1 Mayıs ve 1 Mayıs meydanları için hafıza tazeleyen, günün anlamına uygun bir yazıyı 2019 dan Selay Dalaklı’dan paylaşıyoruz.
Mimdap’ta bilhassa Taksim ve genelde kamusal alanlar için 1 Mayıs zamanlarında yayınladığımız yazılardan biri
1 MAYIS: Kamusal alanlar toplumun özgürleşme noktalarıdır .
Bugün pandemi koşullarında bu kez “sağlık nedeniyle” yasaklanan 1 Mayıs buluşmaları için 2019 dan bu önemli yazıyı tekrar paylaşıyoruz.
Mimdap
Selay DALAKLI- 30 Nisan 2019- Banet
“1 Mayıs 1977 tarihinde Kemal Türkler konuşmasının sonuna doğru, ‘En onurlu ve görkemli gününü 1 Mayıs 1976’da ve 1 Mayıs 1977’de yaşayan bu alanın adının 1 Mayıs Alanı olarak değiştirilmesini istiyor musunuz?’ diye sordu. Meydandaki kalabalık büyük bir coşkuyla ‘Evet’ diye haykırırken kurşun yağmuru başladı, karanlık güçler, harekete geçmişti.
“Fakat kurşunlar Taksim’in 1 Mayıs alanı olması emelini engellemek yerine perçinledi. 1977 katliamında öldürülen emekçilerin unutulmaz hatırası Taksim’i vazgeçilmez kıldı.”
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) 1 Mayıs 1977’de Taksim Meydanı’nda yaşananları ve meydanın nasıl “1 Mayıs Alanı” olduğunu “Sabahın Sahibi Var: 2004’ten 2010’a 1 Mayıs Alanı’nı Geri Alma Mücadelesi” kitabında [1] bu sözlerle özetliyor.
İstanbul’da – ve aslında Türkiye’de – ilk kitlesel 1 Mayıs kutlaması 1976 yılında 200 bini aşkın kişinin katılımıyla [2] Taksim Meydanı’nda gerçekleştirildi.
Ancak, Taksim Meydanı’nı “1 Mayıs Alanı” olarak hafızalara kazıyan ve meydanı “işçi sınıfı hareketi ve sosyalist hareketlerin ortak bellek mekanı” [3] haline getiren, şüphesiz tarihe “Kanlı 1 Mayıs” ya da “1 Mayıs Katliamı” olarak geçen 1 Mayıs 1977’ydi.
1 Mayıs 1977’de DİSK’in çağrısıyla 500 bini aşkın kişi İşçi Bayramı’nı kutlamak üzere Taksim’de bir araya geldi. Dönemin DİSK Başkanı Kemal Türkler Taksim Meydanı’nı “1 Mayıs Alanı” ilan ettiği konuşmasının sonuna geldiğinde meydanda silah sesleri duyuldu.
Daha sonra hazırlanacak iddianameye göre, Sular İdaresi binasının çatısından ve Intercontinental Oteli’nin üst katlarından meydanda toplanan kalabalığın üzerine ateş açılmış [4], 28 kişi ezilme ya da boğulma nedeniyle, beş kişi vurularak, bir kişi ise panzer altında kalarak hayatını kaybetmişti [5]. Daha sonra DİSK tarafından açıklanan veriler, 1 Mayıs 1977’de Taksim’de 41 kişinin hayatını kaybetmiş olabileceğine işaret ediyordu [6].
1 Mayıs 1977’de ölenlerin büyük bir kısmı Kazancı Yokuşunun başında park edilen kamyon yüzünden hayatını kaybetti. Olaylardan sonra 470 kişi gözaltına alındı [7], 98 kişinin yargılaması 14 yıl boyunca devam etti [8], fakat 1 Mayıs 1977 aydınlatıl(a)madı. Taksim Meydanı ise 1978 ve 2010-2012 yılları haricinde 1 Mayıs kutlamalarına kapalı kaldı.
***
1 Mayıs “Emek ve Dayanışma Günü” yaklaşırken, bir kez daha 1 Mayıs İşçi Bayramına kapatılan Taksim Meydanı’nı düşünüyorum.
Pek çok fikrin, talebin, hatıranın – çoğu zaman birbirine rağmen – bir arada var olduğu, her geçen yılın, yaşanan her toplumsal olayın yeni bir hafıza katmanı eklediği sembol bir bellek mekânı olarak Taksim Meydanı’nı düşünürken Aslı Erdoğan’ın bambaşka bir bağlamda söylediği şu sözler geliyor aklıma: “Bellek: kabuk bağlamayı reddeden yara.” [9]
Taksim Meydanı’nı bunca yasağa, söylemsel ve fiziksel müdahaleye, aradan geçen onca yıla rağmen hala ilk günkü kadar “1 Mayıs Alanı” kılan şey, 1 Mayıs 1977’den, kabuk bağlamayı reddeden bu bellekten başkası değil kuşkusuz.
Belki de bu yüzden 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak hiçbir zaman sadece “1 Mayıs’ı kutlamak” ile ilgili olmadı pek çok emekçi için. 1 Mayıs’ta Taksim’de olmak, hem 1977’de hayatını kaybedenlerin anısını yaşatmak, hem de henüz aydınlatıl(a)mayan bu ölümleri hafızasız bir topluma tekrar tekrar hatırlatarak bir adalet talebinde bulunmak demekti çünkü.
1 Mayıs 2009 hazırlıkları için DİSK, KESK, TMMOB ve TTB adına Taksim’de yaptığı basın açıklamasında dönemin DİSK Başkanı Süleyman Çelebi şöyle diyordu örneğin:
“Taksim’de olmak ‘inatlaşma’ değil demokrasi mücadelesinin olmazsa olmazlarındandır. Çünkü Taksim Meydanı 36 insanımızın katledildiği 1 Mayıs 77 Katliamının ardından 1 Mayıs’la özdeşleşmiş; 1 Mayıs Meydanı olmuştur.
“1 Mayıs 1977 katliamının açığa çıkarılması ve unutturulmaması için de Taksim kararlılığımız sürmektedir. Bu nedenle bizler, İstanbul’da 1 Mayıs’ı Taksim dışında başka bir alanda kutlamama kararlılığındayız.” [10]
***
Taksim Meydanı derken her ne kadar – en azından fiziksel olarak – tek bir mekândan bahsediyor olsak da hiçbir mekân, tek bir toplumsal hafızanın tekelinde değil aslında. Hele de söz konusu mekân bir ülkenin en görünür meydanlarından biriyse… Ve bu meydan ülke tarihinde yaşanan en büyük direnişe tanıklık etmiş ve – belki de sırf bu yüzden – hayatın her alanına nüfuz etmek isteyen siyasal iktidarın güç mücadelesinin en önemli alanlarından biri halini almışsa…
Özellikle son 15 yıldır Taksim Meydanı hakkında yapılan açıklamalar meydan üzerinde/n yürütülen mücadelenin sadece fiziksel bir mücadele değil, aynı zamanda tarihin farklı dönemlerine, geçmişin farklı yorum ve temsillerine yapılan atıflarla yürütülen söylemsel bir mücadele olduğunu gösteriyor bize.
Siyasi yelpazenin farklı kesimlerinden toplumsal ve siyasi aktörler Taksim Meydanı’na ilişkin birbirine taban tabana zıt denebilecek talep ve gelecek tasavvurlarını savunmak için yüzlerini geçmişe, daha doğrusu, meydanın geçmişine dönüyor.
Tıpkı kaynağını aldığı toplum gibi yekpare bir bütünden ibaret olmayan toplumsal hafıza, insan topluluklarını birleştiren ortak bir birikim olmanın yanı sıra siyasi ve toplumsal aktörlerin kendi görüş ve taleplerini meşrulaştırmak için başvurduğu söylemsel bir araç halini alıyor.
Bu, şüphesiz ne toplumsal hafızaya, ne de Taksim Meydanı’na özgü bir durum. Fakat yine de, yıllar içinde Taksim Meydanı hakkında yapılan açıklamalara, başvurulan söylemlere bakıldığında, atıfta bulunulanın aynı mekan olduğuna inanmak güç.
Bir örnekle anlatmak gerekirse, dönemin DİSK Genel Sekreteri ve şimdiki Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, yine dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Gezi Parkı’nın yerine inşa etmek istedikleri Taksim Topçu Kışlası için kullandığı “Biz tarihimize sahip çıkıyoruz” [11] cümlesine, Gezi Direnişi sırasında yaptığı bir konuşmada şu sözlerle yanıt veriyordu:
“Tayyip Erdoğan diyor ki, ‘Biz bu parkta, bu meydanda tarihi ihya edeceğiz.’ Evet, onların bir tarihi var. Onların tarihi paranın, talanın, rantın tarihidir. Onların tarihi gölgesini satamadığı ağacı kesenlerin tarihidir. Ama bu meydanda bu ülkenin tüm değerlerinin ve güzelliklerini üretenlerin, yani emekçilerin, işçilerin de bir tarihi var ve ant olsun ki Taksim Meydanı’nı ilelebet 1 Mayıs alanı yapacağız.” [12]
***
2013 yılı hem Taksim Meydanı, hem Türkiye tarihi için bir kırılma noktası oldu. O günden bu yana yaşananlar, geçen yılların, yaşanan olayların hayata ve mekana yeni çentikler atmaya, yeni anılar, yeni hafıza katmanları eklemeye devam ettiğinin ve böylelikle sadece bugünü değil, geçmişi ve geleceği de yeniden şekillendirdiğinin en büyük kanıtlarından biri aslında.
Taksim Meydanı 2013 yılında yeniden 1 Mayıs kutlamalarına kapatıldı. Emekçileri Taksim Meydanı’na çıkarmamak için İstanbul’da toplam 30 bin polis görev yaptı, Taksim’e gelmek için Beşiktaş ve Şişli’de toplanan gruplara polis tazyikli su ve biber gazı sıktı. Gün bittiğinde, 72 kişi gözaltına alınmış, 25 eylemci, altı gazeteci ve 22 polis yaralanmıştı. [13]
Takvimler 27 Mayıs 2013’ü gösterdiğinde ise Topçu Kışlası projesi için dozerlerin Taksim’e girmesiyle Gezi Parkı nöbeti başladı [14], Gezi’de başlayan direniş kitlesel protestolar halinde dalga dalga tüm ülkeye yayıldı. Gezi’nin bilançosu ise çok daha ağır olacaktı: Eylemler sırasında ve sonrasında yedi kişi hayatını kaybetti [15], 10 bine yakın kişi yaralandı.
O günden sonra başta DİSK ve emekçiler olmak üzere pek çok kişi için 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nda olmak sadece İşçi Bayramı’nı kutlamak veya 1 Mayıs 1977’de hayatını kaybedenleri anmakla ilgili değil. Artık 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nda olmak Gezi’nin ve Gezi’de yaşamını yitirenlerin anısını yaşatmak demek aynı zamanda.
Tıpkı 2015 1 Mayıs’ı öncesinde DİSK adına basın açıklaması yapan dönemin DİSK Başkanı Kani Beko’nun da dediği gibi: “1977’de yitirdiğimiz işçi kardeşlerimizin ve 2013’te yitirdiğimiz gencecik evlatlarımızın anısını yaşatmak için Taksim’de olmak istiyoruz.” [16]
[1] Sabahın Sahibi Var: 2004’ten 2010’a 1 Mayıs Alanı’nı Geri Alma Mücadelesi (DİSK Yayınları, 2011, Sayfa 47)
[2] İki 1 Mayıs ve Devrimciler – Fikret İlkiz (bianet)
[3] 1980 Askeri Darbesinin Bellek Mekanları – Derya Fırat & Öndercan Muti (Sokağın Belleği: 1 Mayıs 1977’den Gezi Direnişi’ne Toplumsal Hareketler ve Kent Mekanı, der. Derya Fırat, Dipnot Yayınları, 2014, Sayfa 127)
[4] DİSK Tarihi: Efsane mi Gerçek mi? 1967-1980 – Canan Koç & Yıldırım Koç (Epos Yayınları, 2008, Sayfa 356)
[5] 1980 Askeri Darbesinin Bellek Mekanları – Derya Fırat & Öndercan Muti (Sokağın Belleği: 1 Mayıs 1977’den Gezi Direnişi’ne Toplumsal Hareketler ve Kent Mekanı, der. Derya Fırat, Dipnot Yayınları, 2014, Sayfa 127)
[6] 1 Mayıs 1977 Neden ve Nasıl Kana Bulandı? – Nilay Vardar (bianet)
[7] Sokağın Belleği Üzerine: Uzam, Bellek, Direniş, 1 Mayıs, Taksim – Cansu Karagül (bianet)
[8] 1 Mayıs 1977 Neden ve Nasıl Kana Bulandı? – Nilay Vardar (bianet)
[9] Artık Sessizlik Bile Senin Değil – Aslı Erdoğan (Karakarga Yayınları, 2017, Sayfa 162)
[10] 1 Mayıs 2009 Hazırlıkları için 15 Nisan’da Taksim’de Basın Açıklaması Yapıldı (DİSK)
[11] Başbakanımız: Saldırıların Hesabını Sandıkta Soracağız (AKP İstanbul İl Başkanlığı)
[12] Taksim Gezi Direniş Mitingi DİSK/Arzu Çerkezoğlu 08.06.2013 Taksim Dayanışması ortak konuşması (Youtube)
[13] 1 Mayıs 2013: Künye ve Bilanço (bianet)
[14] Zaman Tüneliyle Gezi Direnişi (bianet)
[15] Gezi Davalarında Cezasızlığın Her Türü Yaşandı – Ayça Söylemez (bianet)
[16] DİSK Genel Başkanı Kani Beko: 1 Mayıs’ta Taksim’i yasaklamak suçtur! (DİSK)
Kaynak: Bianet








1 Yorum
Vahit Şekercioğlu
Bu hafıza o kadar yok edildi ki son zamanlarda. Yeni bir dönem elbette gelecek ve unutturulanlar yeniden kazanılacak diye umuyorum.