Archiprix – Türkiye 2010 Yarışması Sonuçlandı

8 Dakika Okuma Süresi

Türkiye’de mimarlık alanındaki en iyi diploma projelerini seçmek üzere ÇimSA Ana Sponsorluğu’nda Yapı-Endüstri Merkezi ve Şevki Vanlı Mimarlık Vakfı tarafından düzenlenen 15. ARCHIPRIX-Türkiye Yarışması sonuçlandı.

archiprix.jpg

İnsanlığın bilgisini İstanbul’da depolamak için tüm kitapların arşivleneceği “Büyük Zaman Kapsülü” tasarımı ile İTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nden mezun mimar Ege Özgirin 1. Ödül- ÇimSA Beyaz Çimento Ödülü’nü almaya hak kazandı.

Türkiye’deki tüm mimarlık okullarını ortak bir platformda buluşturan ve yapıcı bir rekabet ortamı yaratarak mimar adaylarının ufkunu genişleten ARCHIPRIX Yarışması’nda, Türkiye’nin dört bir yanındaki 20 üniversiteden 106 diploma projesi yarıştı. ÇimSA Ana Sponsorluğu ve Blum Alt Sponsorluğu’nda düzenlenen yarışmanın ödül töreni 09 Aralık 2010 Perşembe günü, saat 18.30’da İstanbul’da Yapı-Endüstri Merkezi’nde düzenlenecek. jüri üyelerinin tümünün katılacağı, ödül alan ve katılan projelerin değerlendirildiği kolokyum ile başlayacak gece, ödül töreni ve yarışmaya katılan tüm projelerin izlenebileceği yarışma sergisi açılışı ile sürecek. Ayrıca, yarışmaya katılan tüm projelerin bir arada bulunacağı yarışma katalogu, YEM Yayın tarafından hazırlanarak yine aynı gün ödül törenine katılanlara hediye edilecek.

Türk çimentosunun uluslararası platforma geçişinde değişimin ve gelişimin lokomotif gücü olarak, sektörde liderliği elinde tutan ÇimSA, sekiz yıl desteklediği ARCHIPRIX-Türkiye Yarışması’na bir yıllık aradan sonra Ana Sponsor olarak katkıda bulunmaya devam ediyor. ÇimSA ARCHIPRIX-Türkiye’ye verdiği destekle Türkiye mimarlık ortamının gelişimine katkıda bulunmayı hedefliyor. Yarışmaya ayrıca bu yıl mutfakta hareket konforunu artıran, mutfak kullanıcısına ve gereksinimlerine odaklı aksesuar üreticisi Blum da alt sponsor olarak destek veriyor.

Bu yıl Archiprix Türkiye 2010’da İTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nden mezun olan Ege Özgirin ipi göğüsleyerek “Grand Time Capsule (Büyük Zaman Kapsülü)” tasarımı ile 1. Ödül- ÇimSA Beyaz Çimento Ödülü’nü almaya hak kazandı. jüri, Özgirin’in projesinin ütopik niteliğini övgüye değer buldu. Tamamı yerin altında gelişen, mimarlığı yalnızca biçim değil, tutarlı bir fikir oluşturma anlamında da ele alan projenin, mimarlık eğitimi alan öğrenciler için ufuk açıcı bir örnek olması hedefleniyor.

09 Aralık 2010 Perşembe günü, saat 18.30’da İstanbul’da Yapı-Endüstri Merkezi’nde düzenlenecek sergi ve ödül törenine yalnızca mimarlar ve öğrenciler değil, melek yaşamlarına henüz atılan Türkiye’nin yirmi üniversitesinden yüzü aşkın genç mimarın yaratıcı fikirlerini görmek isteyen herkes davetlidir.

Ödül törenine katılmak için lütfen www.yemetkinlik.com/archiprix2010 adresinden kayıt olunuz.

Archiprix Türkiye 2010 Yarışması Ödül Töreni Programı
09 Aralık 2010 Perşembe
Yer: Yapı-Endüstri Merkezi, Fulya, İstanbul

18.30 Kolokyum – jüri Üyelerinin Yarışmacılarla Süreci ve Ödül Dağılımını Değerlendirmesi
19.30 Ödül Töreni
20.00 Sergi Açılışı ve Kokteyl

1.Ödül
Ege Özgirin-İstanbul Teknik Üniversitesi-Grand Tıme Capsule

Archiprix-2010-1-1

Archiprix-2010-1-2

Archiprix-2010-1-3

Archiprix-2010-1-4

jüri Görüşü
Birinci ödüle değer görülen proje, konsepti mimari kurgunun temeline yerleştirme ısrarıyla diğer projelerden ayrışmıştır. Mimarlık pratiğinden çok fikir dünyası üzerine temellen proje, naif olarak nitelendirilebilecek bir basitlikte okunmaya elverişlidir. Projenin konusunun karmaşıklığını sofistike analiz ve stratejiler tercüme etmeyi başardığı gözlenmiştir. Birinci ödüle değer görülen proje mimarlık icrasını bir biçim değil yöntem olarak ortaya koymuş, tanımladığı soruna getirdiği çarpıcı ama bir o kadar da net çözüm önerisiyle öne çıkmayı başarmıştır. Radikal bir önerinin çok basit ve anlaşılır bir fikir üzerine kurgulanabileceğini açıkça göstermektedir. Arşivleme, saklama ve koruma konvansiyonlarının da sorgulandığı ve eğlenceli çağrışımlara imkân veren sunumu da oldukça özgün ve etkileyici bulunmuştur.Varlığının fiziksel görüngülerinin olmaması, tamamen yeraltında, sürekli aşağı doğru gelişen yapısı izleyiciyi, İstanbul’un tarih yüklü bu alanı ile ilginç bir karşıtlık yaratan balon ve ortaya koyduğu cesur form üzerinde odaklanmaya itmektedir. Projenin en güçlü yanı olmamakla beraber (basit bir boşluk yeterli olabilecekken) bağlama ilişkin teslimiyetçi ya da saldırgan olmayan bir bütünleşme kaygısının varlığı jüri üyeleri tarafından takdir edilmiştir.

Bütün olarak bakıldığında tasarım onu çekici kılacak bir gerçeklik içeren, bilinçli olarak ütopik bir kimlikte tasarlanmış, düş ve gerçeklik arasında bulunmuş ve Archiprix Türkiye 2010 Birinci Ödül- Çimsa Beyaz Çimento Ödülü’ne değer görülmüştür.

2.Ödül
Tülin Meydan-Uludağ Üniversitesi-Bursa Yüksek Teknoloji Enstitüsü

Archiprix-2010-2-1

Archiprix-2010-2-2

Archiprix-2010-2-3

Archiprix-2010-2-4

jüri Görüşü
İkinci ödüle değer görülen proje açık ve iyi düşünülmüş ve mimari forma doğru tercüme edilmiş; neredeyse klasik olarak nitelendirilebilecek bir mimari kalite içermektedir. Hem üst ölçekte kentle ve çevresiyle kurduğu ilişki hem de yapı ölçeğinde ulaştığı olgunluk düzeyi bu projeyi öne çıkaran nitelikleridir.Strateji basit olarak oluşturulmuş ve yapıya güçlü olarak aktarılmıştır. Açık alanlar arasındaki akıcılık ve sağlanan mekânsal zenginlik dikkat çekicidir. jüri, topografya ve doğa ile açık ve çok iyi organize edilmiş ilişkiler kuran projenin, günümüzde yaygın olarak başvurulan çatı alanına erişiminin biçimsel olmaktan çok kullanıma yönelik organize edilmemiş olmasını eleştirmiştir.

3.Ödül
Zeynep Şahin-İstanbul Teknik Üniversitesi- + Kütüphane

Archiprix-2010-3-1

Archiprix-2010-3-2

Archiprix-2010-3-3

Archiprix-2010-3-4

jüri Görüşü
Üçüncü ödüle değer görülen projenin gücü, karmaşık kentsel örgü ile baş edebilmesinde yatmaktadır. Ayrıntılı ve özgün bir kentsel okuma üzerine kurulu bu proje görsel sunumu ile de başarılı bulunmuştur. Yapıyı biçimsel kararlar üzerinden değil de önerdiği alternatif programlar ve kullanım biçimleri üzerinden oluşturması oldukça dikkat çekicidir.Proje kentsel ölçekte geniş çaplı analizlerini, küçük ölçekte de odaklayarak, komşuluklarını ve uyum potansiyelini araştırmıştır. jüri projenin üst düzeydeki grafik kimliğine karşın sonuca ilişkin yeterli veri aktaramadığını saptamıştır.

Mansiyonlar (Eşdeğer Olarak, Proje Numaralarına Göre Sıralanmıştır)
Ahmet Erdem Tüzün- İstanbul Teknik Üniversitesi- Harikalar Diyarı- Eminönü

Archiprix-2010-4-1

Archiprix-2010-4-2

Archiprix-2010-4-3

jüri Görüşü
Eski kent dokusuyla zıtlık oluşturan yalın ve sakin çözüm önerisi başarılı bulunmuştur.

Nursev Irmak Demirbaş-İstanbul Teknik Üniversitesi- Dolapdere’de Bütünleşik Kent Deneyi

Archiprix-2010-5-1

Archiprix-2010-5-2

Archiprix-2010-5-3

jüri Görüşü
Proje konusuna yaklaşımındaki ve çözüm önerisindeki yalınlık başarılı bulunmuştur. jürinin fikir projelerini cesaretlendirmek konusundaki kararı doğrultusunda değerlendirilmiştir.

Erman Özdemir-İstanbul Teknik Üniversitesi-Tepebaşı Açık Kent Platformu

Archiprix-2010-6-1

Archiprix-2010-6-2

Archiprix-2010-6-3

Archiprix-2010-6-4

jüri Görüşü
Proje alanının zorluğuna rağmen ortaya konan kademeli çözüm ve önerilen siluet ile projenin anlatımı başarılı bulunmuştur.

Teşvik Ödülleri (Eşdeğer Olarak, Proje Numaralarına Göre Sıralanmıştır)
Selin Babayiğit-Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi-Karşıyaka Kulübü Stadyumu Ve Spor Kompleksi

Archiprix-2010-7-1

Archiprix-2010-7-2

Archiprix-2010-7-3

Archiprix-2010-7-4

jüri Görüşü
Proje konusunun zorluğuna rağmen ortaya koyduğu kent dokusuyla bütünleşme çabası başarılı bulunmuştur.

Efe Emre Umsan-Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi-Yalova’da Şehir Dışı Toplu Konut Projesi

Archiprix-2010-8-1

Archiprix-2010-8-2

Archiprix-2010-8-3

jüri Görüşü
Proje alanında önerdiği kent dokusu başarılı bulunmuştur.

Ali Sakal-İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü-Balçova’da Termal & Spa Merkezi

Archiprix-2010-9-1

Archiprix-2010-9-2

Archiprix-2010-9-3

jüri Görüşü
Genel tasarım yaklaşımı, projenin kendini anlatabilmesi başarılı bulunmuştur.

Kaynak: Archiprix Türkiye

26 Yorum

  1. cabbar

    onca eleştiriyi görünce aklıma şu geldi.gören de şu istanbul kavramsal çivi çaktınız sanır.ne yaptınız da neyin hesabını soruyorsunuz.eski jenerasyon tırt çıktı.

  2. Sami Okuyan

    İTÜ Türkiye’ye mühendislik kavramını getiren en saygın kuruluştur.
    Tarihi boyunca ülkemize kazandırdıkları saymakla bitmez. Siz burada tek bir projeden yola çıkarak, tüm bir üniversiteyi tüm bir tarihi yargılıyorsunuz.
    Sayın muhalifler, eğer İTÜ olmasaydı siz de muhtemelen burada bunları yazamazdınız. Size bu imkanları sağlayan bir üniversite ile gurur duymalı aynı gururu gençlerin de taşımalarını sağlamalısınız.

  3. Eski Tüfek

    Sayın Naim Güler çok haklısınız bakılması gereken yer aslında hocalar da değil sistem. Üniversitelerimizin durumu:
    .Çok az hoca bir mimar olarak ismini duyuracak kadar mimariyle ilgili çalışma yapar.
    .Mimari çalışmalar yapan ve bu alanda ismini duyuranları da küçümserler.
    .Prof olmak için gereken aslında kötü sanat tarihi, kötü mühendislik, kötü tasarım eğitimi kötü felsefe….. üzerine kitabımsı bir şeyler yazıp doktor ünvanı almak sonra da ilerlemek için kliklerden birisine katılmaktır. Bunun mimari ile hiçbir ilgisi olmadığı gibi sanat tarihi, mimarlık tarihi, mühendislik, felsefe… ile de hiçbir ilgisi yoktur.
    Bu durumda arşigram’a sığınmaktan başka ne yapılabilir ki?
    Eski Tüfek

  4. Naim Güler

    Çocukları rahat bırakın. Onların kabahati yok. Türkiye’nin en iyi mimarlık eğitim veren kuruluşunda okuduklarını düşünüyorlar, en iyi, en yüksek, en uzağa giden, en güzel, en yakışıklı….enenenen.
    Tüm bu nedenlerle en iyi işleri alacaklarını, en çok paraları kazanacaklarını, mezun olduktan sonra tüm yapı sektörünün önlerinde saygıyla eğileceğini düşünüyorlar.
    Bırakın dünyalarında mutlu yaşasınlar.
    Hiç olmazsa şu fani hayatta bir adet gerçek ütopyaları olsun. Siz hocalarına bakın asıl.

  5. Erduman Alptekin

    Bu gün Tayyip tüm laik kesimi küçümsüyor. Onların sadece laf ürettiklerini, dünyayı değiştirme, dönüştürme söz konusu olduğunda bir hiç olduklarını söylüyorlar. Mesela bakıyorum şu üniversite giriş imtahanı konusunda sadece Avrupa Amerika’daki sistemleri getirseler binlerce hatta şimdi milyonlarca gencin hayatı kurtulacak, parmaklarını oynatmıyorlar çünkü menfaatlerinin olmadığını düşünüyorlar değişiklikten korkuyorlar onların korkusu dünyanın en korkunç kesimlerini dinci şeriatçıların diledikleri gibi at oynatmasına neden oluyor. Ülke gidiyor hala onlar kişisel menfaatleri peşindeler en korkunç projelerde sesleri çıkmıyor.
    Eğer İTÜ senatosu Recebin Kanal projesinin sadece içme suyu açısından planlama açısından bir eleştirisini yapsaydı ya da bir şekilde görüşlerini açıklasaydı İTÜ de bir üniversite olurdu.
    Plan yapmanın mimarinin temeli olduğunu tartışmak için herhalde İTÜ de olmak lazım bundan eski bir İTÜ’lü olarak büyük üzüntü duyuyorum. Çünkü planı yok saydığınız zaman yaptığınız şeyin adı da heykel oluyor.
    Yukarıdaki örneklerde en iyi projeler İTÜ öğrencileri tarafından yapılmış projeler değil. Ayrıca bunların çoğunun mimari proje oldukları bile tartışılır.
    Ütopik olmadıklarını söyleyen arkadaşlara da katılıyorum. Bunlar ütopik projeler de değiller. Mimdap da yayınlanan ütopyalara bakınız farkı görürsünüz.
    Marka’nın kaliteyi getirdiğini zannediyorsanız İTÜ’yü tercih edilir bulan Sayın Hamza, lütfen Koray Malhan söyleşisini okuyunuz orada markanın ne olduğu hatta entellektüel olmanın ne olduğu çok iyi anlatılıyor. Ai Weiwei’yi de incelemenizi isterdim.

  6. hamza

    ama şahsi fikrim şudur ki : birinci proje,birinci olmayı haketmiştir.her ne kadar bünyesinde sorunlar barındırsa da,gene de en tercih edilesi okul itüdür.ayrıca neden diğer projeler ve okullar eleştirilmiyor? çok mu süper durumdalar? yoksa konuşulası mı değiller?

  7. hamza

    öncelikle diyebiliriz ki,itü’deki eğitimin veya diğer kurumlardaki eğitim anlayışının kökten eleştiriler hakettiği muhakkak.itü’de okuduğum için,daha içten bir eleştiri sunacağım.diyebilirim ki : evet itü’deki bir çok hoca bir hayal yaşamaktadır.kendilerini dünya mimarlığını takip eden,sınırların ötesinde bulan,çağdaş modern düşünceler ile birebir insanlar olarak görürler.hakları da vardır aslında,aralarından boş tenekeler olsa da,gerçekten okuyan,araştıran,sorgulayan düşünceleri öğrencilere aşılamakta,onlarında mimari düşüncede benzer yaklaşımlar sergilemesini istemektedirler.mimarinin sadece plan çözme saçmalığından ibaret görenlerinizde otursun bir düşünsün ki,mimarlığı buna hapsetmek gerçekten işin kolayına kaçmak olurdu heralde.kendini zorlamayan,olduğu kabın şeklini alan bir düşünce anlayışı,elbette kısırlaşacaktır.bu bağlamda düşünürsek,itünün eğitim anlayışı doğrudur.fakat işte tam bu noktada bir handikap baş gösteriyor ki: bu günümüz jenerasyonunun önemli bir sorunu sanırım : ürettiği şeyi çok farklı sanan,ona ve kendine tapan,sadece çenesi çalışan mimarlar.evet itüde böyle bir güruh var ki,okulu talan etmektedir.onlar her derste baş göstererek,her lafa atlayarak,tüm anlayışı sabote etmektedirler.dahası bu hastalığın en büyük yayıcıları hocalardır.bir bina dikmemişlerdir ama dünyayı onlar yaratabilirler.ben demiyorum ki,illa bir bina yapmak lazım ola gelsin.ama sırf lafla da ekmek peynir gemisinin yürümeyeceğini anlamaları lazım.onu anlayın anlamayın bir yere kadar ama gösterilen yaklaşım,o gruplaşma,kendi kendini pohpohlama artık ölümcül seviyelere ulaşmıştır.itü şımarık mimar adaylarının ve sözde mimar hocaların hakimiyeti altına girmiştir.ama bundan da kötü bir grup daha vardır itüde: eski usül yaklaşımlar,geleneksel bakışlar ki,bu diğer üniversitelerimizin de hastalığıdır.türk milleti kaypaktır,halen ve halen şu istanbula mimarisi dünyaca övgü alan türk mimarlar tarafından yapılan yeterli sayıda bir yapısı olmayan toplumuz.ama iş lafa düşünce herkes hiç durmadan laf püskürtüyor.kısacası eski jenerasyon da gözümde saygı duymaya değer değildir ve malesef beraber büyüdüğüm jenerasyonda hastalıklı bir toplumun ürünüdür.çok mu umutsuzum ? tabi ki değil.

  8. Adem Atabey

    “kitapların her zamankinden daha çok erişilebilir olduğu bir dönemde sürekli yeraltına doğru inen kuyuların içindeki kitaplara bir anlam verebilirmiyiz? Hele hele kitapçıların kapandığı, bir çok semtte kitapcısı olmayan bir kentte yaşıyorsak.”
    “Eski tüfek” Ayşen’ciğım biraz fazla çelişki yok mu bu cümlende? Gençlere örnek olmalısın;)
    Selamlar en kısa zamanda seni arayacağım.

  9. Eski tüfek

    Evet bina yapmayı öğretmedikleri açık zaten sorun da oradan çıkıyordu. Bu da geldiğimiz son nokta, mekan yapmayan ancak fikir üreten fikirleri üretirken de bilgiden, mantıktan, bağlamdan kaçan bir grup ve sonucu. Yarışmada çok daha ileri fikirler içeren birkaç proje de jürinin elinden kaçmışa benziyor.
    (Bu arada sevgili Adem’e de selamlar, ” geceyarısı pergel yerine ipe bağlı kalem” anılarım hala çok taze, pencereden yol kısaltmalar…. ne yıllardı en kısa zamanda arayacağım ve beni eski bulmanın da hesabını soracağım;)
    Birinci projeye dönersek, parlak fikirler ararken bana çarpanlar bunlardı. Çünkü programın kendisine bakınca saçmalığı ortada. Mesela Fuller’in jeodezik kubbesi, bir yapısal soruna savaş sonrası geometrik bir çözüm getirdiği için ilginç’ti. Burada aynı şeyi söyleyebilirmiyiz? Mimdap’da yayınlanan utopya örnekleri bir soruna işaret ediyorlar, kitapların her zamankinden daha çok erişilebilir olduğu bir dönemde sürekli yeraltına doğru inen kuyuların içindeki kitaplara bir anlam verebilirmiyiz? Hele hele kitapçıların kapandığı, bir çok semtte kitapcısı olmayan bir kentte yaşıyorsak.

  10. antitezzz

    itüde hocalarımız bize bina yapmaktan cok insan olmayı öğrettiler zaten elestiriye cok acık bir meslekte bu kadar acımasız davranıp bütün bir grubu hedef almanızı anlamıyor ve saygıyla kınıyoruz Ayrıca tek bina yapmadan da mimar olunur. sizi önce kendi işlerinize objektif olarak bakmaya cagırıyorum

  11. Amcaoğlu

    Alıntıladığım cümlenin arabesk olduğu doğrudur, ancak ben tecahül-ü arif yapmak istemiştim. Demek ki yeterli anlatamamışım kendimi. Ayrıca eklemek gerekirse projenin sahibi ben değilim, ve kesinlikle kaliteli bir eleştirelliğin her şeyin içinde olması gerektiğine inanıyorum, eleştiri niteliğinde yapılan tartışmaların içinde “had bildirmek”, “insan olmayı öğrenmek”, “hasta ruhlu olmak”, “bağışlanmak” kavramları ağır basıyorsa durum fazlasıyla arabeskleşmiştir ve dalga geçmemek içten bile değildir.

    “Ütopik proje” diye sınıflandırmaktan pek hoşlanmasam da bu projede bir ütopya durumu söz konusu. Tüm insanlığın yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalma durumu tanımlanıp, insanlığın ürettiği tüm bilginin korunması hedefi ortaya konuyor. Tüm insanlığın belleği projenin oturduğu yer ile beraber bence kentin belleğine selam gönderiyor ve onu düşündürüyor.

    Plan tekniğinin ve yeterliliğin, projenin kendi içinde oluşan ölçeği, diğer temsil araçları ile birlikte projede söylenmek isteneni net olarak aktarması bakımından yerinde olduğunu düşünüyorum.

    Projenin ana fikrinin asansör, hız, balonlar ya da sterilizasyon olmadığını söylememe gerek kalmamıştır herhalde.

    Projenin çatı kısmına oldukça takılmalar olmuş, balonun etrafındaki fiziksel dokuyla yaratacağı kontrastı beğenenler de var, aynı balonun vasıfsız mimarlık ürünü olacağına inananlar da. Projenin en vurucu noktası olduğunu düşünmediğim bu kısmın, sunumlarda kullanılan görsellere bakarak sorun teşkil etmediğini düşünüp, uygulama sonunda ortaya çıkacak ürün hakkında çabuk yargılara ve benzetmelere varılmaması gerektiğini düşünüyorum. Sonuç olarak bu belirsizlik durumu bir eksi değer olarak düşünülebilir tabi.

    Salı Pazarı önerisi konusunda da uzun uzadıya yazamayacağım ancak, orada kurgusunu bankamatik ve benzin istasyonunun kullanımından ve başka şeylerden oluşturan “yeni bir yaşam biçimi” pazar kullanımına ek olarak öneriliyordu. İstasyon ve bankamatik kavramlarını bodoslama olarak program listesinin tümünde kullanırsak projeleri yeteri kadar incelememiş olduğumuz da ortaya çıkar aslında.

    Yarışmaya katılmak, katılmamak, katılmaktan vazgeçmek gibi konularda gerçeklerle bahaneler bazen birbirlerine karışabiliyorlar, o konuda dengeleri iyi ayarlamak lazım. Yeni’ye ulaşabilme adına yapılan her türlü etkinliğin ve emeğin hiç bir zaman boşa gitmediğine inanıyorum. Bazen bir projenin ödül almasından ziyade almaması onun “yeterli” olduğunu gösterir, yapılan işler her yerde yayınlanabilir, illa “ödüllendirilmelerine” gerek yok.

  12. Adem Atabey

    G/ğ uyarısı için teşekkür ederim.
    Açayım her aykırı şey iyi düşünce değildir. Archigram’ın felsefesinde kendisini yenileyemeyen bir mimarlık ortamına karşı saldırı vardı. Ama hem archigram, hem de ortam bir “kültür” ortamıydı ve yapılan tüm eleştiriler, içeriği ve estetiği ile anlamını buradan alıyordu.
    Birinci seçilen projede ise bunların hiçbirisi yok. Çünkü bir ortama eleştiri ya da ortama alternatif sunma, ya da başka bir şey değil. Bir şey değil.
    Kişiselleşmeye gelince önce mimarlık ortamımızı iyi okumak gerekir. Bir kere doğru dürüst bir ortamdan bahsetmek mümkün değil çünkü çok az yapı mimarlar tarafından yapıldığı gibi, yapılanların da büyük bir bölümü bir diğerinin eşi ya da kopyası. Üniversiteler ise bu manzaranın diğer yüzü. YÖK bürokrasisi altında hocalar, belki bizim artık anlayamadığımız bir şeyler yaparak farklar yaratmaya çalışıyorlar ama anladığımız bir şey var archigram da değiller.
    Oluşmuş bir akıl olmadığı için çılgınlık da yok. Ülkemizde yeni ve çılgın proje diye davul çala çala sundukları şeylere bakıyoruz, saçma sapan şeyler ortaya dökülüyor üstelik özgün bile değiller.
    Birinci seçilen projeye gelince:
    Bağlam konusunda eleştiri yapanlar haklı bence. Çünkü eğer bir gerçeklik olarak alırsak bu projenin bağlamla ilgisi yok. Örneğin Mimdap’da yayınlanan Meksikocity’de yerdelen projesi, kentin çok katmanlılığına işaret ediyordu. Burada o yok. Yerdelen bir ütopik projeydi ve bir ütopya olmanın özelliklerini taşıyordu.
    Planları ciddiye alırsak batarız. Herhalde artık üniversitelerde plan filan çizilmiyor. Çılgınlık yapılıyor. Hani şu yakında gördüğümüz türünden. Birde bunun tam tersi olduğu zannedilen korumacılık. Onda da kalıp cümlelerle yapılanlara saldırılıyor. Herneyse konumuz bu değil zaten ramazan çadırı benzetmesi de oldukça yerinde. Jeodezik iftar çadırı, belediyeler bayılırlar bu düşünceye.
    Asansör hız, balonlar, sterilizasyon…. çok parlak fikirlermiş. Otis’in araştırma laboratuvarlarında çok daha çılgınları var.
    Yani ne diyeyim, daha önceki senelerde de birinci seçilen bir projeye bakmıştım orada da salı pazarını canlandırmak için benzin istasyonu ve bankamatik önerdiklerini görmüştüm benim de tansiyonum yükselmişti.
    Ben sayın Muhalif Mimar kadar katı olamıyorum çünkü hocaların mazeretleri var ayrıca piyasa daha mı iyi? Öğrenciler yani sonuçta çocuklarımız onlara da kıyamıyorum. Eski tüfeğin, biraz eskide kaldığını düşünüyorum ama temelde de haklı olduğunu biliyorum.
    “Emek verdim fikir ürettim ürün koydum”… kimse aksini söylemedi ki; “ellerim kırılsın” niye? ama tüm bunların yetersiz, son cümlenin de arabesk olduğunu da görürseniz sizin için iyi olurdu. Burada yapılanlar sadece eleştiri, eleştiriye daha toleranslı bakmalıyız.

    Bu tür yarışma sonuçları yüzünden, arkadaşlarım, bir çok üniversitenin öğrencilerine artık bu tür yarışmalara katılmamalarını tavsiye ettiğini öğrendim üzüldüm.

  13. Amcaoğlu

    Mimarlık tartışılacağına kişisel ve kurumsal egolar ön plana çıkmış. Hatta bir şeyler üretildi diye bazı “Eski Tüfekler” yüzlerce insan adına özür dilemeye başlamış.

    “Emek verdim, fikir ürettim, fikir geliştirdim, onu temsil ettim, ürün ortaya koydum ama bazı “mimarlık uzmanları”na göre yanlış fikir peşinde koşturmuşum ellerim kırılaydı da yapmayaydım. Hay Allah gideyim en iyisi intihar edeyim!” boyutuna kadar ulaşmış tartışmalar.

    Eleştirellik peşindeyiz ama eleştirilerimiz bütüne dair içerikliliğe bir türlü ulaşamıyor. Bağlamdan kastettiklerimiz, bağlam konusunda yapılan hatalar, doğrular ve eksiklikler açıkça nelerdir anlatabilir misiniz? (ama lütfen bütünlüğü elden kaybetmeden ve eleştirdiğiniz projenin datalarını da kritiklerinize yeterli seviyede dahil ederek!)

  14. tdk

    doğma değil o dogma 😉

  15. Adem Atabey

    Bu arada tarihi dokuya uyumdan kim bahsetti. Siz herhalde heryerde size öğretilen doğmalarla yaşıyorsunuz.

  16. Adem Atabey

    Bu bir fikir yarışması olabilirdi. O zaman bu bir fikir yarışması denirdi ve onun sonuna kadar gerçekleştirilmesi beklenirdi. Burada yarışma ne fikir yarışması ne de ütopik bir yarışma. Mimdap’da sık sık örneklerini görmekteyiz. Çünkü bir ütopik yarışmadaki kadar ileri gitmiyor.(örneğin çok benzer bir tema Meksiko City’de yer delen projesi olarak var) farka bakın neden ütopya olarak çok cılız kaldığını göreceksiniz. Gerçekçi de değil. Orada kurulan ramazan çadırları var o kubbe de onların biraz daha kubbemsi olanından başka bir şey değil. Saygılarımla.

  17. Unknown

    Zart zurt saçma sapan laflarla birbirinizle tartışıyorsunuz. Bumudur mimarlık mimar dediğin ilk başta eleştirilere açık olur bunu itülüler için söylüyorum i bir diğer taraftan da yaptığı eleştirilerde açıklayıcı olur bu bana biraz kopuk görünüyor gibi anasınıfı öocuklarının yaptığı eleştirileer yapmaz. Eski tüfeklerde genelde kıymetli olur heryerde patlamaz ağzını açmaz ve değerinizi korur. Mimar olmadan önce ilk başta insan olmayı öğrenin bence hepiniz.

  18. eminönülü

    1. projeye ilk baktığımda bende bir kopukluk hissettim. Eleştirileri okuduktan sonra tekrar incelediğimde ise bu kadar aykırı ve o meydana zıt bir kürenin oraya yerleştirilmesinin o meydana yedirilmeye çalışılıcak bir projeden daha çok ordaki tarihi dokuyu koruduğunu düşündüm.
    tarihi bir yere uygun olduğunu ya da benzer izleri taşıdığını düşündüğümüz projeler belkide o dokuyu değiştiren asıl etkenlerdir.
    Bu şekilde baktığımda ilk projenin o meydana daha saygılı olduğunu düşünüyorum.
    Belkide artık sırf bi dokuya bir yere uydurulmak için yapılmış zorlama detaylar görmekten sıkıldığımdan böyle düşünüyorum.
    Tarihi dokuya uydura uydura ya da bir mantığı olduğunu söyleyerek yapılan projelerin bir anlamda o yerde ilerleme gelişme yarattığını ve belirli meşrulaştırmalarla orayı değiştirdiğini ve aslında herhangi bir projeden hiç bi farkı olmadığını düşünüyorum.

  19. İTÜlü Mimarlık Öğrencisi..

    Birinci olan projeye bu kadar yüklenmeniz bana çok tuhaf geliyor açıkçası. Archigramın ve bunun gibi ‘fikir’ projeleri çıkaran grupların projelerine de mi böyle bakıyorsunuz. Bazı projeler inşa etmek için yapılmaz, fikir sunmak için yapılırlar, insanlarda başka fikir doğurmaları için yapılırlar.Kaldı ki birinci projenin Eminönü’yle ilgili bir hikayesi ve bundan gelişen bir ‘fikir’ projesi var,Eminönü’nü paftalarda da göreceğiniz üzere çok güzel tahlil etmiş, illa oraya eski görünümlü bir yapı mı tasarlamak gerekir?Bu mimarlığı ne kadar geliştirir???Eminöünü’nde değil başka bir yerde yapsaydı farklı bir proje çıkarırdı ortaya, eminim.Uyananları da biliyoruz biz ayrıca, Taksim’in dokusuna uydurmak için farklı ve uyumsuz mimari öğeleri içeren ‘yeni’ binalar ‘tasarlıyor’lar.Oysa yurtdışında da gördüğüm bir çok örnek mesela Frank Gehry’ Dancing House, Peter Zumthor’un Köln’deki Museum of Modern Art ‘uyanmadıkları’ halde oraya farklı bir mimari değer katıyorlar.Bizi uyandırmayı bırakın da siz uyanın Demirören gibi binaların yapılmasını engelleyin!!!

  20. Eski Tüfek

    Sayın Muhalif Mimar,
    Maalesef İTÜ’nün bugünkü durumu konusunda size katılmamak mümkün değil. Yıllardır değişik yerlerde bu eğitimi ve sonuçlarını gözlemliyorum. Çocukları çok üstün bir okulda çok üstün bir eğitim aldıklarına inandırıyorlar. Onlar da zavallı inanıyorlar. Size hangi okuldan olduğunuzu sormalarının nedeni de aslında çok haklı olan eleştirilerinize cevap değil ama neden bulmak. Çünkü toplumumuzda maalesef bahane bulmak, gerekçe bulmak, cevap bulmaktan çok daha geçerli. Ama anladığım kadarıyla bir kere daha baltayı taşa vurmuşlar.
    Benim zamanımda İTÜ’de yapılan çalışmaların her ne olurlarsa olsunlar mantıklı olmaları istenirdi. Bazen çok ileri gidildiği de olurdu ama sonuçları da hepimiz anlardık ve çok nadiren beklentilerimizin dışında sonuçlar çıkardı.
    Önce onlar usta çırak ilişkisi içinde diyerek eski hocaları eleştirdiler, sonra tek bir bina yapmadan ya da daha kötüsü yaparak doçent, profösör oldular hep kendi gibileri hoca olarak aldılar, sonuçta bu noktaya geldik.
    Genç İTÜ’lüyü bağışlayın onların suçu yok. Sizden onun adına da özür dilerim. Umarım tüm bunlar bir kötü rüyadır ve biz de birgün uyanırız.
    “Firmitas, Utilitas, Venüstas” bu slogana her zamankinden daha çok gereksinimimiz var.

  21. Muhalif Mimar

    Yurtdışında çok saygın bir okulda okudum. Ama bunu neden sorduğunuzu da anlamadım. Ben kendi halinde bir mimarım. Ve “Mimarlık mesleği’nin köklülükle, rütbelerle, apoletlerle değil kalemle yapıldığını” bilen bir mimar.

  22. Suat

    Bak Güzel Kardeşim ,
    Bu önyargı ve genellemelerin sizir bozucu . Kendini ne sanıyorsan , saçmalamalarına cevap vermemizi ve nedenlerini saymamızı bekliyorsun .Karşımızda bir mimari deha olmadığı eleştiri tonu ve içeriğinden ortaya çıkıyor . O halde kimsin ki sana cevap yetiştirip adeta savunma yapalım . . Israrla insanları ” İtülülerde gördüğüm kalıp cümle ” vs. gibi kalıplara sokmaya çalışman ve genellemen karşımızda muhalif değil hasta ruhlu bir mimar olduğunu gösteriyor . Tek soru sorarak bu saçma diyaloğu sonlandırmak istiyorum , samimi bir cevap verin . Hangi okuldansınız ?

  23. Muhalif mimar

    Eleştirimi eleştirirken örneğin “hayır birinci olan proje mantığı ve bağlamı olan bir proje” diye başlayıp nedenlerini sıralasaydınız. Bu bir cevap olurdu ve bende düşünürdüm. Ama siz çok sayıda İTÜ’lüde gördüğüm bir kalıp cümleyi tekrarlayıp “köklü kuruluş olduğunu” bu nedenle “eleştirilmesinin had istediğini” söylüyorsunuz. Projeleri okuyamadığımı onun yerine laf yetiştirdiğimi söylüyorsunuz. Bunlar bir cevap olamaz. Çok açık net bir eleştirim var. Üstelik ütopik projelere de bir mantık yada estetik taşıdıkları sürece çok saygı duyan birisi olarak. Sözgelimi birinci seçilen projenin bir bağlam ve mantık sorunu olduğunu söylüyorum. Üstelik ütopik de değil.
    Bu dünyada çok köklü kuruluşların nasıl gümlediklerini defalarca görmüş birisi olarak, köklülük savunmalarının arkasında nasıl felaketlerin saklandığını bilen birisi olarak söylüyorum. Mimarlık mesleği köklülükle, rütbelerle, apoletlerle değil kalemle yapılır. Bütün bunları görünce “keşke proje okumayı bilmeseydim” diyorum.
    ” Bence İTÜ deki akademisyenlerin diplomalarının iptal edilmesi ve mümkünse “bağlam” konusunda temelden başlayan bir eğitime tabi tutulmaları gerekir. Bu öğrenciler o hocaları hak etmiyor.”

  24. Suat

    Güzel kardeşim ,
    İtü den olmadığın o kadar belli ki , bu kompleksini ve kinini başka türlü izah etmek mümkün değil . Eleştirdiğini sandığın konuda cevap bile vermeye gerek yok , zira projeleri okuyamadığın o kadar açık ortadaki . Ancak İtü lü akademisyenler hakkındaki sözlerin maksadını ve haddini aşıyor . Türkiyenin en köklü mimarlık okulundaki akademisyenlere laf yetiştireceğine , gördüklerini okumayı ve anlamayı öğren , başka türlü mimar olunamaz , muhalif mimar hiç olunamaz .

  25. Selda

    Siz hangi okuldansınız?

  26. Muhalif Mimar

    İTÜ’de hazırlanan projelerde ciddi bir bağlam sorunu olduğunu düşünüyorum. Eğer bir yere bir proje düşünüyorsanız onun bir mantığının olması ve bu mantığın da yer tarafından meşrulaştırılmış olması gerektiğini düşünüyorum. Son zamanlarda gördüğüm bir çok proje “yuh buraya böyle bir yapı düşünülebilir mi?” dedirtiyor. Sanki Eminönü meydanı meydan olmaya layık değil, sanki orada koskoca bir tarih yok, sanki bir kent bağlamı, bir tarih bağlamı bir coğrafi bağlam yok da Anadolu bozkırına yapı yapıyorlar.
    Bence İTÜ deki akademisyenlerin diplomalarının iptal edilmesi ve mümkünse “bağlam” konusunda temelden başlayan bir eğitime tabi tutmak gerekir. Bu öğrenciler o hocaları hak etmiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir