Kanal İstanbul Projesi ile ilgili bilirkişi raporu mahkemeye sunuldu: Bilirkişi raporu ‘bu projeyi unutun’ diyor!
Kanal İstanbul projesiyle ilgili 21 bilim insanının hazırladığı 400 sayfalık rapor, ÇED’deki eksiklikleri ortaya koyarak ‘Kanal İstanbul’u unutun’ uyarısında bulunuyor.
Kanal İstanbulÖzer Akdemir
AKP’nin en çılgın projesi olarak öne çıkan Kanal İstanbul Su Yolu projesui ile ilgili açılan davada bilirkişyi raporu mahtkemeyle sunuldu. 19’u profesör toplamda 21 bilim insanı tarafından hazırlanan 400 sayfalık raporda projenin ÇED Raporundaki eksiklikler, hatalar, yanlışlıklar birer birer ortaya dökülürken, birçok açıdan “Kanal İstanbul’u Unutun!” deniliyor.
45 km uzunluk, 20 m derinlik, en dar yerinde genişlik 275 m
Proje ÇED Dosyasına göre Kanal İstanbul Su Yolunun yaklaşık 45 km uzunluğunda, 20,75 m derinliğinde ve en dar yerinde 275 m genişlikte olması öngörülülyor. Küçükçekmece Gölü – Sazlıdere Barajı – Terkos Gölü doğusunu takip eden güzergahın inşaat çalışmalarının 7 yıl içerisinde tamamlanması planlanırken, kanalın en az 100 yıl İstanbul’a dolayısıyla Türkiye’ye hizmet etmesinin öngörüldüğü belirtiliyor. Kanal üzerinde planlanan köprü geçişleri doğrultusunda kanaldan geçebilecek en büyük gemi boyutları; 275 – 350 m uzunluk, 49 m genişlik, 17 m su çekimi ve su seviyesinden 58 m yükseklik olarak belirlendi.
Kanal güzergahında tarım araziler, ormanlar, su varlıkları var
Kanal güzergahı üzerinde ve çevresinde genel olarak tarım arazileri, kısmen orman alanları ve yerleşimler ile su kütlelerinin bulunuyor. Bu su yüzeyleri içerisinde İstanbul’un 24-25 günlük su ihtiyacını sağlayan Sazlıdere Barajı ön plana çıkıyor. Bu projenin uygulanması halinde güzergah üzerinde yer alan bu barajın iptalinin gerekecek. Projenin inşaat aşamasında yaklaşık 8.000-10.000 kişinin, işletme aşamasında ise yardımcı tesisler de dahil olmak üzere toplam 500-800 kişinin çalışacağı ileri sürülüyor.
Rapor 400 sayfa
Projeye Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca verilen 17/01/2020 tarihihnde verilen “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararının iptali istemiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), TMMOB, TBB, Ekoloji örgütleri ve STK’lar tarafından açılan davada Danıştay Dördüncü Dairesi 01/11/2023 tarihli mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması kararı almıştı.
14/11/2024 ve 15/11/2024 tarihlerinde mahallinde gerçekleştirilen keşifler sonrası hazırlanan rapor bilirkişilerin uzmanlık alanlarına göre alt gruplara ayrılmış halde mahkemeye sunuldu. 400 sayfalık raporda alanlara ve uzmanlıklara göre ayrılan başlıklarda bilirkişilerin mahkemeye sundukları görüşler özetle şu şekilde oluştu:
Rapordan başlıklar ve görüşler
Kanal İstanbul projesinin büyüklüğü ve etkileşim içerisinde bulunacağı önemli yüzey ve yeraltısuyu kaynaklarına olası etkileri değerlendirildiğinde proje özelinde yürütülen hidrojeolojik çalışmaların yetersiz olduğu ve risk değerlendirme aşamasında kullanılan hidrojeolojik modelleme çalışmasına yeterli ve sağlıklı veri üretecek düzeyde olmadığı değerlendirilmiştir. Proje özelinde yürütülen hidrojeolojik çalışmalarının yetersizliği hidrojeolojik modelleme çalışmasındaki kabullere de yansımıştır.
Karstik kireçtaşı akiferinin mağaralı yapısı ve hızlı yeraltısuyu dolaşım yollarının birim içerisinde mevcut bulunması, sızıntı durumunda kirliliğin hızlı yayılmasına ve kısa vadede yeraltısuyu kütlesinin tuzlanmasına neden olacaktır.
Su sorunu yaşayan İstanbul’da baskı daha da artacak
Yukarıda belirtilen önlemlere rağmen İstanbul’un içme ve kullanma suyuna olan talebi her geçen yıl artmaktadır. İstanbul’un barajlarının tam dolu olması halinde kapasitesi 868 milyon 683 bin m3’lük hacme sahiptir. İstanbul’un yıllık su ihtiyacı ise yaklaşık 1,3 milyar m3’tür.
İstanbul da kişi başına günlük su tüketimi 2009 yılında 154 Litre iken 2022 yılında 190 Litreye yükselmiştir. Şehirdeki ortalama su tüketimi ise 2012 yılında 2,3 milyon m3 iken 2024 yılında ortalama su tüketimi 3,1 milyon m3’e yükselmiştir.
Kanal İstanbul’un 29 km’sinin geçişinin planlandığı ilçelerden birisi olan ve yüzölçümü bakımından en büyük 4. ilçe konumundaki Arnavutköy de son 10 yıldaki nüfus artış oranı yaklaşık %65 gibi yüksek bir seviyeye ulaşmıştır. Raporda Sazlıdere Barajının ortadan kalkması sonucu 49,30 hm3/yıl ve Terkos Barajı su toplama havzasının yaklaşık %2’sinin zarar görecek olması nedeniyle 2,7 hm3/yıl su kaybı yaşanacağı belirtilmektedir.
Kanal etrafında yeni yerleşim alanlarının kurulması muhtemeldir. Özellikle Kanalın geçeceği Arnavutköy de son yıllarda görülen nüfus artış hızı dikkat çekicidir. Kanalın 29 km’sinin bu ilçeden geçecek olması ve yüzey alanı bakımından İstanbul’un 4. büyük ilçesi konumunda bulunması nedeniyle yeni yerleşim alanlarının kurulması öngörülmektedir. Burada oluşacak nüfusun su talebi mevcut durumda içme ve kullanma suyu sorunu yaşayan İstanbul üzerindeki baskıyı daha da artıracaktır. ÇED raporunda sunulan önlemler kısmen çözüm olsa da yeterli görülmemiştir.
Kanal İstanbul’un inşa edilmesiyle geri dönülmez şekilde zarar görecek su kaynaklarından birisi de B sınıfı sulak alan olan Küçükçekmece Lagünüdür. Lagünün en önemli tatlı su kaynağı olan Sazlıdere Barajının ortadan kaldırılması ile lagündeki tuzluluk seviyesi artacak, lagün özelliğini kaybedecektir. Bunun sonucunda biyoçeşitlilik zarar görecek, tür çeşitliliği tamamen değişecek, ortaya çıkan yeni ekolojik şartlarda mevcut türlerin önemli bir kısmı yaşama şansı bulamayacaktır.
Sıvılaşma ve Yanal Yayılma Riski Değerlendirmesi
ÇED raporuna temel teşkil eden jeofizik çalışmalar kapsamında jeofizik-mikrotremor uygulamalarının yapılmış olması gerekirdi. Ancak, ÇED raporunda bu konuda (mikrotremor) çalışma yapıldığına dair bir ifade veya bulgu bulunmamaktadır.
Proje alanı ve etki alanında sıvılaşma ve yanal yayılma riski ÇED raporunda değerlendirilmiş olup, bu konuda yer verilen bilgi, taahhüt ve önlemler teknik ve bilimsel açıdan kesinlikle yeterli değildir.
ÇED raporunda, proje alanı ve etki alanı boyunca şev stabilite analizleri yapılmış olup bu çalışmalar, teknik ve bilimsel açıdan kesinlikle yeterli değildir.
Sayısal modeller yetersiz kalabilir
ÇED raporunda verilen hidrodinamik değerlendirmelerin sayısal yöntemler ile elde edilen sonuçlara dayandığı görülmüştür, oldukça kompleks bir ortam için bu ölçekte sayısal model sonuçları yetersiz kalabilir.
Sediment hareketi için yapılan çalışmalar yetersizdir. Sadece sayısal model çıktılarına dayanmaktadır.
Konteyner limanlarının gerekliliği ve işlevselliği incelenmemiştir.
Kanalda geomembran kullanılan alanlarda hasar oluştuğunda ki oldukça sık rastlanan bir durumdur hasarın tamir edileceği belirtilirken “onarım yöntemi ve süresi” ile ilgili bilgiler görülememiştir.
Yanlış hesaplarla dolu, özensiz bir ÇED Raporu
Hesaplamalar, yanlışlarla dolu, birbiri ile çelişen rakamların bulunduğu, konuya hakim olmayan kişilerce yapıldığı izlenimi veren, özensiz yapılmış bir çalışma niteliğindedir.
• Şev stabilitesi (durayılığı) analizleri bilimsel ve teknik kurallara uygun değildir. Özellikle deprem sonrasında çok ciddi duraysızlıklar beklendiğinden, kayan malzeme kanal içine akacağından su taşkınları olabileceğinden çok büyük can ve mal kaybına neden olabilir. Özellikle de kanal güzergahının önemli bir kısmında sıvılaşma (liquifaction) olayı felaketin boyutlarını daha da artırır.
Deprem sonrası oluşabilecek yanal deformasyonlar ve sıvılaşmanın hangi alanlara kadar yayılacağı belirlenmemiş, yalnızca kanal çevresinde tarama yapılacağı taahhüt edilmiştir. Bu önemli bir eksikliktir.
• Hafriyat ve dolgu çalışmalarında uygulanacak yöntem, kullanılacak araç sayısı, güzergah, vb. unsurlar bakımından ÇED raporunda yer verilen bilgi, taahhüt ve önlemler teknik ve bilimsel açıdan kesinlikle yeterli değildir. Çünkü, Kazı ve nakliyat ekipmanlarının seçim hesaplamaları yoktur. Sadece öngörülmüştür.
• Kamyon nakliyatı için yapılması zorunlu yol için kullanılacak yaklaşık 825.000.000 m3 malzeme gerekmektedir. Bu tür bir tasarım olmadığı gibi, bu yol yapımının 5-6 yıl gibi bir sürede yaklaşık 40 tonluk kamyonlarla yapılacağı düşünüldüğünde, bu süre ve dolayısıyla maliyeti ÇED raporunda yoktur.
• Kanal etki alanı, taşocaklarını da kapsayacak şekilde genişletilmelidir.
• Kamyon nakliyatı için yapılması zorunlu yol için kullanılacak yaklaşık 825.000.000 m3 malzeme kazı sonrası çevrede atık olarak kalacak ve hiçbir amaç için tekrar kullanılması mümkün olmayacağından çevresel sorunlar yaratacaktır. Bu konudan ÇED raporunda hiç bahsedilmemektedir.
• Kanal kazısı ve kanala yakın seviyelerdeki kazı sırasında çok ciddi su basması beklenebileceğinden önlem almadan kazı yapılamayacaktır. Önlem olarak perde yapılacağı belirtilmektedir. Ancak perdenin özellikleri ve maliyeti ÇED raporunda yoktur.
• Projede öngörülen çalışma zamanları birbirinden oldukça farklı, hesaplamalar yanlıştır.
• ÇED raporunda; sadece malzemenin kazılıp, taşınıp, depolanmasının mali tutarı bile 80 milyar civarında hesaplanmış olup, bu tutar proje toplam bedeli olan 75 milyar TL’nin çok üzerindedir.
• Güzergah boyunca kanal ile çevresindeki mevcut ve planlanan yerleşim alanları ve diğer yapılar arasında uygun bir mesafenin bırakılmasının teknik ve bilimsel açıdan gerekli olduğu anlaşılmakla birlikte, ÇED raporunda bu konuda yalnızca kısmi bir değerlendirme yapıldığı, önemli hususlara ise değinilmediği görülmektedir.
Rapor; yanlışlarla dolu, tutarsız, çelişkili, konunun uzmanları tarafından hazırlanmadığı izlenimi veren özensiz hazırlanmış bir rapor olup olumlu değerlendirmek mümkün değildir.
Maden Mühendisliği Açısından Önceki Bilirkişi Raporunun Değerlendirilmesi:
1-Şev Stabilitesi konusunda hiçbir değerlendirme yapılmamıştır.
2-Kazı-Nakliye konusunda hiçbir değerlendirme yapılmamıştır.
3- Sadece Patlatmalı kazı ile ilgili değerlendirmeler yapılmış olup,Patlatma Mühendisliği açısından, ÇED raporunda hesaplamalarda yanlışlıklar tespit edilmiş, ancak bunların ne olduğu konusuna ve bundan sonraki hesapların doğru olup olmadıkları değerlendirilmeden, aşağıdaki şekilde genel ifadelerle geçiştirilmiştir.
Heyelanları tetikleyebilir
Heyelan Durumu ve Proje Faaliyetlerinin Heyelan Tetikleme Durumu Değerlendirmesi:
İBB Deprem ve Zemin Müdürlüğün Heyelan haritasında MTA haritasından farklı olarak kanalın kuzeyinde Belgrad Formasyonu (Tmpb) ile Danişment Formasyonu (Tod) ve İhsaniye Formasyonu’nunda (Teoi) Kanal güzergahını ile çakışan heyelanlar olduğu görülmüştür.
Kanal güzergâhında öngörülen yarma kesitlerinin önemli bir bölümünün orta zayıf – zayıf nitelikli kaya birimleri içerisinde açılacak olması, özellikle hem kanalın inşa aşamasında yağışlara ve birim içerisindeki yeraltısuyu varlığına bağlı olarak hem de işletme aşmasında kanal içerisindeki akışın zayıf şevler üzerinde yaratacağı etkiye bağlı olarak kanal çevresinde zayıf birimlerde kütle hareketlerini tetiklemesi kuvvetle muhtemeldir.
“Depremlere yol açabilir”
Deprem Tetikleme Durumu Değerlendirmesi:
Kanal İstanbul güzergahı boyunca en büyüğü 3.6 büyüklüğünde olan depremlerin meydana geldiği anlaşılmaktadır. Bu patlatmaların, kanalın Marmara girişinin yaklaşık 11 km güneyinde bulunan Kuzey Anadolu Fayını (KAF) tetiklemesinin olası olmayacağı öngörülmektedir. Ancak, Kanal İstanbul güzergahı boyunca yerel depremlere neden olması beklenebilir.Bu devasa miktarlardaki malzemenin hem ortamdan uzaklaştırılması hem de hidrodinamik bir yük ile yeniden yüklenmesi yer kabuğunda uyarılmış/zorlanmış depremlere yol açabilir. Bölgenin mikro ölçekte de olsa mevcut sismik etkinliği göz önüne alındığında bunun mevcut duruma nasıl bir katkıda bulunacağı ise belirsizdir. Uyarılmış/zorlanmış depremlerin büyüklükleri değişmeye de bilir, zaman içerisinde artan büyüklükte deprem oluşumlarına da neden olabilir. Kanal İstanbul Projesinin tamamlanarak faaliyete geçmesi durumunda ve 100 yıl boyunca işletilmesi düşünüldüğünde bölgede oluşabilecek büyük depremlerden etkilenmesi olasılığı yüksektir. Kanal yapısının kendisi ile üzerindeki diğer yapıların deprem etkisini arttırıcı yönü sadece hasar görmeleri ve yıkıma uğramaları neticesinde olacaktır. Buradaki en büyük ikincil etki kanalın hasar alması durumunda gerçekleşecektir. Kanal şevlerinde meydana gelecek bir kayma ve hemen ardından kanalın kapanarak su taşkını gerçekleşmesi ve sonrasında gerçekleşecek tali hasarlar deprem hasar etkisini arttırıcı yönde rol oynayabilir.
Tsunami Risk Analizi Çalışmalarının Değerlendirmesi:
Nihai ÇED raporu ve ekinde verilen tsunami çalışmaları amaç, kapsam, modelleme ve sonuçlarının irdelenmesi bakımından yeterli olmakla birlikte Büyükçekmece-Küçükçekmece-Yenikapı hattı arasında şelf-break boyunca tutunmuş yumuşak çökellerden oluşan kuşak boyunca asılı çökel kütlelerin yüksek çözüm güçlü deniz sismiği verileri ile tsunami kaynak potansiyeli olarak araştırılması gerekir(di).
“Güvenli mesafe bırakılmamış”
Güzergah Boyunca Kanal ile Kanalın Etrafındaki Mevcut ve Yapılacak Yerleşim Alanları ve Diğer Yapılar Arasında Uygun Bir Mesafenin Bırakılması ile İlgili Değerlendirme:
ÇED raporunda, özellikle deprem sonrası oluşacak kaymalar ve sel baskınları gibi önemli durumlar için, kanal çevresinde herhangi bir güvenli mesafe öngörülmemiştir.Nihai ÇED raporu doğal afetler, depremsellik, tsunami ve işletme süresi gibi uzmanlık konuları açısından uygun görülmemiştir.
“Projenin 100 yıl devam etmesi mümkün değil”
Proje Ömrü ile İlgili Değerlendirme:
İklim, nüfus, yapılaşma, çevre gibi olguların 100 yıl sonunda nasıl bir değişim göstereceği ve kanalı ne derece tehdit edeceği veya tam tersi kanalın bunlara nasıl bir negatif tesiri olacağının projeksiyonun yapılması gerekmektedir. Ancak, Nihai ÇED raporu içerisinde bu tür öngörülere rastlanmamıştır.ÇED raporunda, projenin ömrünün en az 100 yıl olarak öngörüldüğü dikkate alındığında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi çerçevesinde, projenin en az 100 yıl devam etmesi teknik olarak mümkün değildir.
Çevre mühendisliği açısından eksikliklerle dolu
Hava – Su Kirliliği Atık Yönetimi Bilgilerinin Değerlendirilmesi:
ÇED raporu çevre mühendisliği uzmanlık alanı açısından incelendiğinde; hava kalitesi ölçümlerinin zamansal ve mekânsal açıdan yetersiz olduğu, toz emisyonlarının eksikmodellendiği, bu nedenle hava kirliliği etkilerinin yeterince değerlendirilmediği görülmüştür. Asbest riski özel olarak ele alınmamış, yalnızca genel yönetmelik atıflarıyla geçiştirilmiştir. Hafriyat ve nakliye ekipmanlarına dair hesaplamalar yapılmamış, bu da teknik yetersizlik olarak değerlendirilmiştir. Dip tarama faaliyetlerinde çevresel risklerin yeterince ele alınmadığı, özellikle müsilaj sonrası dönemde alternatif çözümlere yer verilmediği tespit edilmiştir. Buna karşılık, atık yönetimi genel çerçevede sunulmuş, arıtma tesisleri ve altyapı sistemlerine dair bilgiler ilgili kurumlarla mutabakat çerçevesinde verilmiştir.
Sonuç olarak, bazı alanlarda yeterli bilgi ve taahhütler sunulmuş olsa da, hava kalitesi, asbest, hafriyat ve dip tarama gibi temel çevresel konularda ciddi eksiklikler bulunduğundan ÇED raporu çevre mühendisliği yönünden eksik bulunmuştur.
“13 endemik altında bitki türü tehdit altında”
Kanal İstanbul’un planlandığı alan flora açısından da son derece zengindir. ÇED Raporuna göre Kanal güzergahı ve etki alanında 399 tür olabileceği açıklanmaktadır. Ancak Arazi çalışması yapılan noktalar yetersizdir. ÇED Raporuna göre kanal etki alanında 13 endemik tehdit altında bitki türü bulunmaktadır. Bunların bir kısmının tohumlarının toplanarak başka bir yerde yetiştirileceği, bir kısmının ise başka alanlarda da bulunduğu için böyle bir korumaya gerek bulunmadığı açıklanmıştır. Ancak bu doğru bir yaklaşım değildir. Çünkü ex-situ koruma olarak adlandırılan koruma habitatların yok edilmesi için bir gerekçe değildir. Ex-situ koruma tek başına yeterli bir koruma yöntemi değildir.Endemik ve tehdit altındaki türlerin korunması için öncelik yerinde koruma olması gerekmektedir. Ex-situ korumada çok az sayıda tohum başka alanlarda yetiştirilebildiği için genetik çeşitlilik daralmaktadır.Başta Küçükçekmece Gölü, Sazlıdere Barajı ve Terkos Gölü’nün su ekosistemi deniz suyuyla değişerek farklı bir yapıya dönüşecektir. Suyun tuzluluk oranı artarak korunması gerekli habitatlar bozulacaktır. Habitatların bozulması buradaki biyolojik çeşitliliği doğrudan etkileyecektir. Ayrıca Terkos Gölü Karadeniz kumulları üzerindeki rekreasyon amaçlı dolgunun, Kumulu yok etmesinin yanı sıra Terkos Gölü’nü nasıl etkileyeceği de belirsizdir.Ayrıca Kanal İstanbul Terkos Gölü’nün orta mesafe koruma alanının ve ayrıca su toplama havzasının içinden geçmektedir.ÇED Raporu alanı Kanalın floristik çeşitliliğin değerlendirmesi açısından yetersizdir.Genetik çeşitlilik kaybıyla, iklim değişikliği ve değişen çevre koşullarına adaptasyon yeteneklerinde azalma olacağından bazı türlerin ve yerel popülasyonların yok olması söz konusu olabilecektir.
Sonuç olarak; yapılması planlanan Kanal İstanbul projesinin en önemli ve geri dönüşü mümkün olmayacak etkileri biyolojik çesitlilik ve habitatlar üzerine olacakken, ÇED raporu bu konulardaki yetersiz tespitleri, taahhütleri “gerekli önlemler alınacaktır” diye geçiştirmesi veya önlemlerde netlik olmaması nedeniyle yetersiz olduğu kanaatindeyim.
ÇED ve EDR raporun önemli bir kısmı Kanal İstanbul projesi civarındaki bitki ve hayvan envanterlerini verecek şekilde durum saptamaya yönelik hazırlanmıştır. Faunanın projeden nasıl etkileneceği ve alınması gereken önlemler konusundaki ifadeler muğlaktır ve yetersizdir. Kıkırdaklı balıklar, deniz memelileri hakkında raporlarda kayıtlar eksiktir. Bazı tür bilimsel isimleri ve yayılışları değiştiği için güncellenmeye ihtiyaç duymaktadır. Kanal İstanbul Projesi için hazırlana fauna raporlarını bilimsel içerik bakımından yetersiz bulunmuştur ve revizyon önerilmektedir.
Mevcut ÇED raporunda Kanal İstanbul’un deniz ekosistemleri üzerindeki etkileri eksik değerlendirilmiş ve olası ekolojik risklere karşı yeterli önlemler sunulmamıştır. Bu nedenle, biyoçeşitliliğin korunmasını, habitatların sürdürülebilir şekilde yönetilmesini ve ekosistem dengesini destekleyen mühendislik çözümlerini içeren bir planlama yapılması gerekmektedir. Proje sürecinde ve sonrasında alınacak ekolojik önlemler yalnızca çevresel sürdürülebilirliği sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda Marmara ve Karadeniz ekosistemlerinin uzun vadeli sağlığı açısından kritik bir gereklilik olacaktır.
Sonuç olarak, Kanal İstanbul projesi, Marmara Denizi’ndeki hassas ekolojik koridorlar üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratma potansiyeline sahiptir. Hidrodinamik değişimler, biyoçeşitliliğin azalması, kirlilik artışı ve ekosistem dengesizlikleri, projenin olası sonuçları arasında yer almaktadır.
200 bin ağaç kesilecek
Kanal İstanbul Projesi ÇED İnceleme ve Değerlendirme Formuna göre ÇED Etki/İnceleme Alanında orman sayılan alanların büyüklüğü 12.896.203,57 m2 olarak belirtilmektedir. Benzer şekilde Kanal İstanbul Projesinin Çalışma Alanı sınırları dikkate alındığında orman sayılan alanların büyüklüğü yaklaşık 458,83 hektar olarak hesaplanmıştır. Bu hesaplamaya göre 420,579 ha alan üzerinde bulunan 200.878 adet ağacın kesileceği ve kesilecek ağaçların yerine de uygun alanlarda ağaçlandırma yapılacağı belirtilmektedir.Kanal İstanbul Projesi çalışma alanı içinde ve yakınında korunan alanlar mevcuttur. Bunlardan bir tanesi olan “Terkos Gölü Muhafaza Ormanı”nın 287,03 ha’lık kısmı Kanal İstanbul Projesi çalışma alanı içinde kalmaktadır. “Şamlar Tabiat Parkı” proje alanından 250 metre mesafede bulunmaktadır. Korunan alanlara ilişkin yeterli inceleme yapılmış ve ÇED raporunda yer verilmiştir.
• Tarım alanlarının kaybına dair net ve güncel mekânsal analizler eksiktir.
• Alternatif telafi alanlarının belirlenmesine dair somut öneriler yer almamaktadır.
• Toprak koruma stratejisi sunulmamış, yalnızca genel mevzuat atıflarıyla yetinilmiştir.
Bu eksiklikler, ÇED Raporunu, tarım ve toprak koruma açısından kusurlu hale getirmektedir.
ÇED raporunda:
• Alternatif mera alanlarının mekânsal olarak belirlenmemiş olması, mera kanununun telafi ilkesine aykırıdır.
• Otlatma sistemlerinin sürdürülebilirliği ve kırsal destek modellerine dair hiçbir öneri sunulmamış, yalnızca genel ifadelerle yetinilmiştir.
• Hayvancılığın geleceği açısından risk analizi yapılmamıştır.
Bu nedenlerle, ÇED Raporu mera alanları açısından yetersizdir ve kusurludur.
Su Kaynakları ve Tarımsal Sulama Sorunları
ÇED Raporu Açısından Değerlendirme:
• Nihai ÇED Raporu’nda, su kaynaklarının korunmasına ilişkin öneriler yeterli düzeyde detaylandırılmamıştır.
• Yeraltı su seviyesi düşüşü ve tuzlanma riskine karşı mekânsal risk haritaları, modelleme senaryoları ve önleyici müdahale planları yer almamaktadır.
• Su kaynaklarının korunması yalnızca içme suyu açısından değil, tarımsal üretimin devamlılığı açısından da stratejik önemdedir.
Dolayısıyla, bu bölümdeki eksiklikler, ÇED Raporunu hem tarım hem de içme suyu güvenliği açısından kusurlu hale getirmektedir.
Erozyon, Toprak Yönetimi ve Çevresel Etkiler
• Nihai ÇED Raporu, erozyon kontrolü açısından mekânsal risk dağılımı ve önlem planları konusunda yetersizdir.
• Geçici ve kalıcı koruma tedbirlerinin etkililiği değerlendirilmemiştir.
• Sedimentasyonun içme suyu sistemlerine etkisi modelleme ve projeksiyonlara dayanmamaktadır.
Toprak Depolama ve Yeniden Kullanım Planları
• Nihai ÇED Raporu’nda, toprak yönetimi yalnızca taşıma ve geçici depolama olarak değerlendirilmiş, tarımsal verimliliğe yönelik stratejilere yer verilmemiştir.
• Toprağın dolgu malzemesi olarak kullanımına dair açıkça sınırlayıcı hüküm bulunmamaktadır.
• Restoratif toprak kullanımı planı ve toprağın biyolojik kalitesini koruyacak şartlar net tanımlanmamıştır.
Bu nedenlerle, ÇED Raporu’nun bu bölümü, toprak koruma ve sürdürülebilir arazi yönetimi açısından eksik ve kusurlu olarak değerlendirilmektedir.
Hafriyat ve Dolgu Etkileri
• Nihai ÇED Raporu’nda, toz kirliliği ve hafriyatın ekosistem üzerine etkileri kısıtlı düzeyde ele alınmış, tarımsal ve hayvansal üretime özgü analizler yapılmamıştır.
• Hafriyat toprağının taşınması ve kullanılmasına dair çevresel etkiler, yalnızca genel mühendislik tedbirleriyle sınırlı kalmıştır.
• Bu durum, ÇED Raporunu çevresel etkiler açısından kusurlu hale getirmektedir.
Tarım Dışı Kullanım Baskısı Ve Kırsal Alanların Dönüşümü
• Nihai ÇED Raporu, alternatif alan analizlerini yalnızca mekânsal ölçekte (uydu görüntüsü ve haritalama verisi) ele almış, sosyo-ekonomik düzeyde etki değerlendirmesi yapmamıştır.
• Kırsal istihdam, üretici direnci, geçim stratejileri gibi konulara ilişkin veri ve senaryo modellemesi eksiktir.
• Tarım dışı kullanım baskısının kümülatif etkileri değerlendirilmemiştir.
• Nihai ÇED Raporu, kırsal alanların dönüşümünün sosyo-ekonomik ve kültürel etkilerini bütüncül bir yaklaşımla analiz etmemiştir.
• Tarım dışı kullanım baskısının, yerel üretici üzerindeki etkisi, gıda güvenliği ve kırsal göç potansiyeli açısından risk oluşturmaktadır.
• Bu nedenle söz konusu bölüm, tarım sosyolojisi, kırsal kalkınma ve sürdürülebilir arazi kullanımı ilkeleri açısından eksik ve kusurludur.
Kanal İstanbul Projesi’nin tarım ve mera alanları üzerindeki etkileri, Nihai ÇED Raporu’nda çeşitli önlemlerle ele alınmış olsa da uzun vadeli tarımsal sürdürülebilirlik, gıda güvenliği ve kırsal ekonomi açısından mevcut yaklaşım yetersizdir.
Birçok arkeolojik yapı etkilenecek
Koruma planı eksikliği: Raporda, proje güzergâhında yer alan arkeolojik alanlar ve kültürel varlıklar için herhangi bir koruma planı sunulmadığı belirtilmiştir.
Alternatif öneri yok: Bu yapıların korunmasına yönelik alternatif güzergâh veya proje değişiklikleri önerilmemiştir.
Etkilenecek yapılar
Mimar Sinan Köprüsü ve Odabaşı Köprüsü: Osmanlı dönemine ait tarihi köprüler, kanal inşaatından doğrudan etkilenecek.
Rhegion Antik Kenti: İstanbul’un antik dönem yerleşimlerinden biri olan bu kent, proje alanında yer alıyor.
Azatlı Baruthanesi: Osmanlı dönemine ait endüstriyel miras niteliğindeki yapı da risk altında.
Roma dönemi suyolları: Tarihi su yollarının kanal nedeniyle zarar göreceği öngörülüyor.
Bilimsel ve Teknik Değerlendirme: Bilirkişi heyeti, ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) dosyasının arkeolojik varlıklar açısından eksik ve yetersiz olduğunu vurgulamıştır.Raporda, bu yapıların su altında kalabileceği veya yıkılabileceği belirtilmiş; bu durumun geri dönülemez kültürel kayıplara yol açabileceği ifade edilmiştir.
Kültürel Miras tehlikede
Kanal İstanbul güzergâhı üzerinde yer alan birçok arkeolojik ve tarihi yapı için ne koruma planı hazırlanmış ne de alternatif proje önerileri geliştirilmiş. Bilirkişi raporu, bu eksikliklerin ciddi kültürel kayıplara yol açabileceğini ve ÇED raporunun bu açıdan bilimsel temelden yoksun olduğunu ortaya koyuyor.
Deniz Ulaşımı, güvenliği ve egemenliği Açısından riskliBoğaz trafiği zaten azalmış durumda: Raporda, İstanbul Boğazı’ndan geçen gemi sayısının yıllar içinde azaldığı, bu nedenle kanalın “Boğaz’daki yoğunluğu azaltma” gerekçesinin geçerliliğini yitirdiği belirtiliyor.
Kanalın gemi geçişine uygunluğu tartışmalı: Kanalın genişliği, derinliği ve dönüş açıları gibi teknik özelliklerinin büyük tonajlı gemiler için yeterli güvenlikte olmadığı vurgulanıyor.
Deniz güvenliği riski: Kanalda olası kaza risklerinin Boğaz’dan daha yüksek olabileceği, çünkü kanalın doğal akıntılardan yoksun ve manevra açısından daha zor olduğu ifade ediliyor.
Montrö Sözleşmesi etkisi: Kanalın uluslararası hukuk açısından Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne tabi olmayabileceği, bu durumun Türkiye’nin deniz egemenliği açısından risk oluşturabileceği değerlendirilmiş.
Kara Ulaşımı Açısından BulgularMevcut yollar kesintiye uğrayacak: Kanal güzergâhı, İstanbul’un batı yakasındaki kara yollarını ve ulaşım ağlarını bölecek. Özellikle TEM ve E-5 gibi ana arterlerin kanal tarafından kesileceği belirtiliyor.
Yeni köprü ve geçiş ihtiyacı: Bu kesintilerin telafisi için çok sayıda yeni köprü, viyadük ve bağlantı yolu yapılması gerekecek. Bu da hem maliyeti artıracak hem de çevresel etkiyi büyütecek.
Trafik yoğunluğu artabilir: Yeni yerleşim alanları ve nüfus yoğunluğu nedeniyle kara trafiğinde ciddi artış yaşanabileceği, mevcut altyapının bu yükü kaldıramayabileceği öngörülüyor.
Kanal İstanbul’un deniz ulaşımını rahatlatma iddiası, mevcut verilerle desteklenmiyor. Teknik açıdan gemi geçişi için riskler barındırıyor. Kara ulaşımı ise kanal nedeniyle bölünecek; bu da yeni altyapı ihtiyacı ve trafik sorunları doğuracak.
Kaynak: Evrensel


