Nükleer atıkları ne yapacağız?

5 Dakika Okuma Süresi

21 Kasım 2007 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanması ile “Nükleer Güç Santrallarının Kurulması” ile ilgili yasa yürürlüğe girmiş oldu. Türkiye’de nükleer güç santrallarının kurulması geç mi kalmıştır? Veya bu gecikme olumlu mu olmuştur? Nükleer güç gerekli mi? Elde edilecek enerjinin maliyeti ve bir taraftan nükleer hammadde, diğer taraftan da teknoloji olarak, dışa bağımlılığı artırıp artırmadığı, çok konuşulacak!

Kamuoyu bilmekte ki Deniz Gökçe ekonomi gözlüğü ile, nükleer enerji ile elektrik üretiminin kaçınılmaz olduğunu düşünmektedir.

Burada yasanın ayrıntılarına ve yukarıda kısaca sözünü ettiğimiz konulara hiç girmeyeceğiz. Ancak, yasada nükleer atıkların ele alınışının tümüyle geleceğe bırakılmış olduğuna dikkat çekmek isteriz. Umarız ki bu konu ayrı bir yasa ile düzenlenecektir.

Unutulmaması gerekli olan bir gerçek radyoaktif atıkların yalnızca nükleer güç santrallarından kaynaklanmadığının bilinmesidir. Radyoaktif atık içeren nükleer tıp atıkları, temizlik malzemeleri, eski borular, izolasyon maddeleri eski araç ve gereçler hafif ve orta derecede radyoaktivite taşıyan atıklardır. Bu şekilde sınıflandırılan radyoaktif atıkların ülkemizde nasıl saklandığı veya ortadan kaldırıldığı büyük oranda bir meçhuldür. O kadar ki az zararlı sayılabilecek normal katı atıkların yok edilmesi için dahi yeterli kapasite yoktur, yöntemler kurallara bağlanmamıştır. Dolayısıyla nükleer bir güç santralından çıkacak radyoaktif atıkların ne olacağı önemli bir soru işareti olarak önümüzde durmaktadır.

1.300 megawatt elektrik üreten bir nükleer santral yılda 30 ton, ortalama ekonomik ömrü olan 40 yılda 1.200 ton yüksek derecede radyoaktif atık üretir. Dünyada bugün mevcut 440 nükleer güç santralı yılda yaklaşık 8.300 ton yüksek radyoaktif atık üretmektedir. Bu atıklar yüz binlerce yıl için tehlike arz etmektedir. Şöyle ki: Atık olarak çıkan Plutonium 239’un yarı zamanı 24.000 yıldır. Bu demektir ki 100 ton Plutonium 239 24.000 yıl sonra 50 tona inmekte, bunu izleyen 24.000 yıl sonra 25 tona inmekte ve böylece radyoaktivitesini tümüyle kaybetmesi yüz binlerce yıl sürmektedir.

Bugün dünyada kurulu nükleer güç santrallarının karşılaştığı en büyük sorun atıkların ne yapılacağıdır. Dünyadaki yüksek derecede radyoaktif miktarı yılda 12.000 ton artmaktadır. Yüksek derecedeki radyoaktif atıklar ısı yayan ve ısı yaymayan atıklar olarak da ikiye ayrılırlar. Santralın çekirdeğinden çıkarılan kullanılmış çubuklar uzun süre ısı yayarlar. Isı yayma işlemi sona erinceye kadar da borik asit içeren bir su banyosunda muhafaza edilirler.

Orta ve yüksek derecede radyoaktif olan atıklar uzun yarı zaman sürelerine sahip olduklarından binlerce yıl güvenli olarak saklanabilecekleri depolanmaya ihtiyaç gösterirler. jeolojik olarak sabit koşullara sahip (en ufak bir deprem tehlikesinden uzak) ve yer altı sularının sızmayacağı depolama sahalarının seçilmesi vazgeçilmez koşullardır. Bu son depolama yerine konmadan önce atıklar kimyasal olarak değişime uğramayacak, suda erimeyecek duruma getirilmelidir. Bu amaçla yüksek radyoaktif atıklar borosilikat veya fosfat camı veya seramik kitleler haline getirilerek saklanır. Orta derecede radyoaktif atıklar ise bentonit veya katran kitleler içinde muhafaza edilirler. Günümüzde dahi çözülemeyen sorun, bu kitlelerin binlerce yıl için nerede saklanacağıdır.

Günümüzde bu amaca en uygun yerler olarak toprakaltı düşünülmektedir. Bu amaçla Almanya’da eski kaya tuzu madenlerinin kullanılması tartışma konusudur. ABD’de ise Nevada eyaletinde Yucca dağlarında bin metre derinlikte hazırlanacak saklama çukurları en uygun mekan olarak düşünülmektedir.

İki ayrı alternatif de atıkların uzaya gönderilmesi veya okyanusların dibine gömülmesidir. Uzay seçeneği, atıklar gönderilirken meydana gelebilecek bir kaza sonucu radyoaktivitenin yayılması olasılığı dolayısıyla şimdilik düşünülmemektedir. Başlangıçta hafif ve orta derecedeki radyoaktif atıklar OECD’nin öncülüğünde Kuzey Atlantik’e batırılmış, ancak uluslararası politik baskı ile 1982 yılında bu yöntemden vazgeçilmiştir.

Diğer bir seçenek olarak da atıkların Antarktik buzullarının altına gömülmesi düşünülmüştür. Ancak bir bölüm atığın ısı yayması dolayısıyla buzlarda erime olacağı düşünülerek bu yöntemden vazgeçilmiştir.

Sonuç olarak, günümüzde yüksek derecede radyoaktif atıklar, nükleer reaktörlerin yakınında bulunan geçici dopalarda muhafaza edilmektedir. Bu yöntemin ne kadar sürdürülebileceği meçhuldür. Ayrıca yer darlığı yeni sorunların doğmasına sebep olmaktadır. Kısacası ülkemizin neredeyse tamamının deprem bölgesi olduğu düşünülürse, kurulacak nükleer güç santralının atıklarının nasıl muhafaza edileceği büyük bir sorun olarak önümüzde durmaktadır.

Deniz Gökçe
Kaynak: Akşam

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir