Güçlü Yapı, Güçlü Kent ve Herşey Ne Kadar “Güç”

7 Dakika Okuma Süresi

1999 Gölcük Depremi çok büyük bir alanı, çok geniş bir kesimi etkileyince ve bu depremin yıkıcı sonuçları çok fazla hissedilince Türkiye’de yeni bir farkındalık doğacak gibi oldu. Sanki bu ülkenin bütün toplumsal güçleri, kurumları, sorumluluk duyan makamları ve en önemlisi acı içindeki halkın kendisi samimi bir özeleştiriye girecek zannetmiştik. Yarım yamalak, hatalarla yüklü, kolaycı, eksiklerle malul geçmişini yeniden kuracak, kırılgan fiziki çevresini yeniden “yaşanabilir kent” olarak tasarlayacak, yaşam hakkını öne çıkaracak diye ummuştuk.

Yaşanan acının büyüklüğü ve dibe vurmanın herkesi eğdiği dipteki zorunlu eşitlik, bir çıkış ümidi, yeni ve samimi bir var oluş şansını ortaya çıkarmıştı; oysa…

Bir yıl içinde heyecanların nasıl tüketildiğini, samimiyetin yine bir taraflara kaçırıldığını, her kurumun kendi skor tabelasına rakam ilave etme dışında bir işlevinin kalmadığını, yaşanan “büyük şokun” etkisinden kolayca kurtulabilme ‘becerisini’ toplumsal bir kıvraklığa çeviren sıradanlığın nasıl herkesimi ve herkesi teslim aldığını yaşadık.

Buradan bir bilinç üretilemedi sonuçta. En iyi ihtimalle çıkış öneren fikirler azınlıkta kaldı, depremle mücadele yıllık kınamalar ve “anma töreni” anlayışındaki grup ve kişilere, onların temsil ettiği kurumlara kaldı.

Somut iyileştirmeler çok yetersiz kaldı şüphesiz. Hayatı az da olsa dönüştüren, sahici projeler hiç öne çıkamadı. Hamasi sözler, hep büyük laflar ya da yaşanan irili ufaklı depremlerin sonucunda “beklenen deprem ne zaman” itişmesi ile “fayın uzunluğuna, kırılacak faylara” endeksli ‘dip tartışmaları’ gündemi doldurdu.

Bugün de, işte buralarda bir yerdeyiz…

“Risk Azaltma” da Nedir ki?
Oysa Prof Dr. Murat Balamir “Türkiye’de Kentleşme ve Deprem” raporunda afet risklerine yaklaşımı bakın şöyle özetliyor:

“• BM öncülüğündeki uluslararası kuruluşlarca uygulanmakta olan yeni afetler politikası kapsamında, deprem öncesinde alınacak ‘Risk Azaltma’ önlemlerine öncelik verilmektedir.
• Bunun temel nedeni, afetler sonrasında yapılan uluslararası yardımların, daha temkinli davranışlar geliştirmek yerine, sorumsuzlukları artırmış olduğunun görülmesidir.
• Öte yandan uluslararası deneyim, risk azaltmak üzere yapılan bir birim harcama ile yedi birim kaynak kaybının önlendiğini göstermektedir.
• Uluslararası yeni politikanın diğer hedefleri: (a) risk azaltma önlemlerinin, ‘sürdürülebilirlik’ ilkesi gözetilerek her ölçekteki planlama çalışmalarına entegre edilmesi; (b) kentsel risklere önem verilmesi; (c) risk azaltma kararlarının, yalnızca yönetimler tarafından değil, risklere maruz toplum kesimleriyle birlikte alınması ve bu amaçla ‘platformlar’ oluşturulması; (d) dar gelirli kesimlerin risklerine önem verilmesi olarak özetlenebilir.”

Afetlerden sonra baba devletin “yara sarma” edebiyatı dışında bir yaklaşımı sunmamış olması alışkanlığı kolay değiştirilemiyor. Kentsel riskleri kavrayamıyor, onların “azaltılmasını” bir kentsel politika olarak göremiyor.

Kentlerimiz Depreme Karşı “Güçleniyor” mu?
Gözlem konumuza girelim ve şu, bina “güçlendirme” denen somut bir örnekten kalkarak kentsel riskleri birazcık görmeye çalışabiliriz.

guclu-kent-1

Merceğimize aldığımız konu, bir sağlık yapısı. Bu sağlık yapısı ne zaman incelenmiş, ne zaman “çürük” bulunmuş ya da 99 depreminden 11 yıl geçtikten sonra acaba son birkaç yılda mı ‘çürüğe’ çıkmış, bunu araştırmadık. Sormadık doğrusu, sormaya da yanaşmadık; duyabileceklerimizin biz daha fazla şaşırtmaması için.

guclu-kent-2

Önce belirtelim ki, bu “güçlendirme ameliyesi” gözümüze çarpınca, söz konusu sağlık kurumunu ve şimdi yapılan güçlendirme işini yermek değil maksadımız. Sonuçta biliyoruz ki, aslında önemli bir eksiklik giderilmekte. Şu anda işi yüklenen firma ve onun prosesleriyle ilgili gözlemlediğimiz bir eleştiri de yok. Biz tamamen orada “güçlendirilen yapının” duruşu ile ilgilenmek, gözlemimizi yürütmek istiyoruz.

guclu-kent-3

Bir sağlık kurumu, deprem sırasında en acil hizmet vermesi gereken kurumların başında olarak özellikle yıkılmaması icap eden binalardan aslında. Eğer zafiyeti tespit edilmişse kamu sağlığını daha fazla tehdit etmemesi için bu durumu “birinci öncelikli” olarak düzeltilmeli ya da düzeltilmeliydi. Yıkılması gerekiyorsa yıkılacak, takviye edilerek ayakta kalacaksa derhal bu işlemin yapılması şarttı.

guclu-kent-4

Peki ama nasıl olmuş da 11 sene sonra bu sağlık yapısına “sıra” gelmiş, bu durumu acaba eleştirmeli miyiz yoksa “iyi işte sıra bugün gelmiş, en azından bugün güçlendiriliyor” diye sevinmeli miyiz, bu hususun değerlendirmesini paylaşımcılarımıza bırakıyoruz.

Gözleme Aldığımız Binaya Bakın
Artık bu nesneye bina demek yerine belki soyulmuş, daha ziyade “mevcut taşıyıcı” sistemi kalmış karkas mı demek doğru olur bilemiyoruz. Fakat işlem görmekte olan bu karkasa bakınca,

guclu-kent-5-6-7

• Yapının sıradan bir müteahhitlik sistemi ile, sıradan bir işçilikle yapıldığı,
• İstanbul deprem yönetmeliğinin muhtemelen kırk sene önceki değerleriyle yola çıkıldığı,
• Taşıyıcı unsurlarda çok az çelik kullanıldığı,
a) Kolonlarda düz demirlerin hem çap hem adet olarak “az” olduğu
b) Kolonlarda ve kirişlerde etriye sayılarının çok az olduğu,
c) Depreme karşı kolon kiriş birleşimlerinde yeterli sıklaştırmaların hiç bulunmadığı, böyle bir kurala hiç uyulmadığı,

guclu-kent-8

• Kullanılan çeliğin pas payı bozukluklarından korozyonla nerdeyse azalarak eridiği,
• Kaba gözle bakıldığında kötü kalitede bir beton kullanıldığı,
• Yine soyulmuş binada çelik işçiliğinin özensiz bulunduğu, filizlerin kancasız, düşey montajların birbirini takip etmeksizin yapılması gibi eksiklerin olduğu
• Yapının döşemelerinin kirişlere taşıtılmasında eksen kaymalarının bulunması,
• Dış duvarların ağır yapısı ve tavana kadar pencerelerin mütemadiliği ve parapetlerin yüklü olması nedeniyle “kısa kolon” etkisine açık olması,
• Zayıf düşey taşıyıcı kalın döşeme betonu stiline göre yapıldığı gibi birçok nokta hemen görülebiliyor.

guclu-kent-9

Bu güçlendirme projesinin sayısal değerlerine hiç girmeden, oradan atıfta bulunmadan bu yapı ve bunun gibi aslında hayatımızın içinde bir “sağlık yapısı” olmadığı için önceliğinin bulunmaması nedeniyle hiçbir güçlendirmenin konusu olamayan, ama içinde on binlerce insanın yaşamaya devam ettiği binlerce binanın kaderini düşünelim…

guclu-kent-10

Zurnanın Zırt Dediği Yer
Geç kalmış bir “güçlendirmeden” kalkarak, bir yapının ne zaman güçlendirileceği, ne zaman güçlendirmenin yeterince inandırıcı olmadığı falan gibi konularda statik sohbetlere girmek, inşaat mühendisliği ile mimarların kırılma noktalarına temas etmek gibi bir niyetimiz yok. Piyasa proje ve işlerinde konusu bu olan bir dizi tartışma depremden sonraki yıllarda büyük oranda bitirildi. Bu tartışma, konunun aktörleri tarafından yine “aile içi” sohbetlerde sırası geldiğinde tüketilir nasıl olsa.

Ama bugün güçlendirilmesine karar verilen yani yıkılabilir olduğu belgelendiği için yıkılmaması için önlem alınan bu yapının kardeşleri, ikizlerine bakalım çevremizde. Aynı yapım yolu ve yöntemleriyle kentlerimizin yapı stokunu oluşturan on binlerce içinde yaşamaya devam ettiğimiz binalara bakalım.

Aynı sokakta ya da öteki mahallede sıra sıra duran betonarme apartmanların bu yapıdan farkı ne? Bir kısmı belki de bu sağlık yapısından bile özensiz yapılmış değil mi? Olası deprem şimdi güçlendirilen binaya farklı, onun kardeşlerine daha mı farklı davranacak?

Gelin bu kentin afet risklerine karşı nasıl savunulacağını, risklerin nasıl azaltılacağını, kentlerin yaşanabilir güvenli kent olmasını bugünden düşünelim. Elimizden bir şey geliyorsa “o bir şeyi” afaki tartışmalara girmeden yapmaya çalışalım.

Mimdap

8 Yorum

  1. Azmi İzmirli

    Demir Çekmeye, beton ise basınca mukavemetlidir. Yukarıdaki örnekte demirin rolü sadece betonu da bir değirmen gibi parçalayacak kadardır. Sıva ile kalıp beton nitelikleri sağlamak mümkün değildir. Çünkü her durumda sıva ile beton arasında bir film oluşacak ve deprem sırasında başka filmlere neden olacaktır. Halbuki bu aşamada şu binayı yıkıp yeniden yapmak her bakımdan çok daha akıllıca olacaktır. Hem gerçekten sağlam bir yapı elde edilecek, hem de günümüz mimarisine uyan çok daha kullanışlı kentimize yakışır bir görüntü ortaya çıkacaktı. Akıl tutulması dedikleri bu olsa gerek.

  2. nebahat çöllü

    bu yapı bu yolla güçlendirilmiş mi oldu yani? her tarafı sorunlu, çok güzel analiz etmişsiniz. bunları “mantolama” diye bir yolla tekrar betonlayıp kütleyi arttırıyorlar ve al sana güçlendi. yukarda anlattığınız gibi güçlenmiş sayılan bu binaları bir de depremden sonra görmek lazım.

  3. DERGAN ÇARPAR

    İnşaat yapımı cebinde parası olan ehliyetsiz ve bilgisiz kişilerce yapıldığı sürece bu sonuçlarla daha çok karşılaşacağiz.
    Yapı denetim firmaları bile bunun önüne geçemez, çünkü çoğu büyük kırımlarla iş alıyorlar. Aldıkları para ile gerçek bir denetim yapamayacakları ortada.
    Depreme önlem; İnşaat yapımı, sağlığa verilen önem kadar önemsenmezse önüne geçilemez. Meslek adamı olmayanların inşaat yapmaları kesinlikle yasa ile engellenmeli.

  4. Lalehan

    Depreme karşı önlemlerde çok geç kalıyoruz ve zaman su gibi akıp geçiyor. Keşke diyeceğimiz günler olmaz umarım. Burada gösterilenler ne denli zmana yenik düştüğümüzün göstergesi.

  5. lütfü caymaz

    Burada teşhir edilen sıradan yapı düzenimizin içler acısı hali tama olarak kavranmadan bu kentler sağlık kazanmaz. Zira bu yapıların benzerleri ve daha fenaları pimi çekilmiş bomba gibi oralarda beklemektedir. Bu kentlerin sırf deprem gözlüğünden baksak bile toptan yenilenmesi gerekir. Aradan geçen on yılda şimdiye kadar en tehlikeli olanlardan az tehlikeliye doğru kent yapıları sınıflanmış olmalı en kötüleri ortadan kaldırılmalı, diğerlerine özelliklerine göre sırasıyla şimdiye kadar müdahale edilmeliydi. Şu fotoğraflarda görülen manzara 2001 yılı için hadi diyelim 2003 yılı için mazur görülebilir. 2010 yılında daha sağlık yapısının haline bak ve yeni tamire alınmış. Bu vaziyet pejmurdelik, umursamazlıkla falan açıklanmaz. Bunu açıklamak için daha çok düşünmek lazım.

  6. Nülüfer Akçal

    İçinde var olduğumuz yapılı çevrenin “sağlam” olamdığını biliyoruz. Sanki bir şeye sığınıp, biraz daha zaman var nasıl olsa alışkanlığı ve rehavetiyle davranıyoruz ve artık işin ucu kaçtı. Yıkılabilecek evlerde okullarda sağlık merkezlerinde işyerlerinde ve hatta sokaklarda sanki birşey yokmuş gibi kaygısızca yaşamaya devam ediyoruz. Birşey bizi korur zannediyoruz ama o yapıların ağır sıvaları ve anlamsız duvarları soyulunca yukarıdaki fotoğraftaki iskelet ortaya çıkıyor. İskelet tam bir felaket. Söylendiği gibi bu iskelet olası diğerlerine oranla en kötüsü değil, ortalama iyi olanlardan bence. İlk sarsıntıda yerle bir olanlar var ve bir risk avcığı yapıp bu anında çökecekleri bulmak lazım.
    Hemen şimdi.

  7. İlyas Şimşek

    Çok önemli bir hususa değinmişsiniz. Biz bütün ulus olarak kendi kendimizi kandırmaya devam ediyoruz. Her an yıkılmaya riskli yapılarda hiç birşey yokmuş gibi oturmaya devam ediyoruz. Bayındırlık bakanlığı ve belediyeler bu konuda hiç sorumluluk taşımıyor gibi davranıyorlar. Hiç sorumlulukları yok sanki.

  8. coşkun ateş

    güçlendirmeler 2000-2002 yılları arasında bir miktar yapıldı ve bitti. bu yapı kamu binası olduğu için söylediğiniz gibi sırası gelmiş yahut beklenen para bulunmuş şimdi güçlendiriliyor.
    ama çok haklısınız aslında etrafta bundan çok daha kötü binalar var ve dışından da belli oluyor kötü durumda oldukları. ve de hepsi kaderini bekliyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir