Mimar Süleyman BOZ
Stoacılık, son yıllarda popülerliği artan “modern dertlere antik çözümler” sunan harika bir ekol olarak görülüyor. 21. YY da içine kapanan bireye hitap ettiği düşünülüyor.
Özellikle Epiktetos’un hikayesi, coğrafyamızla olan bağı nedeniyle ayrı bir öneme sahip.
Stoacılık, M.Ö. 300’lerde Kıbrıslı Zenon tarafından Atina’da kurulan bir felsefe okulu. Temel amacı şu: Kargaşa dolu bir dünyada iç huzuru nasıl buluruz?

Stoacılar dünyayı ikiye ayırır
Kontrol edebildiklerimiz:
Düşüncelerimiz, niyetlerimiz ve tepkilerimiz.
Kontrol edemediklerimiz:
Hava durumu, başkalarının ne düşündüğü, geçmiş ve şans.
Mutluluğun sırrı, enerjimizi sadece ilk gruba odaklamaktır.
EPİKTETOS VE DENİZLİ
Epiktetos, felsefe tarihinin en ilham verici figürlerinden biridir. M.S. 50 civarında bugün Denizli sınırları içinde yer alan antik kent Hierapolis’te doğmuştur.
Kölelikten Filozofluğa: Roma’ya bir köle olarak götürülmüş, orada sakat kalmış ancak efendisi tarafından felsefe eğitimi almasına izin verilmiştir. Daha sonra özgürlüğünü kazanmış ve döneminin en büyük düşünürlerinden biri olmuştur.
Epiktetos’un Hierapolisli olması, Denizli’yi aslında dünya felsefe mirasının önemli duraklarından biri yapar. Onun “zincire vurulsa da özgür kalabilen zihni”, doğduğu bu toprakların bilgeliğini yansıtır.
Ana Düşünceleri:
Epiktetos’un felsefesi üç ana sütun üzerine kuruludur.
Kontrol Odaklılık:
“Seni üzen olaylar değil, o olaylar hakkındaki yargılarındır.”
Kabulleniş (Amor Fati): Başa geleni şikayet etmeden kabul edip onu en iyi şekilde kullanmak.
Karakterin Gücü:
Bir insanın tek gerçek mülkü, kendi ahlaki karakteridir.
GÜNÜMÜZ STOACILARI
Günümüzde Stoacı Filozoflar Var mı?
Klasik anlamda “cübbe giyip okul açan” filozoflar olmasa da, bu akımı modern dünyaya uyarlayan çok güçlü isimler var.
Ryan Holiday:
Engel Yolun Kendisidir kitabıyla Stoacılığı iş dünyasına ve sporculara tanıtan isim.

Massimo Pigliucci:
Akademik felsefeyi gündelik hayata indiren bir biyolog ve filozof.
William Irvine:
Modern Stoacılığın psikolojik tekniklerine odaklanan bir yazar.
PEKİ STOA NE ANLAMA GELİYOR?
Aslında bu ismin hikayesi, felsefenin sadece fildişi kulelerde değil, halkın tam kalbinde doğduğunu gösteriyor. “Stoa” kelimesi Yunanca “direkli galeri” veya “revak” (üstü sundurma çatılı, önü açık sütunlu yürüyüş yolu) anlamına gelir.

İşte bu ismin verilmesinin üç temel nedeni:
1. Mekan Seçimi: “Stoa Poikile”
Felsefe okulunun kurucusu Kıbrıslı Zenon, öğretilerini Atina’nın merkezindeki pazar yerinde (Agora) bulunan “Stoa Poikile” (Renkli Revak) adlı yerde anlatmaya başladı. Burası duvarları resimlerle süslü, halka açık, gölgelikli bir yürüyüş yoluydu.
2. Sınıfsız Bir Felsefe
O dönemde Platon’un “Akademia”sı veya Aristoteles’in “Lise”si (Lyceum) gibi okullar şehrin dışındaki özel arazilerdeydi ve buralara girmek belli bir statü gerektiriyordu.
Stoacılar ise sokaktaydı.
Pazara giden bir tüccar, yoldan geçen bir asker veya Epiktetos gibi bir köle, bu sütunların altında durup dersleri dinleyebiliyordu.
Bu yüzden onlara “Stoa’da toplananlar” anlamında Stoacılar dendi.
3. Yaşamın İçinde Olmak
İsim, felsefenin doğasını da yansıtır.
Stoacılık; hayatın hengamesinden kaçmak değil, pazar yerinin kalabalığında, hayatın tam ortasında dimdik ve huzurlu durabilme sanatıdır. Sütunlar nasıl fırtınaya karşı sabit duruyorsa, Stoacı da hayatın fırtınalarına karşı öyle durmalıdır.
Stoacılığın ilk adı kurucusundan dolayı “Zenonculuk” olacaktı. Ancak Zenon, felsefesinin bir kişiye değil, evrensel hakikatlere dayanmasını istediği için öğretinin mekanın adıyla (Stoa) anılmasını tercih etti.

Zenon felsefeyi kuran “teorisyen”, Epiktetos ise onu hayata geçiren “uygulamacı” (praktisyen) gibidir.
Zenon: Bir “ideal devlet” (Politeia) anlayışı vardı. Tüm insanların kardeş olduğu, yasaların doğaya uygun olduğu evrensel bir dünya devleti hayal ediyordu. Daha entelektüel ve sistem odaklıydı.
Epiktetos: Siyasetle veya dünyayı değiştirmekle ilgilenmedi. O, bireyin “içsel özgürlüğü” üzerine yoğunlaştı. Bir köle olarak doğduğu için, dış dünyayı değiştirmenin imkansızlığını bizzat tecrübe etmişti. Bu yüzden sadece “zihin kalesini” tahkim etmeye odaklandı. Günümüz bireyi de bu yüzden Epiktetos’a yönelmektedir.
EPİKTETOS’TAN BAZI DÜŞÜNCELER
Epiktetos, gösterişli ve ağdalı bir dilden ziyade, insanı sarsan ve doğrudan eyleme yönelten bir üsluba sahiptir. Onun felsefesi “bilmek” değil, “olmak” üzerinedir.
Epiktetos’un binlerce yıl geçse de güncelliğini yitirmeyen, zihin açıcı bazı sözleri:
Kontrol ve Özgürlük Üzerine
”Sahip olduğumuz tek şey kendi zihnimizdir. Dış dünya ise bizim kontrolümüz dışındadır.”
”Bir insanın zincire vurulması bedeniyle ilgilidir, ruhuyla değil.”
”İnsanları üzen, olayların kendisi değil, o olaylar hakkında geliştirdikleri düşüncelerdir.”
”Mutluluğa giden tek bir yol vardır: Kontrolümüz altında olmayan şeyler için endişelenmeyi bırakmak.”

Gelişim ve Eğitim Üzerine
”Zaten bildiğini sanan bir insana, yeni bir şey öğretmek imkansızdır.”
”Eğitimin meyvesi huzur, korkusuzluk ve özgürlüktür.”
”Ne kadar çok şeye sahip olursan, o kadar çok şeyin kölesi olursun.”
”Önce kendine ne olmak istediğini söyle, sonra yapman gerekeni yap.”
Tepkiler ve Karakter Üzerine
”Sana hakaret eden kişi, ancak sen onun hakaret ettiğine inanırsan seni incitmiş olur.”
”Başınıza gelen olaylar sizi etkilemez; o olaylara verdiğiniz tepkiler hayatınızın kalitesini belirler.”
”İki kulağımız ve bir ağzımız var; bu yüzden dinlemek, konuşmaktan iki kat daha önemlidir.”
”Zorluklar, insanın gerçek karakterini ortaya çıkaran aynalardır.”
Epiktetos, 21 YY önceden, bugünün insanının sorunlarına ışık tutmayı sürdürüyor


