İstanbul

10 Dakika Okuma Süresi

Arif Atılgan

Yunanistan’ın Megara kentinden Byzas, kâhinlerden Körler Ülkesinin karşısında bir yerleşim kuracağını öğrenmiştir. Byzas MÖ 667 yılında şimdiki Sarayburnu’na gelir.
Karşı kıyıda bugünkü Kadıköy’de Kalkedon adını taşıyan bir yerleşim vardır. Ancak Sarayburnu tarafı o kadar güzeldir ki Byzas karşı kıyıdakileri bu güzelliği göremedikleri için körler olarak vasıflandırmış ve orasının Körler Ülkesi olduğuna kanaat getirmiştir. Dolayısıyla kehanetteki yerleşimin de Sarayburnu’nda bulduğu güzel yerler olduğunu düşünmüş orada yerleşmiştir. Kendi adından dolayı buraya Byzantion adı verilir. Bizans Byzantion’dan türetilmiştir.

Bizans MÖ 196 yılına kadar Antik Yunan Kenti, MÖ 196-MS 330 yıllarında Roma İmparatorluğunun bir kenti olmuştur. MS 330 yılında Roma İmparatoru 1. Konstantin (MS 306-337) Bizans’ı İmparatorluğun başkenti yaptı. Kent, Konstantin’den dolayı Konstantinopolis yani Konstantin’in şehri anlamında anılmaya başlandı. Daha sonra burada, MS 395 tarihinde Doğu Roma İmparatorluğunun kurulmasıyla Roma İmparatorluğu ikiye bölünmüş oldu. Konstantinopolis 1453 yılında Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmed tarafından fethedilinceye kadar sadece 1204-1261 yılları arasında Latin egemenliği altında kalmıştır.

Konstantinopolis önce 1. Konstantin’in inşa ettirdiği, kara tarafında Unkapanı-Yenikapı arasını bağlayan, deniz tarafında Sarayburnu’nu çevreleyen surlarla korunmuştur. Ancak günümüze kalan surlar daha sonra İmparator 2. Theodosius’un (MS 408-MS 450) inşa ettirdiği surlardır. Bu surlar Marmara Denizi ve Haliç tarafında deniz kıyısında devam eder, karada ise Haliçte Ayvansaray’dan Marmara Denizinde Yedikule’ye bağlanarak Konstantinopolis’i koruma altına alırlar. Konstantinopolis’in en belirgin oluşumları şimdiki Sultanahmet Camisi ile İslam Eserleri Müzesi arasında kalan Hipodrom ile Yerebatan Sarnıcı yanındaki Million taşından başlayarak Çemberlitaş’a, oradan Beyazıt’a ve Beyazıt’tan Yedikule Surlarındaki Altın Kapıya uzanan Mese Yolu idi. Konstantinopolis’in yüzölçümü 15.62 KM2 veya 1562 HE, nüfusu ise 50.000 civarında idi.


Bizans Ve Konstaninopolis

Bizans’tan itibaren bir dış mahalle konumundaki Galata ise Venedik ve Cenevizlilerin yaşam alanları olmuştur. Galata’da yaşayanların ve diğer çevredekilerin ortaçağ Yunancasında ‘kent’e’, ‘kent’te’ veya ‘kent’e doğru’ anlamında kullandıkları ‘İs-tin-poli’ sözcüklerinden bugünkü İstanbul kelimesi oluşmuştur. Ancak İstanbul Bizans’tan itibaren 165 in üzerinde birçok isimle anılmıştır.

Konstantinopolis Ve Galata

Kent, 1453 yılında Osmanlının hâkimiyetine geçmesinden sonra başkent ilan edilmiş ve ilk yıllar Konstantiniyye adıyla anılmıştır. Doğrudan sadrazama bağlı eyalet olan kent daha sonra Dersaadet adını almış, surların dışına da taşmıştır. İstanbul’un Anadolu Yakası İzmit Sancağına bağlanmıştır. İstanbul 1864 yılında Teşkil-i Vilayet Nizamnamesi ile vilayet olmuş, 1923 yılına kadar o şekilde devam etmiştir. İstanbul’un nüfusu Osmanlının son dönemlerinde 1.000.000 civarındadır.

1923 yılından sonra yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti zamanında bir süre Konstantiniyye adıyla anılan kent 28 Mart 1930 tarihinde çıkarılan Türk Posta Hizmet Kanunu ile resmen İstanbul adını almıştır. 1924 yılında Anadolu Yakasındaki Üsküdar il olmuştur. 1926 yılında ise İstanbul’a bağlı ilçe olmuştur. 1930 yılında Üsküdar ilçesinden Kadıköy ve Beykoz, 1987 yılında Ümraniye ayrılarak ilçe olmuşlardır. 1930 yılında çıkarılan 1580 sayılı Belediyeler Yasasına göre İstanbul’da il sınırları içersinde 10, dışında 6 olmak üzere 16 şube müdürlüğü oluşturuldu. Türkiye Cumhuriyetinin başkenti Ankara olmuştur.

İstanbul 1970 li yıllara kadar 1.000.000 civarındaki nüfusunu korumuştur.1973 yılında 1. Boğaz köprüsü inşa edilmiştir. Kırdan kente göç sebebiyle İstanbul’da nüfus artmış, oluşan trafik yoğunluğu 1. Boğaz köprüsünün inşasına ihtiyaç göstermiştir. Köprünün inşası ile hesapta olmayan gelişmeler olmuş, çevre yollarının etrafı kaçak yapılaşmalarla dolmuştur. Köprü İstanbul’a göçü ve kaçak yapılaşmayı azdırmış, 1985 yılında belediye sınırları içersindeki nüfus 5.475.982 olmuş ve 2. Boğaz köprüsüne ihtiyaç duyulmuştur. 1988 yılında 2. Boğaz köprüsü inşa edilmiştir. 2. Köprünün de çevre yolları kaçak yapılaşmalarla dolmuş ve 1990 yılında nüfus 6.629.431 e çıkmıştır.

Bu yapılaşmalar kentin oksijen kaynağı olan kuzeydeki orman alanlarını ve su havzalarını yok ederek oluşuyorlardı. Kuzeye doğru son yapılaşma 1999 Marmara Depreminden sonra olmuştur. Zira depreme karşı güvenli zeminlerin bu bölgede olduğu açıklanmıştı. Dolayısıyla nüfus 2000 yılında 8.803.468 e çıkmıştır.

2000 li yılların ortalarında ise İstanbul iktidarın da isteğiyle yeni bir yapılaşmaya açıldı. Plan tadilatlarıyla yüksek yoğunluklu yapılar artık yasal şekilde inşa ediliyorlardı. İnsanlar göz alıcı reklamlarla güvenlikli, havuzlu sitelerde yaşamanın ayrıcalıklı bir yaşam şekli olduğuna inandırılıyorlardı. Kentleşme yeni bir şekle sokuluyor, mahalle kültürü yok edilerek site kültürü getiriliyordu. 20 yıl öncesine kadar insanların ava çıktığı yerlerde yüksek katlı, yüksek yoğunluklu siteler inşa ediliyordu. 2009 yılında nüfus 12.782.960 olmuştu.

İstanbul da bugün 39 belediye bulunmaktadır. Doğusunda Tuzla, batısında Silivri, kuzeyinde Karadeniz, güneyinde Marmara Denizi bulunan İstanbul 5343 km2 kara, 118 km2 göl alanı olmak üzere toplam 5461 km2 veya 546100 HE alana sahiptir. Nüfusu 13.710.512 dir.

İstanbul’daki Yapılaşmanın Yeşil Alanları Yok Edişi

Mimarlar Odasında yönetici olduğum yıllarda, 08 Aralık 2005 tarihinde, İstanbul’u planlayan İstanbul Metropolitan Planlama Bürosunda İBB ile yapılan bir bilgilendirme toplantısına katılmıştım. O toplantıda tuttuğum notlara bakıyorum. İBB Başkanı Kadir Topbaş 2025 yılında İstanbul’u 22.000.000 olarak düşündüklerini söylemiş. İMP Başkanı Hüseyin Kaptan ise hoş bir benzetme yaparak İstanbul’un ‘kara delik’ gibi olduğunu Türkiye’nin İstanbul’a aktığını açıklamış ve O da İstanbul’u 20-25.000.000 olarak düşünmek gerektiğini ifade etmiş. Ayrıca İstanbul’un sayım dışı nüfusu olduğunu da bilgilendirmesinde belirtmiş.

Ülke Planından başlayıp Uygulama İmar Planında sonlanan planlama hiyerarşisinin yok edildiğini, kentleri veya bölgeleri ülke gibi kabul eden Çevre Düzeni Planı anlayışının getirildiğini eleştirip konuyu dağıtmayacağım. 2009 yılında hazırlanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında İstanbul için ‘Marmara Bölgesi ölçeğinde çok merkezli dengeli kalkınma bağlamında İstanbul’un üstleneceği rol üzerine oluşturulan bir kurguyla’ ifadesi kullanılmıştır. Yani İstanbul artık tüm Marmara denizi çevresini içerecektir. Yine bu planda İstanbul’a hizmet sektörü getirilmişti. Sanayi vs İstanbul dışına çıkarılıyor, yakın çevre İstanbul’un çöplüğü haline getiriliyordu. Dolayısıyla ‘Marmara Bölgesi İstanbul için’ anlayışıyla planlama yapılıyordu. 2023 yılında nüfus 16.000.000 olarak düşünülüyordu. Doğrusu Kadir Topbaş ve Hüseyin Kaptanın 2005 yılındaki toplantıda tahmin ettikleri 20-25.000.000 nüfus daha gerçekçi idi. O takdirde sayım dışı kişilerle nüfusun rahatlıkla 30.000.000 u aşacağı belli olmaktadır.

Diğer yandan Avrupa yakasında Marmara ve Karadeniz’i birleştiren Kanal İstanbul, 3. Köprü ve çevre yolları, Avrupa Yakasında kuzeyde 3. Havaalanı ve yeni uydu kent, Anadolu Yakasında başka bir uydu kent projeleri hayata geçirileceklerdir. Bütün bu gelişmeler İstanbul’un Karadeniz’e kadar tüm alanı kaplayacağını göstermektedir. Sonuçta Kentin oksijen depoları ve su havzaları ortadan kalkacaklardır. Belki de bu durum düşünüldüğü için Trakya’daki Istranca Derelerinin ve Sakarya’daki Melen Çayının suyu İstanbul’a getirilmişti.


Yakın Gelecekteki İstanbul

 

3. Boğaz Köprüsü, İzmit Körfez Köprüsü Ve Yeni Çevre Yolları

Bunların dışında İzmit Körfez Köprüsü, Çanakkale Boğazı Köprüsü ve Marmara denizini çevreleyen kara yolları ve söylentisi yapılan demir yolları İstanbul’u, içersindeki Marmara denizini göl haline getirmiş dev bir kent olarak düşünmemize yol açıyor.

Açıkça görülüyor ki İstanbul markası kullanılarak tüm Marmara yerli ve yabancı emlak yatırımcılarına pazarlanmak istenmektedir.

Bugün tamamen Fatih ilçesi haline getirilen, Suriçi Tarihi Bölgesi olarak adlandırdığımız, Roma İmparatoru 2. Theodosius’un inşa ettirdiği surların içersinde kalan, Konstantinopolis adıyla anılmış olan yerleşimi ilk İstanbul olarak kabul edebiliriz. Byzantion’dan Konstantinopolis’e kadar geçen 1.000 yılda kent 4-5 misli büyümüş. Konstantinopolis’ten bugüne kadar geçen 1600 yılda ise 350 misli büyümüş. Yakın gelecekteki halini hesap etmek istemiyorum.

Bugünkü İstanbul’un İçersindeki İlk İstanbul

Egoistliğime verebilirsiniz ama bana göre İstanbul’un en güzel yılları benim kuşağımın doyasıya yaşadığı 1960 lı yıllardır. O yıllarda boş alanları fazla, denizi temiz, akan dereleri olan ve en önemlisi mahalle kültürü yaşanan semtleri bulunuyordu İstanbul’un. Mahallelerin zenginleri ve fakirleri vardı, bugünkü gibi zenginlerin ve fakirlerin ayrı mahalleleri yoktu. O süreyi 1960 lı yılların 10 yıl gerisini başlangıç ve 10 yıl sonrasını sonlanma yılları olarak kabul ederek en fazla 30 yıla çıkarabiliriz. Aslında kültür, sanat ve birçok açıdan o yıllar tüm dünyada da en güzel yıllardı.

1950 li ve 1960 lı yıllarda her sabah gün ışımadan Yeldeğirmenindeki iki katlı cumbalı evimizin kapısının altından günlük gazetelerimiz atılmış olurdu. Yılmaz ve Metin ismindeki iki kardeş omuzlarındaki askıya astıkları kalın gazete kitlesi ile koşarak bu işi yaparlardı. Aybaşlarında, günün daha ileri bir saatinde evleri dolaşarak herkesle hesap görürlerdi. Bir gün onlardan birine rastlamış ve çocuk aklıma takılan şeyi sormuştum ‘ağbi niye bu kadar acele ediyorsunuz?’. Cevap olarak ‘Aslanım’ demişti ‘Yeldeğirmenini bitirip Modaya gideceğiz. İnsanlar haberleri okuyup evlerinden çıkmalıdırlar.’ Neredeyse o yılların tüm Kadıköy halkına sabah uyanmadan gazetelerini yetiştiriyorlardı.. Geçtiğimiz günlerde trafik ışıklarının birinde onlardan birini gördüm. Arabalara dur, geç işareti yapıyor bahşiş bekliyordu. Yanına gittim ‘ne haber’ dedim. Beni tanımadı ‘ağbi kimse bahşiş vermiyor’ diye şikâyette bulundu. Eski günleri anımsattım, kardeşini sordum. Yüzü buruştu, ‘Metin 13 yıl önce öldü, yaşasaydı 76 yaşında olacaktı, ben 79 yaşımdayım’ dedi. İstanbul’un güzel yılları geçip gitmişti. Yaşadığımız yıllarıysa acımasızdı.

O yıllarda bu yıllar hayal bile edilemezdi.

13 Yorum

  1. Anonim

    Evet bu sefer iş zor gerçekten. Aynı kentte oturan kardeş dosların birbirini ziyarettinin aylar aralığında olmaya başladığı bir şehirde artık senaryo simulasyon tasarlayıp cevapları aramak oldukça zor olsa gerek. Bu hoyratlığı barbarlığı sanırım bukez dize getirecek takadı kalmadı İstanbulumuzun..Umarım şehrin cenaze namazında nasıl bilirdinizi cevaplamak bizlerden sonraki nesiller için İYİ BİLİRDİK!!! cevabıyla nihayetlenir..

  2. Ahmet Şık

    İstanbul megaralılar tarafından kuruldu. Ardından Bitinyalılar, Traklar, Romalılar, Sasaniler, Avarlar, Araplar, Ruslar, Bulgarlar, Haçlılar -ki cümle Avrupa’nın vahşileri demektir- tarafından saldırılara uğradı. Nüfusu değişti, dönüştü. Kendisine küstah, vahşi tepeden bakan cahil insaları hoşgörüyle affetti ve uygarlaştırdı. Vahşiler dağdan inmişlerdi, dil, yol, yordam bilmiyorlardı. Zaferleri başlarını döndürmüştü. Hurafelerini gerçek saydırmaya çalıştılar. Baskılar kurdular, işkenceler yaptılar, zindanlar kurdular… Ama İstanbul hep onları eğitti ve birer İstanbul Efendisi yaptı. Tıpkı Anonymous’un dediği gibi. Bu sefer işi zor.

  3. ethem çalışkan

    İstanbul için hiç bir zaman son söz yoktur. Burası dünya şehri ve önü açık. Gelişmelere açık. 100 yıl sonra biz bu kenti tanıyamayız. Tıpkı 100 yıl öncesinde yaşayanların tanıyamayacağı gibi.

  4. Nihat Köksal

    AKP’ li yöneticiler imar planlarında yaptıkları değişikliklerle
    çok katlı yapılaşmaya izin vererekile Tanrıya yakın olacaklarını düşündüler.Bu günler de ise Tam tersi 5 kat sınırlaması diye
    Toprağamı yakın olmak istiyorlar .Düşündürücü

  5. Ahmet Alkan

    1977-2009 yılları arasındaki yeşil alan kaybı tek kelime ile korkunç. Hükümetin derdi ise bundan daha korkunç kalan üç beş korucuğu da peşkeş çekmek. Bütün İstanbul halkı olarak örgütlenmeli -bu iş artık partileri çok aştı- buna karşı her türlü imkanı kullanarak direnmeliyiz. Önümüzdeki yerel yönetim seçimleri var. AKP’ye tek bir oy bile çıkmamalı İstanbul halkından. Bu dehşeti bitirmeliyiz.

  6. Timur KANTARCIOĞLU

    İstanbul sınırlarını zorlar bir durumda çırpınmaktadır.Güneyinde marmara denizi,kuzeyinde gittikçe azalan su havzaları ve orman alanları,doğu batı istikametinde ise komşu illerle irtibatını tamamlanmıştır.
    Acilen çözümler üretip modeller üretmek gerekmektedir.Gelecek nesillere yaşanılabir bir şehir mekanı bırakmak mecburiyetindeyiz.1960 ve 1970 li yıllardaki göç yağması önlenseydi ve ikinci köprü inşa edilmeseydi İstanbul bugün tüm Dünyanın gıpta ettiği en güzel kenti olacaktı.istanbul umuzu kurtaracak bu konuda çözümleri olanların fikirlerini sunmalarını ve tartışma başlatmaları zamanı gelmiştir.Artık İstanbul da yaşayan her ferdin ben istanbul a ne verdim sorusunu kendine sormalıdır.

  7. Ahmet Alkan

    Bu gün nitelikli bir projeyi tartışmak, anlatmak, farklı görüşlere açmak neredeyse imkansız. Rüşvetle bırakın projeyi bugün ilçelerin sınırları bile değişiyor. (Rüşvet değilse ne?). AKP dönemi yolsuzlukların, vurgunun tavan yaptığı bir dönem ve İSKİ skandalındaki durum çok ama çok masum kaldı. Çünkü CHP’nin aksine AKP örtüyor, gizliyor.

  8. Yeliz Edemen

    İstanbul üzerine konuşmak için Arif beyin metni çok iyi bir altlık oluşturuyor. Herkesin İstanbul’un nereden nereye gittiğini görmesi için çok iyi karşılaştırmalar açıkçası.
    Bir arkadaşımızın belirttiği gibi mesele ah vah etme meselesi değil bana göre. Bundan sonra doğru şeyler nasıl yapılır onu bulmak lazım. Gerisi kayıkçı kavgası olur.

  9. Anonim

    İstanbulda temel sorun hayal gücü olmayan, mimarlık yapmayan, mimarlıkla ilgisi olmayan mimarlık alanı sorumlularıdır. O olmasın bu olmasın derken kenti kendileri gibi olanların kucağına atmışlardır. Her şeyi yasaklamak, her şeyi kötülemek, planı projeyi bir suç kanıtı saymak sonunda her türlü yağmanın da önünü açmış, niteliksizliğin zirve yapmasına neden olmuştur. Ahmet beyin söylediği gibi “muhalefet rantını yemek” için kentin mahvolmasına da kapı açmışlardır. Unutmamak lazım her şeyi yasaklamak her şeyi serbest hale getirmektir. Çelişki var gibi gözüküyor ama İSTANBUL’A BAKINIZ DOĞRULUĞUNU ANLARSINIZ.

  10. Anonim

    İstanbulda kesinlikle yapılması gereken şeyler var. Bunların başında geliştirilen köprüler ve tünellerle trafiğe yeni alternatifler açılması geliyor. Gecekondu kaçak yapı serüveninin mülkiyet kısıtlamaları ile çözüm yollarının aranması, yasal olanı destekleme, gecekondu mülkiyetini sorunlu hale getirerek şimdiye kadar olan arsa hırsızını desteklemeyi bırakmalıyız. Ciddi bir toprak reformuna özellikle büyük kentlere var. Ardında çöken kültürel nitelikli yapı stoğunun günün koşullarına uygun şekilde yani otopark sorunu, yapı fiziği sorunları ve mekan büyüklükleri olmak üzere çözümlenmiş olarak ele alınması gerekiyor. Acilen metro ile heryere ulaşabilir olmalıyız. Bunun için delice milleti söğüşleyen Kartal metrosu gibi garabetler yerine kamu denetiminin tam yapılabildiği uygulamalar düzenlenmelidir.
    İstanbul’un bir diğer eksiği de meydanları ve deniz kenarı düzenlemeleri. Kıyıların otoyol kavşakları ya da ölü alanlar olmaktan çıkartılıp insanlara yaşama zevki verecek düzenlemelere açılması gerekmekte.
    Toplu konut idaresinin görevi satılık değil ucuz kiralık konut temini olmalıdır. Enerjisi ve parası sosyal politikalara ayrılmalıdır. Bu kadarı bile çılgınca değil mi?

  11. Mehmet Erden

    İstanbul gibi bir şehrin değişeceği muhakkak. Tarihten beri de öyle olmuş. Değişmeye hayıflanmak olmaz o bir doğa kanunu. Önemli olan bu değişmeyi olumlu kılmak, sürdürülebilir tutmaktır.
    Son dönemlerde İstanbul için ah vah edenlerin bir kısmı değişmeyi yönlendirmek ve olumlu katkılar vermek için birşey yapmıyor. Yapılanları da toptan kötü buluyorlar.
    Alternatifini sunamadığın şeyle zaten böyle mücadele olmaz.

  12. Ahmet Ufuk Soyatan

    Benden de bir ilave, Mimarlar Odasının katılmayı reddedip sonra da dava açtığı İMP planlarını öpüp başımıza koymamız lazım. Çünkü ODA, asıl amacı muhalefet rantını yemek olan bu davranışıyla muhalif görünse de AKP’ye en büyük desteği verdi. Politika bizde sol gösterip sağ vurma sanatıdır. Karşıyım dersin, destek vermezsin çok daha korkuncuna olanak sağlarsın.
    Nasıl ama sayınlar “MİM grubu mu AKP’liymiş”, yoksa kendisini demokratız diye pazarlayanlar mı?
    Tarih ve mimarlık mesleği onlardan bu felaketlerin sorumlusu olarak hesap soracaktır.

  13. Yılmaz Kuyumcu

    İMP safiyane planlarında toplam 17 milyon nüfusun İstanbul için limit olacağını söylemişlerdi. Şimdi 20-25 milyondan bahsediyoruz. Korkunç.
    Abuk çılgın proje batıdan doğuya kayarak iyice manyaklaştı, artık kanal önce Küçükçekmece gölünü, sonra Sazlıdere barajının içine ettikten sonra ve bizleri de saçma sapan bir hırs uğruna iyice söğüşledikten sonra (belki de gerçek niyet ikincisidir) Karadenize ulaşıyor. Montrö sözleşmesiyle hiçbir gemi buradan geçmek zorunda bırakılamayacağı için bu “canal” apayrı bir hikaye.
    İstanbul’a Konstantinopolis ismi İstanbul ismini sevmeyen Latinler tarafından verilmişti. Zaten yerli halk da latinleri sevmedi. Hatta Fatih Sultan Mehmet de kentin rum geçmişiyle bağını kopartmak için Konstantiniyle adıyla para bastırmıştı.
    İstanbul tarih boyunca defalarca saldırılara, askeri olmayan istilalara uğradı ve gelen her barbarı adama çevirdi. Ama bu sefer gerçekten işi çok zor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir