Başbakan kendisini 1 milyon kişinin Pazar günü Kazlıçeşme Miting alanında izlediğini söylediMiting alanı dik kenarları 300 ve 600 metre olan bir üçgen yani 90000 m2. Bu sayıya ulaşmak için, yan yol ve sahnenin kendisi de dahil her m2’de 11 kişinin olması gerekir ki bu hayal ötesi bir durumdur.
Büyükşehir belediyesi Taksim Gezi Parkını kamudan ayırmak bir anlamda özelleştirmek için her köşeyi çiçeklerle doldurdu. Böylece gençlerin çadır kuracakları yer kalmadığı gibi (her ihtimale karşı) cemaatlerinin “lümpen” kültürüne uygun bir şekilde biz ne kadar da“çevreciyiz” mesajı verilmiş oldu.
Bu bende çok kötü anılar uyandırdı. Çünkü kişisel olarak yollarda, dünyanın en zengin endemik bitki örtüsünü barındıran İstanbul’da, papatyaları, katır tırnaklarını, doğal çalıları söküp yerlerine pahallı bakımlı ne idüğü belirsiz şeyler dikenler hakkında ev ahalisinin yorumlarını duymamak için arabada müziğin sesini açıyorum.
Böylece örneğin Ali Sami Yen stadı arazisinde şaha kalkan “çevrecilikleri”, “Kuzey Ormanları saçmasapan İstanbul’lunun derdine deva olmayacak üstelik ona geriye kalan son ormanlarını da kaybettirecek, IMP’nin kesin karşı olduğu 90 kilometrelik (bir yuh da olan) bir yol için traşlanırken, Kadıköy’de Meteoroloji arazisi “artık bu kadar da olmaz” dedirten bir orantısız şiddet altındayken bu yapılan samimiyetsizlik timsahın gözyaşı bile değil.
Her neyse bu gün amacımız kamusal alan ve halk ilişkisi, bunun için halk kavramından neyi anlamalıyız? Bunu sorgulayalım.
Kamuyu oluşturan halk kendiliğinden oluşan, kamusal alanları dolduran herhangi bir resmi, dini…. ideoloji için hareket etmeyen, yaptığı işten kişisel olarak zevk alan, bir ağaç kadar bireysel olup bir orman oluşturanları kastediyoruz. Kadın erkek birlikteliğinin, çoluk çocuk yaşandığı ortamları. Bazılarını gaza, gazlı suya, plastik/metal mermiye sarıltacak kadar ürkütücü gelen birlikteliğe…Özgür iradenin birlikteliğinin mekanlarına…
Bizde kamusal alandaki kalabalık kavramı yanlış anlaşılır. Kamusal alan sadece kalabalık değildir. Nitelikli kalabalıktır. Yani yönlendirilmemiş, taşınmamış kalabalık. Kendiliğinden gelinmiş olması gerekir bir kamusal alandakilerden söz etmek için. Doğal olmalıdır, kamusal alan, ortak, barışcıl ve mümkünse sanat dolu olmalıdır. Çünkü sanat da sonuçta kamunun bir dönemdeki yansımasıdır. İnsanlığın büyük dramının duyarlı ifadesidir.
Burada bazı konserlerden örnekler:
1. Rod Stewart at Copacabana Plajı (1994) 3.5 million people Guiness Dünya Rekorları kitabı Rod Stewart tarafından verilen ve 3,5 milyon kişinin izlediği 1994 yılı Copocabana Plajındaki konseri rekor olarak göstermektedir.
2. jean Michel jarre (1997) 3.5 milyon kişi Moskova. Kentin 850 yılını kutlamak için Belediye tarafından düzenlenen konseri izleyenlerin sayısı.
(1994) 2.5 milyon Paris La Defence. “Konserdeki kent” etkinliğinde jean Michel jarre, Fransız Devriminin 200 yıldönümü kutlaması için.
3. New York Filarmonik Central Park Newyork (1986) 800,000 kişi. Bu bir klasik müzik dinletisi için bir araya gelen en fazla sayıda insan olarak tescil edildi.
4. Garth Brooks Central Park New york (1997) 750,000 kişi
5. Steve Wozniak’s 1983 US Festival (1983) 670,000 kişi
6. Summer jam at Watkins Glen (1973) 600,000 kişiden fazla
7. Isle of Wight Festival (1970) 600,000 kişi.
8. Simon & Garfunkel Central Park (1981) 500,000 kişi
9. Toronto SARS (2003) 450,000 kişi
10. Woodstock 1969 400,000 kişi.
Önemli sayıda insanların toplandığı konserler:
(1997) 385,000 kişi Blockbuster RockFest’te Paula Cole, Bush, Counting Crows, No Doubt, Collective Soul, jewel, Matchbox 20, The Wallflowers
(1983) 375,000 kişi Heavy Metal gününde San Bernadino Kalifornya’da
Bunların dışında akıllarda kalan kalabalıklar: (1988) 180,000 kişi Tina Turner konseri, Maracan Stadyumu, Rio de janeiro, Brezilya
(1990) 180,000+ kişi Paul McCartney Konseri Maracan Stadyumu Rio de janeiro, Brezilya
(1998) 100,000 kişi Widespread Panic concert Athens, Georgia ABD
(1985) 1,5 milyon kişi Habeşistan için düzenlenen “Canlı Yardım” konserini izlemişti.
Bizde son dönemde yaygınlaşan yürüyüşler de oldukça ilginç. İnsanlar hiçbir haberleşme olmaksızın, ya da Başbakanın konuşmasının daha ilk cümlelerini işitir işitmez birdenbire çıldırıyor ve ellerinde tencereler tavalar sokaklara çıkıyorlar. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde, (ben Bağdat Caddesindekileri izliyorum) gecenin ikisinde tencere tava ile müzik yaparak Taksime doğru yürüyen inanılmaz kalabalıklar oluşuyor. Dünyanın bütün parasını verseniz sıcak yataklarından çıkmayacak son derece düzgün, nitelikli insanlar tencere tava yollarda yürüyor gecenin bir vakti. (Bu ne olağanüstü provokasyon yeteneğidir…)
En son yürüyüşlerini izledim. Bostancı’dan başlayan yürüyüş, Çevik Kuvvetin 20-30 kadar mensubunun korkudan titrediği bir ortamda kurduğu barikata kadar ulaştı.(Bağdat Caddesi 6,5 kilometre + Stad-Uzun çayır arası) Polis müdürü, sessiz olmamıza rağmen duymakta güçlük çektiğimiz bir sesle “sayın Kadıköylüler sizlere güveniyoruz, emanetiz; lütfen…” diyordu. Yanımdaki teyze de aman polisciklere birşey olmasın diye dualar ediyordu. Polisin tek güvencesi karşısındaki halkın yürüyüş yaparken bile kırmızı ışıkta duran bir halk olmasıydı. Neyse halk dağıldı, kahraman polis de kahramanlığını ve dik duruşunu göstermek için arkamızdan birkaç gaz bombası attı. Artık yüksek lisansını geçmiş bu konuda doktora hazırlayan bir teyze şöyle bir kokladı: “Hımm” dedi “bunun etkisi biraz az olmuş” Sonra yüzüme beyaz renkli bir su attı, iyi geldi.
Neyse, günün “şerefine” NewYork çapulcularının Central Park’da NewYork Filarmonik Orkestrasının klasik müzik konserini dinlerken çekilmiş fotoğraflarını izleyelim. (Kadın erkek ayrı otursalar, klasik müzik yerine ilahi dinleseler iyi olurmuş)
Bu da çapulcuların reisi. Örgüt silahlarını ayarlıyor. Saldırı başlamak üzere.
Her yer işgal altında, İBB olsaydı çiçek diker mani olurdu…biz ileriye giderken onlar geri kalmış toplum.
İşte kıyamet günü, bir ayakkabıları bile yok.
Bu da kalbimin filarmonisi Taksim Meydanı Polisten önce
Kısmi kaynak:Noiseaddicts
Montaj: Yılmaz Kuyumcu







2 Yorum
Ferda Çetinkoz
Yok 1 milyon küsür kişi çıkarırmış, yok %50 yi alır gelirmiş. Şu söylem bile halkı sayısal bir nesne olarak gördüğünün kanıtı. Sayılacak koyun sanki.
Sonra odun kömür erzak paketi dağıtmakla ve belediyenin -şimdi uydurma faturalarla al gülüm ver gülüm nasıl insan taşıdıklarını ve kamu imkanlarını kullandıklarını tescilletiyorlar aslında- imkanlarıyla bir araya getirilmişle su sıkan panzerlerin önünde duranlar, biber gazına rağmen oradan gitmeyenler ve bunu 20 gün devam ettirenler aynı şey mi?
Toplumun körü körüne inanma alışkanlığı ve genel anlamda -sadece okumuş olmak da yetmiyor- cahilliği bitmeden bizi sayılarla, sandıkla tehdit edenler tükenmez.
Hülya Savcı
Yalanlarla dolu bir dünya oldu Türkiye. Kalkınıyoruz, faiz lobisi, 17 ölü, Avrupa Birliği bizi desteklemiyor…. say say. Kazlıçeşme mitingi tam bir provokasyon. Cevabı da sadece gençlerden, halktan değil aynı zamanda Batı toplumundan da aldı. Kapalıçarşının %70-80 müşteri kaybettiği ortaya çıktı. Turizm mevsimi ve turizm çökme noktasında. Neymiş bir başbakan kendi deyimi ile “bir kaç ağaç” için ayaklanan gençleri, yaşam tarzıma müdahale edemezsin, bütün eğitimi imam hatipleştiremezsin, içkime karışamazsın diyen halkı ezmek istiyormuş. Akıllı bir hükümet ne polis gönderirdi ne de gaz. İnsanların yürüyüş yapmalarına da Toma’larla karşı çıkmazdı. Şimdi attığı “rövanş alıyorum” çığlıkları ise mahallenin nefretini kazandığını fark etmeyen kabadayının durumuna benziyor.
Halbuki aklı başında bir hükümet kesinlikle gençlere müdahale etmez onlarla görüşür görüşlerini alır, saçma sapan projelerden vazgeçtiğini söylerdi. Piyano çalarak halk ile bütünleşen sanatçının piyanosuna el koyarsanız, kızlı erkekli birarada bulunan gülen eğlenen gençlere sadece yalan değil aynı zamanda terbiye dışı müdahale ederseniz Kapalı çarşı’lar daha çok müşteri bekler. Hükümetin hatasının bedelini zavallı esnafımız öder.
Direnen gençler Türkiye’nin imajını yükseltmiştir. Hükümet ise yerin dibine batırmıştır.
Gezi parkı bir semboldür. İBB’nin oraya gençler çadır kurmasınlar diye diktiği anlamsız İBB çiçekleri ise hiçbir zaman çadırlar kadar güzel olamayacaktır.