk kadın ve erkekleri de başlarını örterdi. Özellikle şaman kadınlar başlarını örtmekteydiler. Baş örtüsü başka milletlerin geleneğinde olduğu gibi Türk töresinde de mevcuttur.

  4. Ali Mutlu

    Bu gün arkadaşlarla küçük bir anket yaptık. İstanbul’da en fazla değişiklik yapan, uygulamacı başkan Dalan çıktı. En dürüst Aytekin Kotil (Darülacezede ölmüştü), en namuslu Nurettin Sözen, en uygar ….en iyi sadaka dağıtan sıralamasında kuşkusuz Topbaş lider….
    Bu böyle devam etti. Tayyibi hiçbir yere koyamadık. Çünkü neye baksak hep eskilerden gelen bir başlamış bir proje karşımıza çıktı. Bir tek Büyükşehir Belediye Spor’un ligdeki başarıları üzerinde hem fikir olundu.

  5. Ali Mutlu

    Hiç bu yönden bakmamıştım. Gerçekten de yapılanları karşılaştırdığım zaman son on yılda örneğin Türkiye birincisi belediye kuşkusuz Eskişehir ki AKP’li değil. Birisi bizi uyutuyor. Herhalde medya etkisi.

  6. Anonim

    Şu son sekiz dokuz yılın muhasebesini yaparsak:
    Dünyanın çok hızlı geliştiği (Bkz. Mimdap’daki örnekler) bir ortamda Türkiye’nin bu hıza oranla kaplumbağa hızında kaldığını görürüz. Çünkü internetin yaygınlaşması, teknolojik gelişmeler bu durumu dünyanın tüm köşelerine taşıdı.
    Çok ünlü bir kalkınmacı olan Kemal Derviş’in kontrol mekanizmaları kurmaya yönelik sisteminin yerleşmesi yeni krizlere şimdilik engel olsa da işsizlik ve yoksulluk göreceli olarak artmasına engel olamadı.
    Kentlerde yapılanlar ise dünyada yapılanlar ile karşılaştırdığımız zaman yetersiz kaldı. Örneğin İstanbul’un Büyükşehir sorumluluğunda olan ana meydanları (Mecidiyeköy, Şişli, Karaköy, Taksim, Kadıköy, Aksaray….) Bu dönemde olduğu gibi kaldıkları gibi Kadıköy gibi örnekler AKPARTİ iktidarında geriye gittiler. Ankaradan verebileceğimiz kötü örnekler çok daha fazla…
    Türkiye geçmişte hiçbir dönemde olmadığı kadar kutuplaştı. İnsanlar birbirlerinden nefret eder hale geldiler. Birçok insan eskiden oruç tutar namaz kılarken bunu tümüyle bıraktı…bir çok başka insan da kendisini ve ailesini tümüyle yalıttı, cemaat toplantıları, gezileri…. ile sınırlı bir alana hapsetti. Bir üçüncü bölüm de Türkçe öğretmemeyi çocuklarına marifet zannetti.
    Türbanın fiilen CHP tarafından serbest bırakılmasıyla Üniversitelerde de bölünme arttı. Küçük gurupçuklar halinde dolaşan başörtülü kızların önemli bir bölümü yukarıda anlatıldığı gibi vücut bakımını da tümüyle boşladılar, bir kısmı anormal makyajlar, dar pantalonlar, dar kıyafetlerle dolaşırken bir diğer bölümü de pardesüye bu yaz aylarının sıcağında transfer oldu.
    Mimarlık mesleğine olan ilgi azaldı. Yarışmalar eskiden birer heyecan kaynağı olurken artık kimsenin ilgisini para ödülleri dışında çekmiyor. Mimarlık fakülteleri iflas etti. Örneklere bakarak eğitim yapmıyorlarsa geçmişten gelen aynı eğitimi tekrarlayıp duruyorlar.
    Yukarıdaki tartışmaya ben biraz da bu açıdan bakıyorum. Kendi projelerini gerçekleştirmek için çalışan ve gerçekten bizim bu kötü ortamımızdan çok uzaklarda olan “pırıl pırıl” gençler bizim karanlıklaşan dünyamızdan giderek uzaklaşıyorlar.

  7. Hakan Vatandaş

    Siz istediğiniz kadar karşı çıkın kaç yazar… İşte Samsun Mimarlar Odası yarışmasını içlerinde tesettürlü bir bayanın da olduğu bir ekip kazandı. İslam dininin tüm Türkiye’de yaşanacağı güzel günler yakındır. Bu memleket İrana benzemez. Saygılar Hakan

  8. Anonim

    Saç sorunları da yaşıyorlar, bizim komşuların saçları örtünme yüzünden iplikleşti. Kızlarını zorla tesettüre soktular, kız önce direndi bir dönem anormal makyajlar yaptı, cemaatten bir koca buldular iki ay zor dayandı. Şimdi hayata küsmüş oturuyor. Herşeyi saldı.

  9. Sad woman

    Iran is my country, very poor and full of inequality’s. Woman’s conditions are not only very bad but also become day to day worse.
    Women in İran do not have the right to life and men are under constant threats. Mullahs become richer every day with robbery and the poverty of the population increase.
    Today, I can say at the time of Shah the army had to prevented to those religious robbers.
    Because we know today that the worse of modern systems (like Atatürks Turkey for example) are better than the best of religiousness. And Islamic religion is very dangerous especially for woman’s.

  10. Anonim

    Bir sorun olduğu kesin, Türkiye’de her zaman bir şeriat tehdidi var. Cumhuriyet rejimi ve kazanımları her an İran’dakine benzer bir molllanın girişimiyle yıkılabilir. Bunu sağlayan baş unsur gelir dağılımı adaletsizliği, eğitim eşitsizliği, sosyal doku yetersizliği, bölgeler arasındaki eşitsizlikler… ve tüm bunları oya dönüştüren partiler.
    Türban bu durumun bayrağı. İlk kez Kahirede 1972 yılında düzenlenen bir kongrede Müslüman kadının farklı olması gerektiği ve bunun kıyafetle sağlanacağından hareketle ortaya çıktı. Aslında bu kongrenin gerisinde batı toplumlarının empati yapmalarının önüne geçmek vardı, hatta birçok araştırmacı bu kongrenin israilin güdümünde olduğunu da söyledi ancak sonucu ortada.
    İslamiyet öncesi Arap yarımadasındaki kadın kıyafetlerini merak edenler bu gün aynı coğrafi paralellerde bulunan ülkelere bakarak bir fikir edinebilirler. İslamiyetin söylediği göğüslerin örtülmesi o da saklanma amaçlı değil, kıskançlık çekmemek, tehlikeli durumlarda kalmamak için. Yoksa saç örtülmesi, yaz günü pardesüleri… insanların tüm akıllarını cinsellikle sınırlandırmaktan başka bir işe yaramıyor, üstelik de vücüt bakımının ihmalini de teşvik ettiği için çok kötü sonuçlar veriyor. On yıl önce teserrüte giren kızlar bu gün kilo, hareket, yürüyüş sorunları yaşıyorlar.

  11. Anonim

    Tek düzeltilecek şey imla mı bu sözlerde? Bir taraftan kadının arap ülkelerindeki gibi dünyaya incecik bir pencereden açılmasını savunanlar, manevi güc olan elektrik:)))…(faturaları manevi olamaz:)), televizyonlarda cinciler, periciler, üç harfliler, dumanlardan çıkan aksakallı dedeler, televizyonda bile “telefondan ayrılma birazdan senin cinini çıkartırım”lar, başörtüsü mantosuyla şantiyede demir bağlayan kadınlar… yahu siz kafayı mı yediniz? nedir bu.
    Yukarıdaki resimlere bakın da kendinize gelin. Orada normal insanlar var.

  12. Ali Mutlu

    Fetve değil fetva, dinayet değil diyanet, bu işin sonu cinayete doğru gidiyor. Ben lisedeyken nurcu takımı cumartesilleri gizli gizli ayine giderlerdi, biz de basketbol oynamaya. Bizim basketbol oynamamıza çok kızarlardı, ama tartışmalara kesinlikle “kaybederiz” diye girmezlerdi. O tarihlerde yine nurcu bir hocamız vardı, Allah gani gani rahmet eylesin. Elektiriğin manevi bir güç olduğunu söylemişti… elli yıl sonra bile gülümsetiyor… Lütfen bu tartışmayı keselim. Çünkü şu an o günlerde bize kızanlar şu anda iktidarda,
    Biz ise sadece kendi mesleklerimizde ailelerimizle mutlu mesut yaşadık.
    Sanıyorum biz bir kez daha ve yine de daha iyi durumdayız.

  13. Hakan Vatandaş

    Neler oluyor bu sütunlarda, başörtüsünden kurtulamayacakmıyız.
    Bir başörtüsü Allahın emridir. Hımar örtmek demekdir. Re’s ise bizdeki reis gibi başkan demektir. Hımarın neyi örteceği ise din alimlerine bırakılmıştır. Onlar bildikleri yorumladıkları şekilde fetve verirler ve biz uyarız o kadar. Mustafa Sağ islamiyeti benim kadar bilemez. Mümkün değil. Bakın misal: eski dinayet işleri başkanı türban islamın şartı değildir dedi hemen adamı dinayet işlerinden attılar. İyi de oldu. Demek ki örtünmek islamın şartıymış. Bu yazılı olmayabilir çünkü neden güne uyum sağlanabilsin diye. Onun için kadının hiçbir yeri görülmemelidir. Belki sadece gözlerinin açıkta olması, elleri eldivenli, ayakları ayaklarını saklayan özel ayakkabılı, kalan her yeri de kapalı olmalıdır. Ancak çalışma konusunda hemfikir değilim. Çünkü kadın çarşafla da çalışabilir. Mesela bacıma sormak lazım, Siz çarşafa da girermisiniz? Bu durumda çalışmanın önünde hiçbir engel çıkmayacaktır.

    Zafer İslamın olacaktır.

  14. mimar_z

    bu konuda mimarlar kendi aralarında bir ikilemde… Bir kısmı mimarın tasarımını yaparken uygulamayı çok fazla düşünmesinin daha yeni daha soyut uygulaması zor fakat imkansız olmayan sınırları zorlamasına engel oluyor diye düşünüyor yani bir bakıma bırakın mimarın ayakları çok da yere basmasın ve o uygulaması zor ilginç ve güzel projeler üretirken mühendisler de onun sayesinde uygulama da yeniliklere imza atsınlar deniyor, bir kısım ise mimarın somut gerçeklerden kopmaması, yerinde uygulamayı bilmesi, çizdiği her detayın bire bir uygulamasını da düşünmesi gerektiği kanısında… bence her iki kanaatin de haklılık payı var, belki ikisinin ortasını bulmak en iyisi; uygulamayı bilip, göz önünde tutmak, fakat hiç uygulanmamış olanı da denemek.. Bir taraftan ayakları yeryüzüne basarken diğer taraftan zihni, hayal gücü ve kalemi gökyüzünün katmanlarında dolaşmalı diye düşünüyorum… ve eğitim sırasında bu tür uygulamalı derslerin faydalı olacağı kanaatindeyim…

  15. Ahmet İlhanoglu

    1.Bence sadece kollektif çalışmanın gücünü kanıtladığı için bile son derece doğru, kaldı ki inşaat detaylarından, yapı fiziğine mükemmel bir eğitim ortamı.
    2.Mimari proje için evet, ancak bir mimarlık okulunda sadece proje eğitimi verilmez. Ancak soyut düşünceyi somutlaştırmayı öğrenmek de ciddi bir eğitimdir.
    3.Öğrencilere bireysel sigortalar zaten yapılmaktadır. Ayrıca ek bir sigorta alınmaktaymış, notun bir bölümünü projelerinden bir bölümünü de katkılarından alıyorlarmış…

  16. Mustafa İpek

    Son bir şey yani bakıyorum da bu fotoğraflardan başörtüsü çıkarttınız ya helal olsun size…
    Bunu bırakın bir yana:
    1.Bu eğitim ne kadar doğru?
    2.Öğrencinin uygulamak üzere proje yapması onun eksik bilgisiyle sınırlanmasını da getirmez mi?
    3.Gençlerin sigortası, ücreti, iş bitiminde aldıkları not nedir?
    bunların cevabını araştırın bence.

  17. Mustafa İpek

    Çözüm yok mu sizce? Çelişkiler var ya da yok. O konu tamamen tartışma konusu ve bitecek gibi de gözükmüyor. Fetullah Hoca diyorsunuz bir bakıyorsunuz bırakın faiz yasağını banka almış. Ne yapalım şimdi?
    İlkesel olarak şantiye’de başında başörtüsü, üstünde pardesü yaz sıcağında kan ter içinde demir bağlayan bir hanım meslektaşımızı savunmamız gerekmez mi sizce?
    Kaldı ki kıyafeti bir yana, erkeklere koyduğu mesafeyi de gözönüne almazsak bu hanım meslektaşımızın yukarıdaki genç kızlardan ne farkı var?

  18. Anonim

    Bence çelişkilerden bahsetmek kolay, binbeşyüz yıl öncenin koşulları ile günümüz birmiki çelişki olmasın? Çelişkilerin kabul edilebilir boyutların çok ötesinde olduğu, çelişkileri gidermek yerine bazıların çelişkileri daha da arttırıcı eskiden olmayan yeni kurallar koymaya çalıştıkları da ortada. Onların peşinde oldukları şey de ortada…Bence büyük insafsızlık yukarıdaki resimlerle “depresyondaki bir toplumun” karşılaştırmasını yapmak. Bence artık bu konuyu burada kapatalım.

  19. Ayşe Narlı

    Burada sanıyorum sanat yapmakla ilgili hiçbir eleştiri yok. Yapamaz da denilmiyor. Konu bu değil gayet tabi, sanat tarihi ilhamını inançlardan alan başyapıtlarla dolu. Sinanın camilerinden, Artemius’un Ayasofyasına, Michelange’ın Pieta’sından hemen onun üstünü örten muazzam kubbesine dini inançlar ilham kaynağı olmuştur. Böyle olmayan başyapıtlar da mevcuttur mesela Corbusier’nin Ronchamp’ı Kilise olarak yapılmasına rağmen inançsızdır. Ama bunların hiçbirisinde inanç ifade özgürlüklerini kısıtlamamış, insanların nasıl davranmaları gerektiğini empoze etmemiştir. Böylelikle sanatçılar eserleriyle başbaşa kalabildikleri için de özgürce kendilerini ifade etmişlerdir. Bu eserler de özgürlüklerin ifadesidir. Yani eğer Michelange’a kadın olsaydı ve kadın olduğu için de evde oturmasını söyleselerdi muhtemelen bu gün Pieta olmayacaktı.
    Burada temel sorun inanmak değil, inancın olumsuz özelliklerinin çağdaş toplumla çelişmesi. İnancın ya ben ya da çağdaş yaşam diye dayatılması ve çağdaş yaşama katılamayacağını düşünen eğitim açısından, finansal açıdan avantajlı konumda olmayanlar başta olmak üzere inancı seçmeleri ve çağdaş dünya ile çelişkiler yaşamaları. Bu hafife alınacak bir konu değil çünkü İslam dünyasına baktığımız zaman örneğin Arabistanda bu gün araba kullandıkları için tutuklanan kadınların durumu söz konusu. Onların tutuklanmasına neden olan yukarıda açıklanan kadın ile ilgili hükümler… Tanıdığım bir çok kadın bu çelişkiye dayanamadıkları için başörtülerini çıkarttılar. Onlar da inancımızı bu koşullarda tam olarak yaşayamayız yani evimizde oturamayız, mesleğimiz var çalışmalıyız dediler. Araba kullanmaları ise Atatürk sayesinde artık Türkiye ‘de sorun bile değil.
    Yani sorun yaratıcılık değil yaratıcılığın önünde kısıtlayıcı olarak duranlar…inançlar, ideolojiler, erkek egemen toplumun toplumsal önyargıları….bunların artık aşılması gerekiyor.

  20. mimar_z

    Maalesef halen daha tam demokrat olamadık diye düşünüyorum. Çok ülke gezdim, çok farklı kesimlerden, memleketlerden insanlar tanıma fırsatı buldum farklı sanatlar icra eden öyle insanlar ile tanıştım ki; kimi çok inançlı, kimi benden farklı inançlara sahip, bazıları kimimize göre sapkın gelebilecek şeylere inanan hatta hiçbirşeye inanmayan insanlardı. ve hepsinin ortak paydası bir sanat icra ediyor olmaları… Son söyleyeceğim, şuna kat’i inanıyor ve şiddetle savunuyorum ki; sanatın dili, dini, ırkı, mezhebi olmaz ve bir sanatçı bir sanat ortaya koyduğunda sadece sanatı noktasında olumlu ya da olumsuz eleştirilebilir ve kişisel durumunu eleştirmeye üzerinde yorum yapmaya hiçbirimizin hakkı yoktur en azından ben kendimde bu hakkı asla görmem bundan hicap ederim. saygılar…

  21. Ayşe Narlı

    Yasak cazibe kaynağıdır. Eskiden söylerlerdi, tramvaylarda kadınlar arka tarafta erkekler ön tarafta giderken erkeklerin gözleri, perdenin aralanıp bir kadının bileğinin görebilirim ümidiyle sabit bakışlarla perdeye dikili olurmuş. Manzarayı gözümün önüne getirdim dehşet verici… insan sokağa bile çıkamaz bu boyutta bir cinsel kriz ortamında…
    Zaten hocalarımız demezmiydi, “eğer binanızın cazibeli olmasını istiyorsanız biraz saklı, kolay anlaşılmaz, merak uyandırıcı yapın” diye. İşte olay tam da burada.
    İlgi çekmek, dikkat çekmek, işinde gücünde alkol almayan bir erkek bularak yuva kurmak, bir kesim genç kızlarımızın moda merakı, tabi bu gruba girmeyenler de var yukarıdaki hanım gibi… ama onlar da bir çelişkiden diğerine savruluyorlar.
    Atatürk sorunu sadece bu krizden kurtulmak değil aynı zamanda modern dünyaya entegre olmak anlamında almıştı. Hala daha batı ülkelerinde Atatürk’e onların elinden Türk kadınını ötekileştirme, başkalaştırma imkanını aldığı için kızarlar. Ama nereden nereye geldik. Bakın Fetullah hoca bile artık faize kızmıyor, kendisi bile banka aldı, televizyonda çarşaf çarşaf reklamları çıkıyor. Buradan çıkacak sonuç: Zamana uymak lazım.

  22. Tanju Urfalı

    Başörtüsü, kadınların dışarıda çok zorda kalmadıkça çalışmamaları, harem,selamlıklı evler, mahalle baskısı… bunların mimarlıkla ne ilgisi var? Ayrıca sadece Allahın yarattıkları değil mimarlık sitelerinde gördüğümüz insanlar tarafından yaratılan eserler de olağanüstü. Bir sanat yapmanın biraz da bu yönü var. İnsanların yarattıklarının da hiç de doğadakilerden aşağı kalır yanı yok. Tabi ben gerçek sanatçılardan bahsediyorum. Bu tartışmaya lütfen bir nokta koyalım. Mimarların yarattıklarına ve onların Allahın yarattıklarıyla ilişkisine (yani doğaya uyuma) geri dönelim.

  23. Hasan Basri Ilgın

    Her ülkenin kendi adetleri var. Bu da Amerikanın ve hatta YALE üniversitesinin adetleri ancak bizim ülkemizde de benzer ortamlar var. Hatta bunlar Mimdap’da yayınlanan Bayramiç’deki köy çalışmasında olduğu gibi kızlı erkekli, köylüler bunu hiç yadırgamıyorlar. Anadoluda da öğrenciliğimde bir çok çalışma yapmıştık. Kızlı erkekli ve hiç de öyle “kızla erkek yanyana gelirse üçüncü kişi şeytandır” durumu yoktu.
    Kaldı ki bu çalışmalar son derece önemli. Başka türlü öğrencilikten meslek adamlığına geçiş olmuyor.
    Bence özellikle dini kesimleri çok zor duruma düşüren bu tartışmalardan vazgeçmek gerekir. Eğer kitaba bakarsak tüm kadınların evde oturmaları gerekir. Bunun da sonucu ya Afganistandaki gibi açlıktan ölen dul kadınlar, ya suudi arabistanda olduğu gibi araba kullanma mücadelesi veren kadınlar, ya da bizde olduğu gibi mahalle baskısının her türlüsü… Bunlardan uzak durmak gerekir. Tabi onların da Fetullah operasyonlarıyla filan bizim yaşantımıza karışmaya kalkmamaları gerekir.
    Yoksa çok yakında yeniden harem/selamlıklı evler yapmaya başlarız. Hatta bazı semtlerde yapılmaya başlandığı bile söyleniyor. Bizim suudi müşterilerin söylediği gibi eşlerimiz arasında elimizde çanta dolaşmaya başlarız. Bizim kadınlar bu işe ne der bilmem ama dünyanın halimize çok eğleneceği de kesin.

  24. Muhammet Cezayirli

    Burada iki farklı konu var. Birincisi tartışma konusu olan başörtüsü. İslam bilginlerine göre bu bir mecburiyet değil. Diğeri ise kadının çalışması, başka deyimle “şantiye kokusunu seviyorum, duvar ördüm, beton döktüm, demir bağladım..vs ” işte tam bu noktada dinden sanıyorum ayrılıyorsunuz. Açıklamasını yukarıda çok güzel yapmışlar, ayrıca sonuçları da tüm islam ülkelerinde görülüyor. Buna bilginlerin de itirazı olmayacaktır. Dinden başınızı örtseniz bile bu noktada ayrılıyorsunuz.
    Erkeklerle sarmaş dolaş olan resimlerdeki kızlarında erkeklerle bizim anladığımız tek anlamda sarmaş dolaş olduklarını hiç zannetmiyorum.
    Bu mekan sorununu çözmemiz için tartışmamız daha önemlisi bir sonuca bağlamamız gereken bir konu olduğunu düşünüyorum.

  25. Lalehan

    bu tartışmanın yukardaki proje konusuyla ne alakası var gerçekten? başörtüsü tartışması bir buraya girmemişti o da oldu sonuçta. dini mevzularda kimse neolursunuz başkalarına ders vermeye kalkmasın. burası özgür bir platform ve üstelik mimarlıkla ilgili.

  26. mimar_z

    Öncelikle herkese merhabalar. Ben başörtülü bir mimarım. Ve burada yazılanları gülümseyerek okuyorum. İyi bir dini eğitim aldım, bilinçli bir müslümanım bu ayrı bir konu, gelelim mesleki açıdan durumuma; Türkiye’ nin en köklü üniversitelerinden biri ve gözlemlerime göre mimarlık eğitimi noktasında en iyisi olan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ nde, alanında en iyi hocalardan ders aldım. Ve aldığım bu eğitimin yanında doğuştan gelen istidatlarım sayesinde işimi gayet iyi yaptığımı düşünüyorum. Başımdaki örtüm dini inancım gereği ve bir binanın tasarımını yaparken, statiğini, estetiğini, proporsiyonunu, ergonomikliğini düşünürken, bir dili, bir karakteri olması kaygılarıyla günlerce üzerinde çalışırken başımdaki örtünün inanın buna sadece katkısı olur. Nasıl derseniz; bilinçli bir müslüman hiç birşeye gereksiz, değersiz maddesel bakmaz. Her baktığında bir mana, bir güzellik, bir incelik, bir yaratılış mucizesi görür, gözü incelikleri farkeder yani tam bir mimarın aslında olması gerektiği gibi. Bir hayvanat bahçesine gittiğinde bir akvaryuma baktığında hem o balıkların o şahane renkler ile yaratılmasını temaşa eder ve Rabbine hamd eder, Rabbini bu güzellikleri yarattığı için tesbih eder, hem de bu renklerde ki uyumu, genel yapılarındaki estetiği öğrenir ve bu nüansları işine yansıtır. Ve aynı bilinçli müslüman onu Yaratan’ ın hoşuna gidecek ona emrettiği şekilde yaşamayı da bu terbiye noktasında uygular, aynı Yaratıcı’ sının kainatı nasıl yarattığa bakar, dağları dünyaya nasıl direkler gibi yerleştirdiğini onları birer kolon vazifesinde yarattığını görür, yıldızları gökyüzüne zinetler, birer led gibi nasıl yerleştirdiğini görür hayret ve hayranlıkla tefekkür eder ve sonra bu incelikleri mesleğine yansıtır.. Eğer bunları yapmayanları bana örnek gösterip ama bunlar da var derseniz bu onların hatalarıdır, asıl kaynaktaki su temiz ve berraktır ama ayrı ayrı kanallardan akar, siz bir kanaldaki son çıkışa bakarsanız yanılırsınız bu kaynağın değil kanalın kirli olduğunu gösterir. Aynen siyaset noktasında başörtüsü ve İslamiyeti alet edenler gibi.. Bu onların yanlışı Kur’anın ve İslam dininin değil. Netice itibariyle ben mesleğini hakkıyla yerine getirmeye çalışan bir mimarım ve nasıl ki hocalarımın, akademinin bana verdiği terbiye ve eğitim ile işimi hakkıyla yerine getirmeye çalışıyorum, aynen bunun gibi dinimin bana verdiği terbiye ile de tesettürüme dikkat ediyorum, namazımı kılıyorum, dini vecibelerimi yerine getiriyorum ya da getirmiye çalışıyorum. şantiye kokusunu seviyorum, duvar ördüm, beton döktüm, demir bağladım..vs fakat bunları yaparken illa da bu resimlerde ki gibi kısa şort, başı açık ve erkekler ile sarmaş dolaş kol kola yapmadım, yapmam da gerekmiyor. Fakat onların yaptığını yadırgadığım anlamına da gelmiyor bu onların tercihi beni ilgilendirmez karışmayı ve eleştirmeyi bir insan olarak kendime yakıştırmam. Aynen benim yaşantımı eleştiren, dışardan gazel okuyanlara, rahat rahat atıp tutmayı yakıştıramadığım gibi. saygılar…

  27. Anonim

    Yani Kuran’ı Kerimi bizimkiler değiştirerek mi çeviriyorlar? İnsanları aslında olmayan bir kurala göre yaşamaya zorlamak için yaka, göğüs ile saçı birbirine mi karıştırıyorlar? Desenize, Allahın Kitabı bile TAKİYYE yapan sahtekarların elinde oyuncak oluyor…
    Ben tüm bunların mimarlığı doğrudan ilgilendirdiğini düşünenlerdenim. Çünkü mimarlık insanın yaşam biçimini şekillendiren en önemli etken. Bu yaşam şeklinin hele hele çarpıtılmış, insanları ortaçağa taşıyan, doğalarına aykırı olduğu için de Yaratana eş koşan bir görüş tarafından şekillenmesine karşıyım.

  28. Ali Doğançay

    Bu tartışmanın bir mimarlık sitesinde yapılmasının çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum. Ama yine de Kuran’ın ingilizce ve almanca çevirileri ile türkçede gördüğüm çevirileri arasındaki farklara bakarken Mustafa Sağ’ın benim bu dillerle karşılaştırma yaparak bulduğum çelişkisinin açıklamasını buldum. Bu açıklama hem tarihi kaynaklara, hem Zekeriya Hocanın görsellerle anlattığı duruma hem de Mustafa Sağ’ın açıklamalarına uyuyor. En önemlisi de Atatürk’ün sözlerinin dini açıdan ve Kuran açısından hiçbir mahzuru olmadığını kanıtlıyor. Bence bu tartışmaya nokta koymak için bu açıklamayı okumak faideli olacaktır.

    Alıntı Mustafa Sağ’ın makalesinden
    “HIMAR = ÖRTMEK
    “Kuran ayetinde ’başörtüsü’ diye bir kelime geçmemektedir. Buna rağmen tüm Kuran tefsirlerinde ve çevirilerinde Kuran ayeti ’başörtüsü’ olarak çevrilmiştir. Halbuki ayette geçen “HIMAR’ kelimesi ’Baş örtmek’ anlamında değil, sadece ’örtmek’ anlamına gelmektedir. Eğer, herhangi bir şey örtülecek ise. O şeyin vurgulanması gerekir. Örneğin masa örtüsü derken, örtmek kelimesinin yanına masa kelimesinin gelmesi gibi, başörtüsü dendiği zaman da “örtmek” (“hımar”) kelimesinin yanına “baş” (“re’s”) kelimesinin ’hımarü-re’s’ şeklinde gelmesi gerekir. Ayetteki ’hımar’ (’örtü’) kelimesinin yanında geçen ve vurgulayan kelime ’cuyub’ kelimesidir ki, ’yaka’ veya ’göğüs’ anlamına gelir. Çünkü, aynı kelime ’cuyub’ bir başka ayette (28:32) Hz. Musa’nın ’göğsüne/koynuna elini soktuğu’ şeklinde geçer. Yani, ’cuyub’ kelimesi, ’hımar’ örtmek kelimesi ile kullanıldığı zaman ’bihumûrihinne ala cuyubihinne’ başını örtmek değil, ’göğsünün üzerini örtmek’ anlamına gelmektedir. Geleneksel tüm yorumcular, Kur’an ayetini bilimsel bakışla değil de, birbirlerini taklit edip, ’Başörtülerini yakalarının üzerine kadar örtsünler’ diyerek ’Felyedribne’ fiilini de ’örtsünler’ diye tercüme etmişlerdir. Bu geleneksel yorumcular ’DaRaBe’ kökünden gelen bu kelimeyi burada, ’Başörtülerini örtsünler’ derken, bir başka yerde aynı ’DaRaBe’ kelimesini ’Kadınları DÖVÜN’ (Bak. 4:34) diye çevirmişlerdir. Özetle, Kuran’ın orijinal ayeti tüm açıklığı ile ortadayken, elverişli bir siyasal kullanım malzemesi olarak, sürekli gündemde tutulan başörtüsü, Kuran’ın değil, geleneklerin, kişisel görüşlerin dinleşmesinden kaynaklanmaktadır.” (S. 373)”
    Ali Doğançay Münih Almanya

  29. Anonim

    1970 yılına kadar sıkmabaş, soğanbaş. enginarkafa diye tabir edilen başörtüsü bağlama şekli yoktu. Bu tarihte Mısırda bir kongre toplandı ve müslüman kadınların diğer kadınlardan farklı olmaları gerektiği tezini ileri sürdü. O andan itibaren Türkiye’de Şule Yüksel Şenler’in öncülüğünde bir hareket başladı ve o ana kadar mevcut olmayan saç fetişizmi islamiyete sanki bir altıncı şartmış gibi girdi.
    Halbuki:
    Kuranda böyle bir şey yok. “Ziynet yerlerinizi göstermeyin” diyor Nur suresi. Bilindiği gibi saç ziynet takılan bir yer değildir.
    Kaldı ki ayetin gelmesine neden olan şey bir müslüman kadının mücevherlerinin görülmesi nedeniyle tacize uğraması. Kıskançlıkları çekmeyin onun için mücevherlerinizi örtün diye bir tavsiye söz konusu. Kaldı ki Zekeriya Beyaz hoca o dönemde Müslüman kadınların bırakın saçlarını örtmeyi çoğu mezhepte göğüslerini bile örtmediğini söylemekte.
    Yukarıdaki fotoğrafta kızlar erkekler hep birarada çağdaş dünyanın gelişmesinin sırrı da burada. Atatürk bu noktayı iki sözüyle çok iyi tanımlıyor:
    -Bir ulusun yarısı yere zincirlerle bağlıyken diğer yarısı nasıl gökyüzüne yükselebilir? (Son derece doğru bir saptama bkz: İslam ülkelerinin durumu.)
    – “Biz her nokta-i nazardan medenî insan olmalıyız. Fikrimiz, zihniyetimiz, tepeden tırnağa kadar medeni olacaktır. Medenî ve beynelmilel kıyafet milletimiz için layık bir kıyafettir onu giyeceğiz.” diyen Atatürk, 27 Ağustos 1925’te de Mahmudiye’de “Turan kıyafetini araştırıp ihya eylemeye mahal yoktur. Medeni ve beynelmilel kıyafet bizim için, çok cevherli milletimiz için layık bir kıyafettir.”
    Bu çok büyük bir güç, toplumlar bu temeller üzerinden kalkınıp biryerlere gelebiliyorlar.

  30. Muhammet Cezayirli

    “Rivayet olunur ki, Allah’ın Resulü, Hz. Ali ile Hz. Fatma arasında iş bölümü yaparak, dışarıyla ilgili işleri Hz. Ali’nin üzerine, evin içiyle ilgili işleri de, Hz. Fatma’ya yüklemişti. (Haşiyetü’r-Reddi’l-Muhtar, C.3, C. 579)
    Bu ve buna benzer hadisler, kadının görevinin kendi evinde olduğuna işaret etmektedir. İslam dini, kadının görevini evine inhisar ettirmiş olmakla, kadın varlığını küçümsemek ve değersizleştirmek yolunu seçmemiştir. Tam aksine, kocayı kadının geçimini sağlamak amacıyla ev dışında hatta icap ederse dünyanın dört bir yanında çalışmakla yükümlü kılmıştır. İslam bilginleri, kendini kocasının rahatını sağlamaya vakfettiği için, kadının nafakasını kocaya görev olarak yüklemişlerdir. Hatta kadının nafakasını temin etmek, diğer yakın akrabaların nafakalarını temin etmekten önde bir görevdir. (Neylü’l-Evtar, C. 6, S. 360)
    Görüldüğü gibi, adaletli bir iş bölümüdür bahsini ettiğimiz konu. Aslolan, kadının evinin iç işlerini yürütmek ve çocuklarını terbiye etmek amacıyla evde çalışması olduğuna göre, kocanın da onun her türlü ihtiyacını temin etmesi zorunlu olmaktadır. Böylesi bir durum, hak ve adaletin ta kendisidir. Çocukları, iyi bir insan olarak terbiye edip yetiştirmeleri ne büyük bir şereftir. Ve öyle pek de kolay olmayan bir iştir bu zira: “analar Hacer olmadıkça oğullar asla İsmail olmayacaktır!” Onun için şerefli olduğu kadar, zor ve müşkül bir faaliyettir ve büyük bir bilgi birikimi istemektedir…
    Erkeklerin eğiticisi ve mürebbisi olmak, şeref için kadına yeter de artar bile. Kadını korumak, kadına ikramda bulunmak, onun için emek harcamak, onun rahatını temin etmek için alın teri dökmek, kendi yuvası içinde çocuklarını uygun bir terbiye ile terbiye tedip yetiştirmek için kadına fırsat vermek erkeğin başta gelen görevleri arasındadır. Çocukları terbiye etmesi maslahatı uğruna gerekli gördüğü şeyleri kadına vermek, her akıllı kocanın görevidir. Bunlar yapabilmesi için de, kocanın emek ve çaba harcaması gerekmektedir. Ancak bu sayede kadın evinin sultanı olabilir.
    Kadının evinden dışarıda çalışmasını isteyenler ona büyük zulmetmiş ve en büyük hakkını elinden almış demektir. Onun topluma sunmuş olduğu güzellikleri tanıyıp anlamamış, erkekleri terbiye etmesine engel olmuş ve kadını mutsuzluğa sürüklemişlerdir. İşte selim düşüncenin verdiği karar budur. Nasıl olur da, İslam dini kadının evinin dışında çalışmasına izin vermez: “Kim İslamdan başka bir din ararsa, o kendisi için istediği din asla din olarak kabul edilmez.” (A’li İmran:85)
    Peki, evli kadınlar için bu tür meseleler dile getirilmişte bekâr hanımlar için ne söylenir derseniz onun da cevabını yine kuran ve sünnet perspektifinden şöyle izah edebiliriz: Zaruret hali olmaksızın, kadının kendi evi dışında çalışmasına İslam dini izin vermemiştir. Zaruret sebebiyle dışarıda çalışan kadının, erkeklerle bir arada çalışan kadının, erkeklerde bir arada çalışmaması, evden çıkarken, diğer erkeklerin dikkatini çekecek şekilde süslenip, açılıp saçılmamasını şart koşmaktadır. Zaruret halinde, kadının iki kızının kullandığı şu söz şuna delalet etmektedir ki o da şudur: “Babamız artık çok yaşlanmış bir ihtiyardır. Biz de onun için ona hizmet için çıkıyoruz!” (Kasas: 23)”
    Kaynak: http://gulnihalingezegeni.azbuz.ekolay.net/blog/yazi/oku/5000000012700027/ISLAMDA-KADININ-CALISMAMASI-DAHA-HAYIRLIDIR
    Yani kimseyi kırmak istemiyorum. Benimkisi sadece bir durum tesbiti:)))) Kırdıysam özür dilerim.

  31. Muhammet Cezayirli

    Televizyonda Hilal TV’de şu anda kadınların erkeklerle aynı işleryerlerinde yanyana çalışmaması gerektiğini söyleyen birisi var. Kafasında başörtüsünü çözmüş bir adım da ileri gitmiş…Bu dünya kesinlikle yukarıdaki dünya değil. Bu dünyanın yukarıdaki dünyanın gücü karşısında hiçbir şansı da yok.

  32. Anonim

    Gelişmiş olmak zengin olmak anlamına gelmiyormuş, yaşam tutkusu, birşeyler yapmaktan alınan zevk, düşünce ve kültürün önemi… özgürlük, serbestlik, doğmalara boğulmuş olmama fışkırıyor bu fotoğraflardan …bizim başörtülü kızlara karşı ön yargıyla yaklaşan insanları düşünüyorum da. Baştan batıyorlar.

  33. Muhammet Cezayirli

    Gelişmiş olmak zengin olmak anlamına gelmiyormuş, yaşam tutkusu, birşeyler yapmaktan alınan zevk, düşünce ve kültürün önemi… özgürlük, serbestlik, doğmalara boğulmuş olmama fışkırıyor bu fotoğraflardan …bizim başörtülü kızları düşünüyorum da. Baştan batıyorlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir