Emin Koramaz TMMOB 49. Olağan Kurulu’nda konuştu

28 Dakika Okuma Süresi

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, TMMOB 49. Olağan Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada örgütün önümüzdeki dönemde de demokrasi, laiklik ve kamu yararı eksenindeki mücadelesine devam edeceğine vurgu yaptı. Koramaz, “İMO İstanbul Şubesi seçimlerinin ardından sergilenen tekbirli görüntüler, meslek örgütlerimizin hangi anlayışla dönüştürülmek istendiğinin çarpıcı bir örneğidir. Bu durum, laiklik ilkesinin ne denli derin bir saldırı altında olduğunu ve bu ilkeyi savunmanın artık meslek odaları için dahi ne denli hayati bir mücadele konusu haline geldiğini göstermektedir” ifadelerini kullandı.

Emin Koramaz TMMOB 49. Olağan Kurulu'nda konuştu

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) 49. Olağan Genel Kurulu, Divan Kurulu seçimleriyle başladı.

Divan Başkanlığına Mehmet Soğancı aday gösterildi.

Genel Kurul saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla devam ediyor.

Kocatepe Kültür Merkezi’ndeki TMMOB 49. Olağan Genel Kurulu’nda TMMOB 49. Olağan Genel Kurulu siyasi partiler, sendika ve meslek örgütleri temsilcileri konuşma yaptı.

Sol Parti Sözcüsü İsmail Hakkı Tombul, Cumhuriyet Halk Partisi Ankara Milletvekili Gökhan Günaydın, DEM Parti Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, Türkiye Komünist Partisi İl Başkanı Banu Ünver, KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz ve  TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof.Dr.Alpay Azap konuşma yaptı.

Genel Kurul’da TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz da konuştu.

Koramaz, Türkiye’deki siyasi ve ekonomik gelişmeleri değerlendirirken demokrasi, laiklik, emek mücadelesi ve meslek alanlarının karşı karşıya olduğu sorunlara dikkat çekti. Koramaz, mühendis, mimar ve şehir plancılarının yaşadığı ekonomik sıkıntılardan hukukun üstünlüğüne, eğitim politikalarından dış politikaya kadar geniş bir yelpazede görüşlerini dile getirerek TMMOB’nin kamucu, toplumcu ve demokratik çizgisini sürdüreceğini vurguladı.

Koramaz, konuşmasında örgütün önümüzdeki dönemde de demokrasi, laiklik ve kamu yararı eksenindeki mücadelesine devam edeceğini belirtti.

GEZİ’YE VE TUTUKLU BELEDİYE BAŞKANLARINA SELAM GÖNDERDİ

Koramaz’ın konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

“2013 yılından bu yana gerçekleştirdiğimiz her Genel Kurulumuz, tarihimizin en şanlı, en görkemli direnişlerinden olan Gezi Direnişi ’ne bir selam göndermeyle başlar. Çünkü biliriz ki Gezi’ye yolladığımız selam ülkemizin eşitlik, özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinde tüm yitirdiklerimize bir selamdır. Çünkü biliriz ki Gezi’ye yolladığımız selam, tam 13 yıl önce bu ülkenin doğasına, deresine, kıyısına, ağacına sahip çıkmak için sokaklara çıkan o cesur kalabalıklara bir selamdır. Çünkü biliriz ki Gezi’ye yolladığımız selam, eşit, özgür, adil, gerçekten bağımsız bir ülkeye ve yarınlarımıza bir selamdır! Selam olsun insan onuru için mücadele edenlere! Selam olsun Can Atalay’a, selam olsun Tayfun Kahraman’a; Gezi Davasında yargılanan, tutsak edilen, ceza alan tüm arkadaşlarımıza! Selam olsun yitirdiğimiz en güzel evlatlarımıza… Abdocan’a, Mehmet’e, Ethem’e, Ali İsmail’e, Medeni’ye, Ahmet’e, Hasan’a, Berkin’e bin selam olsun!

Bugün ülkemizde yalnızca Gezi tutsakları değil; halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanları, siyasetçiler, bürokratlar, gazeteciler, öğrenciler, sendikacılar ve demokratik haklarını kullanan yurttaşlar da baskıcı uygulamalar karşısında özgürlüklerinden mahrumdur.

Buradan bir selam da onlara gönderelim. Selam olsun gerçekleri yazmaktan geri adım atmayan gazetecilere… Selam olsun gelecekleri, üniversiteleri ve özgürlükleri için direnen gençlere… Selam olsun emeğin hakkını, insanca yaşam koşullarını savunan sendikacılara ve emekçilere… Selam olsun halkın oylarıyla seçildikleri halde görevden alınan, tutuklanan, baskıyla susturulmak istenen belediye başkanlarına, siyasetçilere ve bürokratlara…

Bir selam da bilimin ve tekniğin ışığında görevini yapan, kamu yararını savunduğu için baskıyla karşı karşıya bırakılan meslektaşlarımıza gönderiyorum.

Deprem gerçeğini anlattığı için… Rant projelerine itiraz ettiği için… Kenti, doğayı, yaşam alanlarını savunduğu için… Meslek etiğine ve kamu yararına sahip çıktığı için soruşturulan, yargılanan, tutuklanan tüm meslektaşlarımıza selam olsun!

Bilsinler ki asla yalnız değiller. TMMOB tarihi boyunca olduğu gibi bugün de bilimin ve tekniğin halktan yana kullanımını savunmaya devam edecektir.

“DEFALARCA UYARDIK”

Baskı, korku ve zulüm üzerine kurulmuş bu düzen de yaşanalar, basit bir yönetim krizi değil, AKP’nin ilk yıllarından itibaren planlı bir şekilde adım adım inşa edilen tek adam rejiminin kaçınılmaz sonuçlarıdır.

Bu rejimin  ülkeyi uçuruma sürükleyeceğini biliyorduk. Bu kürsülerden, bu salonlardan defalarca uyardık.

12 Eylül 2010 referandumu öncesinde uyardık: “Bu referandum 12 Eylül’le hesaplaşmak için değil, Yüksek yargı organlarını ele geçirme için yapılmaktadır, o yüzden hayır diyoruz” dedik ve bunun için mücadele ettik.

2016 yılında OHAL ilan edildiğinde uyardık: “OHAL’in amacı FETÖ’yü tasfiye etmek değil, Emek ve Demokrasi güçleri üzerinde baskıyı sürekli hale getirmektir” dedik ve buna karşı mücadele ettik.

16 Nisan 2017 referandumu öncesinde uyardık: “Bu değişiklik yönetimde istikrar için değil, tek adam rejimini kurmak için yapılmaktadır, o yüzden hayır diyoruz” dedik ve bunun için mücadele ettik.

Bugün gelinen durumda ise,  ne yazık ki, olmasından korktuğumuz, olmaması için mücadele ettiğimiz her şey birer birer başımıza geldi.

Uzunca  süredir hukukun işlemediği, hukuksuzluğun egemen olduğu bir ülkede yaşıyoruz.

Ülkemiz artık bir kişinin sözü ve iradesinin; anayasanın, yasaların ve halk iradesinin üzerinde tutulduğu bir ülke haline getirildi. Hukukun siyasallaştırıldığı, parlamentonun işlevsizleştirildiği, anayasa ve yasaların iktidarın ihtiyaçlarına göre eğilip büküldüğü; tüm karar alma mekanizmalarının tek merkezde toplandığı bir ülke gerçekliği ile karşı karşıyayız. Böyle bir ülkede huzur olmasının, istikrar olmasının, güven olmasının imkanı yok. Böyle bir ülkenin olağan biçimde yönetilmesinin imkanı yok.

“BELEDİYELERİ HEDEF ALAN UYGULAMA SIRADANLAŞTIRILDI”

Zaten yönetilemiyor da… Siyasi ömrünü çoktan tamamlayan, ülkeyi yönetme kabiliyetini tümüyle kaybeden iktidar partisi, iktidarını korumak ve kendi tükenişine ülkeyi de ortak etmek için elinden gelen her şeyi yapıyor. Bir parti organı gibi kullandığı yargı eliyle ve polis gücüyle, tüm muhalefeti, tüm toplumu zapturapt altında tutuyor. Hukuk adı altında, yargı sopasıyla kendisine dikensiz gül bahçesi yaratmaya çalışıyor.

Bir taraftan demokratik Anayasa, Terörsüz Türkiye, Kürt sorununda demokratik ve barışçıl çözüm nutukları atarken, diğer taraftan bırakın AHİM kararlarını AYM kararlarını dahi uygulamıyor. Mevcut Anayasa ve yasaları işine geldiği gibi yorumluyor. OHAL döneminde, HDP’li belediye başkanlarını görevden alarak, yerlerine kayyumlar atayarak başlattıkları kayyım rejimi, bugün tüm Türkiye’de bütün CHP’li belediyeleri hedef alan bir baskı uygulaması olarak sıradanlaştırıldı.

Yine aynı dönemde HDP’li milletvekillerini, belediye başkanlarını, eşbaşkanlarını tutuklayarak başlattıkları muhalefeti sindirme rejimi, bugün ana muhalefet dahil Türkiye’deki tüm muhalif siyasetçileri hedef alan bir zorbalık haline geldi.

“HALK İRADESİ İÇİN YÜRÜMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere HDP’li siyasetçiler 2016 yılından bu yana adeta birer siyasi tutsak olarak cezaevinde tutuluyor. Şimdi aynı şeyi Ekrem İmamoğlu için yapmak istiyorlar. Yine aynı yöntemlerle, birbiri ardına açılan mesnetsiz davalarla, ana muhalefet partisinin Cumhurbaşkanı adayı cezaevinde tutuluyor.

TMMOB olarak bizler nasıl ki; HDP’li belediyelere yönelik ilk kayyum uygulamasından itibaren “İrademe Dokunma” diyerek Diyarbakır, Mardin ve Van başta olmak üzere tüm bölge halkıyla birlikte olduğumuzu gösterdiysek, CHP’li belediyelere yönelik kayyımlara karşı da aynı kararlılıkla davrandık, bundan sonra da tüm antidemokratik uygulamaların karşısında olmaya devam edeceğiz.

Diyarbakır’ın, Mardin’in, Hakkari’nin sokaklarında nasıl yürüdüysek, İstanbul’un, Adana’nın sokaklarında da halk iradesi için yürümeye devam edeceğiz.

Seçilmiş belediye başkanlarını görevden alarak, milletvekillerini tutuklayarak, yurttaşların seçme ve seçilme hakkına gasp ederek, yenildikleri seçimleri yok sayarak demokrasiye vurdukları yetmemiş gibi, şimdi de ana muhalefet partisini yargı kararı eliyle dizayn etmek istiyorlar.

Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP genel kurulunu yok sayan kararının hukuki değil, siyasi olduğunu herkes biliyor. Bu kararın sadece CHP’ye yönelik bir darbe olmadığını da herkesin bilmesi gerekir. Bu karar demokrasiyi, seçme ve seçilme hakkını, toplumsal muhalefeti hedef alan bir karardır. Bütün kararların arkasında olduğu gibi bu kararın arkasında da bizzat tek adam rejimi bulunmaktadır. Tüm bu yaşananlar ülkemiz demokrasi tarihine kara bir leke olarak düşmüştür ve halkımızın hafızasından asla silinmeyecektir. Kendi siyasal çıkarlarını, halkın iradesinin ve çıkarlarının önüne koyan siyasal iktidarları ve onların işbirlikçilerini bu ülke halkı asla affetmeyecektir. Sandıkta kaybedileni demokrasi dışı yollarla gasp etmeye çalışmak, bunu yapanların siyasal ahlak düzeyinin ve çaresizliklerinin de göstergesidir.

Tek adam rejimi iktidara öyle bir bağımlı hale geldi ki, iktidarı kaybettiği anda her şeyini kaybedeceğini biliyor. Halka öyle büyük kötülükler yaptı ki, iktidarı kaybettiğinde bunların hesabının sorulacağını biliyor. Öyle büyük yolsuzluklar, öyle büyük hırsızlıklar yaptı ki, iktidarı kaybettiğinde elinde avucunda ne varsa alınacağını biliyor. O yüzden de iktidarı kaybetmemek için her şeyi göze almış durumda. Sandığı getirmemek için, seçimleri adil bir biçimde yaptırmamak için her şeyi yapmaya hazır durumda.

Çünkü tek adam rejimi artık halkın desteğiyle değil, ABD’nin, Trump’ın desteğiyle, onun verdiği meşruiyetle iktidarda duruyor. O yüzden tek adam rejiminin sadakati halkına değil, Amerika’daki Trump’a. O yüzden enflasyonlar mücadele altında halkı yoksulluğa mahkûm ediyor. O yüzden milyonlarca emekliyi açlık sınırının altında yaşam mücadelesi vermeye mahkûm ediyor. O yüzen milyonlarca genci, işsizlikle, gelecek kaygısıyla yaşamaya mahkum ediyor.

O yüzden emekçilerin alın terinin gasp edilmesine, madencilerin haklarının ellerinden alınmasına, milyonlarca kişinin güvencesiz-güvensiz koşullarda çalıştırılmasına, emeğinin, alın terinin sömürülmesine ses çıkarmıyor.

Bizler, TMMOB bileşenleri de bu acı tablonun dışında değiliz. Ülke genelinde düzenlediğimiz Mühendislerin, Mimarların ve Şehir Plancılarının Güncel Sorunları Merkezi Kurultayı’nda da ortaya koyduğumuz gibi, bu karanlık tablo meslek alanlarımızı da derinden etkilemektedir. Bir zamanların saygın, aranan ve ülke kalkınmasının lokomotifi olarak görülen mesleklerimiz, ne yazık ki bugün kronik işsizlik, düşük ücretler, meslek dışı alanlarda istihdam ve güvencesiz çalışma ile anılır hale gelmiştir.

“EN BÜYÜK TRAJEDİMİZ, AKP’NİN BU ZORBA DÜZENİNİ AL AŞAĞI EDEMEMİŞ OLMAMIZDIR”

Günümüzde bir mühendisin veya mimarın kazancı, artık bir aile geçindirmek, çocuk okutmak, temel sosyal ihtiyaçları karşılamak için yeterli olmaktan bile oldukça uzaktır.

Dahası, mesleğimizin özüne aykırı bir şekilde, mühendislik ve mimarlık bilgisi, toplum yararını gözeten kamusal bir sorumluluk olmaktan çıkarılmakta; piyasanın kısa vadeli çıkarlarına, siyasi iktidarın keyfi projelerine ve rant mekanizmalarına hizmet eden bir teknik araç haline getirilmek istenmektedir.

Plansızlık, denetimsizlik ve liyakatsizlik meslek alanlarımızı tahrip ederken emeğimiz sistematik olarak değersizleştirilmektedir.

Gerekli fiziksel ve akademik altyapı oluşturulmadan, istihdam boyutu düşünülmeden açılan bölümlerle bir yandan teknik eğitimin içi boşaltılırken diğer yandan da işsizlik tırmandırılmaktadır.

Türkiye’de yaşayanlar olarak bizim en büyük trajedimiz, AKP’nin bu zorba düzenini al aşağı edememiş olmamızdır.

Bu zorbalığa karşı birleşip, birlikte mücadele edip, adım adım geldiğini gördüğümüz bu büyük kötülüğün başını en başından ezemememizdir.

Oysa yan yana geldiğimizde, birleşerek sokakları doldurduğumuzda, omuz omuza yürüdüğümüzde önümüzde hiçbir barikatın duramayacağını hepimiz biliyoruz. Bunu 13 yıl önce Gezi’de de görmüştük, daha geçen yıl 19 Mart’ta Beyazıt’ta da gördük.

Barikatları yıkan, tüm ülkeye umut ve direnç taşıyan o güzel gençlerin kalabalığı, kararlılığı ve gözü karalığı bu karanlık günleri aşmanın yolunu hepimize göstermiştir.  Hepsini yürekten alkışlıyorum. Tüm toplumsal muhalefetin gençlerden öğrenecek çok şeyi var.

“TARİHSEL BİR DÖNEMDEYİZ”

Cumhuriyet’in bir asrını geride bıraktığımız tarihsel bir dönemdeyiz. Halkın kendi yaşamı ve geleceği hakkında söz ve karar sahibi olduğu bir yönetim biçimi olarak Cumhuriyet, insanlık tarihinin en büyük kazanımlarından biridir. Bugünden geriye dönüp bakınca daha da iyi görüyoruz ki ülkemizde bundan yüz yıl önce ilan edilen Cumhuriyet, ülkemiz için bağımsızlık, demokrasi, laiklik ve çağdaşlaşma yolunda atılan en önemli adımlardan biri olmuştur.

Yani Cumhuriyet, bir adım gerisine düşmenin dahi, ülke ve halk düşmanlığı ile birlikte anılacağı en temel değerleri kapsamaktadır. Bu temel değerler eşit, özgür, demokratik bir ülke yaratma hedefi ve mücadelemizin de olmazsa olmazı ve asgari başlangıç noktasıdır. Ancak bir asır önce büyük umutlarla kurulan Cumhuriyet, son çeyrek yüzyılda adım adım aşındırılmıştır.

Kalkınma, üretim, bilim ve teknoloji hedefleri rafa kaldırılmış, kurumlarıyla, laik ve bilimsel değerleriyle ters yüz edilen bir yönetim anlayışı egemen kılınmıştır. Kamu yararı anlayışı yerini piyasacı politikalara, planlama anlayışı rant odaklı yağmaya, üretim anlayışı ise ithalata ve dışa bağımlılığa bırakmıştır. Kentlerimiz, kıyılarımız, ormanlarımız, su kaynaklarımız sistemli bir yağmanın konusu haline getirilmiştir. Bu yağmaya baskıyla, şiddetle, cezaevleriyle sindirilmek istenmiştir. Ülkemiz yıllardır, liyakatin değil sadakatin esas alındığı, hukukun değil keyfiliğin egemen olduğu, bilimsel aklın değil dogmaların yön verdiği bir anlayışla yönetilmektedir.

“LAİKLİĞİ SAVUNMAK MESLEK ODALARI İÇİN HAYATİ BİR MÜCADELE KONUSU”

Muhafazakârlık ve din, toplumu kutuplaştırmanın itaatkâr ve kanaatkâr bir toplum inşa etmenin aracı olarak kullanılmakta, sosyal devletin tasfiyesiyle boşalan alanlar, cemaat ve tarikatlarla doldurulmaktadır. Özellikle eğitim alanında yaşananlar bu sürecin en yakıcı sonuçlarından biridir. Parasız, kamusal, bilimsel ve laik eğitim anlayışı sistemli bir biçimde tasfiye edilirken; okullarımız eşitsizliğin, şiddetin, güvencesizliğin derinleştiği alanlara dönüştürülmekte, tarikat ve cemaat yapılarıyla, çeşitli vakıf görünümlü oluşumlar üzerinden kurulan ilişkilerle kuşatılmaktadır.

Urfa’da ve hemen ardından Maraş’ta yaşanan acılar, eğitim alanında sürdürülen bu gerici ve piyasacı politikaların nasıl ağır sonuçlar yarattığını bir kez daha ortaya koymuştur. Ülke öyle bir noktaya sürüklenmiştir ki, hilafet ve şeriat çağrılarına karşı çıkmak ve laikliği savunmak dahi suçlama konusu yapılabilmektedir. Bunun en yakın örneğini bu salonda pek çok arkadaşımla beraber yaşadık. Laiklik konulu bir pankart astıkları için bir parti mensuplarının ev hapsi cezasına maruz bırakılmasına tepki göstererek “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlıklı bildiriyi kamuoyuyla paylaşan, aralarında bizlerin de bulunduğu 168 meslek odası yöneticisi, sanatçı, aydın yazar ve akademisyene devletin en yetkili ağızları tarafından ağza alınamayacak hakaretlerle saldırıldı ve hakkımızda soruşturma başlatıldı.

Yine üzülerek şahitlik ediyoruz. Bu gerici dalga, yalnızca sokaklarda ve tarikat yapılanmalarında değil, meslek odalarımızın içinde bile kendini göstermeye başlamıştır. Son dönemde İMO İstanbul Şubesi seçimlerinin ardından sergilenen tekbirli görüntüler, meslek örgütlerimizin hangi anlayışla dönüştürülmek istendiğinin çarpıcı bir örneğidir. Bu durum, laiklik ilkesinin ne denli derin bir saldırı altında olduğunu ve bu ilkeyi savunmanın artık meslek odaları için dahi ne denli hayati bir mücadele konusu haline geldiğini göstermektedir.

“LAİK, EŞİT VE AYDINLIK BİR TÜRKİYE MÜCADELESİNDEN ASLA VAZGEÇMEYİZ”

Buradan bir kez daha ifade ediyorum. Tekbirlerle verilen mesajlar, meslek odalarını ideolojik bir gösteri alanına çevirme çabaları, TMMOB’nin tarihsel kimliğiyle asla bağdaşmaz. Anayasal bir ilkeyi savunduğumuz için asla geri adım atmayız. Laik, eşit ve aydınlık bir Türkiye mücadelesinden asla vazgeçmeyiz. TMMOB ve bağlı odalar hiçbir siyasi partinin arka bahçesi değildir. Bu odalar mühendislerin, mimarların ve şehir plancılarının bilimi ve tekniği halkımızın hizmetine sunma mücadelesiyle büyümektedir.

Bu kürsüler rant çevrelerinin ve gerici yapılanmaların değil; bilimin, tekniğin, kamuculuğun ve kamu yararına yapılan faaliyetlerin kürsüleridir. Hiç kimse TMMOB’yi gerici bir hattın parçası haline getiremez. Hiçbir anlayış, bu örgütün laik, demokratik ve toplumcu çizgisini değiştiremez. Hepimiz biliyoruz ki, artık ülkemiz bir yol ayrımındadır. Ya baskının, yoksulluğun, gericiliğin, emperyalist boyunduruğun, kurumsallaştığı, seçimlerin dahi göstermelik hale getirildiği bir monarşiyi kabulleneceğiz ya da eşit, laik, özgür ve demokratik bir gelecek için hep beraber mücadele edeceğiz.

Bu ülkenin mühendisleri, mimarları, şehir plancıları olarak bizim yolumuz mücadele yoludur! Bizim yolumuz, direniş yoludur. Bizim yolumuz eşit, özgür, bağımsız, laik ve demokratik bir Türkiye’de bir arada kardeşçe yaşamın yoludur!

Ülkemizde yaşanan bu karanlık tablo, dünya çapındaki daha büyük bir karanlığın parçasıdır. Bugün dünya, emperyalist politikaların ve uluslararası sermayenin çıkarları doğrultusunda savaşların, işgallerin, sömürünün, talanın ve yıkımın gölgesinde şekilleniyor. Halkların emeği, doğanın varlıkları ve ülkelerin kaynakları sermayenin sınırsız kâr hırsına teslim ediliyor. Dünya uzun süredir emperyalist sistemin derinleşen krizinin etkisi altında yeni bir güç ve paylaşım dengesi arayışı içinde.

Enerji kaynakları, ticaret yolları ve stratejik geçiş hatları üzerinden yürütülen bu mücadele, bölgesel çatışmaları daha geniş ve daha tehlikeli bir zemine taşımaktadır. Ortadoğu’da artan gerilim ve en son İran’a dönük saldırganlık, bu sürecin en kritik başlıklarından biridir.

ABD ve İsrail’in yürüttüğü saldırgan politika; yıllardır bölge halklarını savaşa, yıkıma ve istikrarsızlığa mahkûm eden anlayışın devamıdır. Artık şunu herkes biliyor ki, “güvenlik” ve “tehdit” söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışılan bu müdahalelerin ardında yatan gerçek, Ortadoğu’nun enerji kaynakları ve stratejik geçiş hatları üzerindeki hâkimiyet mücadelesidir

Afganistan’dan Suriye’ye, Filistin’den İran’a kadar pek çok bölge ülkesinde şahit olduğumuz üzere, bu emperyalist müdahaleler yalnızca üniter devletleri parçalamakla sınırlı kalmamakta, rejim değişikliği adı altında laik ve kamusal birikimi tasfiye eden, gerici yapıları güçlendiren sonuçlar üretmektedir.

Bölge halkları yoksulluk, savaş ve zorunlu göçle karşı karşıya bırakılırken, emperyalist sömürü daha da katmerleştirilmektedir.

Aynı emperyalist müdahale mantığını Latin Amerika’dan Afrika’ya, Doğu Avrupa’dan Asya’ya kadar pek çok coğrafyada görmek mümkündür.

Venezuella ve Küba örneğinde yaşandığı üzere artık sadece askeri müdahalelerle de yetinilmemektedir. Bu saldırılar, ağırlaştırılan ekonomik, ticari ve finansal abluka politikalarıyla, enerjiye erişimin engellenmesinden sağlık ve üretim süreçlerinin felce uğratılmasına kadar uzanan sonuçlarıyla adeta bir soykırım uygulamasına dönüştürülmektedir.

Bu savaş düzenin en temel araçlarından biri de hiç kuşkusuz NATO’dur.

Emperyalist ülkelerin çıkarları doğrultusunda hareket eden NATO, yıllardır dünyanın pek çok bölgesinde gerilimi artıran, halkların iradesini baskılayan ve militarist politikaları büyüten bir rol üstlenmektedir.

Biliyorsunuz, NATO temmuz ayında Ankara’da bir zirve gerçekleştirecek. Tam da bu nedenle DİSK, KESK ve TTB ile birlikte; tüm emek, demokrasi, barış ve yaşam savunucularını, dünyanın dört bir yanındaki sendikaları ve dost örgütlerimizi NATO zirvesine, savaş politikalarına ve emperyalist saldırganlığa karşı barışın sesini birlikte yükseltmek için bir çağrıda bulunduk. Savaş örgütü NATO’nun Türkiye’yi; emperyalist savaş stratejilerinin, bölgesel kuşatma politikalarının ve saldırgan güvenlik konseptlerinin merkezlerinden biri haline getirmesini kabul etmiyoruz.

“NATO’DAN DERHAL ÇIKILMALIDIR”

NATO’nun olduğu yerde halklar için barış değil; yıkım, sömürü, yoksulluk, göç ve baskı vardır. Bugün emperyalist merkezlerden yapılan açıklamalar da bu anlayışın sürdüğünü göstermektedir. ABD’li diplomat Tom Barrack’ın Ortadoğu ve Türkiye için monarşiyi öven yaklaşımı da halk iradesini ve cumhuriyet değerlerini hiçe sayan anlayışın açık bir göstergesidir. Buradan bir kez daha altını çiziyorum; ülkemiz emperyalist odakların arzularına göre şekillendirilecek, monarşi heveslerine teslim edilecek bir ülke değildir.

Bu ülke bir avuç sermayedarın, şeriat sevdalısının ülkesi değildir. Bu ülke emperyalizme karşı verdiği bağımsızlık mücadelesini cumhuriyetle taçlandıran, alın teriyle, emeğiyle, gelecek güzel günler için mücadele eden insanların ülkesidir. Bizler, Amerikan donanmasına secde edenlerin değil, Dolmabahçe’de demirleyen 6. Filo’nun askerlerini denize döken, 6. Filo Defol sloganını tarihe yazan antiemperyalist geleneğin, Denizlerin, Mahirlerin mirasçılarıyız.

TMMOB olarak tarihimizin her döneminde olduğu gibi bugün kahrolsun emperyalizm yaşasın halkların kardeşliği demeye, emperyalist zorbalığa direnen tüm halkların, ülkeleri ve gelecekleri için yürüttükleri onurlu mücadelenin yanında olmaya devam edeceğiz. Savaşa karşı barışı, sömürü ve ambargolara karşı bağımsızlığı, gericiliğe karşı aklı ve bilimi savunmayı sürdüreceğiz. NATO’dan derhal çıkılmalıdır! Ülkemizdeki tüm NATO ve ABD üsleri kapatılmalıdır.

“DIŞLAYICI POLİTİKALARA KARŞI EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜKLERİ SAVUNDUK”

Bu duygu ve düşünceler sadece benim duygu ve düşüncelerim değil, geçtiğimiz aylarda tamamladığımız Oda Genel Kurullarında ortaya çıkan ortak fikirlerimizdir. Oda Genel kurullarımızı demokratik teamüllere uygun, odalarımızın ve mesleğimizin saygınlığına yakışır bir biçimde tamamlandık. Odalarımızın seçim sonuçlarına baktığımızda, örgütümüzün temel değerlerine sahip çıkan, meslek örgütlerinin aynı zamanda birer demokrasi mevzisi olması gerektiğini savunan, bilimi ve tekniği halkın hizmetine sunma yaklaşımını sürdüren, kamucu ve toplumcu çizgimizi koruyan anlayışların Oda yönetimlerinde bir kez daha karşılık bulduğunu görüyoruz. Bu vesileyle, Genel Kurul süreçlerinde görev alan, sorumluluk üstlenen ve emek veren tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Oda ve Şube yönetimlerine, Oda üst kurullarına seçilen tüm arkadaşlarımızı kutluyorum ve çalışmalarında başarılar diliyorum. Bildiğiniz gibi TMMOB Genel Kurulu, iki yıllık çalışma döneminin muhasebesi ışığında örgütlülüğümüzün bütünlüklü olarak kendisini değerlendirdiği, ortak aklını oluşturduğu ve geleceğe dönük çalışmalarını şekillendirdiği en önemli zeminlerden biridir.

Birlik Yönetim Kurulu olarak Çalışma dönemimize ilişkin hazırladığımız faaliyet raporunu geçtiğimiz hafta Web sayfamız aracılığıyla sadece üyelerimizin değil kamuoyunun da paylaşımına açmış bulunuyoruz.

Açılış konuşmalarından sonra Birlik Genel Sekreter vekilimiz bu konuda bir sunum da yapacak. Ben sadece şu kadarını söylemekle yetineyim: Hepinizin bildiği üzere TMMOB olarak bizler, birlikte karar alma, birlikte üretme,birlikte yönetme temel ilkesini ve demokratik merkeziyetçi çalışma anlayışını esas alan bir örgütlenmeyiz. Bu kolektif çalışma anlayışımız gereği her çalışma döneminde olduğu gibi 48. Dönem Çalışma Programımızı da Genel Kurul Sonuç Bildirgemizin ve Genel Kurul’da alınan kararların yol göstericiliğinde, Oda başkanlıklarımız ve İKK sekreterlerimizle yaptığımız ortak toplantılardan süzülen görüşlerle hep birlikte oluşturduk.

Çalışma programımızda, mühendis, mimar ve şehir plancılarının çalışma hayatlarında karşılaştıkları sorunların çözümünden lisans eğitimi ve meslek içi eğitime, mesleki denetimden sanayi, tarım, enerji, iletişim, bilişim, madencilik, denizcilik, kentleşme, gıda, ormancılık ve çevre politikalarına, Kürt sorunun demokratik çözümünden laiklik ve demokrasiye, işçi sağlığı ve iş güvenliğinden cinsiyet ayrımcılığına kadar uzanan bir yelpazede 31 mücadele başlığında çalışmalar yürütmeyi ve bu mücadele başlıklarının her birine yönelik olarak da kongre, sempozyum,kurultay veya çalıştay düzeyinde birer etkinlik düzenlemeyi önümüze hedef olarak koymuştuk.

Bir kısmı Odalarımızın sekretaryasında, bir kısmı ise TMMOB ve İKK’lar bünyesinde düzenlemesi planlanan bütün bu etkinliklerin tamamına yakınını, yine birlikte yönetme anlayışımızın gereği olarak hep birlikte yaşama geçirdik.

Hemen her meslek ve çalışma alanımızda düzenlenen bu kongre, kurultay, sempozyum ve çalıştayların yanı sıra çalışma gruplarımız tarafından hazırlanan sanayi,afetler, enerji, eğitim, mesleki denetim, iş güvenliği, yerel yönetimler ve çevre sorunlarına ilişkin raporlarla ve yaptığımız açıklamalarla kamucu toplumcu politikaların önemini ısrarla dile getirdik.

Orman yangınlarından sel felaketlerine, iş cinayetlerinden, çevre katliam ve talanlarına kadar nerede bir acı varsa tüm örgütlü gücümüzle oradaydık.

Geçmiş çalışma döneminde olduğu gibi, bu çalışma dönemimizde de bir yandan toplumsal mücadelelerin aktif bir bileşeni olurken, mesleki bilgi ve birikimlerimizin ülke ve halk yararına seferber edilebilmesi için çabamızı da sürdürdük.

Tek adam rejimine karşı halk egemenliğini, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü; çevre ve halk düşmanı rant projelerine karşı doğayı ve toplumu; ırkçı-gerici-faşist politikalara karşı laikliği, barışı ve kardeşliği; kayyumlara ve hukuksuzlara karşı haklarımızı; sömürü düzenine karşı emeği ve alın terini; ayrımcı, cinsiyetçi, dışlayıcı politikalara karşı eşitlik ve özgürlükleri savunduk.

Yine bu dönemde açtığımız davalar ve yürüttüğümüz hukuki mücadele ile şehirlerimizin, kıyılarımızın, madenlerimizin, tarihi eserlerimizin, kültürel mirasımızın yağmalanmasına karşı önemli davalar kazandık.

Üyelerimizin haklarını koruma ve teknik yönetmeliklerin mesleki ilkelere uygunluğu noktasında önemli kazanımlar elde ettik.

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı olarak, şunu açıkça ifade edebilirim ki; geçtiğimiz dönemde belirlediğimiz çalışma programının gereklerini, tüm zorluklara ve ülkenin içinden geçtiği ağır koşullara rağmen büyük ölçüde yerine getirdiğimize yürekten inanıyorum.

Bu süreçte ilgiden eyleme kadar çalışma dönemimiz boyunca TMMOB çalışmalarına katkı sunan tüm Oda ve Şube yöneticilerimize, İKK sekreterliklerimize örgütlü üyelerimize, TMMOB dostlarına ve örgüt çalışanlarımıza, TMMOB‘nin onurlu yürüyüşünü ve dik duruşunu sürdürenlere yürekten teşekkür ediyorum.

“UMUDUMUZU BÜYÜTTÜĞÜMÜZ, GÜZEL GÜNLERİ HEP BERABER YAŞAMAK DİLEĞİYLE”

Ülkemizin, halkımızın, mesleğimizin ve meslektaşlarımızın içerisinde bulunduğu bu zorlu koşullarda önümüzdeki çalışma döneminde Oda ve TMMOB organlarında görev alan arkadaşlarımızı son derece zor bir çalışma süreci bekliyor olacak.

Ancak bu zor dönemi de başarıyla göğüsleteceğimize tüm kalbimle inanıyorum.

Çünkü, TMMOB’nin 70 yılı aşan  tarihi, tam da böylesi dönemlerde sorumluluk almaktan geri durmayan, baskılar karşısında geri çekilmeyen, mesleğine ve ülkesine sahip çıkan kadroların tarihidir.

Çünkü bu örgüt  bizlere, bir çanta, bir daktilo ile TMMOB’ yi sırtlayan, TMMOB’nin halktan, emekten yana yurtsever ve toplumcu çizgisini oluşturan ve bugünlere taşıyan unutulmaz Başkanımız Teoman Öztürk ve yol arkadaşlarının mirasıdır.

Bu mirasa güveniyorum. Zamanını, emeğini ve hatta özel yaşamını ortaya koyarak bu örgütü ayakta tutan tüm arkadaşlarıma, Birlik Yönetim Kurulumuz ve şahsım adına içtenlikle teşekkür ediyorum. Bu inanç ve kararlılıkla, Türkiye’nin içinden geçtiği bu karanlık dönemde, ülkemize, mesleğimize ve değerlerimize sahip çıkmak konusunda en ufak bir tereddüt yaşamadan mücadele eden tüm arkadaşlarımızı dostlukla kucaklıyorum. Oda ve TMMOB çalışmalarında emeği geçmiş tüm değerlerimizi, bağımsızlık, eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yitirdiğimiz tüm yoldaşlarımızı özlem ve saygıyla anıyorum. 

Umudumuzu büyüttüğümüz, güzel günleri hep beraber yaşamak dileğiyle Genel Kurulumuzun eşit, özgür ve demokratik bir Türkiye mücadelemize; üreten, sanayileşen ve hakça bölüşen bir ülke özlemimize katkı vermesi umuduyla hepimize kolaylıklar diliyorum. Yaşasın TMMOB Örgütlülüğü, Yaşasın Mücadelemiz!

 

Kaynak: Birgün

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir