Owen Matthews, “Eski İstanbul Yeniyle Nerede Buluşur” (Where Old Istanbul Meets New*) yazısında, İstanbul’un değişimini anlatıyor.
Yazara göre, çok önceleri İstanbul’da turizmden söz edilmiyordu. Yabancılar, buharlı trenle yapılan lüks gezilerle, dünyanın en kozmopolit kentine gelirlerdi, fakat İstanbul bunun farkında olmazdı veya çok önemsemezdi.
Yazıda, tarihi binaların onarılmasına, butik otellerin açılmasına değiniliyor.
Ortaköy ve bazı semtlerin de adı geçiyor.
Ben de bir yazımda İstanbul’da ve Türkiye’de sanata önem veren, sanatçının ürünlerine otellerinin lobilerinde, odalarında yer veren işletmeleri anlatacağım.
Aynı yazıda birkaç lokanta da tavsiye ediliyor. Elbette, bilinen adresler.
* * *
Bu yazıyı okuduktan sonra, şu soruyu sorma gereğini duydum.
Acaba yabancıların İstanbul’u ile bizim İstanbul’umuz arasında ne gibi farklar var?
Yabancılar belli semtlerin içinde yaşayıp, İstanbul denince oraları mı biliyorlar?
Bu dar coğrafyaya mahkûm olmalarında bizim kabahatimiz ne kadar?
Magazin haberlerine baktığınızda İstanbul, Cihangir-Beyoğlu-Nişantaşı üçgeninde var oluyor. Biraz Bebek’e de iniliyor, o kadar.
Eğlence yerleri belirli noktalara sıkıştırılmış, kültür sanat olayları da aynı dar hendese içerisinde yer bulmaya çalışıyor kendine. Biraz genişlemek istendiği zaman sorunlar çıkıyor.
Eğer biz, bizim magazincilerimiz, İstanbul’un buralardan ibaret olduğunu yazarsa, yabancı bir gazeteci, yazar diğer yerleri nasıl tanısın?
İstanbul’un anlatıldığı bütün mecralarda sadece birkaç noktadan bahsediliyorsa, yabancı bu kısıtlı bilgiyi kendi başına nasıl zenginleştirebilir ki?
Unutmadan eklemeliyim. Bir de birkaç alışveriş merkezinin adı anılıyor o kadar. Zaten hepsi birbirine benziyor, aynı mağaza zincirleri.
Oysa bir kentin tarihi buralarda yaşamaz. Kenar semtlerde, eski İstanbul mahallelerinde yaşar.
Şehre yerli, buradan biri gibi bakmakla, bir oryantalist gibi bakmak arasında fark vardır.
Biz de uzun zamandır oryantalist anlayışla bu kentte yaşıyoruz. Onlar söylüyor, bizim dikkatimizi çekiyor ve birden kıymet vermeye başlıyoruz.
Semt pazarlarını dolaşıyor musunuz? Bazı semtlerdeki eski ustaların çalışmalarını görüyor musunuz?
Yabancı, ünlü markaların cazibesine kapılıp, bizi, bizim olanları unutuyorsunuz.
Yeniliklere, eskiyi hâlâ/yeniden yaşatmaya çaba göstermeyi destekliyorum.
Samatya, Balat, Üsküdar, Kocamustafapaşa, Yedikule… Unutulmaz birkaç semt adı, hatırlatayım dedim.
* * *
İki farklı bakış. Bir açıdan zenginlik getiriyor bir açıdan da İstanbul’u daraltıyor.
(*) Newsweek, September 27, 2010, Where Old Istanbul Mets New, s. 55.
Doğan HIZLAN
Kaynak: Hürriyet


