Ülkemizdeki Müzeoloji

5 Dakika Okuma Süresi

Ülkemizde aile eğitimini ilk, orta, lise/meslek okulu ve üniversite eğitimi izler. Devlet desteğindeki ortaeğitim kurumlarında müzeoloji ders programına alınmamıştır. (1) Bu yüzden bu konuda özellikle ortaeğitimde bilinç eksikliği belirgindir. Kendini yetiştirebilmiş bilinçli öğretmenler burada önem kazanır. Devlet okullarında istem dışı da olsa bu eğitim genelde deneysel yaklaşıma az önem veren, aksak teorik bir yaklaşım sergilemektedir.

Doğu’da, Güneydoğu’da öğretmen açığının hâlâ giderilememesi, bazı derslerin boş geçmesi ülkemizde eğitim aksaklıklarının var olduğunu belgelemektedir. Özel okullar parayla desteklendiğinden bu açıklar para yoluyla kısmen ya da tamamen kapatılmaktadır. Atatürk döneminin tersine, şimdilerde eğitimde çifte standart olduğundan hemen tüm eğitim kurumlarında genelde bencil, meraktan uzak, araştırmayan, dersi öğrenmek yerine ezberleyen, emperyalist düzene uygun öğrenciler yetiştirilmektedir.

Devlet okullarındaki eğitimin daha çağdaşlaşması gene devlet eliyle olacağına, konu da müzeoloji olduğuna göre, ortaöğretimde konunun öncelikle sosyal dersler kapsamına alınması uygun bir başlangıç görünümündedir.

Müzeolojiye bilinçli yaklaşımın müze atmosferinde aile eğitiminden başlayıp, üniversiteye dek devam etmesi gerekecektir. Ortaöğretimde müzeoloji CD, DVD, kısa filmler, çizgi filmler, TV ve radyo programları ile desteklenebilir. Ortaöğretim için bile üniversitelerde müzeologların yetiştirilmesi zorunlu hale gelmektedir. Buralarda müzeoloji dersleri müzeologlar, arkeologlar ve sanat tarihçileri tarafından seçmeli dersler olarak verilmesi doğru yaklaşımın ilk ürünleri olacaktır.

Doğru eğitilmiş, eğitimci kişiliği geliştirilmiş müzeologların müzeler dışında ortaokul, liselerde gerekirse meslek okullarında görevlendirilmesi büyük yararlar sağlayacak, işsizler ordusu da alaylar/tugaylara dönüşebilecektir. Günümüz eğitim kurumlarında daha çok maddeciliğe önem veren genç nesiller yetiştiğinden, bu gençler ahlak açısından giderek yozlaşan, edindikleri mesleklerle tam bağlantı kuramayıp gittikçe mutsuz ve sorumsuzlaşan, eskisinden farklı bir sosyal çevre görünümü yaratmaktadırlar. Nedenini güdülen politikalarda görmek yanlış olmayacaktır. Gereken erken bilinç aileden başladığına, bilinçlenme de sevgi olduğuna göre ilgili mesleklerin öğrencilerine, dallarda yetişmiş insanlara ve ilkokuldan itibaren bütün öğrencilere tüm devlet müzelerine girişin ücretsiz olması, konunun devlet eliyle sevdirilmesi yaratılacak fırsatların başında görünmektedir.

Siyasal görüşler değişse de devletin ilgili kurumlarınca bu ve ilgili başka konular ileriye yönelik fakat, esasta değişmeyen ulusal içerikli elkitapçıkları/yönergeler olarak hazırlanırsa, bürokratik işlemlerin azalması, zaman, emek ve kırtasiye kaybı da engellenmiş olur.

Müzeolojinin gelecekteki yöntemi doğru saptanabilirse bu yönergelerin de sıkça değiştirilmesine neden kalmaz. Bu bir ulusalcı görüştür. Kemalizmin doktriner kavramlarındaki ulusal bilinç sarmalındaki fikirlerle de örtüşen bu görüş daha bilimsel, eşitlikçi, sosyal içerikli bir eğitim olacağından her zaman ülke çıkarınadır. Aksini savunmak ciddiyetten uzak eğitim politikalarının göstergesi olacaktır. Üniversiteler iki tür bilim insanı yetiştirebilir: Ders Vermeyen (Araştırmacı); Ders Veren ki müzeologlar bu grupta yetişebilir. Müzeolojinin arkeoloji gibi ama tam donanımlı bir bölüm ya da arkeoloji, sanat tarihi bölümlerinde okutulması gereken, yeterlik sertifikası alınabilecek bir yan dal olması yeterli olacaktır.

Ayrıca müzeoloji açısından tüm sorunları çözülmüş, eğitsel laboratuvar görevini üstlenebilecek ikinci derece müzelerin açılması da amaca uygun bir yaklaşım sergileyebilir.

Yayın tarayabilecek bir yabancı dil ve ikincisine de biraz aşina olmak büyük yararlar sağlayacaktır. Bu Türkçemize önem vermemek değil aksine ona tam dayanmak demektir. Bir bilinçlenme yeri olabilecek ikinci derece müzelerde bu tür yaklaşımlar gerçekleştirilebilir. Meslekten öğrenciler buralarda görevlendirilecek bilinçli meslek insanları denetiminde bir süre deneysel eğitim alıp bilgilerinin puanlandırılması mesleğe doğru bir anlayış katacaktır. Bu yolla müzeler hem yaygınlaşmış hem de meslek eğitimine katkı sağlanmış, müzeologlara da yeni iş alanları açılmış olacaktır.

Müzelerde eser sergilenmesi söz konusu olduğuna göre ilgili bölümlerde yetişmekte olan öğrencilere, müzelerde görevli meslek insanlarına geç de olsa tasarım ve müze mevzuatı hakkında derslerin konması zorunlu olmalıdır. (2)

Eksikliklerin giderilmesi devletin bilinçlenmesi ile doğrudan ilgilidir. Donanımlı, bilinçli meslek insanlarının yetiştirilmesinden devlet ve eğitim kurumları sorumludur. Bu bir çağdaşlaşma ve bilinçlenme yarışıdır. Böyle yarışlar içinde olmak Atatürk dönemi gibi önce yurtta sonra dışarıda saygınlık ve başarı kazanmak demektir. Bu yarış için öncelik eğitim politikalarına verilirse üretim, ekonomik, bağımsızlık ve diğerleri birlikte gelecektir. Yeter ki insan kayırmayan, ülke yararına uygun, doğru siyasal politikalar üretilsin.

(1) Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Prof.Dr. Yıldız ATAGÖK’ün kurmuş olduğu bir MÜZEOLOjİ Bölümü bulunmaktadır.

(2) Prof. Dr. Filiz Yenişehirlioğlu’nun (Başkent Üniversitesi, Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Dekanı) da 6 Ağustos 2007 tarihinde Sayın Murat Atak tarafından yönetilen benim de katıldığım Kanal B’de müzelerle ilgili bir televizyon programında belirttiği gibi.

Ayyüz Sabuncu
Kaynak: Cumhuriyet

1 Yorum

  1. sevda

    bu ülkede müzeolojiye bilinçli yaklaşım, daha orta eğitimden bilgiler. inanılmaz gibi bir yerde, insanın inanası gelmiyor. hayal olmaz inşallah.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir