Güney Amerika Bahai Tapınağı: Harari Mimarlık…

1 Dakika Okuma Süresi

Güney Amerika Bahai Tapınağı: Harari Architects.

İnsanlığın ruhsal yönünün tanınması ve dua etmenin önemini, meditasyonun, düşünmenin mekanını yaratmak için tasarlanan ve bir ibadet yeri olarak tanınan Bahai tapınakları, aynı zamanda herkese açık yerlerdir.
Güney Amerika’da inşa edilen Bahai tapınaklarının ortak özelliği ışığın projelerin temel öğesi olarak tasarlanmış olması. Bunun için hem camlar hemde kullanılan taşlar özel olarak seçilmekte. Böylelikle ışığın yeniden şekillenmesi ve tapınağın amaçlarına uygun şekilde kullanılabilmesi sağlanmakta.
Yeni tapınağın bir ışık yeri olması, dağlar arasında konumuyla dikkat çekmesi, gündüz dışardan doğal ışığı alıp dönüştüren yapının geceleri kendisinin bir fener gibi çevreyi aydınlatması hedeflenmekte.
Her bölüm bu projede bir yaprak gibi düşünülmüş. 600 kişilik salonu örten 9 adet yaprak…








Kaynak: Evolo
Çeviri: Mimdap

5 Yorum

  1. Ahmet Anık

    Köln camisine de çok benziyor o da böyle yaprak yaprak açılıyor, Bahai etkisi mi var ;)))

  2. Hamdi Güler

    İslamiyin içinden baskıcı islami rejimlere bir tepki olarak çıkmış ortak noktaları:
    1.Namaz kılmak,
    2.Oruç tutmak,
    3.Hacca gitmek,
    4.Zekat vermek. Tabi çok farklı şekil ve yerlerde.
    Ancak ayrışan yönleri de çok mesela onlarda kadın erkek eşitliği var, kız çocuklarının okuması çok önemli. Kadınların sosyal hayata katılması önünde hiçbir kısıtlama yok dolaysıyla da sürekli zenginleşen gelişen bir cemaat.
    Tabi bu dinle ilgili Zerdüşt dini etkilerinden de söz etmek mümkün mesela buradaki yapı bana zerdüşlerin ateş tapınaklarını anımsattı.

  3. zerrin gür

    ne kadar orijinal formlara ulaşmışlar. her şey bir esin ve çıkış kaynağı olabiliyor tasarımcı için. mistik bir ögenin tasarımcıyı getirdiği yere bakın.

  4. kemajettin kelli oğlu

    uydurma bir din hiç bir hükmü yok, islamiyetlede hiç bi bağlantısı yok.

  5. Hamdi Güler

    Bahailik ile ilgili bazı bilgiler:
    (Wikipedia’dan)
    “Seyyid Ali Muhammed (Bab) (Bab, Arapça’da kapı demektir), kendisinin tüm Müslüman âleminin beklediği kişi olan “Kaim”, “Mehdi” olduğunu 23 Mayıs 1844’te Şiraz’da ilan etti. Binlerce kişi Bab’a inanarak “Babi” oldu. Bu gelişmeler ve onun eski dini yapıya göre çok yenilikçi ve radikal fikirleri ortaya koyması İran’da işkencelere ve baskılara yol açtı. Bab, 1850’de Tebriz şehrinde kurşuna dizildi. Birçok Babi ise yine İran’da değişik feci işkence yöntemleri ile öldürüldü. Bab’ın ölümünden sonra Babi’lere Mirza Hüseyin Ali (Bahaullah) liderlik etti. Bahaullah ve beraberindekiler İran Kaçar yönetiminin baskısıyla, Osmanlı Devleti ile yapılan görüşmeler sonunda Bağdat’a sürgün edildi. Bahaullah 1863’te burada, Bab’ın gelişini müjdelediği kişinin kendisi olduğunu ve insanlık tarihinde bütün önceki dinlerin gelmesini vaat ettiği “dünyanın bir vatan gibi olacağı, insanların artık savaş yapmayı öğrenmeyecekleri” Mehdi çağının gelmiş olduğunu ilan ederek Bahai Dininin yeni ilkelerini açıkladı. Bahaullah’ın hayatının 40 yılı Osmanlı Devleti’nin topraklarında geçti. Osmanlı Devleti’nin Bahaullah ve Bahailere sürgün dışında bir baskısı olmamıştır,İran’daki gibi hayatlarına yönelik şiddet görmemişlerdir.12 Aralık 1863’te vardığı Edirne’de bu tarihten itibaren 5 yıla yakın yaşadı.
    Bahai Dünya Merkezi İsrail’in Hayfa şehrindedir. 1868’ten itibaren Bahaullah ve ailesinin ve beraberindeki inananlarının o tarihte Osmanlı toprağı olan Akka Kalesine (bugün İsrail’de Akdeniz kıyısında) sürgün edilmesi ve orada vefatına kadar yaşamaya devam etmesi sonrasında Akka’nın hemen yanındaki Hayfa şehri, Bahai Dünya Merkezi’nin yeri oldu. Bahailik Birleşmiş Milletler’de temsil edilmekte ve dünyadaki gayrisiyasi alanlarda sosyoekonomik projelere katkıda bulunmak için çalışmaktadır.
    Allah birdir
    Tüm dinlerin temeli birdir
    İnsanlık âlemi birdir
    Din bilim ve akıl ile uyum içinde olmalıdır
    Irksal, dinsel, etnik taassuplar terk edilmelidir
    Kadın ve erkek eşittir
    Genel barış için çalışılmalıdır
    Eğitim zorunludur ve evrensel eğitim hedeflenmelidir
    Serbest düşünce ile gerçek araştırılmalıdır
    Aşırı zenginlik ve yoksulluk kaldırılmalıdır
    Bahai Tapınakları (ya da Mabetleri- Arapça’da “Meşriku’l Ezkâr” olarak bilinir), her dinden kimsenin sessiz olmak koşuluyla bildikleri şekilde ibadet edebilecekleri mekânlardır. Şimdiye dek her kıtada bir tane olacak şekilde yedi tapınak inşa edilmiştir. Bu tapınakların ortak özeliği, bir kubbelerinin ve dokuz girişlerinin olmasıdır. Bu dokuz giriş dünyada dokuz dinin varolduğuna ilişkin Bahai inancını yansıtır.
    İlki Aşkabat’ta 1908’de hastane, okul, hostel gibi başka birçok birimi içeren bir kompleks olarak inşa edilmişti. 1938’e kadar hizmet veren bu tapınak Sovyet rejimi tarafından ibadete kapatıldı; 1962’de bir depremle yıkıldı.
    1953 yılında ABD’nin Illinois eyaletinde Şikago’nun kuzeyinde bir Bahai mabedi tamamlandı. (Bakınız: resim)
    Daha sonra inşa edilen tapınaklar sırasıyla şu ülkelerdedir: Uganda(Kampala), Avustralya (Sidney yakınında), Almanya (Frankfurt’un dışında), Panama (Panama City yakınında), Batı Samoa (Apia), Hindistan (Yeni Delhi)
    En yeni Bahai Tapınağı olan Hindistan, Yeni Delhi’deki tapınak, 1986’da tamamlandı ve pek çok mimari ödül aldı.”
    Türkiye’de de inananları bulunan bu dinin, islamiyetin içinden çıkan dinler arasında özel bir yeri bulunmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir