“Emek” La Scala Renovasyonu Sinemaskopu

11 Dakika Okuma Süresi

Bu defa “gözlem” bölümümüze aldığımız 2002’de projelendirilip 2004’te ise inşası biten La Scala Opera Evi, İtalya’dan. Milano’da yer alan tarihi opera binası bir değişim geçiriyor bundan altı yıl kadar önce. Tarihi çevrede, tarihi yapıya usta mimar Mario Botta tarafından bir müdahale yapılıp yenileme projesi uygulanıyor.

la-scala-7

La Scala’nın yeri

Belki portalımızda “proje” bölümünde anlatılıp izleyicilere sunulabilecek olan bu önemli tasarımı “gözlem” bölümünden yayınlarken, son zamanlarda sıklıkla güncel basına kadar yansıyan tarihi çevredeki projeler üzerindeki tartışmaya bir pencere açmak istiyoruz. Hatta sözü Emek Sineması’na kadar getirmek istiyoruz. Daha doğrusu katılımcıların olası yorumlarıyla sözün buraya taşınmasını ummak istiyoruz.

Sözü bu sıralarda gündemde olan “Emek Sineması”nı içeren projeye getirmeye çalışırken, şu anda çeşitli kesimler tarafından eleştirilen bir çalışmaya ‘destek’ çıkmak ya da tersi yapılan eleştiri salvosuna olduğu gibi katılmak yollarının peşinde değiliz. Bunlardan başka bir şeyin yapılabileceğini göstermek istiyoruz. Ortaya çıkmış, bugün var olan, tasarımcısı dünya çapında bilinen bir mimarın Milano örneğinden “nelerin nasıl yapıldığına” dair çıkarımda bulunmayı, düzgün bir örnek üzerinde fikirler geliştirmeyi önemli bulduk ve buraya aktarırken somut bir tasarım üzerinde konuyu geliştirmek  istedik.

Aynen koruma mı?
Tarihi çevrede koruma ağırlıklı projelerde koruma fikrine yaklaşımların, koruma nesnesine bakışlar ve onu bugünün kullanımlarıyla (eğer kendisi gezilecek bir anıt-müze değilse) yeniden değerlendirmelerin ve üzerine farklı yaklaşımların olduğunu biliyoruz. Zaten bir anıt-müze yapıysa sorun yok elbette, olduğu biçimiyle koruyup içinde müze fonksiyonuna uygun düzenlemelerle maksada yaklaşıyorsunuz.

la-scala-11

La Scala Tiyatrosu ve meydanı

Bu yollardan biri  sayılan “olduğu gibi” tarihsel değeri olan yapının bugüne taşınması ise, sadece tekniğine uygun fazlalıklarından arındırılması, temizliğinin ve onarımların yapılması, yine tekniğine uygun olarak eskiden kalan katmanların ortaya çıkarılması ve sergilenmesini içeriyor.  Bu yapılar aslında bugüne kadar gelirken çoğu zaman tarihsel süreçlerde “aynen korunmayıp” günün gereklerine göre ekler almış, değişik nedenlerle başlaşmış da olabilirler. Çok doğaldır ki, günün yapı teknolojisi ya da o zamanların yapma biçimlerine veya olanaklara göre tamir edilmiş olabilirler. Bazen bir zamanlarda okul, hastane, kışla ya da genel olarak söylemek gerekirse başlangıç kurgusundan çok farklı işlevler almış, bu yüzden iç mekanlarında bölüntüler, değişmeler, kaldırmalar yapılmış bulunabilir. Şu anda  “kültürün parçası” olarak nitelenen ve  bugün yaklaştığınızda “aynen” korumaya çalıştığımız bina için bile geçmiş süreçlerini yansıtmak, korunanın geçirdiği değişimleri fark ettirmek gibi bir görev vardır.

Böyle bir okumayı kültür varlığı olan yapılarda nasıl yapacağız? Sadece “yıkmak mı- korumak mı” kalın çelişkisi  ve söylemi ile bu iş başarılabilir mi?

Tarihsel çevredeki her mevzu da, tasarlamak ve yeniden yorumlamayı tamamen aforoz ederek, güncellemeyi ve yenilemeyi “mimarlık dışı” bulmaya çalışarak, yapıların da süreçler gibi değişimlerle hayatta kaldığını redderek ve buradan bir ‘toplumsal dil’ kalıplamanın nelere kadir olduğunu görmekteyiz. Güncel siyasetin sınırlarında dolaşan kaygılarla konuları etikleştirici, hatta bu yolla ele aldığı nesneyi “etik-dışı”laştırıcı, günlük dille kesimler arasında bilgi kırılması yaratarak dış bükey; ıraksak iklimde mimarlık ne kadar konuşulabilir bilinmez ama bu “etikçi” dilin kendi güzergahında bundan sonra nelere yol açabileceği gerçeği daha çok sürprize açık.

İşte bu yüzden de doğru düzgün işleri gözlemlemek gerekiyor…

Mario Botta’nın müdahalesi ya da “koruması”
M. Botta tarafından La Scala Opera Evi’nin ele alınışını, eski durumunu, müdahale noktalarını ve biçimlerini farklılıklar gösteren ayrıntılı çizim ve görsellerle ele alalım. Neyin nasıl değiştiğine, Botta’nın yeni dokunuşlarının var olanı nasıl farklı kıldığına proje dilyle bakalım.

Bu projeyi öncelikle kaynağından biraz tanıyalım:

Milano’da bulunan La Scala Opera Evi’nin renovasyon ve yeniden yapılandırılması, tepe noktasında La Scala meydanının yer aldığı ve iki uzun kenarını Filodrammatici ve Verdi Caddelerinin oluşturduğu bir üçgeni etkilemektedir. Verdi Caddesi üzerindeki yapılaşmada, Piermarini’nin tasarladığı şekliyle opera binası ve arka sahne alanının üstünlüğü göze çarparken, Filodrammatici Caddesi’nde operaya 19. yy’da yapılan ekler yer alır. Son yapılan düzenleme, daha önceden sürekli olarak yapılan ve cepheleri bir bütün olarak korurken orijinal planı ve yerleşimi avlu ve çatı eklentileriyle değiştiren dönüşümlerin sonucudur. Önerilen mimari müdahalede dört odak bulunmaktadır: korumacı restorasyon, sahne kulesi, Filodrammatici Caddesi üzerindeki çatıda hizmet enstalasyonları ve daha sonraki bir zamanda da Verdi Caddesi üzerindeki eski San Paolo bankası binasının yenilenmesi.

la-scala-17

 Aksonometrik Perspektif. Projede maviler eski, kırmızılar yeni tasarımı göstermektedir

la-scala-9

Boyuna Kesit. Projede maviler eski, kırmızılar yeni tasarımı göstermektedir

Korumacı restorasyon, Piermarini’nin oditoryumu ve eski 19. yy Casinó Ricordi üzerinden yürütülecek. Orijinal yapının restorasyonu, yıllar içerisinde eklenmiş parçaların çıkartılıp orijinal detayların eski haline getirilmesi ve sahnenin görünümünü iyileştirmek amacıyla koltukların yüksekliğinin hafifçe arttırılması şeklinde gerçekleştiriliyor.Yeni bir teknik yapının ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tasarlanan en önemli müdahale olan sahne kulesi, çatı yüksekliğini yol kotundan 37,80 metreye çıkarıyor ve orkestra yerini ise yol kotundan 16 metre aşağıya yerleştiriyor. Kulenin arkasındaki katlarda, çatı yüksekliği kuleninkiyle aynı olan 6 tane prova odası yerleştiriliyor. Kulenin dikey genişlemesi, Verdi caddesinde cepheden 2,5 metre paralel kenar gibi bir görüntü oluşturuyor.

la-scala-10

Enine Kesit. Projede maviler eski, kırmızılar yeni tasarımı göstermektedir

Filodrammatici Caddesi üzerinde yerleştirilen hizmet bölümü için mevcut çatı eklemelerini kaldırılarak cephenin orijinal görüntüsüne dönülecek. Cadde cephesinin arkasında kalan giriş katı, sahnenin sol tarafında, eskiden la Piccola Scala’nın bulunduğu yerde yeni bir mekan oluşturularak yeniden düzenleniyor.

la-scala-8

Ana sahne korunan bölümler arasındadır

19. yy’ın Casinó Ricordi’sinin arkasında kalan avlu temizlenerek tekrar boşaltılıp, geçen yıllar içerisinde karmakarışık yapılan eklentiler yıkılarak yerine bir opera evinin ihtiyacı olan tüm hizmetleri (giyinme odaları, değişme odaları, kantin vb) içine alan eliptik, tek bir kütle yerleştiriliyor. Bu, sahne kulesinin bir yanına yerleştirilen kendine ait bir görsel anatomisi bulunan yeni bir hacimdir.

La Scala’nın tarihsel süreç içerisinde değişimi veya değişimin sinemaskopu

la-scala-1

la-scala-2

La Scala Opera Evi’nin eski hali

la-scala-3

M. Botta’nın mevcut bina üzerine eskizleri

la-scala-4

İnşaat Sürecinde La Scala

la-scala-6

Gece vakti aydınlatılmış La Skala

Tekrar dönersek…
İşte bir koruma ve renovasyon projesi. Gözlem bölümünde nokta koyacak değerlendirmeler yapmaktan ziyade “proje tartışmayı “ istiyoruz apaçık. Emek Sineması’nı içeren projeyle karşılaştırmak belki ilerletici, belki biraz da kışkırtıcı olur diye düşündük baştan. Gündemdeki proje ile birebir benzerlikler kurmadan…

la-scala-16

Tartışmaları süren Emek Sineması

Fakat, La Scala projesinin dış görünüşleri, çizimleri ve imajlar üzerinden baktığımızda bile kararlı, net çözüm anlayışı, ustalıklı bir form kurgusu, Scala Opera gövdesiyle aynı doku ve renkte yeni kütleleri, sahne arkası sofita boşluğu yüzünden iri gerekmesine rağmen büyük kutunun olabildiğince sade tutulması, fazladan hiçbir oyuna gidilmeden tertemiz bir çizgide bitirilişi… göze geliyor.

M.Botta’nın imzası gibi olan yuvarlaklık, yuvarlak delik burada eliptik bir yeni bina formu olarak ortaya çıkması, taş ya da tuğla tarzında masif malzeme kullanımı gibi mimarın kendi üslubunu hatırlatması dışında hiçbir kararsız müdahalenin bulunmadığını teslim etmemiz lazım. Teslim edelim ki, boşaltılan arka bahçelerde ya da baskın nitelikli tarihi yapıların yanında gerçekleştirilen yeni yapıların üst üst üste yığılan karışık geometrilerle tasarlanmasına gerek var mı yok mu anlaşılsın.

la-scala-12

Tarihi cephe ve ardında yeni tasarım

la-scala-13

la-scala-14

M. Botta’nın imza niteliğinde müdahaleleri

Yenileme projeleri
Koruma geçmişimiz bina ölçeğindeki örneklerle tartışlmaktadır. Sokak ölçeğinde olanlar bile sayıldır. Kapsamlı bir bölge ölçeğinde olanlar yeni konuşulmaya başlanmıştır, bitmiş örnekler yok gibidir. Tarihi bölgelerde yapılacak kapsamlı düzenleme, hem yenileme ve hem koruma (bir arada) ya da salt koruma projelerinde yeni sayılabilecek olan pratiğimizle daha kavramların yerine oturmadığını açık yüreklilikle kabul etmeliyiz. Kavramlara dayalı olarak ortaya konan tezin ve anti tezin örnekleri yokken bu tartışmadan anlaşılan şeyin de farklı  farklı olduğu görülmektedir. Sit alanı ilan edilen bir bölgedeki ağırlıkla doku özelliğinden dolayı korumaya alınmış yapı stoğu ile 1.grup tarihi eser diye tanımlanan yapılar için getirilen önermelerin sıklıkla bir tutulduğu görünmektedir.

La Scala mesela bizde 1. grup tarihi eser sayılan türden bir yapı ve kompleksidir. Bir mimar olarak bizde olsa belki de bu yapının “yenilenmesinden” söz etmek dahi çok sorun yaratabilir. Son günlerin tartışmacı ve sözcülerine kalacak olsa burada ancak “olduğu gibi koruma” dan bahsetmek ‘etik’ görülebilir. Hatta “hiç ellememek” en doğrusu sayılabilir. Daha ötesine geçtiğinizde “korumadığınız, yıktığınız, yıkıp yerine başka bir şey yaptığınız, yıkıp önüne tiyatro dekoru gibi eski cephesini yerleştirdiğiniz…” gibi bir miktar ‘mimari doz’ da içeren eleştirilere maruz kalabilirsiniz. Ama bundan daha ötede yaygın bir şekilde “tarihi yok etmek, kültür kıyıcısı…” olmak biçiminde ve çoğunlukla bu çizgiyi daha aşan oranlarda gündelik dille yapılacak suçlamalara da muhattap olabilirsiniz.

la-scala-15

Sofita kütlesi kenarında  kalan ve dar sokağa bakan tarihi cephe burada olduğu gibi Türkiye’de yapılsa yahut bu biçimiyle korunsa buna ne derler acaba? Yeni yapıya “tarihi dekor” takılmış diye nitelerler mi mesela…

Demek ki, henüz bu konularda bir anlaşma, mesleki düzeyde fikri kanallarda uzlaşı yoktur. O takdirde, “bu durum nasıl aşılabilir” sorusu gündeme gelmelidir.

Masa başında fikirler üstüne fikirler üretmek kadar “projeler” üzerinde de konuşmanın daha önemli olduğunu kabul ediyoruz. Tarihi kent mekanlarını ve binalarını korumaya ve bugüne taşımaya gayret ettiğini bildiğimiz özellikle Avrupa ülkelerinin bu konulardaki proje ve uygulamalarına da göz atmanın önemli olduğunu belirtmeliyiz. Daha çok örnek ve daha çok proje bakış çeşitliliği getirecektir. Artan yenilikçi fikirleri, eski ile yeni arasında kurulan bağı sözel diskurlarla bellemek yerine başarılmış örneklerinden daha çok izlemek, bunlardan bir çok ip ucu yakalamak daha faydalı olur diye umuyoruz. La Scala bunlardan bir mesela.

Karşılıklı bilgi edinme sürecinin açık olduğu ortamlarda; proje üzerinde yapılacak tartışmaların daha yaklaştırıcı olabileceğini düşünüyoruz.

Mimdap
Kaynaklar: teatri “architetture 1980-2005 (Marino Narpozzi), Mario Botta internet sitesi

15 Yorum

  1. zeynep

    Emek Sineması örneğini La Scala ile karşılaştırırken proje yetkilileri tarafından söylenen renevasyon değil movingdir. Yani ne yaptıklarının kendileride farkında değil sanırım. Benim gördüğüm ise renevasyon, moving ve vandallık karışımı bir rezalet…

  2. lütfü caymaz

    Nefis bir çalışma. Yenilemenin nasıl birşey olduğunu hepimize açık açık gösteriyor. Şimdi bizde yenilemeye ve dönüşüme karşı çıkmak için kendini zorlayan düşünce sistemleri açmaz içinde. Nasıl bir karşı çıkış bulacaklarını bilemeyip, unesko şunu söylüyor, kurullar bunu söylüyor gibi esasen çok tartışmalı meseleleri karşımıza getiriyorlar. Emek sinemasının korunması ile onun yerine yapılacak binanın niteliğine, işlevine karşı çıkmakla tarihi alanda yenilemeye karşı çıkmayı mugalata düzeyinde karıştırmak nasıl bir çelişki dir? Nasıl bir kafa karışıklığıdır?

  3. remziye alataş

    ders gibi bir arkadaşın dediği gibi. çok yerinde ve ölçeğine uygun kaliteli bir yaklaşım. örnekse işte yenileme örneği denilecek bir şey bana göre.

  4. orçun kuzey

    M. Botta büyük montanlı ve sağır sayılan masif kütlelerin yapılmasında dünyadaki birkaç usta mimardan biri. Üstelik onun tasarımı bugünün hoşa giden değerleriyle ifade edilmekten daha çok kalıcı bir etkinin, taş mimarsisinin uzantısı gibi sanki. Yüzyılların ardından yüzyıllara dek sürecek gibi. Şimdi bu kadar kökü olan bir tasarım abidesinin yaptığını tarihi yapının yanında şöyle mi duruyor böyle mi duruyor diye eleştiri konusu yapmaya yeltenmek bizim ülkemizin garipliklerinden başka birşey olamaz. Garip bile değil komik. M. Botta La Scala meydanına yine tarihe geçecek bir yapı yapmış. Eskiyi değiştirmiş. Tarihi yapıyı yenilemiş. Eline sağlık, çok iyi olmuş. Mimarlık yapmayanların kafalarında oluşturdukları hastalıklı fikirlerle mimarlık edimi yargılanmaya çalışılırsa bu ortaçağ engizisyonunu geri getirmekten farksız olur.

  5. Nurettin Çöllü

    emek tartışması kendi şirazesinden çıktı çoktan. ne söylersen bir kampı ifade etmekten başka bir anlam taşımaz bu dakikadan sonra.
    la scala hakikaten emek’ten bir kaç yönüyle bence farklı. bir kere korunan da yerine yapılan ilave de yenilenen kısm da hepsi doğru dürüst mimari birikimler ve tasarımlar. la scala bir meydana bakıyor, çok gün içinde tam birinci sınıf eser. öyle sokak arasında bir apartmanın altından arkaya geçilen bir yer değil.
    ölçeği ve dozu iyi ayarlanarak la scala’da olduğu gibi yenilemeler yapılmalıdır. işte örnek budur mesela, tartışma yaparken bu resimleri yan yana koymalı ve ona göre göz ucuyla bakıp konuşmalı.

  6. F. Emin Çetin

    En çetrefil konulardan biri bu yaşatma meselesi. Koruma meselesi de öyle. Doğrudur bir itişme gibi toplumda bu bahisler. Ne yazık ki daha medeni usullerde bir tartışma zemini yok.
    Ben Emek’in yaşatılmasını istiyorum özünde. Basında okuduğum şimdi değişen sinema hayatıyla ilgili yazıları, kitlelerin yeni sinema beklentilerini okuduğumda bu kadar büyük salonların çok seçenekli film piyasasında her doldurmanın mümkün olmadığını gösteriyor. Sonra Emek’in Beyoğlu’ndaki yerini biliyorum, o sokağa binlerce insanın bir tek salon filmi için girip çıkmasını bugünün şartlarında mümkün görmüyorum. Vel hasıl değişen çok şey var.
    Bu kadar değişime rağmen Emek yaşatılmaı diyorum yine de. Bir yol bulunmalı. ICOMOS gibi bana göre tarafsızlığı tartışılır bir kurumun bugünkü açıklamasını okuduğumda daha çok şaşırdım. Emek’in binasının da tarihi olduğunu söylüyor ve olduğu şekliyle binanın korunmasından bahsediyor. Bu miktarda tutuculukla kültür değereleri meselesi gündeme gelirse ortam tıkanır. Nasıl korunacağına binasıyla (ki bina gerçekten derme çatma, zamanında geçici yapı gibi yapılmış bir hangar adeta) derseniz, sinemanın içi, tavan ve duvar bezemelerinin öneminden yapıldığı zamanın özelliğini taşıdığından söz etmez iseniz gündemi kilitlersiniz. Benim gibi Emek’in korunmasını isteyenler dışlanmış olur. Pratikte orası öylece korunmaz, öylece tabiatın orayı yok etmesine dönüşür ne ülke ne İstanbul ne İCOMOS bundan birşey kazanmaz. Demagoji kazanır.

  7. Alican Güler

    kimse normalde tartışma yapmıyor bence. gazetesinde köşesinde kurumsal açıklamasında birşey tartışmıyor ki fikir beyan ediyor. bu şudur diyor ve geçiyor. karşılıklı etkileşim diye birşey yok yani. beyanatlar var sonuçta. emek yıkılmasın temelli çoğu. hoşa da gidiyor. ama buradan ne olacağı çıkmıyor. en sonunda emek’in kaderi de çıkmıyor.

  8. melek genli

    girişiminiz ve somut bir proje üzerinde durumu gösterdiğiniz için teşekkürler.
    her an parçalara bölünmeye müsait bir toplum yapısında emek sineması ile ilgili çıkan tartışmaları biliyoruz. nereye doğru ilerlediği görülüyor. kimseye bir faydası yok bu denli kıyasıya kutuplaşmanın.
    emek sinemasının korunması bir mimari istekten öte bir sosyal -ekonomik durumu gerekli kılıyor. nasıl kullanacaksınız orayı? bunu anlamadan konuşmak lüzumsuz. hadi korunsun söylendiği gibi, bırakın iş hanı pasaj filan yapmayı. sinema olarak bugünkü ihtiyaçlara cevap verir mi? bundan ümidiniz var mı? tanıtımlar dışında nasıl bir işlevi olur?
    bunlar önemli değil, yine de olduğu yerde olduğu gibi korunsun diyorsak, burada mutabık isek o zaman buna ait bir fonu devletten, belediyeden, bir kurumdan neydense artık bulup ortaya koymamız lazım. özel bir mülke ve kiralama sistemine sahip yer konusunda konuşmak ve istek beyan etmekle olmaz sadece.
    bunlar bir yana, bugünkü projei ve onun emek sinemasını koruma çabasını eleştirmek mümkün elbette. o zaman ise proje üzerinde yapıcı, yönlendirici bir önermelerde bulunmak gerekir. o zaman daha etkili bir yol takip edilmiş olur. yok öyle yapılmaz, buna koruma mı denir şeklinde saman alevi gibi yanıp sönmenin bir faydası yok.

  9. derya çiçek

    M. Botta’nın kapasite artımı amaçlı renovasyonu tek kelimeyle ustalıklı bir müdahale, usta işi tasarım. Harcı alem eleştirilerle doğru düzgün, ne yaptığını bilen tasarımcılara laf söylenemez. Bir mantığı varsa herşey tartışılır fakat koruma kriterleri denen şey iki kere iki değildir. Yorum yapmayı yasaklarsanız, kilitlerseniz, ayıplarsanız mimarlık ölür.

  10. Cemal Kozlu

    Sayın “anonim” haber yorum altına önce adınızı yazın diyorsunuz da önce siz buna başlasanız derim ben. “anonim” rumuzu oldu mu şimdi?
    Diğer yandan ben bu haberi okuduğumda bir mevzuat tartışması yapılsın beklemiyorum. Bunu Mimarlar Odası avukatları aracılığı ile sayfalar dolusu Mimarlara Mektup dergisinde yapıyorlar. Her ay da bize yolluyorlar. Kaç kişi tek kelimesini okuyor çok merak ediyorum. Mimdap’ın burada yaptığı tasarımcı bir mimarın ölçütleriyle meseleye yanaşmak yönünde bazı sorgulamaları yapabilmek. Bana göre ki mimarlık ortamında asıl eksik bu bence. Biz önce uluslararası mevzuatlara vaya bizim mevzuatımıza nasıl uyar diye bakıyoruz. Uyarsa ne iyi, uymazsa ?
    Bunu duyan mimarlık kültürünün mevzuat yazıcıların arkasından ilerlediğini zanneder. Mevzuat denilen şey, somut pratikte yaşananlar ile değişir, dönüşür. Yurt dışı örneklerdeki özgünlüğü, özgürlüğü, tasarım dikkatini, yaratıcı düşünce çeşitliliğini nasıl yakalayabiliriz ki yoksa?
    Buradaki tartışmanın sizi Emek sineması yıkılması meselesine taşımak istemesi -bana göre burada bire biraynılaştırılmış yorum yapılmamış- sıkmış olabilir. Yahut bu konuya bir miktar sempatiyle bakıldığı zannıyla rahatsız olduysanız onu bilemem. Bence dünyada neler oluyor bizde neler tartışılıyor bu kıyaslama bile yeterince faydalı.
    Ne yani şimdi bizdeki “Türkiye Cumhuriyeti Koruma Mevzuatını” buraya dip not ve ya dosya eki yapıp verseler herşeyi daha iyi mi öğreneceğiz?
    Kafa karışıklığından kurtulup, bizdeki “yegane koruma politikası” sandığımız metni ezberlediğimizde tarihi çevremiz bundan daha iyi mi korunacak? Yıllardır bunu yapanlar var ve ne durumda olduğumuzu herhalde tartışacak değiliz. Apaçık gerçek herkses tarafından malum.
    Bütün mevzuat bilinse şehirlerimize nur yağacak mı diyorsunuz?
    İçimizdeki yangını söndürmeden, kendi çelişkilerimizi aşmadan, herkese tavsiye ettiğimiz düşünce özgürlüğünü bireysel olarak bir mimar özgüveniyle ilan edemeden, kendimizle bile yüzleşmeden herşey çok zor gerçekten. Tarihin her döneminde ve modern zamanlarda bile tabular düşünceyi sınırlamaya çalışır. Tabuları kırmak ise atomu parçalamaktan çoğu zaman daha zor olabilir.
    Saygılar

  11. anonim

    Gözlem kaygınızı anlayabiliyorum. Ancak bu konuda sahip olduğunuz yüzeyel bilgiyi bir Türkiye gerçeği anlatır gibi ballandırmanız kabul edilebilir değil. Önce yazdığınız haber/yorum altına adınızı yazın ve haber tekniği ile tarafsız bir sunum yapın. Daha sonra Uluslararası konvansiyonlar bağlamında konuyu ortaya koyun. Son olarak da Türkiye Cumhuriyeti Koruma mevzuatından doğrudan alıntılar yapın ki konuyu bilmeyenleri veya az bilenleri yanıltmayın.

  12. Cemal Kozlu

    burada anlattığınız konu ve La Scala gözlemi içinde yaptığınız eleştiri çok İNCE kalmış. zaten korumacılıkla ilgili saçmalıkları bilenler ve bu memlekette nelerin bu koruma sosuyla örtülerekten aslında hiç birşeyin korunmaz hale getirildiğinin farkında olanlar söylediklerinize iştirak edeceklerdir. ama bunun dışında kalanlara gözlemdeki hitabetiniz işlemez. onalrın bu yaklaşmdan, örnek yapıdan, uygulanmış renavasyondan bişey öğrenmek gibi bir dertleri yok zaten de.
    en azından bir belge sunmuşsunuz ve tümüyle umutsuzluğa sürüklenecek olan genç mimarlar için biraz moralgetirmişsiniz , ben de bundan memnunun doğrusu.

  13. Anonim

    Zamana uydurmadan, dönüştürmeden, değiştirmeden korumak mümkün mü?
    Bunun tek bir cevabı var: imkansız.
    Emek için yürüyüş yapmak çok güzel ama ona yaşamasını sağlayacak, yani ekonomik olarak ayakta durmasını sağlayacak olanaklar kavuşturmaya çalışmak çok daha güzel.
    Ben televizyonlara çıkan oda yöneticilerinin hiç bir şekilde samimi olduklarını zannetmiyorum. Hele, ucuz bir popilizmle haklarını korumakla yükümlü olduğu meslektaşlarına saldıran bir de akademisyen, oda yöneticilerini gördüğüm zaman tiksiniyorum. Çünkü samimi olmadıkları alternatifler üretmedikleri, yada alternatiflere olaraklar sağlayacak herşeye karşı olarak seçim kazandıkları için zamanı durdurmayı marifet zannettikleri ortada.
    Zavallı emek sineması.
    Zavallı türk mimarlığı…
    Haydi bir yürüyüş de LA SCALA için yapalım.
    Yürüyüşe italyan konsolosluğundan başlar eski italyan hastanesinde bitiririz.

  14. orhan günertem

    emek projesini de yayınlasanız ya. adını duyuyoruz ve üstüne yürüyüşler yapılıyor ama nasıl bir proje bilmiyoruz. proje müellifini televizyon tartışmasından öğrendik. köşelerinde mimar olup olmayan eskiden biz şöyle emek’e giderdik diye başlıyor. halbuki önce mimarlık sitelerinde duyulması gerekmez mi?

  15. ferda çetinkoz

    İlginçmiş gerçekten. Bu gözle bakmamıştım. Bizde olsa söylendiği gibi tartışma götürür. Demek oluyor ki İtalya’nın mevzuatı, alışkanlığı, korumacılığı ve kültür yapısı böylesi mimari çalışmaları kaldırıyor. Bizde henüz bu meselelerdeki tabu, eleştirmek ve yerin dibine sokmak için konuşmak dışında görüş bildirmeye müsait değil.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir