Sakarya’nın Adapazarı merkezinde, 18 Ağustos 2010 tarihinde açılışı yapılan ve gazete haberlerine yansıyan “Tarihi Çark”ın yeniden yapılması ve hizmete alınmasıyla ilgili haberden yola çıkarak ‘tarihi’ çarkı ve ondan önemlisi bir kentin simge arayışının nasıl bir yolda ilerlediğini gözlemleyelim istedik.

Haberlere göre 1901 yılına ait bir kartpostaldaki görüntüsünden esinlenilerek “orijinaliyle aynı boyutlarda inşa edilen çark faaliyete geçti” ibaresindeki bazı hatalara takılmadan inşa edilen çarka yaklaşalım, “çark” neymiş anlayalım ve sonra onun şu andaki kentsel ifadesine bakalım istedik.

Bir çarka takılıyız sonuçta…
Dönemin Adapazarı Kaymakamı Mehmet Nüzhet Bey tarafından kent merkezine su temin etmek amacıyla 1894 yılında Çark Deresi’nin üzerine yaptırılan ve 1955 yılında işlevini yitiren tarihi çark, ondan sonra muhtemelen kullanımsızlık ve eskime dolayısıyla yıkılıp gitmiş. Tarihi çark, Sapanca Gölü’nden Çark Deresi’ne gelen su yükseltilerek 1,5 barlık basınç elde ediyor ve Sakarya’daki çeşmelere ve iki katlı evlere o günlerin şartlarında su ulaştırıyormuş. Tarihi çark ve su kulesinin nasıl yok olduğuna dair kayıtlı bir bilgi yok fakat bir kartpostal ve dönemin bir pulu üzerinde su çarkının resmi var. Bu çark mı dereye ismini vermiş bu da açık değil ancak “Çark” Deresi’nin kendisi ve üzerindeki çarkın uzantısı Adapazarı’nda önemli bir aksın adı olmuş zamanla.

Bu doğrultunun devamı sayılan Çark Caddesi şu anda trafiğe kapalı, Adapazarı’nın en önemli yaya-kamu akslarından birini teşkil etmektedir. Bu caddenin Güney ucunda depremden sonraki zamanlarda mesire yeri olarak düzenlenen geniş alanda Çark deresi ıslah edilerek sokulmuş. Kent Park ismini taşıyan bu mesirede yapay göletler, göletlerde sandal gezintileri, gölet ve kanalların üzerinden geçirilen köprülerle aslında güzel bir yeşil alan yaratılmış durumda. İşte “tarihi çark” bu parkın içinde şimdilerde Sapanca Gölünden değil Sakarya nehrinden ödünç alınan suyla doldurulan Çark deresinin üzerine “yeniden” yapılmış.
“Tarihi Çark”ın açılış töreninde bir yetkili “116 yıl önceki görüntüsüyle eş değer biçimde Sakarya Büyükşehir Belediyesi ve Sakarya Üniversitesi (SAÜ) işbirliğiyle yeniden inşa edildi.” diyerek yapılan işin önemini ‘vurgulamak’ istemiş.

Yeni yapılan Çark, Sakarya Nehri’nden pompalanan suyla dönmeye başladı. 1890’lı yıllarda Sapanca Gölü’nün doğal boşalma ayağı olan Çark Deresi’nden yaz aylarında tahminlere göre saniyede 15 metreküp, kış aylarında da 25 metreküp civarında su geldiğini ifade eden yetkililer, bugün itibariyle Sapanca Gölü’nün maruz kaldığı aşırı su çekimi nedeniyle Çark Deresi’ne su verilemediğini söylediler. Bugün bu projeyle tarihi çarkı döndürmek ve Çark Deresi’ne can suyu mahiyetinde, Sakarya Nehri’nden saniyede 2 metreküp su pompalanmaktadır.
Nasıl düşünülmüş?
Sakarya Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (ADASU) Genel Müdürü Rüstem Keleş ise tarihi çarkın inşa fikrinin 2005 yılının sonuna doğru şehirde su kültürünü geliştirme fikri çerçevesinde ortaya çıktığını ifade etti.
ADASU Genel Müdürlüğü’nün teknik personeli ve SAÜ’nün değerli öğretim elemanlarıyla çok titiz bir projelendirme sürecine başladıklarını belirten Keleş, “Bu projelendirme süreci sonunda da elimizde sadece resimleri olan tarihi çark, fiziki özellikleriyle birebir boyutlandırıldı ve daha sonra da inşa aşamasına geçildi” dedi.

Her zaman Sakarya’ya, kültürüne ve tarihine sahip çıkacaklarını, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir Sakarya bırakmak istediklerini ifade eden Büyükşehir Belediye Başkanı Toçoğlu, “Titiz bir araştırma ve mühendislik çalışmasıyla uzun süredir üzerinde emek sarf ettiğimiz tarihi çark dönmeye başlayacak. Sakarya’nın tarihi ve kültürüyle olan bağı daha da güçlenmiş olacak. Tarih boyunca büyük kentler ve şehirler tarihine kültürüne mimarisine ve sanatına sahip çıkmıştır. Bir şehri önemli ve farklı kılan o şehrin altyapısı değildir” diye konuştu.
Sakarya Nehri’nden verilen su ile dönmeye başlayan Tarihi Çark’ın çapı 16,30, çarkın su kanatları genişliği ise 2,2 metre olarak yapılmış. Yaklaşık dakikada bir devir dönen Çark, tamamen ahşaptan ve hiç metal bağlantı elemanı kullanılmadan imal edilmiş.
Bu açılış sırasında yapılan konuşma ve ifadelere bir yorum yapmaya gerek yok…

Kent kültürü
Yeni yapılan çarkın açılış töreninde Belediye Başkanı “Şehrimize, kültürümüze ve tarihimize sahip çıkıp, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir Sakarya bırakmak amacıyla çalışmalarını sürdüren Sakarya Büyükşehir Belediyesi; kent kültürü açısından büyük bir öneme sahip olan Tarihi Çark’ı şehre tekrar kazandırdı. Sakarya’nın simgelerinden olan Tarihi Çark, 1901 yılına ait kartpostaldan elde edilen görüntüsünden esinlenerek, Büyükşehir Belediyesi tarafından Kent Park’ın içerisinde yeniden inşa edildi.” diyor.
Bir kere, herhangi bir yerel yöneticinin kentsel kimliği önemsemesi, yıllar önce kentinin yok olmuş değerlerini bir biçimde bulup çıkarması çabasının önemli ve değerli olduğunu, bu haliyle kentsel kimliğe sahip çıkma girişimi içinde olunmasını kutlayalım. Fakat tabi ki her iyi niyetli “geçmişi koruyalım-geçmişi yeniden inşa edelim” girişiminin varacağı sonuçları da irdelemek, bu isteğin bilgi ve belgeden uzak güncel popülizme malzeme derme çatmalıklarla tüketilmiş olmamasına dikkat etmek gerekliliğini vurgulamak şartıyla.

Kent kültürü kavramını sevilen bir kavram olarak yerel-merkezi yöneticilerin söylevleriyle yapılandıramayacaklarını, bu sözcüğün tekrarlanmasından daha fazla ve objektif şartlara dayalı bulunduğunu öncelikle söyleyelim. Kent kültürünün bir defa var olan bir geçmiş üzerinde yükseleceğini fakat modern anlamda kentleşmenin imkan ve şartlarının bu raddede hazırlanarak, kent kültürünün doğal gelişimine olanak sağlamaktan bahsedilebileceğinin bilincinde olmak gerekir.
Tarihi Çark’ın yeniden yapımının eleştirisi
Yöneticilerin sözlerine takılmadan gitmek istiyoruz fakat yine de bu yapının ‘halka hediyesi’ sırasında süreci kurgulayanlarının hissiyatını anlamak açısından önemli olduğu için bir aktarımda daha bulunalım: “Yapımında tamamen ahşap kullanılan çark, dünyada bu sistemde yapılan bir ilk olma özelliği de taşıyor.” Yani bir eski eser canlandırması yapılıyor ve bu “dünyada ilk”, “tamamen ahşap” gibi ölçüden uzak sıfatlarla nitelenebiliyor.
Yine ADASU Genel Müdürü Rüstem Keleş, müdürlüğünün teknik personeli ve SAÜ’nün (Sakarya Üniversitesi) değerli öğretim elemanlarıyla çok titiz bir projelendirme sürecine başladıklarını “Bu projelendirme süreci sonunda da elimizde sadece resimleri olan tarihi çark, fiziki özellikleriyle birebir boyutlandırıldı ve daha sonra da inşa aşamasına geçildi” diyor mesela. Elde belge niteliği taşıyan bir röleve yok, canlandırma bir pul veya kartpostal resmi var hepi topu. Görüldüğü kadarıyla yapılan şey ondan ilk bakışta bile ‘görünen’ farklılıklar içeriyor fakat yetkili yönetici “titiz projelendirme”den, “fiziki özelliklerinin boyutlandırılması”ndan bahsedebiliyor.

Oysa tarihi çarkın aynısının yapılmadığının altı özellikle çizilip bu imgenin canlandırılmaya çalışıldığına, tarih içinde hem dereye hem önemli bir caddeye ismini veren bu kimliği şimdi kentin mesire yerinde kent kullanıcılarına ve kenti ziyaret edenlere anı değeri taşıyan bir canlandırmadan bahsedilebilirdi. Bu bir alçak gönüllülük değil, gerçekte yapılanın anlatımı olurdu ki, bugün sanki “tarihi çark” yeniden yapıldı gibi bir sanıdan daha vurgulayıcı ama daha değerli olurdu. Üstelik tam da gerçeği ifade ederdi.
Diğer taraftan “tamamen ahşaptan” olan cümlenin devamında yerinden aldığımız fotoğraflarda da görüleceği gibi şüphesiz eleştirilerimiz var.
Fazla ayrıntıya girmeden,
– Ahşap işçiliği, ahşap boyutlaması ve tasarımının yetersiz olduğunu söylemeliyiz.

– Çarkın kendisi, yani su gücü ile dönen bölümü bir tarafta tutarsak, buradaki ahşap eleman boyutlamalarını ve birleştirmelerini ayırırsak, örneğin yapılan seyir platformları, o noktaya çıkan merdiven ve korkuluklar, o platformun taşınması için yapılan dikmeler, su kulesinin üzerindeki dolaşma yeri ve saçak, tüm buradaki ahşap tasarımı ifade etmek gerekirse “sıradan”.

– Bu imalatların bir marangoz ustasının kabiliyetiyle sınırlı bulunduğunu, gündelik Sapanca villalarındaki detayları aşamayan özende olduğunu, bu haliyle de maalesef yakın bir zamanda hem fiziksel hem de imaj düzeyinde hızlı bir eskimeye uğrayacağını belirtmek zorundayız.
Niye burada sahici bir ahşap tasarımına, bütün parçalarda “tarihi çark” imgelemini taşıyacak güçlü bir projelendirmeye gidilmedi?

– Kuleye ve kule yapısına da eleştiriler getirilebilir ayrıca. Aslında bir asansör kulesi, su kulesi değil –ki bu normal ve elbette böyle düşünülebilir- ve onun bitişindeki saçaklı teras nedir şimdi? Ayrıca kulenin yere yakın bölümündeki akan pınar görünümündeki rölyef çalışma şu su oyunları yerlerinde yeni türetilen yapay kaya görüntüsü verilen boyalı betondan ve çok sıradan.

Kent simgesi olabilmek…
Birçok kentin simgelendiği özel yapılar olduğunu biliyoruz. Paris denince aklımıza Eiffel Kulesi, Sydney denince Sydney Operası, Barselona denince Sagrada Familia Kilisesi, New York denince Empire State Binası, Guggenheim Müzesi, Londra denince Parlemento Binası, İstanbul denince Kızkulesi, Galata Kulesi, İzmir denince Konak Meydanı Tarihi Saat Kulesi, Antalya denince Yivli Minare, Konya denince Mevlana Türbesi, Bursa denince Ulu Cami, Yeşil Türbe bazı bilinen kentler ve onların simge yapıları olarak sayılabilir.


Dünyadan ve Türkiye’den kentsel simge örnekleri
Bu kentlerde simge yapıların simgeleşme süreci belki de kuşaklar boyunca ortaya çıkan bir beğeniye, ortak kullanım kültürüne ve yapının süreç içinde değerini yitirmeden arttırmasına bağlı olarak ilerler.
Adapazarı için bakarsak, kendi gelişiminde tarihinin devingen olması ve çeşitli göçlere açık bir coğrafyada bulunduğu için toplumsal yapının bellek oluşturmaya yetecek sürelere sahip olamaması ve bunun yanı sıra geçirdiği deprem felaketleriyle kentin fiziki yapısının sık sık ortadan kalkması gibi dezavantajları sıralamamız gerekir.
1999 depreminden sonraki Adapazarı’nı bir düşünelim, yıllarca alt yapısının onarılması ve tehlike arz eden binaların kalıntılarının ortadan kaldırılması, geçici konutlarda barınanların sorunları, kalıcı konutların yapılması, kentin idari merkezinin yeniden yapılanması gibi temel zorluklar göz ardı edilemez. Bu yıllarda her türlü ticari ve sosyal yaşamın sıfırlandığı bir düzende asgari bir kentsel yaşamın yıllarca sürdürülmeye çalışıldığını da unutmayalım. Böyle bir kent yeniden kurulurken fiziki planlanmanın; yaşam alanlarının ve kamusal mekanların yeniden kurulması sırasında kent yaşamını ortaklaştıran sembollerle, imgelere, anıtlara, simge yapılara da elbette gereksinim olacaktır.
Tarihi Çark’ın bir simge halinde yeniden düşünülmesi daha önce de söylediğimiz gibi elbette olumludur. Ortada eski bir yapıya, bir kalıntıya ya da belgeye göre aslının aynısının yapılması olasılığı varsa bir tercih olarak denenebilir görünmektedir. Ancak böyle bir durum yoksa “çark” fikrinin yorumlanması doğru bir çıkış olabilirdi.

Bu çıkış, modern-güncel anlamda bir tasarım sorunsalı olarak ortaya konmalı, aslının aynısının yapılması şartı (ya da fırsatı) olmadığına göre bu somut durumu daha önemli bir fırsata dönüştürme yolu seçilebilirdi. Bu da; hem geçmişteki “çark” düşüncesini bir şekilde ifade eden ama bir yandan da yepyeni bir kentsel çekim noktası oluşturabilecek daha zengin bir kompozisyona yönelinmesiyle olabilirdi. Kent konseyi gibi bir kurumda konuyu tartışarak, yaşayan kesimlerin fikirlerini de alarak ortaya “kent simgesi” ile ilgili daha fazla bilgi ve istem konabilirdi. Mimari-kentsel konsept üzerinde çalışma ve program oluşturarak yarışma ya da yine üniversitenin içinde olduğu başka türden bir projelendirme süreci yaşanabilirdi.
Oysa “Tarihi Çark”ın yerel yöneticilerin söylediği gibi ‘yeniden inşası’ gibi bir yola girilirken, yani belki doğru olan bu kente simge kazandırırken biraz fazla kolaycılığa gidilmeden, geçmişin aynısı yaratılmış gibi bir iddia olmasına rağmen aslında geçmişe de benzemeyen kopyasını yapmaya çalışmak yerine bugün kentin geçmişle bağ kuran yeni bir dilini kurmaya yönelmek daha doğru olabilirdi.

Sonuçta, bu kent simgesi olması düşünülen “Tarihi Çark” da bir deneme. Bu deneme başka tasarım fikirlerinin ortaya çıkması için belki bizim bu gözlemimiz gibi başka eleştirel bakışların ortaya konmasına fırsat yaratmış olursa yeni ve başka yolların bulunmasına olanak sağlayacaktır.
Mimdap



10 Yorum
ivi ilyadis komninos
Dedemizin inşaa ettiği çark ın resmi eski Adapazarı resim arşivinde
bulunan,çark resminin altında ışık net oyun salonu yazan resimdir.
ivi ilyadis komninos
Önceki yazımın ilavesi olarak , Türkiye’de sinemacılık dalında epeyi ödül
alan Adapazarı doğumlu Yorgo ve Kriton İlyadis kardeşlerinin babaları
mühendis İlyas usta tarafından yapılan su çarkının bütün demir parçaları
kendisine ait olan döküm fabrikasında yapılmıştı.DedemizSapancadan
su kanalını açıp suyu Adapazarı çeşmelerine ulaştırmıştı.Dış kısmında
pompalarn üstünde dedemizin ismi Arapça ve Rumca yazılarla yazılı idi.
Dedemiz çarkı devlete bağış olarak yapmıştı.İlyas ustanın torunları, bugün
Yunanistan , Almanya, ve Amerikada yaşamaktadır.İlave etmek istediğim,
çark ın yayınladığınız resimden değişik tarafları olması
ivi ilyadis komninos
Bu yazıyı tesadüfen okudum,ürperdim.Ben bugün aslı bulunmayan
çarkı inşa eden Ilia Nikolaidisin torunuyum.Babam Türkiye’nin
eski sinema görüntü yönetmenlerinden Kriton İlyadistir.Çoukluğumda
ailece çarkı çok defa görmeye gitmişizdir . Elimde bu ziyaretlerden
bazı resimler bulunuyor.Beni çok duygulandırdınız.
Anonim
Yangın çıktı ve hemen görüldü. Saat tuttum itfaiye tam bir saat sonra geldi. Hemen yanında deniz itfaiyesi ve dakikada bilmem kaç litre su sıkan makineleri ve personeli vardı. Sadece seyredildi. Ardından resmi zevattan abuk açıklamalar geldi. Sanki yangın değil yangın söndürme yeteneğinin reklamı yapılıyor gibi geldi.
Mücella oradaydı ve üzüntüyle seyrediyordu yanan binayı.
Hatırlatmak isterim:
1.Her bina eğer kullanılmazsa yanar, yıkılır, çöker.
2.Bir binanın boş kalmasını işlevsiz kalmasını istemek onun yanmasını yıkılmasını çökmesini istemektir.
3.Yanan yıkılan çöken her bina politikacının istediği gibi boşluğunu dolduracağı, kişisel rant elde edeceği bir reklam aracıdır onun için.
metin yılmaz
Haydar Paşa Binası bir saat önce çıkan yangında büyük hasar gördü. İşte bu bina bir simgeydi mesela. Kentsel bir simgeyi oluşturdu yıllardır. Anadolu’nun bittiği yeri İstanbul’a giriş kapısını simgeler. Aynı zamanda demiryolu teknolojisinin kendi döneminde İstanbul’dan Bağdat’a kadar yapılmasının başlangıç noktasıdır. Yaşayan bu simgenin derhal onarılmasını bekliyorum doğrusu.
kemal ataç
Adapazarı çok emekleme devresinde bir şehir. Öyle “kent”, “kent simgesi” gibi noktalara varması zaman alacak gibi duruyor. Yaşanmışlıkların olması, sosyal hayatın yükselmesi, kültürel birikimin artması gerekir. Bakın Adapazarı sokalarında dolaşanlara. Ülkenin düşük seviyeli ekonomik profili yüzünden insanlar yetersiz eğitim ve yetersiz gelire sahipler, kentsel yaşamı çeşitli kılamıyor zenginleştiremiyorlar. Daha ziyade büyük bir köy gibi, yerel gibi kır gibi. Ancak biryerden de başlamak lazım. Bu çaba da çok olumsuz değil. Adapazarı’na başarılar…
orçun kuzey
simge süreç içinde toplumun benimsemesiyle olabilir ancak. örnek verdiğiniz Eyfel kulesi, Kızkulesi yılların süzülen gelen beğenisyle oluşan değerlerdir ve onlara simge denir. simge yapının açılışı diye birşey olmaz, simgesel değer kazanması istenir. beklenir, talep edilir. siz simge olsun diye inşa edip onun simge olmasını buyuramazssınız. kentli kendi yaşamında ona bu değeri verirse o kentin simgesi olabilir. burada yerel yönetimin belli ki kafası karışık. istiyor ki kent olsun, simge olsun. olur ama yavaş yavaş.
Alişan Ortaç
Mesire yerini biliyorum fakat Çark’ın yapıldığını sizden gördüm. Bence iyi olmuş. Çark ile mesire yeri turistik bir mana kazanmış.
bülent çeker
yine de Adapazarı için büyük kazanç diye düşünüyorum. bu tür ikonlar simgeler olmadan kent anlatılamaz.
Ceyda Aslan
Adapazarı’nın yaşadığı felaketlerden sonra birden birşey olmaya çalışması olarak, bir miktar acele bir miktar ucuza getirerek çözme çalışması olarak görüyorum. Çark ismidir gerçekte simge olan. Bu estalasyon değil.