Muhalefet mekanları: Turuncu barikatlar mahallesi

13 Dakika Okuma Süresi

Politik bir halk hareketine doğru; turuncu barikatlar mahallesi / Çağlar Özbilgin

Yıllardır toplumsal alanlarda baskı arttıkça, iktidar organları kamusal alanlarda demokratik eleştiri ve gösteriyi sürekli olarak en sert biçimde bastırmaya çalıştıkça direnen unsurlar kendi barikatlarını, kendilerini güvenli gördükleri alanları örmeye başladılar. Politikanın ülke sathında cereyan edilişinde, hükmedenlerle baskıya karşı direnenlerin mekansal izdüşümleri artık kendisini göstermeye başladı. Bu GÖZLEM bölümünde “direniş mevzisi” olarak mahallerin ne olduğunu Sendika Org dan aldığımız Çağlar Özbilgin inceleme yazısıyla sizlerle paylaşıyoruz.

MİMDAP

Sol mahalleler dosyamızda Tuzluçayır’ın ilk bölümünde söylediğimiz “Mahallede ağırlığı en fazla hissedilen örgüt Halkevleri” cümlesi bir iddia değil, tespitti. Halkevleri Mamak’ta köklerinden aldığı güç ve neoliberal kentsel yağma politikalarına karşı hak mücadeleleri ekseninde geliştirdiği öz savunma hareketleriyle biriktirdiği devrimci dinamizmi Haziran İsyanı’nda ve Cami-Cemevi Direnişi’nde açığa çıkardı.

Bu birikim, polislere marketleri dahi dar eden ve barikata kol kola yürüyen mahalle gençlerinin militan karakteri ile Ethem Sarısülük Kütüphanesi’nde nüvesi görülebilen toplumsal mülkiyetin inşası deneyimini de arkasına kattı.

Öyleyse iddiamızı yineliyoruz: Tuzluçayır artık politik bir halk hareketinin yaratılabileceği adreslerden biri haline gelmiştir!

İlk olarak Birikim dergisinde Yasin Durak söz etti onlardan[1]. Ardından İnönü Alpat, “Ankara’daki turuncu bayrakların ‘esbab-ı mucibe’si” olarak onları anlattı[2]. “Angara bebeleri” dedikleri o gençler elbet salt bir iki yazının konusu olmadı. Direniş günlerinde yaptıkları ve yapamadıklarıyla kendilerinden bolca söz ettirdiler.

Yapılmış tespitlere benzerlerini katmak değil meramımız. Bu defa Tuzluçayırlı gençlerin politikleşme eğilimlerine dair soru işaretlerine yanıt bulmak için gidiyoruz Tuzluçayır’a.
Mamak Halkevi, Suriye ve Irak’ta IŞİD saldırılarından kaçan ve yardım bekleyen Ezidiler, Kürtler ve Türkmenler için çalışmalarına çok önce başlamıştı.

23 diyen de var, 27 diyen de ama anladığımız kadarıyla Mamak Halkevi en azından 25 yıldır Abidin Aktaş Sokak’taki bu yerinde. Halkevleri’nin Mamak’taki çalışması ilk olarak burada başladığından adı “Mamak Halkevi” olmuş. Bu ad zamanla oturduğu için “Tuzluçayır Halkevi” gibi bir ad değişikliğine gidilmemiş. Mamak Halkevi’nin önünde yaklaşık bir aydan bu yana yardım kampanyası standı mevcut. Halkevciler, Suriye ve Irak’ta IŞİD saldırılarından kaçan ve yardım bekleyen Ezidiler, Kürtler ve Türkmenler için çalışmalarına çok önce başlamış.

Güvencesizlik, işsizlik, savrulmuşluk

Tuzluçayırlı gençlerin kimisini henüz otobüsten indiğimiz Tuzluçayır Lisesi’nin duvarında otururken buluyoruz. Meydanı gürültülü bulan için muhtarlığın çevresi vazgeçilmez nokta. Bazısı daha yukarıda, Tekmezar Parkı’ndaki genç nüfus yoğunluğuna yönelmiş, bazısı ise sokak aralarında voltada.

Gençlerin mahalledeki varlığı sabah ve akşam arasında ciddi bir fark barındırmıyor, çünkü içlerinde liseyi hasbelkader bitirip güvencesiz olarak organize sanayide, anasının/babasının dükkanında, geçici/gündelik işlerde çalışanlar kadar işsizler de var. Yegane mülkü, aileden kalan ve ancak modifiye edildiğinde sahiplik hissi kazandıran arabası olan azınlığı da dahil edersek proleterleştiğini farkında olmayan o koca işçi kitlesi işte tam karşımızda.

