Ülke tarihinin en büyük ve en yıkıcı depremlerinin üzerinden kısa bir süre geçmesine rağmen barınma başta olmak üzere en temel ihtiyaçlar hâlâ giderilebilmiş değil. Depremin ilk günlerinden itibaren masa başında hazırlanan “asrın felaketi” algısı ve propagandası kısa süre içinde etkisini yitirdi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Deprem felaketiyle birlikte sadece binalar değil, ülkenin yönetim rejimi, ekonomisi, doğaya ve bilime meydan okuyan, tamamen ranta dayalı kentleşme politikaları da yerle bir oldu. Böylesine büyük bir yıkımın yaşanmasının asıl nedeninin halkın can ve mal güvenliğini değil, sermayenin ihtiyaçlarını önceleyen rantçı politikaları benimseyen merkezi ve yerel yönetim anlayışı olduğu açıkça görüldü.

 

 

 

 

 

Geçtiğimiz birkaç yıl içinde önce Kovid-19 salgını, hemen peşinden yaşanan ağır ekonomik kriz ve son olarak gerçekleşen deprem felaketi milyonlarca insanın yaşamını tam anlamıyla kabusa çevirmiş durumda. Geniş bir alanda büyük bir yıkıma neden olan iki büyük depremin yarattığı ağır sorunların etkisi sürerken deprem bölgesindeki patronlar, deprem bölgesinde yaşanan olağanüstü zor koşullara rağmen, normal çalışma düzenine dönmek harekete geçmeye başladılar.

 

 

 

 

 

Deprem bölgesinde faaliyet gösteren Organize Sanayi Bölgesi (OSB) sayısı 57 iken bunların 23’ünün ağır hasar aldığı tespit edilmiş. Özellikle Hatay, Kahramanmaraş ve Adıyaman’da ekonomi tamamen dururken, elektrik ve doğal gaz sorunu devam ediyor. Deprem bölgesinde 2 milyon işçinin istihdam edildiği dikkate alındığında yaşanan büyük yıkım nedeniyle oluşan can kaybı ve kitlesel göçün bölgedeki üretim ve istihdam yapısı üzerinde olumsuz etkiler bırakması kaçınılmaz.

 

 

 

 

 

Depremden sağ kurtulan milyonlarca yurttaş gibi, bölgede çalışan işçiler ve aileleri ciddi anlamda sağlık ve barınma sorunuyla karşı karşıyalar. Depremde ailesini, yakınlarını kaybeden insanlar hayatta kaldığına bile sevinemedi. Çok sayıda emekçi yakınlarını kaybetmenin yarattığı acıyı bile yaşayamadan patronlar tarafından işbaşı yapmak için çağrılmaya başladı. Hatta bazı illerde işbaşı yapmayan işçilere telefon mesajları atılarak önce depremden dolayı baş sağlığı dilenirken, hemen ardından belirtilen tarihte işbaşı yapmazlarsa tazminatsız olarak işten çıkarılacakları yönünde tehdit mesajları bile gönderildi.

 

 

 

 

 

Deprem sonrasında bölgedeki fabrika ve iş yerlerinde çalışan işçilere yönelik işten çıkarma yasağı getirilmesi yönündeki yoğun taleplerden sonra “OHAL kapsamında çalışma ve sosyal güvenlik alanına ilişkin alınan tedbirlere dair kararname” dün Resmi Gazete’de yayımlandı. Kararname ile deprem bölgesinde belli şartlar dahilinde OHAL süresince göstermelik olarak işten çıkarma yasağı getirildi. Kısa çalışma ödeneğinin kapsamı genişletilirken, patronlara tek taraflı ücretsiz izin hakkı verilerek, işten çıkarma yasağı fiilen etkisiz hale getirildi. Yakın geçmişte Kovid-19 salgını sürecinde benzer kararlar alınmasına rağmen patronların “ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri sebepler”i bahane ederek binlerce işçinin tazminatsız işten attığı dikkate alındığında, deprem nedeniyle yapılan düzenlemelerin göstermelik olduğu, işçilerden çok patronları korumayı amaçladığı anlaşılıyor.

 

 

 

 

 

Hükümetin kararname ile bölgedeki sendikaların yetki tespiti, toplu iş sözleşmesi, uyuşmazlık ve grev süreçlerini durdurması ise “Koyun can derdinde kasap et derdinde” sözünü hatırlatıyor ve OHAL’in asıl amacının ne olduğu gösteriyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynak: Evrensel.net

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir