Beykent Üniversitesi 2011-2012 Güz Dönemi Proje V öğrenci çalışmaları.

Küresel Dönüşüm Süreci Kapsamında İki Müdahale: Ayazağa’da İki Proje Konusu

Prof. Dr. Şengül Öymen Gür
Öğr. Gör. Yılmaz Kuyumcu
Araş. Gör. M. Orkun Özüer
Araş. Gör. Pınar Öktem
Soru(n)
Ayazağa, İstanbul’un küresel etkiler sonucunda lineer hatlar üzerinde yeni merkezler üretme süreci içine girmesiyle atıl kalan bir köyceğiz. Mecidiyeköy-Zincirlikuyu-Maslak Aksı, Bağlarbaşı-Altunizade-Ümraniye aksı, Kozyatağı-Ataşehir aksı, Bakırköy-Güneşli-İkitelli aksı, Avcılar-Beylikdüzü-Haramidere aksı, Levent-Kavacık aksı, hepsi onu transit geçiyor. Her ne kadar Ağaoğlu yanına kadar sokulduysa da Ayazağa’nın oracıkta süzülüp-büzülüp kalakalma olasılığı yüksek. Kendi içinde kalkınmak zorunda kalacak kentsel yoksunluk alanlarından biri Ayazağa. Küreselleşmenin ortaya çıkardığı yönetişim (governance) anlayışı içinde kamusal girişimin risk absorpsiyonu anlamında sürece önderlik ettiği bir özel gayretle acaba Ayazağa küçük topluluğunu geleceğe taşımak olanaklı olabilir mi?



Bu soruyu T.C. Beykent Üniversitesi 5. yarıyıl proje grubuyla ve diploma öğrencileriyle araştırmak istedik. 5. yarıyıla bir ‘Belediye’ (1), diploma grubuna bir ‘Topluluk Merkezi’ konusu verdik. Hangi girişimci bir ‘belediye’ binası yapmak ister ki? Ama topluluk merkezinin yapım ve işletmesini üstlenme koşuluyla belki biri çıkar, bir ‘belediyecik’ de yapar Ayazağa’ya… Böyle düşündük. Burada ‘belediye’ çalışmalarımızı paylaşmak istiyoruz.
Yerel Yönetişim Binası (eski adıyla, belediye binası)
Kentsel yaşamla ilgili neredeyse tüm hizmetlerin özel teşebbüse devredildiği günümüzde varlığını sürdürmekte olan sayılı toplumsal ve kentsel örgütlenmelerden en başta olanı yerel yönetimlerdir.
Yerel yönetimlerin işlev gördüğü binaların en önemli özelliği bunların tasarımında işlevsel ve rasyonel tavırların ekonomik koşullar gereği benimsenmesidir. Ancak diğer yönden, yerel yönetimlerin binaları olan ‘belediyeler’, bir karşıtlık üzerine tasarlanıp inşa edilmek zorundadır: bir yandan ekonomik, işlevsel, yetkin, rahat kullanılan ve işleyen binalar olması gereken ‘belediye’ binaları aynı anda bulundukları çevrenin bir güç simgesi olma durumundadırlar. Bu ciddi çelişkinin sonucu olarak ‘belediyelerin’ tasarım kavramlarından birisi olan simgesellik,
– ulusal, bölgesel, yerel kimliği dışa vurmak,
– halka açık, davetkâr ve bağışlayıcı olmak,
– dikkat çekerek, akıl çelerek mikro cemiyetin kıvanç kaynağı olmak,
– yenilikler tanıtmak, günün teknolojilerini ve konstrüktif özelliklerini kullanarak “çağdaş” olmayı yansıtmak,
– yüksek estetik değerler barındırarak hizmet ettiği toplumun estetik anlayışını geliştirmek, anlamsal okuma zenginliğini teşvik etmek, gibi tasarım kavramlarını barındırır.
Vitruvius’un üç temel parametresine, “Utilitas, Firmitas, Venustas” (kullanışlılık, sağlamlık, güzellik), Alberti’nin dışavurum, coşku, heyecan gibi açıklanabilecek “sensuous” kavramı neden eklenmesindi ki? (2)



Bu arada, Ayazağa ‘Belediye’ kompleksinin bu sayılanlara ek olarak “gentrification” (soylulaştırma) gibi bir süreci tetikleyici bir öge olabileceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Soylulaştırmaya muhtaç bir semtte simgesel bir yapının tetikleyici rolü gözden kaçırılamaz. Bu nedenle ‘Ayazağa ‘Belediye’si heykelsi bir anıtsallıkla anayola kendisini tanıtmalıdır,’ dedik. İşlevsel açıdan ise İç mekânların tasarımında halk birikimine açık odaklar yaratılması ve bu noktalara kolay erişimin sağlanmasını önemle salık verdik.
Yöntem
Örnek çalışma aşamasında, Clark ve Pause’un “Architectural Precedents” başlıklı kitabında öğretilen “analitik inceleme tekniği” ve onların önerdiklerine ek olarak aşağıdaki kavramların da incelenmesini sağladık: (3)
– Dolaşım ve Odaklar (Plan düzeyi)
– Erişilebilir olan (halkla doğrudan temas edilen noktalar) / erişilemez olan (iç ve dış kullanıcı arasındaki kontrollü temas noktaları)
– Mesai saati hizmetleri / 24 saat hizmetler
– Dolaşımın toplam kat planları üzerinde kapladığı alanın genel alana oranı
– Cephelerde opaklık/saydamlık tutumu
– Başkanlığın planda yerleşim yeri ve biçimi, kütledeki efekti
– Halka sunulan artı değerler (rekreasyon olanağı, açık alanlar,vb)
Bu çalışmaya koşut olarak Aykut Karaman’ın geliştirdiği Triyoloji Yaklaşımı (Topoloji, Morfoloji ve Tipoloji) ile arazi analizlerini yaptık. Arazi Ayazağa’da terk edilmiş sabun fabrikasının yeri olarak belirlenmişti. (4) Analizler doğrultusunda doğrular/yanlışlar, iyiler/kötüleri tanımladık ve sonra öğrencilerden programdaki işlev alanlarını (odalar, salonlar, vb.) 1/500 ölçekte hazırlayıp, işlevsel bütünlere (örneğin, müdürlükler, vb.) varmalarını istedik. Daha sonra bunlardan doğru ve yanlışlarımızı, iyi ve kötülerimizi göz önünde bulundurarak imgesel konfigürasyonlar oluşturmalarını önerdik. Bir sonraki derste her biriyle önerilerini tartıştıktan sonra bunlara üçüncü boyutu katmalarını ve belli sayıda öneri-çalışma maketiyle gelmelerini istedik. Sonraki aşamada tartışmalar yoluyla seçim yaptık ve geliştirme aşamasına geçtik. Doğaldır ki bazı öğrencilerle seçim süreci bir süre ertelendi, öğrencilerin çalışmalarını geliştirip getirmeleri istendi.



Burada belirtilen yöntemsel adımlarla sürdürülen çalışmanın geliştirme aşamasının ürünlerinden bir seçkiyi aşağıda eleştirilerinize sunuyoruz.
(1) Bu yazıda kendisi dönüşüm süreci içinde olan belediyelerin değişmekte olan rolüne vurgu yapmak için belediye sözcüğü sürekli tırnak içinde kullanılmıştır.
(2) Leon Battista Alberti, De re aedificatoria (1452, Ten Books on Architecture).
(3) Roger H. Clark ve Michael Pause, Precedents in Architecture: Analytic Diagrams, Formative Ideas, and Partis, Wiley, 3.baskı, 2004.
(4) Aykut Karaman, Architectural Heritage Today, Workshop I: İstanbul and Süleymeniye Area, İstanbul, Temmuz-Ağustos, 1995.


















64 Yorum
zed
mimarlık camiiasında bu kadar entrika olurmu yahu… herkes o okulda bu hoca şu hoca ne yapmış ne etmiş bunun peşinde.. beykentte okuyan biri olarak her hocamızın bilgi ve mimari perspektif açısından son derece dolu olduğunu söylemek istiyorum.bu bir gerçek… beykentte mimarlık eğitimi babalar gibi veriliyor…bunu bilir bunu söylerim…
kemal soylu
gerçekleri yazınca kimse buna tahammül edemiyor, yazık çok yazık niyetimiz eleştirilerin olumlu yada olumsuz olarak yapıldığını herkesin tarafından görülmesini sağlamaktı.
kemal soylu
evet, bende aynı durumdan haberdarım, yukarıda yazdıkları gibi her ne kadar da beykent mimarlıktan iyi haberler gelmesede sizin dediğiniz gibi çok saygıdeğer hocalarımız o bölümde eğitim vermekte, yukarıda yer alan proje oldukça başarılı şayet genç akademisyenlerden çok kişinin rahatsız olduğunu ve bunların oldukça da başarısız olduğunu değerli hocalarımızın birinden bizzat kendim öğrendim.
Saygılarımla.
Mim. Kemal Soylu
misafir
Beykent bir nebze de olsa istanbul da bulunan vakıf üniversitelerinden bir adım önde, bazı bölümlerinde kaliteli akademik personeli mevcut. Haberlerini sık sık almaktayız dışarıdan gözlemlediğimizde de, mimarlık kadrosunda bu kaliteyi görememekteyiz. Globalleşen bir meslek, her geçen gün kendini geliştiren, ilgi uyandıran bir meslek dalı olduğu halde, beykentin mimarlık kadrosu beykenti kesinlikle haketmiyor. Bir çoğunun ismini sadece mimari proje yarışmalarında görebilirsiniz. Somut projeleri veya uygulamaları olmadığı gibi olan projeleride eleştirmekten kendilerini yoksun tutmadıklarının haberdayız :))
Ancak bu kadronun içeresinde yıllar önce bizlere eğitim veren saygıdeğer profesörlerimiz var, böyle güzel hocalarımızın bu yrd. doç.’ ler ile çalışması veya aynı ekipte yer alması bizi derinden üzmekte.
Mim. Kadir Çağlar
hocalarımın ve ögrencilerin hepsini tebrik ediyorum yogun ve özverili
çalışmalar oldugu cok belli… yılmaz hocam bızım de projelerimizi yagınlatmıstı ama görüyorumki gün gectıkce daha güzel projeler cıkıyor ortaya emegı gecen herkezin eline saglık…
Şengül Öymen Gür
Sn. Aslantürk,
İlginize çok teşekkürler. ODTÜ’den sayın Aydan Balamir ile anlaştık. O da çalışmalarını MİMDAP’ta yayınlayacak.
Küresel olanın bir parçası olabilmek ve kültürümüzü uluslararası platformlara taşımak esastır. Ama, bu kürenin selinin alıp götürdüğü atık olmamak için yerel eleştiri kültürünü de oturtmaya çalışmalıyız. En azından ben böyle düşünüyorum. Bu sitedeki paylaşımın asıl hedefi yerel eleştiriyi canlandırmak, lokalitenin kültürel varoluşunun kimliğini oluşturmak ve geliştirmektir. Sayenizde bunu yapıyoruz… Şükranlar sunarım.
Fatih Gündoğdu
Nasıl ilerlediğinizi, ne kadar zorlu ve uzun bir yolu aşmakta olduğunuzu, ve bunu da ne kadar büyük bir gelişme ile başarabildiğinizi görmek o kadar güzel ki. Hepinize ayrı ayrı başarılar ve sevgiler…
Mehmet Ali Aslantürk
Eğer buradaki çalışmaları diğer üniversitelerdekilerle karşılaştırmak ve mukayeseli olarak bir fikir edinmek isterseniz ne durumda olduğunuzla ilgili (öbür dünyadaki hesap konusunda :))) lütfen bilgi üniversitesi için: http://mimarlik.bilgi.edu.tr/pages/student.asp?typ=1&season=11&oid=sub7&selid=35 adresine,
Odtü için http://www.arch.metu.edu.tr/doc/foa_2010.pdf adresine gidebilirsiniz.
Gördüğüm kadarıyla hocalarınız yırtmış. :))))))
Diğer üniversiteler ise maalesef sütre gerisinde yaşıyorlar.
Ali Yalçın Tunalı
Yök sistemi ortalama insan üretmekte, çünkü üniversiteler de ancak ve ancak rekabet ortamı içinde olurlarsa fark yaratırlar. Müfredatı YÖK tarafından verilen, para makinesine dönüştürülen, o başörtüleri ile hayatları karartılan, cemaat evlerine mahkum edilen, hurafelere boğulan çocukların ne suçu olabilir ki? Cemaat evleri toplumumuz için tam bir şeytan kapanına dönüşmüş durumda. Siyaset bezirganları da bundan medet umuyor.
İslamiyette olmamasına rağmen örtünmeyi müslüman olma zanneden, bu yolla siyasi bir simgeye dönüşüp toplumdan intikam alan zavallı gençler… İtalya’da kara gömlekliler, Almanya’da Kahverengi gömlekliler bizde türbanlılar aynı kin nefret ortamı. Tabi böyle bir ortam da ancak cehaletin eğitiminin verilmesi ile mümkün olabilirdi. İ.S için İslamdan sonra demek, biz halen Bizansta yaşıyoruz, Padişahımız ise Murat Han demektir bunun bile farkında değil, gençler.
Asıl sorulması gereken soru şu, bu rezaletlerin hesabını biz “büyük yetişkinler” eğer varsa öbür dünyada nasıl vereceğiz?
Şengül Öymen Gür
Sn. Köklü,
İ.S kısaltmasını İslamiyetten Sonra zanneden çocuklarımızın hallerine asla kimse gülmüyor. Onları bu hale getiren sisteme gülüyor, zaten. Ama, her göstergeyi “islamiyet” olarak yorumlamaları da bir dönemsel ironi gibi, değil mi?
Her neyse… burada mimarlığı tartışıyor olmak beni daha çok mutlu ederdi. Ama burası da serbest kürsü:))) Hiç olmazsa burada demokrasinin tadını çıkaralım:))))
Şengül Öymen Gür
Sevgili Fikret ince notun için teşekkürler…Size de sayın Sepin…
Konunun dağılmasını çok doğal karşılıyorum. Ülkemiz çok ciddi sorunlarla karşı karşıya. Söylenen hemen her şey doğru ve elimiz kolumuz bağlı. Bizzat kendi koyduğu yasalarla sıkışıp kalan bir ülke…Bursa’da “Dönüşüm” tartıştık ve sonunda olayın “Dönüştür-Bölüştür” olduğuna karar verdik.
Ama sonuç olarak biz akademisyeniz ve görevimiz “eğitmek”. Tüm zorluklara, kişi başına düşen inanılmaz mimarlık öğrencisi sayısına karşın ve tüm diğer engellere karşın elimizden geleni yapıyoruz ve paylaşıyoruz. Diğer bölümlerin ürünlerinin de burada paylaşılması en kısa ve öz karşılaştırma ortamı yaratacaktır. Herkesi davet ediyorum. Saygılarla.
H.Ayşe Köklü
Öğrencilerimizi dershanelere hapsediyoruz. Yabancı yaşıtları resim, spor yaparken, kızlı erkekli eğlenirken, gezilerle görgülerini arttırırken bilimsel eğitimin en kötü şekli olan test çözmeye yöneltiyoruz. Böylelikle bilgi bir olgu olmaktan çıkıyor, verilen seçenekler arasında bir ihtimale dönüşüyor. Öğrencilerimize de ihtimaller arasında seçim yaparak şansını arttırmayı öğretiyoruz, dershanelerde. Bilginin kendisi de anlamsızlaşıyor. Sözgelimi dershaneci, çocuklara “eğer bu tür sorularda cevaplar arasında negatif sayı varsa onlar olamaz eleyin, çift sayıların şansı daha fazladır” diyor. Böylece, bilim adamlarının laboratuvarlarda, araştırma kurumlarında yıllarını vererek ortaya koydukları olgusal bilgi, soyut anlamsız, öyleyse böyle oyununa dönüşüyor. Ve biz koca koca insanlar bu durumdan hiç utanmıyor rahatsızlık duymuyoruz. Sonra da çocuklarımız niye böyleler diye şikayet ediyoruz. Üstelik ona bile hile karıştırıyor, karanlık cemaatlerin sinsi emellerine kapılar açıyoruz.
Yılmaz hoca “İS yi öğrencilerin İslamdan sonra” zannettiklerini söylemiş, iyi marifet.
Bir de çocuklarımızın hallerine gülelim.
Aman ne başarı.
Kemal Cantürk
Össnin olduğu yerde “yüzme havuzuna gitmemiş, erkek/kız arkadaşlarıyla spor yapmamış, kütüphane nedir görmemiş, spor sahasına gitmemiş” gençten başka ne yetişir. Pırasa mı?
Kemal Cantürk
Sizleri okudukça ağlamak geliyor içimden. Bu kadar karamsar olmayın. Bakın öss kalkacak dedi, hocalar tvleri dolaşıp öss’nin ne kadar vazgeçilmez, ne kadar önemli bir meret olduğunu anlatmaya giriştiler.
Ali
Yılmaz Hoca anlatmıştı, Üniversite öğrencilerinin İ.S, İ.Ö’yü İslamdan önce, İslamdan sonra zannettiği bir toplumda yaşıyoruz. Emanuel Kant denildiği zaman akıllarına sadece porno filmler, Marx denildiği zaman Marks&Spencer geliyor. Yani sorun sadece üniversitelerin değil liselerin, ortaokulların, ilkokulların ve ailelerin sorunu. Hayatında yüzme havuzuna gitmemiş, erkek/kız arkadaşlarıyla spor yapmamış, kütüphane nedir görmemiş, spor sahasına haftada en fazla bir defa o da ÖSS yoksa gidebilmiş, dans etmeyi bilmeyen üstelik günah sayan gençlerden başka hiçbir şey bekleyemezsiniz. İmam hatipler ise bu “gelişkin kültür ortamına” sadece tüy dikerler
Önce yaşayacaklar ki yaşatabilsinler.
Sait Ali Çiftçi
Tabi bunun için sendikalaşmış, dernekleşmiş, örgütlü bir toplum ve sapı samanı birbirine karıştırmayacak düzeyde modernleşmiş insanlar olmak lazım.
Sait Ali Çiftçi
Çözüm demokraside. Eğer:
-bir sorun varsa ve sorundan zarar görenler olasılı çözüm için yetkiliyse sorun olabilecek en kolay ve çabuk yoldan çözülür:
.Öğrenciler demokratik bir ortamda sadece sorunlarını anlatmakla yetinmiyorlar aynı zamanda çözüm için de harekete geçebiliyor ve baskı yapabiliyorlarsa sorunlar çözülür.
.Hocalar demokratik bir ortamda sadece sorunlarını anlatmakla yetinmiyorlar aynı zamanda çözüm için de harekete geçebiliyor ve baskı yapabiliyorlarsa sorunlar çözülür.
.Müstahdemler demokratik bir ortamda sadece sorunlarını anlatmakla yetinmiyorlar aynı zamanda çözüm için de harekete geçebiliyor ve baskı yapabiliyorlarsa sorunlar çözülür.
.Mimarlar demokratik bir ortamda sadece sorunlarını anlatmakla yetinmiyorlar aynı zamanda çözüm için de harekete geçebiliyor ve baskı yapabiliyorlarsa sorunlar çözülür.
12 Eylül rejimi bu sorun sahibi ile çözüm yetkilisi arasındaki ilişkiyi koparttı. Şimdiki hükümet ise bir darbe ihtimalini ortadan kaldırmak ve yapmak istediklerine ortam hazırlamak için aslında en fazla yararlandığı 12 Eylül rejimini mahkemeye vermiş gibi yapıyor. Ancak ne yüzde on barajına, ne siyasi partilerdeki başkanlık sistemine itirazı yok doya doya kana kana kullanıyor.
Türkiye’nin bu sorunu çözmesi lazım yoksa daha çoook H.A’lar görürüz.
Anonim
Le Corbusier lütfen
H.A.
Babam bana ancak giysilerimi ve ayakkabılarımı alabiliyordu. Onun için bile çaba gösteriyordu. Eğer gerçekten hem insanüstü bir çaba hem de şansım olmasaydı bu gün bu yazıyı yazıyor olmayacaktım. Siz iyi yeterli eğitim konusunda meslek açısından haklı olabilirsiniz ama unutmayın Corbusyer lise mezunu bir teknisyendi. Anadoludaki fakültelerin mükemmel olmadıklarını söylemek kolay ancak bu sözlerde gizlenen öneri ise bunların kapatılıp rekabetin olmadığı bir mutlu ortam yaratılması İstanbullu mimarlara. Bu hem AKP’ye malzeme sağlıyor seçkinler filan diyor, hem de bizim gibi imkansızlıklardan gelenlerin bilinçaltına hitap ediyor.
Çözümün bu durumda ne olduğunu bilmiyorum ama zavallı babamın ben daha mezun bile olamadan ve en önemlisi ona hiçbir şey veremeden vefat etmesini içime sindiremiyorum.
anadolunun bağrı
Bizim burada derslere kentimizin nadide mimarları giriyor. Autocad öğrenmişler onu öğretiyorlar birde ruhsat projesi nasıl hazırlanır, fenişlerinden ahmet beyi görecen o sana istikamet, çap filan verecek…. Önden, yandan, arkadan, çek cepheye güzel pencereler, balkonlar yerleştir, planları önde salon ortada mutfak, arkada yatak odalırı banyo, ebeveyn banyosunu unutma tamam geçtin çarpı dört al sana diploma. Artık askere gidebilir kısmetin varsa evlenebilirsin.
Siz o hocaları öpün de başınıza koyun.
İsmimi yazsam var ya:)))
Fikret Evci
Beykent Mimarlık Bölümünün sorgulandığı bu dönemde bu projelerin Mimdap ta her sene olduğu gibi yayınlanmasını son derece anlamlı buluyorum..Yavuz beyin belittiği gibi bunlar öğrenci projeleri..Üstelik ben bu öğrencileri tek tek tanıyorum bazıları ilk sınıflardan itibaren son derece başarılı öğrenciler bazılarının ise ortaya koyduğu gelişmeden dolayı onları tebrik ediyorum..Aynı sınıfta olup burada yayınlanmayan oğrenci projelerin de aynı kalitede olduğuna inanıyorum..Aferin size genç meslektaşlarım..Başta Şengül Öymen Gür,Yılmaz Kuyumcu,Orkun Özüer ve Pınar Öktem i kutluyorum…Bu gençlerin başarılarının devamını diliyorum..Belki Yılmaz diğer projelerden bazılarını daha yayınlarsa..Tartışma belki daha fazla öğrenciler üzerinde yoğunlaşır
Doç.Dr.Fikret EVCİ Beykent Mimarlık Eski Öğr.Üyesi
yavuz selim sepin
Bu öğrenci kardeşlerimi, ve hocalarını kutlarım. Ellerine sağlık. Eleştirilerde bu arkadaşların öğrenci olduklarını unutmayınız. (Fakültelerin kalitesinin tartışıldığı bir ortamda….)
çoğu yarışmalarda büroların katıldığı projelerden daha seviyeli bir çalışmadır bunlar. Tabii burada hocalarının etkisi azımsanmayacak derecede olduğunu kabul etmek gerek.
başarılarının devamını dilerim. Yorumların sayısı ve uzunluğuna bakılacak olursa bu çalışma amacına ulaşmıştır.
saygı ve sevgilerimle
can gençkal
projelerin kalitesi, konuya yaklaşımlarındaki açıklık ve derinlik bu tarz çalışmalara profesyonel hayatta daha iyi cevap verebileceklerini gösteriyor. Mimar adayları ve grup hocalarını kutluyorum.
Anonim
Sayın İlker bey,
Ben YÖK’ün yararsız olduğunu düşünmüyorum. Çünkü:
Eğer YÖK olmasaydı, özel üniversitelerde hocalara verilen ücretler devletin altında bile olurdu.
Hocaları Mütevellinin şerrinden hiçbir şey koruyamazdı.
Eğitim programları alır başını giderdi. Çoğu üniversite işi bedeli karşılığında diploma satmaya çevirirdi.
YÖK olmasaydı hocalar anormal kalabalık sınıflarda sembolik dersler yapmak zorunda kalırlardı. Bunu denetleyen bir mekanizma olmazdı.
Üniversiteler kendileri öğrencilerini seçme durumunda kalırlardı. Çünkü eğitim ortak bir zemine oturmayacağı için ortak imtihan, ÖSS olmaz her üniversite kendi öğrencisini seçerdi. Kimbilir neler dönerdi?
Buna karşılık:
Üniversite giriş sınavlarında CEMAAT kendi öğrencilerine çözüm anahtarlarını dağıtamaz yeteri kadar nitelikli yapabiliyorlarsa -ki gördüğüm kadarıyla bu durum yok- kendi üniversitelerini açarlardı.
Doğuda yapılan PKK yönlendirmeli sınavlar olmaz, doğu illerinden çıkan garip sonuçları görmezdik.
Aslında doğru olanı Üniversite yönetimlerinin gerçek demokrasiye oturması. Yani ne YÖK gibi bir üst kurulun ne de mütevellilerin söz hakkının olmadığı hocaların serbest rekabet ortamında serbestçe seçtikleri yönetimler tarafından yönetilmesi.
Batı toplumlarında bu böyle herhalde adamlar bizden geri değiller.
Yılmaz bey, kusura bakmayın ismimi yazamayacağım.
Yılmaz Kuyumcu
Lütfen isimlerinizi de yazmaktan çekinmeyin (her ne kadar ortam tersine gitse de)
Eğer överken bile isimlerinizi koymaktan çekiyorsanız, bizim vermeye çalıştığımız “eğitim” boşa gitti demektir.
“Sadece öğretim” de, emin olun, bir üniversitede sadece yetersiz değil aynı zamanda anlamsızdır.
Anonim
Benim hatıram daha hoş, gündüzden hazırlık yapmıştık, gece yarısından sonra Buzul Çağı filmini seyredecektik. Saat bir gibi (gece yarısından sonra) hoca geldi. Hep birlikte seyrettik. Önerim bir onuncu yıl partisi verelim 12.katta -eğer hala uygunsa- Hem de bunları anı defteri yazar gibi değil yüz yüze konuşalım.
Anonim
Bizim anılarımız da inanılır gibi değil, Beylikdüzü 12.kat anıları. Bazen herhalde rüya görmüşüm, böyle bir şay yaşamış olamam diyorum ama CD’si var. Kar soğuk, kar tatili, elektrik sobaları, 12 kata tırmanan bilgisayarlar eski 17 inç ağır monitörler, topluca kurulan yemek masaları, kahve çay bütün hafta ve 24 saat, masa üzerinde-altında uyumayı orada öğrendim. Sağolsun hocam:)
Ali
Bizim öğrencilik zamanımızda hocamız Prof.Dr.İbrahim Sanlı’nın başlattığı “vision for İstanbul” adıyla verilen bir ders vardı. Biz bu dersi ikinci yılında Küçükçekmece Kumluk’da almıştık. Bu ders zaman içinde başlı başına bir mimarlık yaklaşımına dönüştü. Yılmaz hoca bu proje dersini şehircilik projesiyle başlayan mimari projeyle tamamlanan bir süreç eğitimine dönüştürdü. Bize kil kullanmayı, kil ile şehircilik maketi yapmayı sonra bunu kalıcı malzemelerle ve bilgisayar teknikleriyle projeye dönüştürmeyi öğretmişti. İkinci safhasında da projenin içinden bir yeri seçip büyük ölçekte mimari projesini hazırlıyorduk. Mezun olduktan sonra hayat gailesi hay huy içinde bu yöntemi kullanmaya hiç fırsatım olmadı ancak her yaptığım projeye de acaba başka nasıl olurdu diye bakma imkanı buldum.
En son fakülteme geldiğimde Zorlu projesi üzerinde çalışıyorlardı. Şimdi de zincirlikuyudan geçerken keşkeler çekiyorum.
Kil bizim zamanımızda çok sorun yaratıyordu atölyede, başta üst baş her yer kirleniyordu ama sonucun da ayrı bir keyfi vardı. Fakülte Taksim’e yeni taşınmıştı, geceleri kalmamıza izin vermiyorlardı, bir gece güvenlikcileri atlatıp kalmıştık, en üst katın muhteşem manzarasına bakarak çalışmanın bambaşka bir keyfi vardı hep hatırlıyorum, benim için Beyoğlu demek altıncı kat demek. Bu hafta hocayı gördüm arabasında kendi halinde gidiyordu, eminim müzik dinliyordur. Çünkü stüdyoda çok sessizlik olunca “çayı kahvesi müziği olmayan stüdyo olmaz” derdi.
Yılmaz Kuyumcu
Sayın Salih Peker,
Öğrencilerimiz hazırladıkları projeleri odanın mesleki denetiminden geçirdikleri bir ders vardı. İlker Avcı bey onu anlatmak istiyor. Selamlar.
Salih Peker
Şimdi gördüm öğrenci projeleri onay için mimarlar odasına mı gönderiliyor? Ne iş anlamadım.
Salih Peker
Valla bizim Mimar Sinan’da daha çok hoca fazlalığı var, bazı dersleri üç hoca paylaşıyor stüdyolarda bazen o kadar çok hoca başımızda dolaşıyor ki başımız dönüyor. Birinin dediğini diğeri yalanlıyor. Bizi şaşkına çeviriyorlar. Herhalde Mimar Sinan’ın deniz manzarasından bütün güzel yerler hocalara ayrılmış biz kara tarafında ders yapıyoruz hiçbir hoca emekli olmadan ayrılmıyor, deniz kıyısında keyifleri yerinde. İsterseniz bir miktar hocayı size gönderebiliriz.
İlker Avcı
Bunlar da bir mimarlık fakültesindeki derslerin taşımaları gereken nitelikler. Şimdilik Akreditasyon Komitesi çalışmalarını tamamlamış değil, onaylamalar gerçekleşmedi. Ancak bu yakın gelecekte gerçekleşmeyecek değil. Bence öğrenciler derslerini seçerken aşağıdaki maddelere dikkat ederlerse ve bu maddelerde anlatılan niteliklerdeki derslerden seçimlerini yaparlarsa bir sorun yaşamazlar. Bence eğer bir öğrenci sırf kolay diye kendi bölümüyle alakası olmayan bir dersi seçtiyse diplomasının meslek uygulaması yapması yetkisi vermemesinden de şikayet etmemeli.
1. Konuşma ve yazma becerileri; etkin okuma, yazma, dinleme ve konuşabilme becerisi
2. Eleştirel düşünme becerisi: Açık ve net soru geliştirme, soyut düşünceleri düşünceyi ifade için kullanma, karşıt görüşleri değerlendirebilme, iyi sorgulanmış sonuçlara ulaşabilme ve bunları benzer ölçüt ve standartlarla test edebilme becerisi
3. Grafik anlatım becerisi; uygun sunumlar yapmak için el çizimleri ve bilgisayar teknolojilerinin de kullanıldığı çeşitli tekniklerle programlama ve tasarım sürecinin her aşamasını biçimsel olarak ifade edebilme becerisi (bölümdeki tüm bilgisayar dersleri kaldırıldı, tasarruf ediliyormuş)
4. Araştırma becerisi: Mimari süreçlerde ilgili bilgileri elde etme, değerlendirme, kayıt etme ve uygulama becerisi
5. Biçimsel kompozisyon sistemleri: İki ve üç boyutlu tasarım, mimari kompozisyon ve kentsel tasarımda görsel algı ve düzenleme sistemlerinin oluşum, gelişim ve uygulamalarını anlama
6. Tasarım becerileri: Temel mimari ilkeleri bina, iç mekân ve yerleşim tasarımı düzeyinde uygulama becerisi
7. Takım çalışması becerileri: Bireysel yetenekleri arttırıcı farklı rolleri teşhis etme ve üstlenme yolu ile tasarım ekibinin bir üyesi olarak ve diğer ortamlarda başarı ile birlikte çalışma becerisi
8. Batı mimarlığı: Mimarlık, peyzaj ve kentsel tasarımda batı mimarlığının kuralları ile bunları şekillendiren ve sürdüren iklimsel, teknolojik, sosyo-ekonomik ve diğer kültürel faktörleri anlama,
9. Batı dışı mimarlık: Batı mimarlığı dışında kalan mimarlık, peyzaj ve kentsel tasarımda batı mimarlığının kuralları ile bunları şekillendiren ve sürdüren iklimsel, teknolojik, sosyo-ekonomik ve diğer kültürel faktörleri anlama
10. Ulusal ve bölgesel mimarlık: Yöresel mimarlık da dahil olmak üzere ulusal ve bölgesel mimarlık, peyzaj ve kentsel tasarımda ulusal gelenekler ve tarihi mirasın etkilerini anlama
11. Tarihi çevre koruma ve restorasyon: Tarihi çevreyi tanıma ve koruma bilinci kazanma; tarihi anıtları ve yapıları belgelemek ve restorasyon projelerini hazırlamak için gerekli temel teknikleri anlama
12. Örneklerden yararlanma becerisi: Mimari ve kentsel tasarım projelerinin oluşturulması ve geliştirilmesinde programa yönelik ve biçimsel olarak uygun örnekleri ortaya çıkarabilme becerisi
13. İnsan davranışları: Fiziksel çevre ile insan arasındaki etkileşimi anlama
14. Kültürel farklılıklar: Farklı kültürleri karakterize eden gereksinim istek, davranış kalıpları, sosyal ve mekânsal örüntülerin farklılığını anlama
15. Erişilebilirlik: Değişik fiziksel engellilerin yaşamasına uygun bina ve yerleşme tasarımı becerisi
16. Sürdürülebilir tasarım: sürdürülebilirliğin mimari ve kentsel tasarım kararlarında doğal ve kültürel açıdan önemli bina ve alanları da kapsayan yapay kaynakların korunması ve sağlıklı bina ve yerleşimlerin oluşturulmasını anlama
17. Program hazırlama: Kapsamlı programı olan bir mimari projenin müşteri ve kullanıcı ihtiyaçlarına, uygun emsallere, mekân ve ekipman ihtiyaçlarına, saha koşullarına, ilgili yasa ve standartlara tasarım kriterlerine göre değerlendirebilme becerisi
18. Arazi koşulları: Arazilerin doğal ve yapay özelliklerinin dikkate alınarak yerleşme ve bina tasarımı becerisi
19. Taşıyıcı sistemler: Düşey ve yanal kuvvetlerle ayakta duran strüktürlerin davranış ilkeleri ile çağdaş taşıyıcı sistemlerin gelişim ve uygulamalarını anlama
20. Çevresel sistemler: Çevresel sistemlerin tasarımında aydınlatma, akustik, iklimlendirme ve enerji kullanımı konularının temel ilkelerini anlama
21. Yaşam güvenliği: acil kaçış konusuna vurgu yaparak yaşam güvenliği sitemlerinin temel ilkelerini anlama,
22. Bina kabuğu sistemleri: Bina kabuğu malzemeleri ve sistemleri tasarımının temel ilkelerini ve doğru uygulama şekillerini anlama
23. Bina servis sistemleri: Tesisat, elektrik, düşey sirkülasyon, iletişim, güvenlik ve yangın koruma sistemlerinin oluşturduğu bina servis sistemleri tasarımının temel ilkelerini anlama
24. Bina sistemlerinin entegrasyonu becerisi: Bina tasarımında, strüktürel, çevresel, güvenlik, yapı kabuğu, bina servis sistemlerini değerlendirme, seçme ve entegre edebilme becerisi
25. Yapı malzemeleri ve uygulamaları: Yapı malzemeleri ve bileşenlerinin üretim, kullanım ve uygulamalarıyla ilgili ilke ve standartları anlama
26. Yapım maliyeti kontrolü: Tasarım projesi çerçevesinde; finans, bina ekonomisi ve maliyet kontrolünün temel bilgilerini anlama
27. Teknik dokümantasyon: İnceleme ve yapım amacıyla; bir projenin tam ve doğru teknik tanımı ve dokümantasyonu becerisi
28. Mimarlıkta müşterinin rolü: Mimarın müşterinin, mal sahibinin ve kullanıcının gereksinimlerini bulma, çözümleme sorumluluğunu anlama
29. Geniş kapsamlı tasarım yapma becerisi: Geniş kapsamlı programı olan bir mimari projeyi şematik tasarım aşamasından detaylı sistem geliştirme aşamasına kadar (Strüktürel ve çevresel sistemler, güvenlik, bölücü sistemler gibi) geliştirme ve değerlendirme becerisi
30. Mimarın yönetimsel rolü: Görevlendirme, sözleşme yapma, personel yönetimi, danışman belirleme, proje dağıtım yöntemleri ve hizmet sözleşmelerini anlama
31. Mimari uygulama: Mimarlık mesleğini destekleyen ofis organizasyon, iş planlama, pazarlama, finansal yönetim, proje yönetimi, risk azaltma, düzeltme ve liderlik konularının temel ilkelerini ve mesleği etkileyen küreselleşme, outsourcing, proje dağıtımı, genişleyen uygulama alanı, çeşitlilik konularını anlama
32. Profesyonel gelişme: Mesleki gelişimde stajın rolünü, işveren ve stajyerin karşılıklı hak ve sorumluluklarını anlama
33. Liderlik: Sözleşme yönetimi için proje başlangıç, tasarım ve tasarım geliştirme süreçlerinde mimarın liderlik rolünü anlama
34. Yasal sorumluluklar: Kamu sağlığı, güvenliği ve refahı için, mülkiyet haklar, imar ve iskan yönetmelikleri, kullanıcı hakları gibi bina tasarımını, yapımını ve mimari çalışmaları etkileyen konularda mimarın yasal sorumluluklarını anlama
35. Etik ve mesleki hükümler: Mimari tasarım ve uygulamada mesleki hüküm vermeyle ilgili etik konularını anlama.
Zaten mantıken hiçbir üniversitenin mimarlık fakültesinin bunun dışında ders seçimlerine izin vereceğini zannetmiyorum.
İlker Avcı
Son bir söz daha bence tüm üniversiteler yaptıklarını mutlaka sergilemeliler, rekabetten korkmayan insanların işidir gizlememek. Bu da gelişmenin ön koşulu.
İlker
YÖK’ün mimarlık okulları üzerindeki etkisi ölümcül olmuştu. Çünkü ancak serbest rekabet ve daha iyi hocalar, daha iyi dersler kapsamında gelişebilecek bir alanken YÖK her şeyi birbirine katarak ortaya tek kelime ile iğrenç bir bulamaç çıkarttı. Dünyanın en geri en ilkel mimarlık eğitimlerine bizi mahkum etti. Sonucunda da son otuz kırk yıldır tek bir özgün ürün veremeyen kısır, sahtekarlıklarla dolu, mimarlık ortamı ortaya çıktı.
Bologna süreci bu sistemden yetişmiş hocaların dört elle sarıldıkları bir süreç. Çünkü bu süreci her şeyi bir kez daha birbirine katma, standarda oturtarak ölüm gibi korktukları serbest rekabeti ve onun getirdiği sanatsal yaratıcılıkları reddetme imkanı gibi algıladılar. Hemen dersler azaltıldı ve bu bahane edilerek en yaratıcı hocaların dersleri iptal edildi. Onlar okullardan uzaklaştırıldı. Bir kez daha en az otuz yıl geriye gittik.
Ama bu sefer yanılıyorlardı çünkü dökümanlara bakınca aslında hiç de öyle olmadığı ve önerilen asgari düzeylerin aslında çoğu fakültemiz için çok yukarılarda olduğu ortaya çıktı. Bizde önce azaltılan dersler bu sefer arttırıldı. Hocalar anormal yüklerle karşı karşıya kaldılar. Ancak bu arada eğitimin kalitesi de dibe vurdu.
Ve anonimous’lara dalga geçme fırsatı doğdu. Sizin öğrenciler de panik içinde mimarlar odasına gelmeye başladılar acaba dolandırıldık mı? diye. Bir eğitim için para veriyoruz ve sonucunda aldığımız eğitim bize beklediğimiz imza yetkisini vermiyor. Ne yapacağız diye soruyorlar? Bunlar bir üniversite için çok ağır ithamlar. Üstelik on yıldır öğrenci projelerini onay için Mimarlar Odasına gönderen bir üniversite bu durumu hiç de hak etmiyor.
Bir taraftan yukarıdaki projeler, diğer taraftan da öğrencilerin paniği. Fakülte yönetiminin duruma el koyması ve biran önce işleri düzeltmesi lazım. Yoksa öğrenciler haklı çıkabilirler.
Mustafa Kemal Okuyan
Bologna ve NAAB süreçleri inanılmaz yanlış anlayışlara neden olmuştur. Bizim üniversitemizde önce dersler azaltılmış, sonra da yanlış yaptık diyerek bu sefer de arttırılmıştı.
Yani evlere şenlik bir mimarlık eğitimimiz var. Onun için içimi acıtsa da anonimos’lara katılmamak mümkün değil.
Ülkemiz, dünyanın en gelişmişi olduk, uçuyoruz kanatlandık, (dış borç 500’e dayanmış, Yunanistan bunun yarısıyla iflas etmişti) iman, din, demokrasi… sayabildiğiniz kadar… palavraların ülkesi.
Şimdi işin gerçeklerine dönersek bu projeler palavralar ülkesinin iyi niyetle ve beceriyle yapılmış palavra olmayan projeleri. Öğrencileri hocalarını ben de kutlarım.
Şengül Öymen Gür
Sn. Gelenbeli,
Çok haklısınız. Eğitimi sadece Bologna ve NAAB süreçleri kapsamında tartışıyor görünmek bile yetersizdir. Önemli olan içerik ve yaklaşımların tartışılmasıdır. Aslolan hiç bir yerde yapılamıyor. Geniş katılımlı bir kurultay mı olsa diye düşünüyorum. Ama mimarlık okulları arasında o kadar derin niceliksel ve niteliksel farklar var kiii…bir eğitimciyi bir konuda ikna etseniz bile kadrodan dolayı uygulanma şansı olmayabiliyor.
Renk konusuna gelince kesinlikle katılıyorum size, zımni bilgi dediğimiz bilgi türü kitap, gezi-görgü ve deneyim yoluyla oluşur. ‘0’ yaşından itibaren biz bilmeden ve farkına varmadan beynin sağ arka lobuna yerleşir. Ve biz farkına varmadan bir sorun karşısında su yüzüne çıkar. Renk, ses, görsel alanda seçkinciliğe götüren bunlardır. Yani eğitim baştan kara bizde. Ama ben hiç umutsuzluğa kapılmam; bulunduğum yer ve noktadan sistemi ne kadar etkiyebilirim, ona bakarım. Ne yazık ki kapsamlı sistem kurguları da moderniteyle birlikte ufukta kayboldu…Sağlıcakla kalın.
Hatice Ece Gelenbeli
Şengül hocam çok teşekkür ederiz. Yazınızdan sonra konunun ne kadar tartışılmamış olduğunu gördük. Belki dış ülkelerde hem eğitimin farklılaştırılmış bir eğitim olması hem de süre ve olanaklar açısından bizden biraz daha iyi olmaları nedeniyle çok gerekli değil. Ama bizde sanki durum farklı. Ben ilkokuldan sonra ilk defa resim yapmaya Mimarlık Fakültesinde başladım. Orta okulda boş geçerdi, liisede üniversiteye girmek için test çözdük.
Şimdi o kadar üzülüyorum ki. Eski hocalarımızın sulu boyalarına bakarken bile neleri kaçırdığımı görüyorum.
Bilgisayar arayı kapatıyor mu? Çok emin değilim. Çünkü sanki mesela suluboya resim yapabilen bir mimarın renk kullanımı daha dikkatli olacaktır gibi geliyor. Bilgisayarda bile.
Bence tartışabilsek halledilebilirmiş sanki. Yayınlamak tartışmanın, tartışma ise çözümün başlangıcı olabilirdi. Eksik halkaları tamamlamak lazım.
Saygılarımla.
Prof. Dr. Şengül Öymen Gür
Sn. Gelenbeli,
Genellikle yorumlara karışmam. Akışına bırakır ve öğrenirim. Anonimleri okumam çünkü ülkemizde başlıca üçi nedeni vardır: ya fazla mültefit olacaktır, ya da hakaret içeren sözler söyleyecektir, ya da bir nedenle korkmaktadır. Ben korkmayan ve yan tutmayan eleştirilere itibar ederim. Buradaki tartışmalarda açık kimlikli olanlara şükranlar sundum. Onların eleştirilerini ciddi olarak değerlendirdim. Ama sizin etkinlik talebiniz beni ziyadesiyle memnun etti. Katılımlı tartışmaların önemine çok inanırım. Bunu gerçekleştiremezsek bile ben size buradan yanıt verme gereğini etik bir zorunluluk olarak görüyorum:
T-1. Eğitim yaraıcılık üzerine kurulmalıdır. Ancak fiili görev zamanının yaklaştığı yarıyıllarda bağlamın ekonomik gücü, işlevin önemi, yapımı gerçekleştirecek teknik kadroya kadar sıralanan bir dizi gerçeklik öğrenciye mutlak surette aktarılmalı ve ortamın gerçekliği hissettirilmelidir. Bu çalışma bitirme tezi öncesi çalışma olup belli ölçüde gerçeklere yaslanması gerekliydi. Ayrıca yaratıcılığı da salt uygun tekniklerle binanın kendi kendini tasarladığı bir kolaycılık olarak görmediğimi söylemeliyim. 70’li yılların başında yarışma yoluyla elde edilen Manila projesinde tuvalat kağıtlarının uygun boyutlarda kesilerek kamu tuvaletlerine konması da bence yarışmayı 1.likle kapatan önerinin bir yaratıcılığıydı. Yaratıcılığın gerçek tanımında özgünlük ve çığır açıcılık vardır. Bir plan tipolojisinin değişmesi gibi…Öğrenci projelerinde ‘yaratıcıymış’ izlenimi olan çalışmalar belli bir ‘asıl’ın reprodüksiyonlarından öteye gitmeyebilir bazan. O yüzden terim üzerinde anlaşmadan bazı tartışmaları ileri götürmek olanaksız oluyor.
T.2-Buna kısaca tasarımı yönlendiren kişi veya ekiplerin olaya bakışına bağlıdır, demek olanaklı. Bu nedenle ayrım böyle yapılamaz.
T.3. Kısaca yine; yönetimler öyle baksa da ben öyle bakmak için çok yaşlıyım. Ben ‘modern’ terbiye aldım. Kant’çıyım. Az ahlaklı az değil olunmaz. Az iyi az kötü olunmaz. Belki sonuncu felsefi kavramın post modern açılımı olanaklıdır: ‘Kimine göre güzel, kimine göre değil’ ya da ‘kaşı güzel, gözü güzel değil’ gibi. Yani kavram parçalanırsa böyle bir görecelik olanaklıdır bence…
T.4. Hocanın öğrenciye bakışı eğitimde ve pedagojide en önemli noktadır. Yücelttikçe yücelir bilgi alıcı…Ve gençler her şeyi hisseder.
T.5. Biz sunarız çünkü eleştiriye inanırız. Ben kendi adıma nasıl inanmayayım? Ben Manfredo Tafuri’nin kurduğu Dünya Mimarlık Eleştirmenleri üyesiyim. (Şimdi bir anonim çıkıp…uygun bir yorum yapacak:)))
T.5. Gropius’un kurgusu ile Moholy-Nagy’nin uygulamasıysa sözü edilen. Tek kelimeyle: EVET
T.6 Sadece mimdap değil bütün sitelerimiz ve dergilerimiz yabancı
bina ve mimar bombardımanına tutuyor çocukları. Burada olmadığı için yurt dışından eşya taşıdığımız günleri anımsatıyor bana….İşte bzi bağlamsal verilerle çalıtırmakta bu yüzden direniyoruz. Gerçeklikten habersiz mimar olur mu? O zaman bırakalım Leon Krier’in bir zamanlar yaptığı gibi sürekli fikir projesi çizsinler! Ama doğrusu onunkilerde fikir vardı. Bıraksak peşini şimdikiler taklit-fikir çizer…
İlginize teşekkür eder, saygı ve sevgiler sunarım.
Anonim
Tabi Beykent Üniversitesinin Sayın Rektörü de açılış konuşmasını yapar, etkinliğin kalanı sokakta tamamlanırdı:)))
Biz geçen gün sınıfta 100 kişiyi geçtik, birileri arkadan ilerleyelim beyler önler boş diyordu. En büyük Beykent yehooo
Hatice Ece Gelenbeli
Eğer bir atölye bu kadar tartışma konusu açabiliyorsa:
Tartışma bir: gerçekçi mi, hayalci mi eğitim?
Tartışma iki: özel üniversiteler mi daha demokratik devlet üniversiteleri mi?
Tartışma üç: “müşteri memnuniyeti” diye bir kavram mimarlık eğitiminde olabilir mi?
Tartışma dört: hocanın öğrenciye bakışındaki incelikler.
Tartışma beş: Bauhaus’un temel fikirleri günümüzde geçerli mi?
Hadi bir de benden Türkiye’de bunca okul var, öğrenci var, mimarlık stüdyosu var, neden sadece bir kaç stüdyo neler yaptığını sunar? Neden Mimdap’da genellikle yabancıların yaptıkları yayınlanır? Bizim hocaların, mimarların sorun(ları) nedir?
Bu şekilde tartışma konularını listeleyince çok hoşuma gitti. Keşke Prof. Dr. Şengül Hocamız bu konuların tartışıldığı bir etkinlik düzenlese.
Anıl Karamemişoğlu
Bizim hocalar da bizi aşağılarlardı. Bizi zır cahil zanneder böylece kendi başarısızlıklarını bizim yetersizliğimizle açıklarlardı. Umarım sayın “Anonymous” siz “hoca” değilsinizdir. Eğer hele hele bir de proje hocası iseniz “yetiştirmenin”, “eğitimin” ne anlama geldiğine lugatı açıp bakınız.
Anonim
Amma da uçmuşsunuz. Ne Bauhaus’u kalmış, eminim öğrenciler bunu mağaza zannediyordur, bizdekiler gibi, ne gerçekçiliği ne de Bauhaus hocaları.
Sonuçta siz Türkiye’desiniz. Evet bu projeler nitelikli projeler ama sonuç olarak burası da Türkiye. Hani şu siyasetçilerin ancak çılgın projeler ürettikleri, kalanının da çıldırdığı memleket.
Hani derler ya koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman çelebi derlermiş o misal. Sevgili öğrenciler siz yine de Bauhaus’u bir mağaza olarak düşünün daha çok yakışır.
Hatice Ece Gelenbeli
Sanıyorum başa döndük. Bauhaus bir tarafta üretim bir tarafta da tasarım sentezi yapıyordu. Her iki alanında en ileriye gitmesi için modern çizginin de oluşumunu sağlayacak şekilde çaba gösteriyorlardı. Hocaları (ama ne hocalar) buna yoğunlaşmış bir taraftan en soyut bir taraftan en somut bir arada götürülüyordu. Yukarıdaki tartışmalar bana bunu hatırlattı. Nacizane katkıda bulunmak istedim. Cüretimi affedin. Projeleri genel olarak sevdim ve başarılı buldum takıldığım tek şey en son projenin otoparkı. Bence ne İsaya yaranmış ne Musaya. Keşke bu kadar sınırlı bir yerde (Evimin aşağısı oluyor) park, bahçe, koru düşünseymiş genç meslektaşımız. 🙂 Yine de kutlarım.
Ali Şenocak
Keşke bu tartışmaları üniversitelerimizde de yapabilsek. Çünkü yapılamadığı için bir tarafta “onlarda var bizde de olmalı” düşüncesine indirgenmiş, işlevleri tartışmalı fakülteler, bir tarafta da bunlarla hiç alakası olmayan, yaratıcılığı moda dergilerinden alıntı yapmak zanneden bir piyasa var. Satış yapmak için kullanılan sloganlar ise yapı sektörünün hangi komplekslerimize hitap ettiğini çok iyi gösteriyor: “ayrıcalıklı yaşam, size özel daireler…”
Yukarıdaki projeleri sevdim çünkü en azından bu seçkin! kültür ortamının anlayışlarının ürünü değiller. Doğal buldum. Öncelikle talebeleri ve sonra hocalarını kutlarım.
Şengül Öymen Gür
İnsanlığa ve geleceğe olumlu emeği geçen tüm kayıplarımızın ruhu şad olsun.
İsmail Can İnce Y.Mimar
Kaya Yenen Hocamızdan bahsetmişken kendisini bir kez daha saygı ile anıyorum. 12 Eylül’ün karanlık günlerinde bizi, öğrencilerini Konya’dan Avrupa’ya götürmüştü.
Hızlandırılmış tren gibi akıl almaz bir kazada kaybetmiştik. Sanıyorum sizin üniversitenizde de dersler vermişti. İnanılmaz enerjisi olan inanılmaz bir insandı.
Vasiyeti üzerine oğulları, ölümünden sonra, evinde onu anmak için bir dans partisi vermişlerdi, bu bile onun nasıl bir insan olduğunu anlatır. Ruhu şad olsun, Allah gani gani rahmet eylesin.
Can İnce Y.Mimar
Burada sanıyorum tartışılan iki farklı görüş:
Gerçekçi mimarlık eğitimi,
Öğrencinin hayal gücünü geliştirmeye yönelik mimarlık eğitimi. Çok sevdiğimiz bir hocamızın bir sözü vardı: “asansör kabini gibi olmayın derdi, asansör kovası gibi olun” Yani uçlarınız arasındaki mesafe fazla olsun, gerçeklerle hayalleri aynı anda yaşayabilin derdi.
Önemli olan hem detay yoluyla gerçeği, hem de hayal yoluyla yaratıcılığın teşvik edilmesi. Biraz da Bauhaus gibi, şimdilerde AA gibi, UGLA gibi okulların, ekollerin de eğitim anlayışı bu.
Elif Saliha Korur Y.Mimar
Benim nacizane düşüncem öğrencilerin sadece dünya için değil türkiyemiz için de projeler üretmesi. Bizde bir laf vardır, “Haçan” diye sorarlar “paluk değulsun neden çıktın ağaca?” Bizim mimarlık ortamı da biraz böyle, bir tarafta her yeri dökülen, planları çözülmemiş, ölçüsü olçeği olmayan yapılar diğer tarafta “agaçtaki paluklar” yani dünyanın en ileri teknolojileriyle bile yapılamayanlara özenenler. Bir tarafta çok kötü, bir tarafta imkansız. Ortada da yetkililer. Onlar da bir başka alem.
Yukardaki fotoğraflardaki projeler en azından özenti değil. Evet işte eli yüzü düzgün, işleyen bir yapı istiyorsanız buyrun buraya.
Hocamızı kutlarım.
Şengül Öymen Gür
Tüm tasarım ekibi adına anonim kalmayan bütün görüş sahiplerine olumlu ve olumsuz eleştirilerinden dolayı şükranlarımı arz eder saygılar sunarım.
Teşekkürler Beykent
Not: Yukarıdaki projelerde Kamil Hocanın havasını hissediyoruz. Tekrar teşekkürler.
Teşekkürler Beykent
Bizim üniversitede, YTÜ, de sorunlar yaşadık önce dersleri azaltmaya çalıştılar simdi de tam tersi arttırıyorlar. Çünkü Bologne süreci hedefleri şunlardır:
Kolay anlaşılır ve birbirleriyle karşılaştırılabilir yükseköğretim diploma ve/veya dereceleri oluşturmak (bu amaç doğrultusunda Diploma Eki uygulamasının geliştirilmesi),
Avrupa Kredi Transfer Sistemini (European Credit Transfer System, ECTS) uygulamak,
Yüksek öğretimde kalite güvencesi sistemleri ağını oluşturmak ve yaygınlaştırmak,
Yüksek öğretimde Avrupa boyutunu geliştirmek.
Ayrıca Avrupa Kalite Güvencesi Birliği (European Association of Quality Assurance, ENQA) tarafından geliştirilen ve Avrupa Yüksek öğretim Alanında yer alan yükseköğretim kurumlarına yönelik Kalite Güvencesi Standartları ve Uygulama Prensiplerinin üye ülkelerdeki uygulamaları takip edilecek ve üniversiteler iyi, kötü, yetersiz, diploması üfürükten gibi sınıflar ortaya çıkacaktır.
Bu durum önceleri bir alt limit olduğu düşünülürken ve bunun ekonomik olduğu varsayılırken aslında böyle olmadığı, tam tersine üniversiteleri uygun ya da uygun olmayan diye sınıflandırdığı fark edildi.
Bunun üzerine bu sene tam bir rekabet ve yarışma başladı. Her üniversite önde olmaya çalışmakta. Üniversitelerin her gün yenilerinin açıldığı ülkemiz gibi yerlerde ise sadece öğrenci bulmak değil nitelikli öğretim üyesi bulmak da neredeyse imkansız hale gelmekte.
Biz kendi açımızdan çok mutluyuz çünkü derslerimizin iyileşmesi bir yana hocalarımızda da ciddi takviyeler oluyor.
Kamil Hocayı yıllardan sonra üniversitemizde yeniden görebildik. Görünen o ki sadece hoca değil onunla oksijen de geldi Üniversitemize. Kasvetli tozlu koridorun havası bile değişti.
Kamil hocanın bize gelmesini sağladığı için Beykent Üniversitesine sonsuz teşekkür ederiz.
Anonim
Projelerin ortak noktası kanımca vadinin bağlamı ile ilişki kurmaya çalışmak. Bunlar genel olarak çift kollu sistemlerin (muhtemelen programdan kaynaklanan nedenlerle) çok yüksek olmayan, vadi tabanının içinden bir şekilde akıp gitmesine olanak veren öneriler. Çok kolaya kaçmamışlar, günümüz mimarilerinin “işte ben buyum işinize gelirse diye çevreyi küçümseyen devasal” (bkz Ankara’nın tüm resmi devlet yapıları, İstanbul’un yeni adliye sarayları…emniyet, hapishane kampüsleri…)mimarileri ortaya çıkartan yaklaşımlarla kıyaslanınca tabi ki daha iyiler.
Benim bir kaç eleştirim olacak:
1.Çok fazla gerçekçiler, bence öğrenci projeleri son sınıfta bile olsalar daha fazla fantazi içermeli. Özgür olabilmenin tadını çıkartabilmeliler. ki sonradan meslek hayatlarında bunu aramanın önemini anlasınlar.
2.Genellikle koridorlarda uzunlamasına sıralanan mekanlardan oluşuyorlar belirli bir ekonomi mantığı ile düşünülmüş bu yaklaşımlar, günümüzün gelişmiş ekip çalışmaları, küçük operasyonel nüveler etrafında şekillenen çalışma düzenlerine çok uygun değil.
3.Araziyi sadece plan olarak görmeye çalışmışlar halbuki bu yapıların bağlamlarına monte edilmiş görünüşleri son derece açıklayıcı ve kabul ettirici (eskiden biz buna meşrulaştırıcı derdik) olabilirdi.
Yine de bir stüdyo hocası olarak yukarıdaki projelere gıpta ile baktığımı itiraf etmeliyim. Kutlarım.
Burhan Durmuş
Özel üniversitelerde sorunlar var bunu herkes biliyor ancak devlet üniversitelerinde daha da büyük sorunlar var. Çünkü özellerde en azından “müşteri memnuniyeti” her şeyin önünde geliyor hatta YÖK’ün bile. Bu nedenle örneğin Amerika’da özel üniversiteler devlet üniversitelerinin öğrencilerine verdiklerinden çok daha fazlasını veriyorlar.
Böylelikle:
Öğrencilerin devlet üniversitelerindekilere göre çok daha iyi şartlarda, çok daha yüksek ücretlerle, çok daha üst kademelerde ve kolay iş bulmalarını ya da kurmalarını sağlıyorlar.
Bu nedenle de rakipsizler. Ancak bizim ülkemizde her şeyde olduğu gibi bunun da “b…” çıkıyor.
En başta bir çok üniversitenin mütevellileri “nasıl olsa ÖSS bize öğrenci pardon müşteri yolluyor” diyerek eğitim ve hoca kalitesine önem vermiyor. Ardından bizim üniversitede olduğu gibi neredeyse tüm hocaları ders saati ücretli yaparak ücretlerini asgariye indirmeye çalışıyor. Dersleri azaltıyor, kredileri düşürüyor. Ve gördüğüm kadarıyla bu durum öğrenci kayıtlarına da yansıyor. Çünkü öğrenciler sadece diploma almak için değil imza yetkisi almak için de bu masraflara katlanıyorlar.
Çünkü her yıl üç, dört asgari ücret kadar okul parası ödeyenler aptal değil. Okulda çıkan bir sorun anında tercihlere yansıyor. Bu gün İstanbul’da kontenjanını dolduramamış ya da doldurmak için fiyat kırmış, puan düşürmüş, anormal sayıda burs vermiş üniversiteler var. Her yıl bu okullarda bölümler kapanıyor.
Beykent Üniversitesi Mimarlık Fakültesi bizde İstanbul Metropoliten Planlama Merkezinde sergi açtığından beri takip ettiğim bir üniversite, Mimdap’da sık sık öğrenci projelerinin yayınlandığını görüyorum, hocaları arasında tanıdıklarım var. Yukarıdaki projeler günümüzde yapılan yarışmalarla kıyaslanırsa bence en az onlar kadar iyi. Öğrencileri ve hocalarını kutlarım.
Serkan Avcı
Son on yıldır deneyimlediğimiz bir konu var: Önceleri projelerimizin maketini uygulanmaları bittikten, oturulmaya başladıktan sonra uygulama yerine götürür bakardık. Hep aralarda farklar olurdu. En azından beyaz maket çalışmaları ile gerçek her zaman farklar gösterirdi. Son beş yıldır aynı işi projelerimizin renderları ile yapıyoruz. Saptamamız aradaki farkların azalmış olması. Çok daha uygulamaya benzeyen çok daha fazla ikna edici ve ön görücü sonuçlar alıyoruz.
Sonuç olarak proje eğer gerçekteki uygulanmasını yansıtmayacaksa neye yarar?
Anonymous arkadaşlara iki sorum var:
1.Bu projeler kapsamlı, az katlı belediye binaları, bağlama nasıl uyabilirlerdi?
2.”Yukarıdaki hocalar kalacak mı?””İyi bir eğitim semeresini en az 3 yılda verir…Kötü bir eğitim de öyle…” ne demek anlayamadım eğer açıklarlarsa çok sevinirim.
Bu arada Ayazağa’nın şahane bağlamına mesafeli kaldığınız buna karşılık vadinin doğal bağlamına atıfta bulunduğunuz ve projelerinizi son derece gerçekçi bir bağlama yerleştirdiğiniz için gençler sizi kutlarım.
Serkan Avcı Y.Mimar (Münih)
Anonim
Bu öğrenciler son senelerde bilgisayar destekli tasarım ile yetişmiş öğrenciler..Bakalım seneye yukardaki Hocalar kalacak mı ? Aynı öğrenciler yetişecekmi ? İyi bir eğitim semeresini en az 3 senede verir..Kötü bir eğitim de öyle…Birde bu işi yukarıda projeleri yapan öğrencilere sormak lazım..Bakalım ne diyecekler..
Anonim
Ortaya çıkan ürün, öğrencilerin ne kadar heycanlı olduklarının kanıtı olmuş. Burda bir duruma dikkat çekmek gerek bence,
öğrenciler tasarım sırasında biligisayarın kölesi mi oluyorlar, ne demek bu zihnin 3 boyurlu düşünme yetisini kaybediyor demek….
neden böyle söylüyorum; tasarım, modelleme programında bir kutu alıp daha sonra onu deforme edilerek yapılmaz bu projelerde böyle çalışılmışmıdır bilmem ama bu şekilde tasarım yapacağını zanneden genç arkadaşlar gördüm. Bu projelerde ise bina ölçeğin de baktığımda estetik değil tasarımcılar gözlerini terbiye edememişler, bağlamdan uzak ve oran olarak ta çok zayıflar.
Hilmi Mutlu Y.Mimar DGSA
Yapıları bilgisayar desteği olmadan düşünün, çoğu albenisini yitirir. Ancak kendimize sormamız gereken soru da bence şu: önemli olan gerçekteki uygulamalar olduğuna göre acaba bu projeler mi gerçeğe daha yakın yoksa bizim rapido elde en fazla bir kaç renk tekniği ile çekici hale getirdiğimiz paftalar mı? Bu soruyu yeğenim sordu doğrusu bocaladım.
Aslı
Doğrusu uzun zamandır yarışmaları izliyorum, bu kadar özenle çalışılmış ve düzeyli projelere çok az rastladım. Fakültemizle ilgili haberler çok hoş değil. Hocalarımı kırmamak için sadece bunu söyleyebiliyorum.
Bir tarafta bu projeler bir tarafta da işten çıkartılan hocalar, azaltılan krediler, kaldırılan dersler, başka bölümlerden alınan alakasız seçme (öğrencilerin deyimi ile saçma dersler) dersler bir eski Beykent’li olarak Mimdap’da projemizin yayınlanmasından ne kadar mutlu olmuştum ki hiç unutamam.
Şu an çok karmakarışık duygular içindeyim. Karamsarlıkla iyimserlik arasında sıkıştım. Ama şu da var ki hocaların isimleri de bence bu projelerin düzeyini açıklıyor. Hocalarımız bize sadece derslerini değil herşeylerini verirlerdi. Yaşasın hocalarım.
Orçun Kuzey
Sıradanlığı aşmış, ufuklar arayan ve deneyen bir anlayışı gördüğümüz projeler için hem mimarlık adaylarını hem de onları profesyonel yaşama hazırlayan hocalarını kutlarım. Yollarınız açık olsun.
Hilmi Mutlu Y.Mimar DGSA
Ben projeleri beğendim. Özellikle Ömer Alperan Özgül’ün projesi gelin beni inşa edin diye göz kırpıyor. Gençleri ve hocalarını kutlarım.
Serkan Avcı
Bu projeler kesinlikle başarılı, ayrıca bu proje stüdyosu da başarılı nedenine gelince:
1.Atölye’de yapılan projeler yayınlanıyor, hem de çok sayıda. Bu bir öz güven işaretidir.
2.Projelerin hepsi farklı. Günümüzde atölye hocaları herhalde proje nedir bilmedikleri için hep aynı projeleri yaptırıyorlar. Kendilerine güvenleri olmadığı için de yayınlatmıyorlar. MİMDAP’da yer alan öğrenci stüdyosu projelerinin ortak özelliği bu türe girmeyen projeler olması.
3.Projelerin hepsinde bir fikir var. Anlaşılan bu fikirler hocalardan değil öğrencilerden geliyor. Hocalar öğrencilere yeterli hayat alanı bırakmış ve ayrıca sonuca gitmeleri için gereken desteği de vermiş.
4.Projelerin bizim jenerasyonun deyimi ile “ham” olmaları onların “avan proje” niteliğinde olmalarından. Avan projelerde istenen bir fikir ve onun anlaşılacak, albenili gelecek kadar anlatılmasıdır. Bu projelerde bu özellik var.
5.Bizim Üniversitemizde bilgisayar eğitimi çok yetersiz. Çocuklar en fazla biraz autocad görüyorlar buradaki öğrenciler anlaşılan bilgisayar diline hakim. Kızım da mimar, yarışmalarla ilgili yüksek lisans yapıyor. Onun demesi en son el çizimi proje 2005 yılında yapılmış. Yani öğrenciler iyi yetişiyorlar.
ferda çetinkoz
farklı bakış açılarıyla günce mimarlık eğilimlerine dair yorumları izleyebiliyorum. demek ki öğrenci dünyadan haberdar, dünyayı mimarlık olarak da izliyor. ben hocalarını ve öğrencileri tebrik ediyorum.
Anonim
Bu projeler mi başarılı
Salih Yazıcıoğlu
Her ne kadar Beykent Mimarlıktan iyi haberler gelmese de, projeler başarılı. Kutlar, iyi haberlerinizi bekleriz. Salih Yazıcıoğlu