Hal böyleyken bir örgüt bu gençler için ne ifade edebilir ya da ne vaat edebilir? Tam da bu noktada araya Halkevleri giriyor. Halkevleri, özellikle de isyandan sonra tüm bu gençler için eksiğiyle gediğiyle bir tabeladan daha fazla anlam taşıyor.
Kartaltepe Mahallesi’nde çekim yaptığımız sırada bir taksi durdu tam önümüzde. Fotoğraf için çekilmesini rica ettiğimizde şaşırdığımız bir yanıt aldık: “Abi taksiciyiz ama biz de Halkevciyiz. Ne var yani bizi de çekseniz.”

Kartaltepe Mahallesi’nde çekim yaptığımız sırada bir taksi durdu tam önümüzde. Fotoğraf için çekilmesini rica ettiğimizde şaşırdığımız bir yanıt aldık: “Abi taksiciyiz ama biz de Halkevciyiz. Ne var yani bizi de çekseniz.”

‘İsyandaki tespitimizi Tuzluçayır doğruladı’

Kendisi de o Tuzluçayırlı gençlerden olan ancak şimdilerde mahallede “Halkevci” kimliğiyle öne çıkan Hamza Doruk Yıldırım ile konuşuyoruz. Tuzluçayırlı gençler için Halkevleri’ni neyin farklı kıldığını soruyoruz. Haziran İsyanı’na bağlıyor ve yanıtlıyor:



Hamza Doruk Yıldırım

Haziran İsyanı’na dair bir sürü tespit yapıldı. Kimisi basit bir toplumsal patlama olarak gördü, kimisi sınıf ile bağdaştıramadı. Kimisi ise ulusalcı ya da liberal eğilimleri törpülemeyi dert edindi, kitleyi ajitasyonla sola çekmeye çalıştı. Sonuçta bu yaklaşımların hiçbirisi başarılı olamadı.

Biz ise daha en başından ‘sınıfsal bir isyan’ dedik. İsyanın yıllardır yığınak yaptığımız hak mücadelelerinden patladığını gördük. ‘Bu daha başlangıç’ sloganını boşuna atmadık. ‘Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ diye boşuna demedik. Direnişi süreklileştirmeyi ve büyütmeyi hedefledik. Ona göre adımlar attık, ona göre ilişkiler kurduk. Cami-Cemevi Direnişi hamlelerimizin sağlaması oldu.

‘Yaşamlarına müdahale etmeden olmaz’

“İyi ama nasıl?” diye soruyoruz, yanıtlıyor Doruk:

Mesele Halkevi’ne üye yapmanın, eyleme çağırmanın ötesinde. Gençlerin hepsiyle bir ilişki kurmaya çalışıyoruz. Uyuşturucu kullananıyla da, alkol kullananıyla da, internet kafede takılanıyla da. Barikatları güçlendirenler bu gençlerdi çünkü. Onların yaşamının içinde olmaya, o yaşama müdahale etmeye çalışıyoruz. Halkevi’nde sosyal, kolektif, dayanışmacı bir yaşam olduğunu göstermeye gayret ediyoruz.

Tabi ki bir insanın yaşamını değiştirmek o kadar kolay olmuyor. Doruk, “uyuşturucu kullanma”, “parkta içki içme” gibi uyarıların, Halkevcilere saygısından “peki” deyip giden gençler için kalıcı bir çözüm olmadığına dikkat çekiyor.

Bir de çevresinde her daim birkaç kişiyi görebileceğimiz mahallenin “ağabeyleri” var. Onlar direnişin ilk günlerinde önce bir kenara çekilmiş. Ne zaman ki “dünkü veletler” polise taş atar hale gelmiş, o zaman sarsılan iktidarlarını yeniden tesis etmek için direnişe uyum sağlamışlar. “Bu mahalle benim, en iyi taşı ben atarım” hissiyatı korkularını, yorgunluklarını bastırmış. Onur Buluşması’ndan Çapulcu Olimpiyatları’na her hamlede gençliğin karakteri gözetilmiş.
Ercan Aslan Tuzluçayırlı gençlerden biriydi. 2 Eylül günü çalıştığı inşaatın asansöründe yüksek voltta elektrik çarpması sonucu yaşamını yitirdi. İş kazasında katledilen Aslan

Tuzluçayırlı Ercan Aslan güvencesiz çalıştırılan genç inşaat işçilerinden sadece biriydi. 2 Eylül günü çalıştığı inşaatın asansöründe yüksek voltta elektrik çarpması sonucu yaşamını yitirdi. İş kazasında katledilen Aslan için ailesi, mahalledeki arkadaşları, bir parçası olduğu Sol Açık taraftar grubu hem adalet arayışına geçti hem de onun anısını yaşatmak için muhtarlığın yanındaki parka adı verildi. Afişlemelerin, yazılamaların adresi olan park, artık o parkta büyüyen Ercan Aslan’ın adını taşıyor. Tuzluçayırlılar yaşam alanlarını yaşamın içinde dönüştürüyor.

Marketten polis kovma, küçük bir örnek



Polise yönelik sloganlarda mizah unsuru da eksik kalmıyor.

Yaşama dair isyanlarını Halkevi çevresinde politikleştirebilen Tuzluçayırlı gençlerin marketten polis kovması büyük yankı uyandırdı. O eyleme imza atanlardan Anıl’a olayı anlattırıyoruz. Polislerin markette olduğunu haber alır almaz gittiklerini ve neler olabileceği üzerine fazla da düşünmeden hareket ettiklerini söylüyor.

Anıl’ın aktardığına göre marketteki eylem, küçük bir örnek. Mahalledeki gençler daha önce de meydanda gördükleri polisleri bir aşağı semt Abidinpaşa’ya kadar kovalamış.

Oy var, güven yok

Gençler, politik olsun olmasın kendisini sokakta var ediyor etmesine de, ya sandık? Anadan babadan ne kadar oluyorsa o kadar CHP’liler. Mansur Yavaş ve Ekmeleddin İhsanoğlu’na istemeye istemeye oy veren de var, küfreden de. Yine de direnişten sonra (seçimden sonra değil) CHP’ye ve parlamenter demokrasiye duyulan güven tam anlamıyla sarsılmış. CHP’ye umut bağlamıyorlar. Halkevi’nin diğer Anıl’ı durumu tek cümleyle özetliyor: “Abi ben şu bir yılda bi şey öğrendimse, o da CHP’nin hiçbir şeyi öğrenmediği.“

Hak mücadeleleri biriktirdi

Halkevleri’ni Tuzluçayır’da güçlü kılan sebep 2007’den bu yana çeşitli başlıklar altında AKP iktidarı ve Melih Gökçek ile doğrudan bir çatışma zemini yaratan hak mücadeleleri pratikleri. İşte o deneyimlerden birkaçı:

2007 yazında yaşanan su krizinde Gökçek’in suyu kestiği ilk adres Mamak oldu. 12 gün boyunca suları akmayan halk bidonlarla sokağa çıktı. Yaklaşık 3 bin kişi Nato Yolu’nu trafiğe kesti, yoldan geçen su tankerine el koydu. Eylem aynı gün sonuç verdi ve bölgedeki su kesintisi son buldu. Mamaklılar, 2008 yazındaki su kesintilerine karşı da soluğu yine sokakta aldı ve su hakkı mücadelesini kazanımla sonuçlandırdı.
Cami-Cemevi inşaatının yükseldiği Kartaltepe Mahallesi’nin 2011 yılında zemininin çöplük olduğu gerekçesiyle taşınmak istenmesine karşı Barınma Hakkı Meclisi harekete geçti. Kentsel dönüşüm projesinin rant amaçlı olduğunu söyleyen bölge halkı, kapısında dayandıkları Mamak Belediyesi’ne geri adım attırdı.
Mamak Belediyesi’nin 2007’den bu yana hemen her yıl parklara dikmek istediği baz istasyonları Halkevleri’nin çağrısıyla bir araya gelen mahalleliler tarafından defalarca söküldü. Belediyenin baz anlaşmaları, kırılan demir yığınlarının altında kaldı.
AKP’nin sağlıkta yarattığı yıkıma karşı 2012 yılında Halkevleri, SES üyesi sağlık emekçileri, köy dernekleri ve muhtarlar Mamak Sağlık Hakkı Meclisi’ni kurdu. Mahalle mahalle toplantılar yapan, SGK önünde “Katkı/katılım payları haraçtır” diyen Meclis, deneyimlerini ve taleplerini Türkiye Büyük Sağlık Hakkı Meclisi’ne de taşıdı.
Gerek zorunlu din derslerine, gerekse 4+4+4’ün yıkıcı sonuçlarına karşı mücadelenin adresi Mamak Eğitim Hakkı Meclisi oldu. Okullarda yaşanan sorunlara doğrudan müdahalelerde bulunan Meclis, ilçe ve il milli eğitim müdürlüklerinden bakanlığa ve 4+4+4 mitinglerine eğitim hakkını bölgenin asli gündemi haline getirdi.
Tuzluçayırlıların Gökçek’e tattırdğı en hazin yenilgiler ise kuşkusuz 2011 ve 2014’teki ulaşım hakkı mücadeleleri oldu. 2011’de ulaşım zamlarını kart basmayarak protesto eden Mamaklılar, ceza niyetine gönderilen 23 yıllık tabutluk otobüsleri 52 gün boyunca işgal etti, kış günlerinde kilometrelerce yol yürüdü, polis saldırılarını püskürttü ve Gökçek’i masaya oturmak zorunda bıraktı. 2014’te ise bu defa Gökçek’in otobüslerin güzergahını değiştirmesi ulaşım kavgasını tetikledi. Otobüsler dolusu insan gün aşırı karakolda alıkonuldu, Kızılay ve Tuzluçayır’da polis saldırıları yaşandı fakat büyüyen mücadele karşısında geri vitese takan yine Gökçek oldu.

Barınma hakkı mücadelesinin yürütüldüğü Kartaltepe Mahallesi, yaklaşık bir yıldır da Cami-Cemevi Direnişi’ne ev sahipliği yapıyor. Mahallenin envai çeşit boşluğuna yapılan yazılamalar ve arkalarından yükselen Cami-Cemevi aynı karede görülebiliyor. Kartaltepeliler, projeye karşı sözlerini de duvara yazmış: “Evi olmayanın ibadeti olmaz”

Barınma hakkı mücadelesinin yürütüldüğü Kartaltepe Mahallesi, yaklaşık bir yıldır da Cami-Cemevi Direnişi’ne ev sahipliği yapıyor. Mahallenin envai çeşit boşluğuna yapılan yazılamalar ve arkalarından yükselen Cami-Cemevi aynı karede görülebiliyor. Kartaltepeliler, projeye karşı sözlerini de duvara yazmış:

“Evi olmayanın ibadeti olmaz”


Ethem Sarısülük Kütüphanesi: Bir toplumsal mülkiyet deneyimi



Ethem Sarısülük Kütüphanesi

Haziran İsyanı, aynı zamanda neoliberalizmin yaşamın hemen her alanında özel mülkiyeti dayatmasına karşı da bir isyandı. Toplumsal mülkiyet, söz ve karar hakkıyla iç içe geçerek Gezi Parkı’ndan park forumlarına kadar isyanın her aşamasında yer aldı. Toplumsal mülkiyeti inşa deneyimlerinin Tuzluçayır ayağını bir “kamulaştırma” eylemi olarak Ethem Sarısülük Kütüphanesi’nin kuruluşu oluşturdu.

1970’li yıllarda Dev-Genç’liler tarafından planlanıp Mamak halkının dayanışmasıyla inşa edilen fakat 12 Eylül faşist cuntası tarafından kapatılarak belediyeye devredilen eski Halkevi, direniş günlerinde halk tarafından geri alındı. 33 yıllık bir hesabı kapatan Halkevciler, geri adlıkları binalarını kütüphaneye dönüştürdü ve Ankara direnişinde katledilen Ethem Sarısülük’ü adına taşıdı.

Kütüphaneyi açtıkları günden bu yana hakkını verecek bir çalışma yürütemediklerini söyleyen Halkevleri üyeleri, ekim ayı itibariyle yeni bir program çıkardı. Programa göre yeni dönemde park ile bir aradalığı değerlendirilecek kütüphanede eğitim çalışmaları, ilköğretim destek kursları, film gösterimleri, drama çalışmaları, atölyeler ve söyleşiler gibi bir dizi etkinlik yapılacak.

Kaynak: Sendika.org

2 Yorum

  1. Adil Akyurt

    Elde ne kadar alan varsa savunulmalı. Bu karabasan külleri içinden yeniden doğacak muhalefetin inatçı tavrı sayesinde yıkılacaktır.

  2. Ferda Çetinkoz

    Direniş zulme karşı olunca bir hak elbette. Bugünkü iktidarın ayrıştırma düzeni ve karşıtlarını yok etme kültürü o kadar yaygın ki, bundan kurtulmanın tek yolu kendi barikatının arkasında güvenli bölge yaratabilmek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir