“Hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştik” diyor depremzede… Ancak kendisini tam bırakmışken, “gönüllülerin çabasıyla” yeniden ayağa kalkanlar var.

Maraş merkezli depremlerin üzerinden geçen 2 ayın ardından hâlâ yaralar dayanışma içinde sarılmaya çalışıyor. Akşamları ateş başında oturanlar gülmeye çekinirken çadırda kalanlar için ağır koşullar, tarımla uğraşanlar için artan fiyatlar, hayvancılıkla uğraşanlar için ise artan yem fiyatları ve ürünlerini satacak kimselerin olmayışı geçim sorununu artırıyor. “Hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştik” diyor kime uzansak… Ancak kendisini tam bırakmışken, “gönüllülerin çabasıyla” yeniden ayağa kalkanlar var.
TOMRUKSUYU’DA GÖNÜLLÜLERİN ÇABASI…
Samandağ’da saha çalışması yürütmek için Tomrukksuyu köyünde kalmaya başladık. Alabildiğine yeşilliğin olduğu Tomruksuyu’nun gençleri pencere takma işinden inşaata, elektrik işlerinden çocukların eğitimine değin koordinasyonu kuran kişiler. Sohbet ettiğimiz çoğu gencin her biri depremzede aynı zamanda gönüllü. Deprem gecesi duygularını anlatmak isteyen çok fazla… Bir gönüllü bir anda şunları sıralıyor, “İnşaat işleriyle uğraşıyorum. Hiltiyi aldım gittim o gece. Biliyorum nereden, neyin, nasıl kırılacağını çünkü. Ses gelen yerden başladık kırmaya; sabah 8 buçuktu… Ben hayatımda öyle bir şey görmemiştim ki 6 kat üst üste… Ama çıkardık insanları”.
‘İNSANLARIN FEDAKARLIĞI UYANMA SEBEBİM OLDU’
Bir kadın ise, özellikle Hatay’da çokça tartışılan “gidenler, kalanlar” ikileminde başta gitmeyi düşünenlerden. Şöyle anlatıyor hikayesini, “Bizim ahırımız yıkılmak üzere, epey hasarlı. Buranın insanı evet çaba içinde bu çok güzel ama bir gerçeklik de var. Babamla da bunu tartıştım, hayvanlar ziyan olacak, ahır 40 yıllık her gün bir kerpiç dökülüyor. Ben ‘Gidelim buralar düzelene kadar’ dedim istemediler. ‘Biz başka yerde yaşayamayız’ dediler, onlar da haklı ama koşullar zorken daha da zorlaştırmak… Bu konuda bir umutsuzluğum var, ama küçük çapta dışarıdan gelen insanların fedakarlığı beni ayaklandırdı, uyanma sebebim oldu. Artık sabahları inekleri sağmak için kalkıyorum.”
‘ANTAKYA’DA ÖZGÜRLEŞTİM’
Gözleri dolarak Antakya’yı anlatmaya devam ediyor kadın, “Antakya çok farklı gerçek anlamda. Çok yeri gezdim ama direkt ayağım buraya geliyor, farklı bir bağ var. Ben her sokağı keşfetmeyi severim Antakya’nın da böyle bir büyüsü var. Her kesimden insan var. Ortodoks kiliseleri, camileri, türbeleri yan yana olduğu bir karma var burada; çok özel bu. Ben özgürleştim Antakya’da. O gün Antakya’ya gittiğimde gerçekten çok kötü bir durumdu. Evet ayaklarım uyuştu ama görmek istedim bir şekilde yüzleşmek gerekiyor. Toparlayacağız elbet. Benim de birçok kaybım oldu, 100’e yakın, hâlâ haberini alamadıklarımız var, bir umut telefonları enkaz altında kalmıştır diye bekliyoruz. Hâlâ bir umut kırıntısı var” diyor.
‘HAYVANLARI SATACAK MIYIZ NE YAPACAĞIZ BİLMİYORUZ’
Biri üretici köylüyle sohbet ettiğimizde ise şunları söylüyor, “Sağdımız sütleri marketlere ya da evlere verirdik, deprem olduktan sonra marketler de kalmadı insanlar evlerinde de değil. Ne yapacağız bilmiyoruz, hayvanları mı satacağız ne yapacağız bilmiyorum… Aslında şu an bir isteğimiz daha var ki o da çocuklarımız için. Onlara bir aktivite olsun istiyoruz, eğitimlerine devam etsin istiyoruz. Çocuklar bunlarla deprem anını unutabilir, yoksa çok zor”.
Kaynak: Evrensel.net


