Stüdyo yöneticileri: Doç.Dr.Fikret Evci, Orkun Özüer, Yılmaz Kuyumcu
Yayına hazırlayan: Yılmaz Kuyumcu
Beykent Üniversitesi’nde Proje 5 atölyesi geleneksel olarak şehircilikle, kentsel tasarımla başlayan, mimari ölçeğe inen, bilgisayar tekniklerinin yoğun bir şekilde kullanıldığı bir ortamda verilmektedir.
Bu dönem Proje 5’in yanı sıra bir ikinci atölye çalışması da şehircilik alanında düzenlenmiş, konu olarak da Dragos yarışması verilmişti. Proje V atölyesinde de konu olarak Zorlu Yarışması seçilmişti.
Böylelikle hem öğrencilere kendi kapasitelerini profesyonel alanda sınama imkanı sağlanmakta, hem de kapsamlı olarak ele alınmış ve uygulanmak üzere hazırlanmış programlarla tanışmalarının sağlanması amaçlanmıştı. Geleneksel olarak şehircilik ölçeğinde bir grup çalışmasıyla başlayan bu atölye, bu yıl şehircilik projesinin ayrı bir atölye konusu olması nedeniyle başından itibaren bireysel çalışma olarak yürütüldü.
Yarışmanın öğrenciler tarafından ele alınması iki aşamalı oldu. İki ay süren birinci aşamada öğrenciler alan kullanımı ile genel kararları verdiler. Programların kent, kamusal alanlar, trafikler, altyapı sorunları gözönüne alınarak yeniden yorumlanması ve fonksiyon şemalarıyla ifade edilmeleri gerçekleşti. İlk iki aylık dönemin sonunda her öğrencinin üç boyutlu birer yerleşim şeması, trafikleri gösteren şemalar, zemin katta çözülmesi gereken otoparkların zorunlu akslarıyla üst kotlardaki taşıyıcı akslarının ilişkisini gösteren plan ve kesitlerin hazırlanması sağlandı. İlk aşama sonunda küçük bir sergi düzenlendi ve öğrenciler hem kendi çalışmalarını hem de diğer arkadaşlarının çalışmalarını karşılaştırmalı olarak görme fırsatı buldular.
Birinci aşamada yapılan tartışmalar üç aşamada gerçekleşti.
Bunlardan birincisi: bu çaptaki projelerde bulunması gereken kamusal alanlar ile projenin gerçekleşebilmesi için gereken alanların dengesi; ikinci aşamada ise projenin sürdürülebilirliği ele alındı. Ulaşımdan, altyapıya, topluma getirdiği yüklerden topluma sağladığı faydalara dengeler tartışıldı. Üçüncü eksende ise geçen yıllarda bir öğrencimizin ifade ettiği: “eğer bir yapının fonksiyonu kullanıcıları için planları ise toplumsal fonksiyonu ise estetik görünümleridir” tartışmaların odağındaydı. Böylece yapıların taşıması gereken estetik değerler üçüncü bir değerlendirme kriteri oldu.
Bu çalışmanın gerçekleşebilmesi ancak bilgisayar programlarının yoğun ve doğru birşekilde kullanımıyla mümkün olabilirdi. Allplan programı özellikle alan hesaplamalarında, 3DS, C4D, Maya üç boyutlu modelleme ve sunumlarda, Corel pafta hazırlamada, Autocad ise öğrencilerimizin bir türlü kendilerini kurtaramadıkları iki boyut alışkanlıkları nedeniyle yoğun bir şekilde kullanıldı.
Atölyelere katılan Erasmus Romen ve İtalyan asıllı öğrencilerimizin uyum sağlamaları için özel çaba gösterildi ve katılımlarının gerçekleşmesi sağlandı. Erasmus öğrencilerimiz için üniversitemizde geçirdikleri dönem kendi deyimleriyle “bir mimarlık şoku” oldu. Konular ve çalışma şeklimizin fazla profesyonel olduğunu düşündüler. Biraz uyum sorunu yaşandı. Ayrıca onların bilgisayar programlarındaki eksiklerini tamamlamak için özel çaba göstermemiz gerekti. Şehircilik ile mimari ölçekler arasındaki ilişkinin kesintisiz olarak kurulmasının ise kendileri için olağan üstü bir deneyim olduğunu ifade ettiler. Çalışma bittiğinde küçük çapta bir “şok yaşadıklarını” söylediler.
Dönem sonunda yaptığımız genel değerlendirmede:
- Öğrencilerin gerçek kapasitelerinin sanılanın çok üstünde olduğu, sistematik ve programlı bir şekilde konuya yaklaşmalarının sağlanması halinde birçok konunun ele alınabileceği,
- Yapılan çalışmaların sergilenmesinin ve kalıcı bir şekilde bir bilgi birikimine dönüştürülmesinin proje çalışmalarının gelişmesi bakımından son derece önemli olduğu,
- Proje eğitiminin öğretmen ağırlıklı bir eğitim olduğu, öğretmenin konuya ve konunun araçlarına (bilgisayar programları… vs) hakim olmasının son derece önemli olduğu,
- Öğrencinin bir öğrenci olarak değil bir mimar olarak kabul edilmesinin ve sorumluluk yüklenmesinin son derece önemli ve yararlı olduğu ortaya çıktı.
Aşağıda dönem içinde hazırlanan projelerden örnekler:
Mehmet Bayrak’ın Projesinden:
Mehmet Bayrak projesinde, karma fonksiyonlu binalar ve onlar tarafından tanımlanan kamusal mekanlar üzerinde çalıştı. Örtü sistemlerinin ve taşıyıcıların ön plana çıkartıldığı bir mimari hedeflemiş, yeşil alan kavramını bu ortamda yeniden tanımlamaya çalışmıştı. Yapıları birer kent feneri gibi düşünmüş, kamusal alanlarını ışık gölge oyunları ve birbirini takip eden mekanlar etrafında oluşturmuştur.







İsmail Yahşi’nin projesi:
İsmail Yahşi projesinde arazinin 6 metrelik doğal kot farkını konutlar ile ticari, büro, kültür fonksiyonlarını birleştiren platformunu bir kompozisyon içinde buluşturmak için kullandı. Üst kotta bir meydan onun altında alışveriş merkezi ve büyük bir bölümünü otoparkların kapladığı destek mekanları, zeminin üstünde yükselen büro ve kültür mekanları, meydandan köprülerle ulaşılan konutlar projenin ana unsurlarını oluşturmaktadır. Alt kotlarla üst kotlar arasındaki ilişki bir boşlukla oluşturulmakta, boşluğun üzerinde yer alan kültür merkezi görsel kurguya katkı sağlamaktadır.



Murat Can Elmalı’nın projesi:
Proje çift zar kavramı etrafında oluşturulmuştur. Ana aksın etrafında kot farklılıklarından yararlanarak oluşturulan alt mekanlar kamusal alanları farklılaştırmaktadır. Cephede oluşturulan çift zar yapıların ısı ve havalandırma açısından doğal olanaklar sağlarken, görünüşte de bütünleştirilmiş algılamalara olanak sağlamaktadır.




Harun Toprak’ın projesi yükseltilerek yeni bir topografya oluşturan bir zemin ile bu zeminden yükselen yapılardan oluşmaktadır. Zeminin yükseltilmesi çeperdeki yüksek yapıların algılanmasını değiştirmektedir. Yükseltilen zemin sayesinde kazanılan alanların yeşil alan olarak kullanılması, projeyi zenginleştirmekte, alışveriş merkezi, otopark alanları gibi bölümlerin büyüklüklerine rağmen saklanmalarını sağlamaktadır. Ana meydanın girişi farklı perspektifler sağlayan bir ticari akstan gerçekleşmektedir. Projenin çeperinde oluşturulan yol tüm noktalardan alana ve otoparklara erişimi sağlamaktadır.





İbrahim Senal projesinde programın zemin altı ve zemin üstünde iki ayrı bölümde yer almasını ortada yaratılacak boşluğun da kamusal alanlara ayrılmasını öngördü. Yapının bütününün dünya çapında kendi tanıtımını yapacak böylece “sadece yapı maliyeti karşılığında firmanın ve ürünlerinin dünya çapında ve sürekli tanıtılmasını sağlayacak” bir form olarak düşündü.



Hasan Kasapoğlu’nun projesi:
Proje ana meydanı oluşturan zeminin altında yer alan alışveriş merkezi ve zeminden yükselen erişim mekanlarının oluşturduğu bir dolaşma alanı ve buradan yükselen kristal yapılardan oluşmaktadır.


Kayacan Kızmaz’ın projesi:
Alanda serbestçe yerleşen kütlelerden oluşan proje üçüncü boyutta da yeşil alanlar için öneriler getirmektedir.

Sonuç:
İlkesel olarak tüm projeleri sunmak isterdik.
Burada en iyi seçimini yapmadan öğrencilerimizden gelen projeleri sunuyoruz. Öğrencilerimizin aynı dönemde ikinci bir yarışma projesi yapmış olmaları, uzun zamandır üniversitemizde sorgulamasını yaptığımız öğrenci kapasitesi konusunun düşünülenden çok daha ileri düzeyde olduğunu gösterdi.
Genel olarak Zorlu yarışması gibi kapsamlı bir konunun bir mimarlık okulu öğrencileri tarafından ele alınması, kente getirdikleri ve götürdükleriyle tartışılması, nasıl kamusal alan oluşturması gerektiği, kamusal alanın işlevsel, anlamsal, estetik tanımlarının tartışılması son derece zenginleştirici bir deneyim oldu.
Ancak ilk iki ayın sadece programın yerleştirilmesi ve tartışılması için kullanılması özellikle imaj oluşturma, anlamsal bütünlüğü tartışma ve sunumun daha detaylı yapılabilmesi için gereken zamanın yetersiz kalmasına neden oldu.
Yılmaz Kuyumcu



13 Yorum
Asım Çiftci
Bu çalışmaların hem yeterince çağdaş, hem yeterince özgün olduklarını düşünüyorum. Mimari tarafın zayıf olduğunu da söyleyemiyeceğim, çünkü burada yapılmaya çalışılanın mimarlığın tam da günümüzdeki hedefi olan yaşam çevresinin gerçekliğinde tanımlamasının yapılması olduğunu düşünüyorum. Tıpkı artık giderek artan sayıda örneğini görebileceğimiz renderlarda olduğu gibi.
Ayrıca ilgili üniversitenin yarı yarıya olan genel ortalamasının çok üstünde bir şekilde Üniversitenin Mimarlık bölümünün kontenjanını hemen doldurmasını da sözlerimin kanıtı olduğunu düşünüyorum.
Anonim
cok başarılı görselleştirme çalışmaları olmuş, ama mimarlık tarafı zayıf kalmış
Umut Gölçeken
Yılmaz ve Hasan beylerin yaklaşımını İhsan beyin yaklaşımna yeğ tutuyorum. Şimdi işin tam ocağında olan ve bir miktar da hata yapma özgürlüğü olan ortamlarda “kendine benzeyeceksin” demek çok lüks tarife. O öyle kolay birşey midir?
Hasan Kıvırcık
Günümüzü anlamak, mimari tasarımda yol alanlar için vazgeçilmez bir açlıktır kanımca. Kim ne yapmış sorusu bundan yüz yıl önce de önemliydi belki ama kimin ne yaptığını yüz yıl önce bir yayından izlemek çok çok zordu. Avrupa’yı bizzat görenler, o günlerin ulaşım koşullarına rağmen gezerek birebir bilgi toplayanlar sadece yakın çevresiyle ilgilenenlerden mutlaka farklıydılar diye düşünürüm.
Yüz yıl biraz bugün anladığımız “mimarlık eğitimi ” formatları düşünüldüğünde çok geri gidilmiş gibi düşünülebilir. Ama Osmanlı’nın son dönemlerinde “Osmanlı Baroğu”, yine 1850 lerdeki ekletik dönem (Taşkışla binaları) sonra oriantalist dönem (Sirkeci Garları, şimdiki İst. Erkek Liseleri…) ondan sonra artnouveau dönemi, İstiklal Caddesi binaları, sonra Jöntürkler ve Ulusal Mimarlık dönemi,B. Postaneler, Tayyare apt… hep bir farkı yaratma, o günlerde yapılanlardan da etkilenerek bir oluşum yaratma çabalarıdır.
Geçmişte bile bu çabalar varken bugünün iletişim koşulları içinde dünyada yapılan örnekleri görmeden, onlarla ilgilenmeden, onların seviyelerini izleyip örnekler almadan tasarımcıların (burada tasarım serüvenine yeni başlamış öğrencilerin) yol alması düşünülemez. Hatta bu denli ulaşmak kolayken bunlara bakmadan “ben bunu yaptım” demek biraz garip olur.
İzlemek ve öğrenmeyi, söylendiği gibi “star mimarların” anlayışlarını denemeyi salt bir kopyalama ödevi gibi adlandırmak ya da ima yoluyla yapılmışlara benzeyen projeler olduğunu söylemek bana biraz ağır geldi doğrusu.
Burada “kendin olmak” fikrine karşı çıkılması elbette mümkün değildir. Her tasarımcının yaklaşımlarını süreç içinde arındırarak belirli bir deneyim sonucunda saflaşması beklenmelidir. Ama bunu daha öğrencilik evresinde beklemek doğru olur mu? Hatta daha da ileri gideyim, biraz da benzese, biraz da “kendi kahraman mimarı” gibi davransa, şu andaki bilgi ve deneyleriyle kendisine daha yakın gelen yollardan gitse ne olur ki? Girdiği yoldan hiç çıkamaz, oraya saplanır kalır diye korkmak bana biraz fazla geldi açıkçası.
Hiç bir şeye benzemeyecek, hiç etki almayacak, tamamen “özgün” olacak karabasanına bu aşamada yakalanırsa daha büyük tıkanma yaşamaz mı?
Sanırım Yılmaz hocanın da belirttiği gibi, bugün zaten çeşitli kaynaklarla beslenen mimarlık ortamında hiç bir şeyden etkilenmeden “etkisiz” kalmaktan söz edilemez. Bu geçmiş dönemlerde ve idealize edilen mimarlık duruşlarında da kanımca böyle değildir zaten. Bugünün tasarımcılarının olanaklarının artması, hem yayınlar hem çizim programları aracılığı ile nihai ürünün ayrıntılarıyla fark edilmesi, arzulanan bazı form ve boşlukların ileri seviyeli programlar ile tanımlanabilir-yapılabilir kılınması bence çok büyük bir avantajdır ve kim ne derse desin mimarlık bu girdiği yoldan geri dönecek de değildir. Bu işin mutfağında çeşitli yakınlaşmalar, benzemeler, çözümleri ilerletmeler… doğaldır zaten. (Birinin bir düşüncesini olduğu gibi kullanmayı dışta tutuyorum tabi, apartmak konuya dahil değil) Mimarlık girdiği bu yoldan geri de çıkamaz. Mimarlık sonuçta bir kültürdür ve yapılmışların yanında, üzerinde, devamında, etkisinde ya da reaksiyonunda,… adım adım gelişir.
Ben hem ODTÜ projelerini hem Beykent projelerini bu vesileyle inceledim ve gerçekten umut verici buldum. Gençlerin başarılarının devamını dilerim.
Saygılar
ibrahim senal
Benzetilmek veya benzetilmemek, işte bütün mesele bu… -mu acaba?-
Yılmaz Kuyumcu
Öğrencilerimizin günümüz mimarlığı ile ilgilenmeleri ve ondan etkilenmeleri doğal. Her dönem gençleri heyecanlandıran arayışlar farkı, mimarlık da sonuç olarak gelişen, değişen bir alan. Her yenilik heryerde kullanılır diye bir kural olmadığı gibi, her yeniliğin genel mimarlık ortamını zenginleştirmediğini söylemek de çok yanlış olurdu. Burada önemli olan mimarlık alanının olabildiğince geniş bir şekilde öğrencilere tanıtılması. Dolaysıyla kısıtlayıcı olmamak, açık olmak, gelişmeleri anlamaya ve tüm yönleriyle tartışmaya çalışmak gerekiyor.
Bir etiket yapıştırıldığı zaman kısıtlamaların da başladığını düşünüyorum.
Açıklığı sağlamak, geniş bakmak sadece bizim özel çabamızla olmuyor, dünyadan çok sayıda nitelikli yayınların yanı sıra, ülkemizden de mimdap.org, arkitera.com gibi ve diğerleri gibi yayınların bu geniş perspektiften bakışta katkıları çok büyük. Bu yayınları da sadece “biçim” olarak düşünmek çağdaş mimarlığa haksızlık olur.
Ancak bu ders kapsamında başka arayışlarımız da var. Yapıların karşılıklı etkileşiminin, kullanılan malzeme ve tekniklerin mekan oluşturmadaki etkisinin en önemlisi kentle etkileşiminin olumlu olumsuz yönlerinin değişik açılardan sorgulanması, görselleştirme ile yeni bilgisayar teknikleri ile sağlanan yeni olanakların mimariye etkileri de bu çalışmanın diğer yönleri.
Eski öğrencilerimizi yakından takip ediyorum. Önemli bir bölümü, mezun olduktan sonra bir yada iki yıl içinde tüm eğitim harcamalarını geri alabilecekler işlerde çalışabiliyorlar. Çok genel olarak aile olanaklarının yanı sıra fakültemizde vermeye çalıştığımız tasarım yöntemlerine, araçlarına, yapı alanına, uygulama projelerine, bilgisayar programlarına yönelik eğitimin, eski öğrencilerimiz arasında işsizlik sorununun pek olmamasına katkı sağladığını düşünüyorum.
Doğru mimariye gelince, tek bir tarifi olduğunu hiç düşünmüyorum. Çok farklı yaklaşımlarla çok farklı ama doğru sonuçlar alınabilir. Dolayısıyla yöntemsel olarak doğru olanın “ne?” sorusuna cevap vermek kadar “ne kadar geliştirildi?” sorusunun cevabı olduğunu düşünüyorum.
Bence anahtar kelime doğru yerine sonuç olmalı.
Anonim
Burada ve yukarıda gösterilen adreste neyin Hadide, ya da yıldız mimarlara (ne demekse) benzediğini doğrusu bulamadım. Eğer nitelikli mimari arayışını benzer buyduysak bu biraz tüm zenciler aynıdır demeye benzer. Projelerin tümü hem birbirlerinden hem de Hadid yada diğer adı bilinen mimarların tarzlarından farklı çalışmalar. Ortak özellikleri de tam olarak farklı olmaları. Yani nitelikli bir mimaride farklı olmaya çalışmaları.
Doğrusu bu nedenle özentili olduklarını da düşünmüyorum. Çünkü nitelikli mimarinin, geleneksel tekniklerin ve mimari elemanların yanında çağımızın teknik imkânlarının (yeni inşaat malzemeleri ve teknikleriyle günümüzün tasarım ortamını etkileyen bilgisayar programlarının) hem tasarımda hem de mekanların ete kemiğe bürünmesinde, yani çözümlenmesinde kullanılmasıyla da oluştuğunu yadsıyamayız. Mimdap.org, arkitera.comda diğer siteler de, kitaplarda, yayınlarda bunun örneklerini sunuyor, anlatıyor.
Sonuç olarak Beykentte ya da ODTÜde yapılanlar birer özgün avanproje çalışması: yani bir uygulama projesi kadar detaylı değil ama bir avan projeden de beklenen şekilde, detaylı bir uygulama projesine yol gösterecek nitelikte. Projelerde sunulan fikirler farklı uzmanlık ortamlarında teknik açıdan çözümlenirken mimariye de yeni ufuklar açabilecek nitelikte. Aralarında çok yeni olanlar da var, daha önce yapılanlara, bilinenlere yakın olanlar da projeler farklı, projelerin ortak yönleri de yukarıdaki yazıda anlatılmış: kamusal/özel dengesi, kent için yeni bir imaj oluşturma, çözümlenmeye çalışılan trafik/otopark sorunu, erişimle ilgili sorunlar bu ortak noktalar her iki üniversitede de yapılan çalışmalarda var. Bu nedenlerle de projeleri son derece başarılı buluyorum. Genç meslektaşlarımı kutluyorum.
Bugün bir çok yerde bazı hocaların doğru bildikleri, zannettikleri tek bir binayı öğrencilere tarifle yaptırmaya çalıştığını, tek bir metodu kullanmaya zorladıklarını, sonuçta da birbirine benzeyen bir sürü binanın ortaya çıktığını, öğrencilerin de mimariyi hocayı tatmin etme zannettiğini biliyorum. Bu çalışmalarda hocalar risk almışlar, çok zor bir konuyu vermişler. Öğrencilerimiz de batılı yaşıtlarından hiç de geri kalmadıklarını göstermişler. Gurur duydum onlarla.
Ankara bozkırlarında brüt betonun, kabukların denendiği yıllarda da taş temelli yığma tuğla binalar gerçek, tüm bu yenilik arayışları hatta betonarme bile özenti olarak nitelendiriliyordu. Ülkemizde, binalarımızın büyük çoğunluğunun ne kadar harcı alem, birbirine benzeyen apartmanlar olduğu, mimari niteliklerinin bulunmadığı, koskoca kentlerin bile tek bir cümleyle (mesela 15,50 BTB apartmanlarıyla bayındırlığın tip devlet binaları gibi) ifade edilebilecek yapılardan oluşmasının bence en büyük nedeni, geçmişte farklı olma arayışlarının sanatçıdan çok parça başı düşük fiyatla han köşelerinde, eskiden çekmece, günümüzde autocad usulüyle, arsasına uydurulmuş projeleri satan tüccar mimarlar ve onları yetiştirenler tarafından saldırıya uğramasıdır.
Ama mimari bu değil. Günümüzde başarılı mimari örnekleri olarak gösterilen binaların hepsi bu duruma karşı çıkabilen yapılardır. Geldiğimiz noktada günümüzde, imar yasası bile neredeyse binayı tarif eden, tek düzleştiren, harcı alemleştiren, sınırlayan kısıtlamalarla doludur. Sonuçta geldiğimiz noktaya bakın. Hepsi birbirine benzeyen berbat binalarla dolu kentlerimiz. Zamanında saldırıya uğrayan binaları şimdi gözümüz gibi koruyoruz.
Bari bu sefer aynı hatayı yapmayalım.
İhsan Duygulu
TURBO MİMARLIK EĞİTİMİ, FAST-FOOD, GATED COMMUNITY,OBESİTE
60’lı yıllarda , katlanmış plak ve HP-betonarme kapuk pek kabul görürdü,ister kilise ,ister camii okul veya restaurant ,yeterki HP(hiperbolik paraboloit,bir Amerikan bilgisayar ve yazıcı firması konu edilmiyor) veya katlanmış plak olsun. İşlevinin ne olduğunu da altındaki yazıdan veya proje gerceklesmişse, girişdeki levhadan öğrenebilirdiniz. Hiperbolik paraboloit’i bilmek, kullanmak ve öğretmek,mimarın ve mimarlık eğitiminin vazgeçilmezi gibiydi kimi yerlerde. Chicago’ya giderseniz University of İllinois in Chicago bahçesinde , öğrenciler tarafından yapılmış bir tane görebilirsiniz, duyduğum kadar birtanede , ayni tarihlerde Ankarada değerli bir mimarlık okulun öğrencileride yapmışlar. Bir sonraki 10 yılda , 1972 olimpiyatlarının çadırı önplana çıkdı, herkezin güçü olimpiyat cadırı kadar büyüğüne yetmediği için , daha küçükleri yapıldı bütün dünyada,Ugandadaki kiliseden ,Almanyadaki biracıya Türkiyedeki parka kadar, Stromeyer firması hazırlıklı yakaladı bu aşkı. Ondan sonrada hepimiz Aldo Rossi’yiz sloganı ile inledi yerli mimarlık atmosferi. Bir mimarlık aşkıda cıplak beton , tuğla , birde cörteni oldumu . Ankara ODTÜ Eğmir gölünün yanındaki umumi tuvaletler, bu aşkın geç hasat edilmiş meyvelerinden.
Mimarın meslek hayatı 40 -50 yıl, umarız daha da çok sürebiliyor.Bugün eğitim görenler mimarlıkda güncel dünya şampiyonlarınınyaptıklarını copy-past komutu ile çoğaltıyorlarsa, sonraki 10 yıllardada en vogue plagiat üreterek mi yaşayacaklar. Yoksa amaç ortalama modellemeci veya fotoşopcu mu piyasaya sürmek, çoğalsınlarda fiyat yükselmesin. Hele bir de paralı okulda okumuşlarsa onlar için harcanan parayı ,işsiz kalmazlarsa ancak 15 yılda geri kazanbilecekler.
Mimarlığın dünya şampiyonları gibi yüksek binanın orta yerinden belini bükerken, banyo armatürü volanı , bejing stadyomu ambianslı bina tasarlarken, bu çocuklar ne yapdıklarını bunu neden yapdıklarını biliyorlarmı, bunu yaptıran onlara nedenini sağlam bir eğitimde olması gerekdiği gibi anlatıyormu, ve çocuklar bu gerekliğin bir sonucu olarak mı bunları üretiyorlar.
Waldo Emerson’dan iki alıntı yapmak istiyorum:
-Kimseyi kendine benzetmeye çabalama , bilmelisinki seni gibisinden bir tane yeterli.
-Bir dahinin kaderi anlaşılmamakdır ,ancak her anlaşılamyan dahi değildir.
Bu projeleri üreten genç meslektaşlarım veya meslektaş adaylarım: kendiniz gibi olmaya çalışın , birde dahi değilseniz en azından ne yapdığınızı bilmeye çalışın. Matruşkanın en küçük bebeyi gibi başkası olmak istiyorsanız , gidin birinci elden o olmayı düşlediğnizden eğitim alın. Mesela Hadid ve Prix ‘in ders verdiği okul bedava.
Ali
Bu arada 104’üncü sayfadan itibaren Abdi Güzer, Lale Özgener, Yeşim Hatırlı hocalarımızın yönetiminde aynı arazide, aynı konu üzerinde, üniversitemizde yapılan projeleri de inceleyebilirsiniz.
Ali
Çok güzel çalışmalar. Özellikle arkadaşlarımızın özgüvenine ve bilgisayar kullanımındaki becerilerine tek kelime ile bayıldık. Eğer geçtiğimiz yılda yapılan çalışmaları görmek isterseniz buradan pdf formatında indirebilir inceleyebilirsiniz. Biz de varız!
http://archweb.metu.edu.tr/research/0809/metu_studios_08-09_web.pdf
yavuz tantoğlu
bu projeleri yapan arkadaşları ve onların proje yöneticisi olan hocalarını kutluyorum. rabia hanımın söylediği gibi yaşadığı dünyanın farkında olan işler bunlar. başarılarınızın devamı gelsin…
rabia ateş
öğrenci projeleri demek kolay ama bence hepsinde önemli ustaların yorumları ve çağdaş izleri görmnek mümkün. demek ki gençlik dünyayı izliyor. okul öğretilerini geçmiş ve dünya ile içli dışlı olmayı göze almış bir yaklaşımlar dizisi gördüklerimiz. tek tek tebrik ederim.
Harun Toprak
Öncelikle Projelerimizi yayınlanması için emek veren Doç.Dr.Fikret Evci, Orkun Özüer, Yılmaz Kuyumcu hocalarımıza ve Mimdap ekibine teşekkür ederiz.
Bu dönem projesini hazırlarken ayrıca çalışma yaptığımız yarışma projemize göz atmak isterseniz.
http://www.haruntoprak.com.tr/tr/calismalar/cuhadaroglu2009.html
adresten göz atabilirsiniz.
3 elemeli değerlendirme sonucu finale kalmış projelerden biridir.
Saygılarımla…