Deprem bölgesinde işçiler yaşamlarını riske ederek çalışmak veya çalışmayıp işlerinden ve ücretlerinden olmak zorunda değillerdir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işçilere işlerini, haklarını kaybetmeden çalışmama hakkını kullanmaları olanağı tanımıştır. Yasa bununla da yetinmemiş, işçilerin can güvenliği için işin iş müfettişleri raporlarını esas alarak durdurulmasını da açıkça düzenlemiştir. Bu iki kurumun devreye girmesi için yasanın aradığı tüm koşullar deprem bölgesinde gerçekleşmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

CİDDİ VE YAKIN TEHLİKE

 

 

 

 

 

Depremin 11 ilde büyük bir felakete yol açtığı herkesin kabulünde olan somut bir gerçekliktir. Yani deprem ciddi bir olgudur. Deprem bölgede devam etmektedir. Yani deprem yakındır.

 

 

 

 

 

Deprem tehlikesinin bölgede sürdüğü, hasarlı binlerce binanın artçı depremlerle yıkılma tehlikesi altında olduğu da hiç kimsenin yadsımadığı bir diğer geçekliktir.

 

 

 

 

 

Bu iki temel gerçekliğin yasal düzlemde karşılığını 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu göstermiştir.

 

 

 

 

 

6331 sayılı Kanuna göre “Tehlike iş yerinde var olan ya da dışarıdan gelebilecek, çalışanı veya iş yerini etkileyebilecek zarar veya hasar verme potansiyeli” demektir.

 

 

 

 

 

Tehlikeyi tanımlayan 6331 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile deprem bire bir örtüşmektedir. Deprem 6331 sayılı Kanun’un 3/g maddesindeki tanıma göre tehlikedir. Daha açıkçası yasal olarak deprem felaketini yaşayan 11 ilde deprem, ciddi ve yakın tehlikedir.

 

 

 

 

 

Aynı Kanun’un 13. maddesi işçilere tehlikeye, yani depreme bağlı olarak çalışmama hakkı tanımıştır. İşçilerin çalışmama hakkını kullanması için ilk koşul “Ciddi ve yakın tehlike ile karşı karşıya” kalmış olmaları gerekmektedir. Tehlike deprem olduğuna göre deprem olmasının ciddi bir olasılık olduğu da açıktır. Bu olasılık zaman olarak yakındır. Öyleyse 6331 sayılı Kanun anlamında çalışmama hakkı için gerekli ilk koşul olan ciddi ve yakın tehlikeyle yüz yüze kalma koşulu gerçekleşmiştir.

 

 

 

 

 

Bu durumda işçiler iş yerinde işçi sağlığı iş güvenliği kuruluna, kurulun bulunmadığı iş yerlerinde işverene başvurarak durumun tespit edilmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasına karar verilmesini talep edebilir. İşçiler bu yola başvurduğunda, kurulda işveren temsilcileri çoğunlukta olduğundan, kurulun olmadığı yerde zaten işveren karar merci olduğu için çalışmama hakkını düzenleyen bu hüküm uygulamada anlamını yitirmektedir.

 

 

 

 

 

CİDDİ VE YAKIN TEHLİKENİN ÖNLENEMEZ OLMASI

 

 

 

 

 

İşçilerin işverenin ciddi ve yakın tehlikeyi ciddi ve yakın tehlike olarak nitelendirmeyip, çalışmama hakkının önünü tıkamasını engelleyecek düzenleme ise 6331 sayılı Kanun’un 13/3. maddesinde yer almıştır. Bu maddede yer alan hüküm uyarınca ciddi ve yakın tehlikenin önlenemez olması halinde işçilerin çalışmama hakkını kullanmaları için işçi sağlığı iş güvenliği kuruluna, kurulun bulunmadığı hallerde işverene başvurmadan çalışmama haklarını kullanmaları olanaklıdır. 6331 sayılı Kanun’un 13/3. maddesi şöyledir:

 

 

 

 

 

“(3) Çalışanlar ciddi ve yakın tehlikenin önlenemez olduğu durumlarda birinci fıkradaki usule uymak zorunda olmaksızın iş yerini veya tehlikeli bölgeyi terk ederek belirlenen güvenli yere gider. Çalışanların bu hareketlerinden dolayı hakları kısıtlanamaz.”

 

 

 

 

 

Deprem ciddi ve yakın tehlike ise ki öyledir, depremin zarar vermesini önleyecek somut hiçbir önlem alınmamışsa ki alınmamıştır, depremin zarar vermesi deprem bölgesinde önlenemez durumdur. Dolayısıyla işveren depremin zarar verme potansiyelini tümüyle önleyecek önlemleri aldığını, olası bir depremde hiçbir işçinin zarar görmeyeceğini aldığı somut önlemlerle kanıtlayana kadar işçilerin çalışmaktan kaçınma hakkı için yasanın aradığı koşullar gerçekleşmiştir.

 

 

 

 

 

6331 sayılı Kanun’un 13/2. maddesi uyarınca “Çalışanların çalışmaktan kaçındığı dönemdeki ücreti ile kanunlardan ve iş sözleşmesinden doğan diğer hakları saklıdır. Aynı Kanun’un 13/3. maddesi uyarınca da çalışanlar ciddi yakın ve önlenemez tehlike nedeniyle çalışmaktan kaçınma haklarını kullandıkları için “hakları kısıtlanamaz.”

 

 

 

 

 

İŞİN DURDURULMASI

 

 

 

 

 

İşçiler her koşulda işlerini, gelirlerini riske etmek istemeyebilirler. İşveren otoritesini karşılarına almaktan canlarını riske etme pahasına çekinebilirler. Bu durumda kamu otoritesinin devreye girmesi yükümlülüğü 6331 sayılı Kanun’un 25.maddesinde işin durdurulması başlığı altında düzenlenmiştir. Maddeye göre:

 

 

 

 

 

“İş yerindeki bina ve eklentilerde, çalışma yöntem ve şekillerinde veya iş ekipmanlarında çalışanlar için hayati tehlike oluşturan bir husus tespit edildiğinde; bu tehlike giderilinceye kadar, hayati tehlikenin niteliği ve bu tehlikeden doğabilecek riskin etkileyebileceği alan ile çalışanlar dikkate alınarak, iş yerinin bir bölümünde veya tamamında iş durdurulur.”

 

 

 

 

 

Devam eden artçı depremler iş yeri bina veya eklentilerinde yıkıma neden olup işçiler açısından hayati tehlike yaratacaktır. Bu gerçeğin aksini deprem bölgesinde ileri sürmek olanaklı değildir. İşin durdurulması mekanizması devreye yasa gereği girmelidir.

 

 

 

 

 

İşin durdurulması için gerekli koşulların oluşup oluşmadığını “iş sağlığı ve güvenliği bakımından teftişe yetkili iş müfettişi” tespit edecektir. İş müfettişinin bu tespiti “İş sağlığı ve güvenliği bakımından teftişe yetkili üç iş müfettişinden oluşan heyet” tarafından incelenip tespit tarihinden itibaren iki gün içerisinde işin durdurulmasına karar verebilecektir. Hatta maddeye göre, “tespit edilen hususun acil müdahaleyi gerektirmesi halinde; tespiti yapan iş müfettişi, heyet tarafından karar alınıncaya kadar geçerli olmak kaydıyla” işi durdurabilecektir.

 

 

 

 

 

İşin durdurulmasına karar verildiğinde karar, “İlgili mülki idare amirine ve iş yeri dosyasının bulunduğu Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğüne bir gün içinde gönderilir. İşin durdurulması kararı, mülki idare amiri tarafından kolluk kuvvetleri marifetiyle yirmi dört saat içinde yerine getirilir.”

 

 

 

 

 

Depremin üzerinden henüz bir hafta geçmeden, işçiler canlarıyla uğraşırken işe çağrıldıkları, artçı depremde bir işçinin yaşamını yitirdiği basına yansımıştır. Eğer yasalar göstermelik çıkartılmamışsa, eğer önlem var demenin ötesinde yasalar uygulanmak içinse deprem bölgesinde işverenler iş yerlerinde depremin oluşturduğu zararları aldıkları önlemlerle ortadan kaldırdıklarını kanıtlayana kadar işçilerin çalışmaktan kaçınma hakkını kullanmalarının olanaklı olduğu kamu makamlarınca işçilere duyurulmalıdır. Bunun da ötesinde, iş müfettişleri sahaya gönderilerek 6331 sayılı Kanun’un 25. maddesi devreye sokulmalı iş yerleri depreme karşı güçlendirilip zarar verme tehlikesi tümüyle ortadan kaldırılana kadar işler durdurulmalıdır.

 

 

 

 

 

İşin durdurulmasının kuşkusuz ekonomik bir maliyeti vardır. Bu noktada da Anayasa’daki sosyal devlet ilkesi devreye sokulmalı, işçilerin maliyet kaygısıyla canlarını tehlikeden korumanın yarattığı zarar gerekirse işverenlere kaynak yaratılarak giderilmeli, üretim işçinin canı pahasına değil, önlemler alınarak sürdürülür hale getirilmelidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynak: Evrensel.net

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir