Hamburg’da ne oldu, ne olmadı?

7 Dakika Okuma Süresi


Selami İnce

Hamburg’daki gösterilerin nedenlerinin birçoğu Gezi direnişi nedenleriyle paralellik gösteriyor. Hamburg direnişinin en önemli nedenlerinden biri olan kentsel dönüşüme ve semtlerin “soylulaştırılarak” yoksulların kent dışına atılmasına karşı direnişin ise, Gezi direnişinden hiçbir farkı yok. “Her yer direniş, her yer Taksim” sloganı, hem direniş nedeni olarak hem de direniş biçimi olarak Hamburg’a tam uyum gösterdi. Önce şu sorulara cevap verelim. Hamburg’da neler oluyor? Direnişçiler ne istiyor ve ne istemiyor? Sonra da, AKP’lilerin ve yandaş medyanın iddia ettiği gibi, Hamburg polisinin ve Almanya medyasının göstericilere karşı tutumunun, AKP hükümetinin Gezi direnişi karşısındaki tutumunu haklı çıkarıp çıkarmadığına bakalım.

Hamburg’da olup bitenlerin görünür nedeni, 1989 yılından beri otonomların işgali altında olan eski tiyatro binası Rote Flora’nın boşaltılması isteğine gösterilen direniş. Rote Flora, Almanya’da en önemli iki “otonom merkezi”nden biri. Diğeri ise, Berlin Köpenicker Straße 137 adresindeki ünlü işgal evi “Köpi.” Uzun süreden beri otonomların işgalinde olan Köpi de, zenginlere satılarak “soylulaştırılması” girişimlerine karşı direnişlerle sık sık medyanın gündeminde. Öz yönetim ve alternatif yaşam komünleri sayılabilecek bu merkezler, radikal solun da “yaşam alanları” olarak gösterilebilecek bir “Almanya fenomeni” olarak değerlendirilmeli. İrili ufaklı başka kentlerde de olan bu işgal edilmiş merkezlerin sahipleri genellikle belediyeler.

Köhne mekânlar işgal ile hayat buluyor

1980’li yıllardan itibaren, yıkılmış bir tiyatroyu, terk edilmiş bir fabrikayı veya boş duran bir apartmanı işgal eden otonomlar, yeniden can verdikleri bu mekânları birer kültür merkezine dönüştürüyordu. Bazı mekânlar da hem kültür merkezi hem ev haline geliyor, bazıları ise sadece eve dönüştürülüyordu. Son dönemde bütün Avrupa’da ve Türkiye’de olduğu gibi Almanya’da da kentsel dönüşüm oldukça revaçta ve belediyelerle hükümetler, soylulaştırdıkları semtlerdeki önceden yüzüne bakmadıkları eski yapıları çok büyük paralarla zenginlere satmaya başladı. İşte bugün direniş nedeni olan Rote Flora da aslında 2001’de satılmış ama Hamburg Büyükşehir Belediyesi ile Altona İlçe belediyesi arsındaki bir anlaşmazlık yüzünden varlığını bu zamana kadar sürdürmüş.

Anlaşmazlık önemli, kısaca ondan da bahsetmek gerekiyor: Hamburg Belediyesi’nden Rote Flora’yı satın alan şirket, binanın arkasındaki otonomların park haline getirdiği boş arazinin de kendine ait olduğunu iddia ediyor. Hamburg Belediyesi araziyi satmadığını, buraya kendisinin bir konut projesi yapacağını belirtiyor. Hamburg Belediyesi’yle şirket arasında bu anlaşmazlık sürerken, Altona Belediyesi, otonomların parka çevirdiği bu alanı imarda “yeşil alana” çevirerek inşaat yapılamaz hale getiriyor. Zaten Rote Flora binasının kendisi de sit alanı haline getirilerek yıkılamaz hale getiriliyor. Gelinen noktada herhalde hiçbir sorun kalmamış ki, Rote Flora’yı satın alan şirket, otonomlara 21 Aralık tarihine kadar binayı terk et çağrısında bulundu.

10 bin kişilik gösteri

Rote Flora komünü ise, bütün Hamburg’a seslenerek soylulaştırmaya, kentsel dönüşüme, yoksulların kent dışına sürülmesine karşı herkesi 21 Aralık’ta yanlarında olmaya çağırdı. Hamburg’da yönetimden, düzenden rahatsız olan herkesin bu direnişi desteklemesi istendi. Yine Hamburg’da gündemde olan Lampedusa Göçmenleri İnisiyatifi de bu direnişe katılma kararı aldı. İtalya’nın Lampedusa adasına kadar gelen ve oradan da Almanya’ya geçen Afrikalı göçmenler, Türkiye’nin de imzaladığı göçmenlerin geldikleri 3’ncü ülkeye geri gönderme anlaşması gereği geri gönderilmek isteniyor. Hem Lampedusa koşullarının daha kötü olması hem de oradan da ülkelerine gönderilme riskleri bulunduğu için göçmenler geri gitmek istemiyor. Zaten Hamburg’da Lampedusa Göçmenleri İnisiyatifi altında toplam 170 demokratik kitle örgütü bir ağ oluşturmuştu. Lampedusa Göçmenleri İnisiyatifi altındaki 170 kitle örgütü, otonomlar ve kentsel dönüşüme karşı olanlara Sol Parti ve hatta Yeşiller de destek verince, 21 Aralık tarihindeki gösteriye yaklaşık 10 bin kişilik bir kitle katılmış oldu.

Tehlikeli bölge uygulaması

Gösteriyi polis şiddet göstererek dağıtmaya çalıştı. Polise karşı direniş de büyük oldu. Özellikle maskeli otonomların kararlı karşı koyuşu polisleri püskürttü ve dağıttı. Hatta bölge karakolun taşlanması, polislerin ve göstericilerin yaralanması gibi medyaya da yansıyan olaylar yaşandı. Bunun üzerine Hamburg polisi, Hamburg’un bazı bölgelerini “tehlikeli bölge” ilan ederek polis kontrolleri yapmaya başladı. Polis, şüphelilere kimlik sormaya, direnenleri gözaltına almaya da çalıştı. Buna karşı çıkan otonomlar ve otonomlara destek veren halk yer yer polisle karşı karşıya geldi. 21 Aralık’tan beri Hamburg’da yaşanan direnişin hikâyesi kısaca bu.

Medyanın ve sol siyasetin yoğun eleştirileri üzerine Hamburg’daki “tehlikeli bölge” uygulamasından vazgeçilme durumuna gelindi. Polisin bu uygulamasının asla kabul edilemeyeceğini söyleyen Sol Parti ve Yeşiller, Sosyal Demokrat Partili İçişleri Bakanının ve yine Sosyal Demokrat Partili Eyalet Başbakanının istifasını istiyor.

Polisi destekleyen yok

AKP’lilerin ve yandaş medyanın, “Hamburg’da da polis şiddet uyguladı ama halk bunu doğru buldu, medya destekledi” iddiası ise saçmalıktan başka bir şey değil. Hamburg polisinin uygulamalarını destekleyen medya olmadığı gibi, hem polis hem de yerel yöneticiler şiddetli eleştiriler alıyor. Basın kısa süre içinde polisin yalan söylediğini de ortaya çıkardı. Hamburg polisi, karakola ikinci bir saldırı olduğunu ve bu saldırıda taş ve şişelerle bir polisin ağır yaralandığını açıklamıştı. Otonomların avukatı olan bir kişi, böyle bir saldırının kanıtının ne olduğunun üzerine gidince, polis “yanlış yaptığını” kabul ederek, “yanlış bilgi verdiğini” yani yalan bilgi yaydığını kabul etti. Polisin daha fazla ödenek, daha fazla personel ve daha fazla araç gereç koparmak için bu yalanı ortaya attığı anlaşıldı. Gazeteler, Hamburg polisinin bu stratejisinin aptal bir “ne kadar çok düşman yaratırsak o kadar önemli sayılırız” stratejisi olduğunu yazdı. Polise yeterince donanım ve ödenek sağlamayan eyalet hükümeti burada da eleştirildi. Ayrıca Hamburg polisinin, eski aşırı sağcı İçişleri Bakanı Ronald Schill zamanından beri aşırı sağcı özellikler gösterdiği ve tasfiye edilmesi gerektiği de bizdeki paralel devlet tartışması gibi gündeme geldi ama bizdeki kadar etkili olamadan bitti.

Polis içinden de Hamburg polisine ve Hamburg eyalet hükümetine ciddi eleştiriler geldi. Örneğin Eleştirel Polisler Federal Birliği sözcüsü Thomas Wüppesahl, eyalet hükümetinin ve polisin tutumunun “delilik ve sorumsuzluk” olduğunu açıkladı. Basın, ilk gösteride polisin, 30-40 maskeli gösterici var diye, 10 bin kişilik bir kalabalığın en temel haklardan biri olan gösteri hakkının engellediğini söylüyor.

Sonuçta, kapitalizmin yeni biçiminde, Avrupa sosyal devlet anlayışı tasfiye ediliyor. Sosyal demokratlar tasfiyeye can-ı gönülden destek veriyor ve önce kamusal alanların satışına yöneliyor. Kent kendini koruyor ve saldırıya karşı direniş de kendini örgütlüyor.

Evet, her yer Taksim her yer direniş!

Kaynak : Birgün

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir