Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü’nün düzenlediği Lisansüstü Öğrenci Konferansı sona erdi. Konferansın son oturumunda kentsel dönüşüm mercek altına alınırken, “sermayenin istekleri ve kaymak tabakanın keyfi için milyonlarca emekçi ve yoksulun barınma sorunu yaşadığı” vurgulandı.
ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü yüksek lisans öğrencisi Ezgi Pınar, kentsel dönüşüm süreci üzerinden İstanbul’u değerlendirdi. 12 Eylül darbesinin ardından büyük kentlerin neoliberal politikaların en önemli ve birincil muhatapları olarak görüldüğünü belirten Pınar, kentin imajını geliştirmek için harcanan çabaların arttığını söyledi. Pınar, “1990’lı yılların başından itibaren, alışveriş merkezleri, beş yıldızlı oteller ve iş merkezleri büyük kentlerin ufuklarını daha önce hiç görülmemiş bir hızla işgal etmeye başlamış, ilk dönemden beri spekülatif kârların aracı olan kent, stratejik bir meta olarak her zamankinden daha merkezi bir konuma gelmiştir” dedi. Pınar, kendilerini kentin sahibi ve hakimi olarak gören çevrelerin İstanbul’u “küresel vizyona en uygun kent” olarak ilan ettiğini söyleyerek, İstanbul’un rant sahiplerinin istekleri doğrultusunda dönüştürülmeye başlandığını ifade etti.
İstanbul’da ‘kremanın kreması’
İstanbul’da “seçkin” sitelerde yaşayanların sayısının 100 bini geçmediğini bildiren Pınar, belli bir azınlıktan söz edilse de bu azınlığın kentsel toprak tüketimi açısından küçümsenemeyecek bir paya sahip olduğunu ifade etti. Pınar, “Ülkenin sahibi olduklarına inanan küçük bir kesim, yani kaymak tabaka, bunun karşısında ise nüfusun yüzde 80’ini oluşturan ancak gayri safi milli hasıladan yüzde 20 alabilen kesim. İstanbullu olma vurgusunun hem İstanbul hem ülke için gerçekte nereye denk geldiği ve yaratılmak istenenin ne olduğunu sorgulamak gerekliliğini gözler önüne koyan bir tablo” dedi. Küresel sermayenin kentin bir bölümündeki lüks yaşam alanlarına aktığına dikkat çeken Pınar, öte yanda ise bu akıştan kopuk mekanlar olan gecekondularda yoğunlaşma ve artış yaşandığını ifade etti. Birbirinden tümüyle farklı mekan ve yaşam tarzlarının giderek keskinleştiğinin altını çizen Pınar, “Bu tablodan ortaya çıkan sonuç ise İstanbul’un tam bir bölünmüş kent olduğudur” diye konuştu.
Kentsel dönüşüm kimin için?
Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü doktora öğrencisi Helin Burkay ise kentsel dönüşüm uygulamalarında Toplu Konut İdaresi’sinin (TOKİ) rolüne dikkat çekti. Burkay, “TOKİ’nin uygulamalarında hane halkı sayısı, gelir durumu dikkate alınmıyor. Daireler 2 artı 1 ya da 1artı 1, 45 ile 85 metrekare arasında. Bu durum yoksulluğa bakış açısını da gösteriyor” dedi. 1960’larda Brezilya’da da benzer bir uygulama yapıldığını kaydeden Burkay, “Brezilya’da insanlar taksitleri ödeyemedi ve evlerini illegal olarak kiraya verdi. Eski gecekondularından da kötü koşullardaki evlere taşınmak zorunda kaldılar” dedi. Burkay, Türkiye’de de taksidini 3 ay ödeyemeyenlerden evlerinin geri alındığını ve ödemelerin geri verilmediğini söylerken kentsel dönüşümün büyük sorunlara yol açacağı uyarısında bulundu.
Ankara Üniversitesi Sosyoloji Bölümü yüksek lisans öğrencisi Ercan Geçkin, kentleşme sürecinde oluşan etnik kümelenmeden kaynaklanan gerilime dikkat çekti. Kent yoksullarının etnik kimlikleri nedeniyle dışlanabildiğini belirten Geçkin, Kürtler başta olmak üzere çeşitli etnik kimliklerin “mahalle baskısı” ile karşı karşıya kalabildiğini söyledi. ODTÜ Sosyoloji Bölümü doktora öğrencisi Armağan Öztürk ise kent yoksulluğunun arttığını, gecekondulular arasında eşitsizlikler yaşandığını söyledi.
Kaynak: Evrensel


