Devletten beklentiler büyük. İnsan ve yurttaş olarak haklarımıza saygı bekliyoruz. Saygı ne demek? Haklarımızın tanınması, uygulanması, korunması ve geliştirilmesi demek.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Saygı demek devletin yükümlülüklerini akla getirir. İhlal etmeme yükümlülüğü (negatif yükümlülük), koruma, önlem alma yükümlülüğü gibi (pozitif yükümlülük)…

 

 

 

 

 

 

Deprem nedeniyle de devletten beklentiler akla geliyor hemen.

 

 

 

 

 

 

Hele 40 binden fazla insan yaşamını yitirmişse… Katliam gibi bir durum ortaya çıkmışsa… Katliamın sorumluları, suç zinciri diyelim isterseniz buna…

 

 

 

 

 

 

Gizli saklı değilse…

 

 

 

 

 

 

Devletten beklentiler büyük. Beklentilerin iki boyutu var. Birisi, ‘Gölge etme başka ihsan istemez’ özdeyişinde ifadesini bulur. Devlet bazı şeylere karışamaz, karışmaması lazım. Ama karışıyor ve kıyamet -insanlar farkında olsun ya da olmasın-  oradan kopuyor. Mesela nasıl düşüneceğimize, neye inanıp neye inanmayacağımıza karışamaz devlet. Gölge etmeyecek yani. Ama karışıyor ve yaptırım uyguluyor.

 

 

 

 

 

 

İkinci boyut karışacağı konularla ilgilidir. Rahmetli Prof. Dr. Bahri Savcı Hoca’nın nitelemesiyle ‘yaşatmacılık görevi’ var devletin. Öldürmeyecek mesela. Başkalarının öldürme teşebbüsleri karşısında da önlem alacak. Thomas Hobbes’in sözünü ettiği, büyük balıkların küçük balıkları yutmaya hazırlandığı durumlar, düzenler karşısında da ‘hoop hemşehrim’ diyecek, “Adalet var, sosyal adalet var, hukuk var, insan hakları hukuku var” diyecek.

 

 

 

 

 

 

Gel de şimdi, benim rahmetli, çok sevgili Kıbrıslı savcı arkadaşım Mehmet Ali Şefik’in memleketinden çocukların Adıyaman’da, depremde ölümü nedeniyle suç zincirini hatırlatma.

 

 

 

 

 

 

Biliyorsunuz, 6 şubat 2023 Maraş depreminde, Adıyaman’da Grand İsias Hotel’de 30’u rehber, yaşları 9-15 arasında öğrenciler, 35’i de öğretmen ve veli toplam 65 Kıbrıslı insan yaşamlarını yitirdiler.

 

 

 

 

 

 

Gel de şimdi, sorgulama.

 

 

 

 

 

 

65 insan yerle bir olan otel enkazında yaşamlarını yitirdiler. Otel inşa edilirken devletin görevleri vardı, inşaat ve kullanma ruhsatı verirken vardı. Devlet bu süreçte kendisini gösterecekti. Yıkımın ardından da devletin görevleri vardı. Hukuki süreçlere dair yükümlülükleri vardı. Bir de can kurtarmaya dair, ilk yardıma dair görevleri vardı. Yaşam hakkı söz konusuydu. Uzatacağı el vardı. Zamanında ve yeterince güçlü bir şekilde uzatacağı el…

 

 

 

 

 

 

Maraş depremleri sürecinde sivil toplumun hem depremlerin yaşandığı 11 ildeki sivil toplumun hem de Türkiye’nin çeşitli bölgelerindeki sivil toplumun müthiş canlılığını, dayanışmasını gördük.

 

 

 

 

 

 

Üçünü anmam gerekirse, Haluk Levent’in öncülüğündeki AHBAP, Mert Fırat’ın öncülüğündeki İhtiyaç Haritası ve Suavi öncülüğünde sürdürülen Hatay Serinyol’da yardım/dayanışma çalışmaları çok önemli ve değerli çalışmalardır.

 

 

 

 

 

 

Türkiye’nin hemen her şehrinde, köyünde bu tür dayanışma/yardım çalışmaları var ve değerli.

 

 

 

 

 

 

Hiçbirimiz yalnız değiliz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynak: Evrensel.net

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir