Meslek Odası’nda son KaHKaha

4 Dakika Okuma Süresi

Meslek Odası’nda son KaHKaha
644 sayılı KHK ve Meslek Odaları’nın Kuruluşlarından 58 yıl sonra karşı karşıya bulundukları çıkmaz

“……
yalnız bir kahkaha
bütün odalarda

her boş odaya girişimde
bir kahkaha
ve çıkışımda
bir kahkaha”
Asaf Halet Çelebi


Çevre ve Şehircilik Bakanlığının kurulması ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması; 6/4/2011 tarihli ve 6223 sayılı Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak, Bakanlar Kurulu’nca 29/6/2011 tarihinde kararlaştırılmıştır. (644 sayılı KHK).

Kararname ile Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğü;

-Kamuya ve özel sektöre ait her türlü yapı ve tesisin projelerinin ve yapım işlerinin denetlenmesinde görev alacak mimar ve mühendisler ile yardımcı kontrol elemanlarının, yapı denetim kuruluşlarının ve müşavirlik kuruluşlarının niteliklerine, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin esasları belirlemek, mesleki yeterlikleri ile kuruluş yeterliklerini değerlendirerek bunlara belge verilmesini ve kayıtlarının tutulmasını sağlamak,

-Bakanlığın görev alanına giren konularla ilgili olarak mimarlık ve mühendislik meslek kuruluşlarına ilişkin mevzuatı hazırlamak ve bunları denetlemek ile görevlendirilmekte.

Böylelikle 58 yıldır mesleki sorumluluk ve görevleri toplumda genel kabul görecek bir biçimde yasal ve mesleki esaslara bir türlü oturtamayan Meslek Odası, hükümetin artık bir olup bitti ile konuya el atması ile kuruluş yasası ve Anayasa’ daki “imtiyazları”ndan mahrum kalmaktadır.

Bu noktaya nasıl gelindi ?

-Meslek sorumluluğu sigortası’nı müesseleştirememe,
-Yapı denetimi konusunda gereğince yol gösterici olamama,
-iş güvenliği alanında görevlerini yerine getirememe,
-malzeme standardizasyonu alanında yol alamama,
-mesleğin uygulanmasına yönelik yetki sistematiği kuramama,
-üretilen yapı stoku ile ilgili tüketicileri korumaya yönelik mevzuatta tüketici örgütleri ile birlikte çalışma esaslarını yasal dayanaklara oturtamama,
-mesleğin uygulanma standartları ile ilgili dünyada kabul gören normları ülke pratiği içerisinde yerleştirememe
-Mesleğin imajını dünya standartlarına paralel bir biçimde oluşturamama,

Ve en önemlisi tüm bu alanlarda gerek TMMOB Yasası gerek Meslek Odaları Yönetmeliklerinde mevcut bulunan (iştirak gelirleri) “döner sermayeli” yan kuruluşları oluşturamama,

Meslek Odaları’nın bu arada Mimarlar Odası’nın toplumsal meşruiyetini örselemiştir.

Toplum hizmetinde, kamusal alana dönük görevlerini ve bu görevlere ilişkin teorik donanımını da bu 58 yıllık serüvenin son demlerinde ZAYİ eden Mimarlar Odası ;

-Mimar nezdinde
-Kamuoyu nezdinde
-Kamu yönetimi nezdinde

İtibarsızlaşmıştır.

Meslek Odası RIBA ya da AIA örneklerinde olduğu gibi,

-meslek erbabını kendi bünyesinde söz ve karar sahibi yapan,
-meslek alanının örgütlenmesinde yaratıcı, özgün, katılımcı, demokratik açılımlar sunan,
-meslek alanına ilişkin yeni düzenlemeleri, uluslararası norm ve gelişmelere göre ve ülke ile toplum yararına sunan, bu düzenlemeleri meslek yararına hayata geçirebilen;

Bir uygulamayı da hayata geçirememiştir.

Tüm dünyada sermaye ve finansın “egemen” olduğu günümüz ortamında, tarihsel süreçte “aura”sı bulunan mimarlık mesleği dünyadaki mesleki gelişmelere koşut bir biçimde ülkemizde de “kendini ifade edebilecek” bir mesleki silkinişe muhtaçtır.

Nitelikli bir emeğin temsilcileri olan mimarlarımızın böylesi bir çaba içerisine girmeleri ve düşürülmeye çalışıldıkları “sıra kölesi” konumundan “total plancı” aşamasına geçmeleri toplumsal ve mesleki bir zarurettir.

Yazıyı kaleme alan Raşit Gökçeli

İmzalar:

Salih Şencan

Ayhan Çelik          

Hasan Kıvırcık

Elif Özdemir

Ömer Sönmez

Prof.Dr.Semih Eryıldız

Yılmaz Kuyumcu

Aynur Savaş Uluğtuğ

İlkut Uluğtuğ

29 Yorum

  1. cemil öncü

    bu meslek odası insanı güldürür, soldurur, bıktırır, öldürür…. meslek odası demeyin bana.

  2. arif atılgan

    Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Genel Kurulunda yaptığım konuşmamdan alıntı:

    -Anadolu 1. Bölge Temsilcilik seçimlerinde İstanbul Büyükkent Şubesinin profesyonel çalışanları aktif olarak bir listenin lehine diğer listenin ise aleyhine çalışmışlardır. Üyelere telefon etmek, merdivenlerde insanların koluna girerek ikna etmek, liste vermek gibi. Bu kişilerin maaşları, aleyhine çalıştıkları listedeki gurubun Odaya ödediği aidat, harç vs lerden de ödeniyor. Bu durum doğru değil yanlıştır. Profesyoneller mimarlara, mimarlığa, Mimarlar Odasına hizmet vermek işe alınmaktadırlar.
    -Kurumlarda, seçilmiş yöneticiler ve profesyonel bürokratlar olarak iki kesim bulunur. Yöneticiler değişimden yanadırlar, Bürokratlar ise gelenekçi yapılarından dolayı statükodan yanadırlar. Her iki kesimin de kurum için iyi niyetli olan bu zıt özelliklerinin çatışması ile sağlıklı bir idare oluşturulabilir. Ama iki sıfatlı (hem seçilmiş yönetici hem de profesyonel bürokrat) kişiler olursa kurum sağlıklı idare edilemez. İstanbul Şubesinde bu anlamda profesyonellikle ilgili sorunlar bulunmaktadır.
    Ayrıca seçilmiş yöneticiler yetki ve sorumluluk sahibidirler. Dolayısıyla kurumu dışarıda onlar temsil etmelidirler.
    Yöneticilerin kurumla hiçbir parasal ilişkisi olmamalıdır. (maaşlılık, bilirkişilik, SMGM eğitimciliği, odaya iş yapmak vs gibi).

  3. Anonim

    Sanıyorum sorun Odanın yönetimlerinin değişimindeki sorunlardan değil doğrudan doğruya yönetimdekilerin çok küçük bir çekirdeği indirgenmiş olmasından kaynaklanmakta. Bir yönetim düşünün ki, kendisi için tehdit olarak gördüğü insanlara, üstelik utanmadan yalan söyleyerek onlar “AKP’li” yaftası yapıştırsın ve kandırdığı insanların oylarıyla yönetimde kalsın, ama AKP’liler liste çıkarttıkları zaman bu slogandan vazgeçsin ve onlara diğerlerine tanımadığı tüm avantajları tanısın. Bu başka bir alçaklıktır.
    Arif bey, oda yönetimlerinde akıl ve mantığı olabildiğince savunmuş bir insandır. Oda ile ilişkim olduğu dönemlerde Kadıköy’de hep bunu gözlemledim. Arif beyin ayrılması ise bu akılcı duruşa artık tahammül edilememesinin, daha da önemlisi tehlikeli bulunması sonucudur. Çünkü akılcı bir yol, başta oda satın almaları olmak üzere çok şeyi her zaman sorgulayabilir. Buna şu anki yönetimin tahammül etmesi ise düşünülemez.
    Yönetime liste çıkartması ise bu aklı tekrar Kadıköy’de yönetime taşımak istemesindendir. Yoksa üç dönem başkanlık yapmış bir kişinin (Eyüp hariç, kişisel saplantısı, ihtirası) olamaz.

  4. Burhan Yılmaz

    İstanbullu değilim ama oda oluşumlarını ve seçim süreçlerini izlerim. Yorumda bulunmuş olan sayın Atılgan’a bir eklemede bulunmak isterim. Kendisinin MO içindeki faliyetleri ile MO yayınlarındaki yazıları takdire şayandır.
    Arif beyin son kahkaha platformunda sözü olmasını biraz ilginç karşılarım.
    Zira kendisi şu anda eleştirmeye başladığı ve bu Kadıköy seçimi sırasında karşı karşıya kaldığı ÇDT gruptan farklı değil ona sadece bir K eklemiş.
    Diğer yandan geçmiş hatırladığım en az üç dönem Kadıköy başkanlığı yapmış ve şimdi eleştirdiği ÇDT tarafından (eski değimle) o mevki kendisine tevdi edilmiş. Bu yıl sen olma başkası olacak demişler. Arif bey de kendi listesini çıkarmış.
    ÇDT nin sorunlar yumağı olmadığını bilmeyen yok. Fakat doğru düzgün bir programatik çalışma, yeni ve farklı akslar koymadan benim seçim grubum bu, ben de bu grubun başkan adayıyım derseniz çok tutarlı olmaz düşüncesindeyim.
    Son kahkaha başka bir pardigmaya oturuyor, onun eleştiri kaynağı farklı ve çok güçlü.

  5. cemali

    başka bir sitede oda seçimlerini yorumlayan bir arkadaş, kazanan grubun kendisine demokrat toplumcu çağdaş demesini irite edici bulmuş, bu tanımlarla sadece oy kapmaya çalışıldığını söyleyip, demokrat bir tasarımcının nasıl bir şey olduğunu, toplumcu bir mimarın nasıl bina yaptığını, çağdaş birinin mimarlık hizmetini nasıl verdiğine dair hiç bir kayıt ve gösterge olmadan nasıl bütün bu tanımlamaları kullandığına şaşkınlıklarını bildirmiş.
    şaşırmaya bile gerek yok, bu tanımlar göstergesiz, kanıtsız kendinden menkul. arif beyin bu tanımları yerine oturtmaya çalışması çok anlamlı değil bence en iyisi bu seçim meselesine fazla takılmamak.

  6. arif atılgan

    Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Genel Kurulunda yaptığım konuşmamdan alıntı:

    Kullandığımız kelimelerin anlamlarını ortaya koymak istiyorum.
    ÇAĞDAŞ: Modern. Dünyaya geniş açıyla bakabilmek. Ayrımcılık yapmamak. Başkalarının özgürlüğüne saygı duymak. Yani 1700 lü yıllarda Fransız düşünür Voltaire ‘fikirlerinizden nefret ediyorum, ancak onları savunmanız için hayatımı feda edebilirim’ cümlesiyle bu konuyu en iyi açıklamış.
    DEMOKRAT: Kendisini seçmeyenlerin de Yöneticisi (Yönetimi) olabilmek. Yani çoğulcu demokrasiyi uygulayabilmek.
    TOPLUMCU: Olaylara kişisel yarar açısından değil toplumsal yarar açısından bakabilmek. Burası Mimarlar Odası olduğuna göre zaman zaman mimarlık toplumunun yararı açısından da bakabilmek.
    KATILIMCI: 21. Yüzyılda çoğulcu demokrasinin yetmediği düşünülerek üretilen yeni demokrasi fikri. İnsanların, seçtiği yönetimlerin karar süreçlerine katılmasının sağlanması.
    Biz, Katılımcı Çağdaş Demokrat Toplumcu Mimarlar olarak bu kriterlere uygun olmaya özen gösterdik.
    Bu anlamda Demokrasi; Halkın, Halk için, Halk tarafından, Halkın içinden, Halkın seçtiği kişiler tarafından idare edilmesidir.
    Bu tarif ve anlamları Mimarlar Odası çatısı altında arayalım.

  7. Mustafa Ocaklı

    “Fatura ibraz zorunluluğunun kaldırılması,
    Üniversitelerdeki mimarlardan aidat alınmaması,
    Geçmişe yönelik aidat borçlarının istenmemesi…”
    Beyaz liste de işi kapmış, ver rüşveti, dağıt ulufeyi, sadakayı al oyu. Bir de “AKP’liler geliyor” diyebilseler kesin seçimleri almışlardı.

  8. Anonim

    Bir zamanlar bir çoban varmış Kurtlar geliyor diyerek insanlarını aldatır böylece aslında beceremediği çobanlığa devam edermiş. Bunu bir yapmış şahane bir sonuç almış, bir daha yapmış yine başarılı olmuş ve yapmaya devam etmiş. Bir gün kurtlar gelmiş.
    Hikayenin sonunu akşam öğreneceğiz. Ancak kesin olan bir şey var ki o da bu sefer kurtların geldiği. Ondan daha kesin olan şey ise aslında çobanın da bir kurt olduğu.

  9. melek

    Pazar saat 13,… mesajlar devam ediyor, telefon mesajlarıyla mimarlara ulaşan seçim, oyunuzu kullanın bize verin beyaz liste mavi liste, gelirken nufus cüzdanı getirin…
    mesajda ÇAĞDAŞ D.T yazılmış kelime tasarrufu her halde ya da kendilerini biraz kısaltmışlar demokrat ve toplumcu mevzularını şimdilik kenara koymuş olabilirler.

  10. nihat gül

    bu kahkahanın gülme krizine doğru gideceği görülüyor, gözyaşları içinde

  11. murat uzun

    Bu monarşinin adı ve kadroları seçim suyuyla temizlenecek miş… Bellekleri nasıl temizleyeceksiniz, ona bir çareniz var mı?

  12. Hasan Kıvırcık

    Yine Salih’ten hemen sonra bir kaç not daha düşmek için yazıyorum…
    Mimarlık ile ilgili konuşmaların “oda” merkezli olmasını kendi kafamda yıllar var ki geçmiş, bir tarafa bırakmış bulunuyorum. Hele hele meslek odası seçim dönemlerini yıkıcı-kırıcı hatta tozlu-kirletici ve sağlığa zararlı bulurum.
    “Son Kahkaha” metni ile vurgu yapılan yönlerden biri, bugün iktidarın çıkaracağı KHK ile odaları pasifize etmeye yöneldiği gerçeğidir. Bu operasyonun nasıl bir seyir izleyeceğini ve sonuçlarını önümüzdeki günlerde görerek yaşayacağız. İş bununla bitmiyor tabi. “Son kahkaha” ustalıklı bir özeleştiri metnidir bir yanıyla. Fakat görüyorum ki özeleştirinin sahibi ve muhatabı yok. Bugünkü kısır ortamda destekleyeni de az. Zor zamanlar bunlar, tarihe not düşmek kolay değil.
    Bana göre şekilsel varlığını sürdüren ama mimarların gönüllerindeki “mimarlar odası” olamayan yapı bu özeleştiriyi göğüsleyemiyor, bu haliyle göğüsleyemez de. Ne üstüne alınır ne de görebilir.
    Hayatı yenileyen, yeniden yola çıkmaları özendiren BİR UMUT her zaman vardır bir yerlerde. Ama bu UMUT mimarların kendi içinden üretilecektir. Kanımca meslek “odasından” değil.
    Bu metne katkı verdim çünkü metnin içindeki doğrulara inandım. Kaleme alan ve ortaya koyan dostlarıma da öyle.
    Sevgilerimle

  13. salih şencan

    04.02.2012 tarihinde bir araya gelen bir arkadaş grubu ile(çağdaş-demokrat-toplumcu ve devrimci demokrat olmadığımıza göre en uygun tanım arkadaş grubu olsa gerek) meslek odaları ve özellikle de mimarlar odası ve onun istanbul büyükkent şubesi hakkında bir görüşme yaparak;odamızda ve odalarda egemen anlayış olan KARŞI ya da TARAF olmanın dışında varolabilmenin mümkün olabileceğini vurgulayan,yönetimlere aday olmanın ötesinde farklı bir duruş sergileyerek yaşadığımız ana ayna tutmak istedik..metni 13.02.2012 tarihinde daha geniş bir mimar arkadaş grubu ile tartışarak mimarlık medyasında yayınlanması kararına vardık..taraf ya da karşı olma ezberiniş bozmasını istediğimiz bu metne farklı çevrelerden mimarların imzasını talep ettik..bu geleceğe ilişkin bir umutun da başlangıcı olacaktı,ama kısa bir zaman diliminde ve yaşanmış bunca olumsuzluk varken metni DESTEK anlamında genişletmenin koşullarını yaratamadık..metni yolladığımız bazı arkadaşlar çözüm önerisi görmediklerini (!!) bazı arkadaşlar da adaylaşmaya yol açmadığı için pratik-reel bulmadıklarını (!!) açık ya da dolaylı ifade ve ima ettiler..bir grup arkadaş ise ‘2heyecanlarını yitirdiklerini,ya da katıldıklarını ama bunu zaten yıllardır söylediklerini ifade ederek metne imza ile destek vermediler..beklentim;metni yolladıklarımız ya da medyadan okuyanların bu genel çerçeveye katılıyorlar ise imzalarını koyarak ilgili moderatörlere bildirmesidir,BİR UMUT BELKİ VE ANCAK BÖYLE YEŞERİR diye düşünüyorum..yarın genel kurulda bu konular üzerinde kendi düşüncelerimi ifade etmek için söz alarakdaha geniş ve anlaşılır bir konuşma yapacağım..
    sevgilerimle

  14. cengiz demir

    bugün teknik kongre yarın genel kurul sonra sünnet… şaka şaka. bilinen sonuç: oldu da bitti maşallah ya da versiyonu öpimm de geçsin.

  15. Aynur Savaş Uluğtuğ

    Sevgili Aydın Ufuk Yücel’in de belirttiği gibi mevcut şube yönetimi maalesef Raşit Gökçeli ve daha nice değerli entellektüel birikime sahip arkadaşımıza sırtını dönmüştür,birçoğunu küstürmüştür.Yıllara sari emekler de görmezlikten gelinmiştir.
    Gelinen noktada da sığ, üretimsiz ve kapsayıcı olamayan ortam mücadele argümanlarımızı zayıflatmıştır.Kafa sallamayan herkes dışlanmıştır.Meslek Odası “Demokratik Kitle Örgütü” olmasına karşın “Oda içi demokrasiyi” bile kurgulayamamıştır.TMMOB’ne bağlı bazı Oda’larda ön seçim uygulanabilirken bizde karşı sözü olanlar komite komisyonlardan çıkarılmakta ve delege listelerinden silinmektedirler.Hal böyle iken;KHK ile bunca mücadele ve emek yerle bir olma tehlikesi ile karşıkarşıyadır.Ülke genelinde ayrışma zirve yapmışken Pazar günü verilecek ödünç oylar durumu kurtarmaya yeter mi hepimiz göreceğiz…

  16. Anonim

    Tabi ki oda bütçesinden, tabi ki odanın listelerinin kullanılmasıyla zaten Sami gibiler çoktan odaya çöreklenmiş telefonlar ellerinde üye parasıyla AKP’liler geliyor diye üyeleri korkutmaya başlamışlardır.

  17. mustafa

    Ben şu anda cep telefonlarımıza çağdaş demokrat grup adına gelen mesajların hangi bütçeyle, kimin telefon listesinden kimden yasal izin alınarak yapıldığını merak ediyorum.
    Biraz dürüstlük sahibi iseler bu durumu açıklayabilirler mi?
    Yönetim kurulu listesinde adı olanlardan biri mesela açıklarsa aydınlanırız.

  18. m.şinasi sonuç

    özetle,garp cephesinde yeni bir şey yok!

  19. aydın yücel

    Sayın Raşit Gökçeli,

    Yazının içeriğine yönelik değerlendirmeler bir tarafa ( genelde katılmakla beraber ) , yazım tekniğin okullarda örnek gösterilebilecek kadar değerli. Bu metaforlar ancak zeka ve birikimle olur. Toplumun bu zeka ve birikimden yeterince faydalanıyor olması hepimizin yararınadır.

    Ustalığına şapka çıkartıyorum.

    Selamlar.
    aydin yucel

  20. coşkun kılıç

    Mimarlar Odası seçim zamanlarında Oktay Ekinci bey nasılsa dertlenir ve gazetesindeki köşesinden trafik polisliğini üstlenir. Bakın bu kez her zaman “odacı” olan gruba karşı liste çıkaracak olan meslekte birlikçiler için ne diyor: “Bu nedenle İstanbul’daki “Beyaz Liste”ciler de seçimlere hummalı bir faaliyetle hazırlanıyorlar… Liste kurmaylarının toplantılarını, üyesi oldukları Mimarlar Odası dururken “Büyükşehir Belediyesi Sosyal Tesisleri”nde yapmaları bile yakınlıklarını ve gördükleri “siyasi himaye”yi kanıtlıyor.

    İstanbul genel kurulu, 17 Şubat’ta Taşkışla’daki (İTÜ) Nezih Eldem Salonu’nda “Dönüşen Kent, Dönüşen Kültür” konulu teknik kongreyle başlayacak; ertesi gün oda ve kent sorunlarının irdeleneceği konuşmalarla gelecek döneme ait çalışma hedefleri ele alınacak. Toplantılara belki birkaç kişi ile katılacak “Beyaz Liste” ekibi, pazar günkü seçimlere yine taraftarlarını evlerinden arabalarla getirerek tüm güçleriyle asılacaklar.

    Geçen yıllarda bu “taşıma” hizmetine belediye araçlarının da katılmaları tepki toplamıştı… Şimdi daha dikkatli olunacağı belli; ama beyaz listecilerin, örneğin bir Haydarpaşa ya da Emek Sineması veya Taksim Meydanı hakkında ne düşündükleri bile belli değil! Çünkü onlar, büyüklerinin “isyankâr olmayan nesil” özlemine uygun odalar peşindeler.

    İstanbullu mimarların, aslında mesleğe de yakışmayan bu gruba mümkün olan en büyük farkla “demokrasi dersi” vermelerini bekliyoruz.”….

    Bir Oktay Ekinci klasiği. Beyaz listeci değilim ama bu dili, DERS vermek ve EN BÜYÜK farkla yenmek laflarını abest buldum. Eğer seçimlerde beyaz liste olmasaydı, başka mimarlık grubu olsa da geçmişte olduğu yazılacak yazı böyle FANATİK bir yazı olacaktı eminim.

  21. Asuman Yeşilırmak

    Yukarıdaki metin ve ardındaki değerli yorumlarla ortaya konan gerçekler ve KHK’lerele ortaya çıkan son durum karşısında insanın içinden “buyrun cenaze namazına” demek geçiyor ya hadi o kadar kötümser olmayalım. Ama görülüyor ki bugünkü ülke yönetiminde olduğu gibi tüm yönetim alanlarında ekonomik güçle perçinlenen yönetme gücü ne kadar artarsa demokratik yöntemler ve süreçler o kadar öteleniyor. “Ne için, ne amaçla, kimin adına” yönetme sorumluluğunun ikinci plana itildiği, “ne pahasına olursa olsun” yönetim erkini elinde tutmanın birinci amaç haline geldiği “güçlü” yönetimlerin gücü de, “daha büyük bir güç” tepeden inene kadar sürebiliyor. O kadar kötümser olamayalım dedim de nasıl iyimser olalım onu bilmiyorum. Yukarıdaki yorumlar içinde tek umut taşıyan yaklaşım Salih Şencan’ın “odanın tüm birimlerinde yönetimi almak için adeta kıyıma uğrayan entellektüel mimar potansiyeli ile barışmak bugün ve gelecekte işin özü” önerisi. Ama doğrusu bunun da başarılabileceğini daha doğrusu dikkate alınacağını sanmıyorum, çünkü alışılmış, içe sindirilmiş hatta kan davası kadar ilkel duygularla beslenmiş yaklaşımlar kolay değişmiyor. Evet mimarlar, “buyrun seçimlere”!!!

  22. Yılmaz Kuyumcu

    Yine Mimarlar Odasında seçim dönemi, yine iktidara yapışmışların yalanlarını taşıyan telefon mesajları.
    Ülkemiz aydınları siyasetten uzak dururlar. Bunun nedeni, siyasetin kirlenmişliğidir. Aynı durum artık meslek odaları için de geçerli, mimarlık gibi bir uygarlık mesleğinin odası olma durumundaki yer, bu iftira mesajlarının gönderildiği bir yere dönüştü.
    Bu ortamda hiçbir konuyu tartışamazsınız.
    Bir tarihte Şener Özler, bize “odanın mali sorunlarını çözmeye çalışıyorsun ama unutma” demişti “odanın mali sorunları çözülürse oda biter”
    Rahmetli çok haklıymış.

  23. Anonim

    12 Eylül döneminde cuntanın genel yaklaşımını “bu kadar demokrasi fazla” diye özetlemek mümkün. Sonucunda yapılan yasalarla siyasette %10 barajı, bu barajı fiilen %50’ye çıkartan delege seçme sistemi bu dönemde yerleşti ve kökleşti. Meslek odalarında bu oyun yerine doğrudan %50 barajlı bir sistem ortaya çıktı.
    Sadece meslek odaları değil üniversiteler de merkezi atamalarla tümüyle demokrasiden uzaklaştı. Akademisyen kesim “YÖK bizi koruyor sanısıyla” bilimden, sanattan uzaklaştı kayboldu…
    Meslek odaları bazı dar grupların eline terk edildi. Çünkü mekanizma gereği, özellikle de son derece eşitsiz seçim koşullarında, profesyonellere dayanan, seçmenini fiilen ya da yasayla belirleyebilen yönetimlerin devrilmesi neredeyse imkansız hale geldi.
    En fazla demokrasiden yana olan kesimler bile iktidarlarda oldukları sürece ülkemizde bu durumu olağan karşıladılar, iktidara geldikleri sürece de koltuklarını ve ekmek paralarını kanlarıyla canlarıyla savundular.
    Muhalefetin olmaması tüm bu yapıları “arpalıklara” çevirdi. Osmanlı’nın dörtyüzyıl egemen olmasını sağlayan “arpalık/ulufe sistemi” altmış yıl sonra yerleşti kökleşti.
    Arpalık alanlar ana geçim kaynaklarını bu alandan sağladıkları için temsil etmeleri gereken topluluğa yabancılaştılar. Temsiliyeti bir yana bırakın, iktidardan gideriz korkusuyla giderek sayıca arttırdıkları “oda çalışanları” kesimini de yabancılaştırdılar. Artık ne meslek, ne mesleğin gereklilikleri ne de temsiliyet kaldı. Kendi kendilerini bile temsil edemeyecek durumda yönetimler oluştu. Siyasi iktidarlar ise bunları giderek daha fazla kendisine bağladı. Kendilerinden görünüşte olmasa da kolayca manipüle edebilecekleri (bakınız “habersiz imzalar” konusu) yönetimler onları rahatlattı.
    Ve geldik dünyanın 2012 yılına. Artık gereksizleşmiş, kitlelerinden kopmuş, anlamsızlaşmış meslek örgütlerini tasfiye etmek siyasi hedeflere dönüştü. Bunun için kur bir bakanlık, meslek örgütünün ana özelliklerini bu bakanlığın bir müdürlüğüne terk et, konuyu da kapat. Aynen öyle.
    Bunun sonuçlarına gelince:
    .Mesleklerin gelişmesi için gereken tüm çabalar atıl kaldı.
    .Meslek odalarında ve onların kuracakları “bkz RIBA” yapılarda tartışılması gereken en önemli konular -kentsel dönüşüm, koruma kurullarının durumu, eğitim…- tartışılamadı. Ya da daha kötüsü, ulufe sistemi orada da çalıştı.
    .Geçmişte tartışılan, ancak anlaşılmak istenmediği için bir tür iktidarı elde etme aracı olarak düşünülen -meslek yasası- gibi konuların aslında böyle olmadıkları ve ne kadar önemli oldukları ortaya çıktı.
    .Meslek içinde tartışılamayan konular tümüyle sermayenin insafına terkedildi.
    .Güç birlikleri oluşmadığı için meslek odalarının yapmaya çalıştığı tüm mücadeleler son derece cılız kaldı.
    Ve günümüze gelindi.
    KHK’lar Meslek Odalarını fiilen ortadan kaldırırken, hükümetler kendileri için eşsiz yönetim olanakları sağlayan bu sisteme -hatalarını görerek- muhtemelen bir şekilde sahip çıkacaklardır. Tıpkı nispi temsiliyeti getiren yasanın Cumhurbaşkanında takılmasındaki gibi. -Bizim demokrasi sever oda sahipleri demokrasi olmasın diye basına ilanlar bile vermişlerdi bu yasaya karşı-
    Oda sahipleri de saat 13-15 telefonlarını işletecek, yönetimlerinin devamını sağlayacaklardır.
    Karanlık devam ediyor.

  24. Hasan Kıvırcık

    Sevgili Salih konuyu özlü bir biçimde ortaya koymuş: Bir değil, iki değil, en az altı dönemin entelektüel birikimini dışta bırakan, yüzlerce mesleğini, ülkesini, meslek örgütünü seven mimarı meslek odasına küstüren, uzaklaştıran, ötekileştirip “karşı taraf” haline getirme mekanizmalarına dönüşen yolun sonuna gelindi.

    Meslek odası poliştikaları bugünkü “iktidar” yöntemlerini çeşitli dozlarda uygulayan politikalardan farksız hale geldi.

    DEĞİŞİM FIRSATLARI OLDU

    Mimarlık ortamının daha çoğulcu, daha farklı sesleri barındıran, çoksesli bir niteliğe kavuşmasını isteyen çıkışlar, meslek odası içinde demokratik çalışma yöntemleri ile var olmayı deneyip ortamın dönüşmesini teklif edenler olmadı değil. Önce “ortak platform”, sonra “mimarlıkta demokratik açılım programı” sonra da “mimarlığa yol açın programı” mimarlık kamuoyu bünyesi içinden hatta meslek odası gövdesinden çıkmış çok önemli değişim fırsatlarıydı.
    Olmadı.
    Her çıkış “meslek odasını sahiplenenler” tarafından normal bir seçme-seçilme sürecinin dışına itilmesinden sonra büyük kırılmalara, meslek tabanında derin küslüklere, meslek odası söyleminden esaslı kopuşlara neden oldu. Her seçim sonucu telefon mesajlarında belirtildiğine göre “fark atarak kazanma” olarak müjdelenen Pirus zaferlerini doğurdu.
    Bu yıkıcı mücadeleyi farklı kazananların bir farkları daha vardı ki, temsilin “nispi” şekline de kati süratte inanmadıklarından, kazandıkları Pirus zaferleri” sonucunda kırıma uğrattıkları mimarlık sapkını güruhu asla ve asla delege etmediler, hiçbir yerde temsil olmasına müsaade göstermediler. Hiç bir yerde varlıklarına tahammül göstermeyip, muhaliflerin görünür olabildikleri hiç bir istkamete bakmadılar,görmüyormuş gibi yaptılar, görmezden geldiler. Tıpkı dünya ve ülke düzeyinde değişen mimarlık sorunları gibi… Dolayısıyla “demokrasiyi, kenti, mimarlığı, tarihi…. korumak” adına ortaya çıkanlar çok bilinen fakat eskilerde kalan otokratik bir geleneği “ meslek odası demokrasisi” olarak sundular, tekrarladılar, pazarladılar.

    İÇERİKSİZ BİR DEMOKRASİ SÖYLEMİ

    Tekçi yönetim anlayışının hüküm sürdüğü meslek odası kendi muhaliflerini kendi anti demokratik teamülleri ile sessizleştirdikçe, ağırlıklı olarak küçük-orta büyüklükte bürocu; mesleki denetime proje sunan ve odanın seçim, kokteyl, sergi… faaliyetlerine daha çok katılan, oda personeliyle daha sık göz göze gelen kesimi üzerinde de tek taraflı, tek düze hegemonik “kent koruması” argümanlarıyla çerçevelenmiş bir söylem tesis ettiler.

    Genel seçimlerde ülke çapında halen yüz karası olarak sürdürülen %10 barajına karşı çıkmayı demokratik refleks olarak algılayabilenler iş “kendi” meslek odası seçimlerine geldiğinde, %30 lar, %40 lar nispetinde var olan görüşleri “tek bir delegeyle bile temsil olunmasının önüne geçen yönetimin adı “çağdaş”, “demokrat”, “toplumcu” iradeydi. Bu antidemokratik performansın “sürdürülebilir” olması ise kanımca takdire şayandır.

    Diğer taraftan son yıllarda sıklıkla tekrarlanan bu “tiyatro” karşısında meslek odası genel kurul üyelerinin verdiği ‘demokrasi’ sınavı, karalama kampanyaları ile temsil yollarını kapatma girişimlerine göz yummaları da tarihi bir değer taşır. Her baskıcı dönemin onu kabul eden, itiraz hakkını kullanmayan tabanı olması gibi.

    Hiç bir şey, bu süreçlerde ancak darbe anayasalarına ve güçlerine karşı sessiz kalan geniş kesimlerin özelliğini ve kayıtsızlığının benzerini gösteren meslek ortamı travmasını örtemez. Dar bir çevre içinde seçenlerle seçilenlerin birbirini kutsadığı, birbirlerini seçtiği, birbirini ürettiği ortam normal sayılamaz.

    Popülizme kayarak, özellikle seçim süreçlerinde daha fazla el sıkıp yanak öpmek kolaycılığına düşüp, sahte bir gülücük maskesiyle birkaç oya tevessül etme ruh halinde hiçbir zaman olmadığımız için; yakıcı olan gerçeği söylemeliyiz: Adına seçim süreçleri denen “demokrasi dışı fiili güç kullanma” anlamına gelen karşısındakini yok sayma girişimleri bu odada iyi kötü zemin bulmuş, dışlanmayı sorgulamayan bir kitelesellik ne yazık ki temin edilmiştir.

    İşte yukarıdaki “Son Kahkaha” metninde anlatılan derin kopmaların bir nedeni de, iktidar odaklı yönetme anlayışlarını teşhir edemeyen, anti demokratik uygulamalara müdahale üretemeyen, aksine onu sarıp sarmalayan, yönetim erkini neredeyse “her şart altında” olumlayan yönetim çevresi halkası meydana getirilmiş olması oldukça dikkat çekicidir. Meslek ile ilgili birçok zemin bu sırada kaybedilmiştir.

    “KARŞILARINDA (ŞİMDİLİK) RAKİP BİR TAKIM BIRAKMADILAR. YANİ ASLINDA AYNI TAKIMIN (KOALİSYONUN) OYUNCULARI KENDİ ARALARINDA MAÇ YAPIYOR

    Adına kısaca seçim süreci denen bir çeşit oyun halen bazılarına cazip gelebilir. Bazılarının iki yılda bir “meslek-i hünerlerini sergiledikleri hoş bir oyundur belki de. Ama bu durumun hakiki, gerçek bir fikir tabanı olmaksızın yürütülmesi ise neresinden bakarsanız bakın “tatsız” görünüyor.
    Meslek odası demokratik bir “mevzi” mi, “meslek birliği” mi, “sivil toplum örgütü” mü, mimarlık “derneği” mi, “klüp” mü?.

    “BU KAPIŞMADA HAKLI OLAN YOK. GÜÇLÜ GÖRÜNEN KAZANACAK

    Yüzlerce insanın emeğini, aklını, çabasını, katılımcı-aktif gönüllü çalışmasını, yönetme erkini elden bırakmamak adına dışlayarak, kendi var oluşlarını yüzlerce insanın iradesini yoklaştırma kabiliyetinde arayanlar “kendi odalarını” başkalarına kapatarak koruyorlar.

    O kadar çok kişi dışarıda ki!

    Bir çeşit atama mekanizmasını niye “seçim miş” gibi algılayalım? Bu tek kale müsabakanın, aslında “aynı takımın”, “aynı ruh” haliyle sözüm ona yapacakları maçı niye seyredelim, niye bu takımlardan birini tutalım?
    Niçin?

  25. Salih Şencan

    maalesef gündemi yakalamayı bırakın,kaçırılmış gündemi yakalamanın bile artık çok zorlaştığı bir anı yaşıyoruz..bunu sadece mimarlar odası için söylemiyorum, dünyadaki ve ülkemizdeki genel ekonomik-politik ve ideolojik kriz bir açmaz olarak mimarlık mesleğini ve bu mesleği şu ya da bu düzlemde icra eden/veya etmeyen mimarları da uzun bir dönemdir olumsuz etkiliyor..bu durum sanki hiç yokmuş ya da en azından önemsizmiş gibi başka eksenlere yönelik meslek odası; söylem ve icraatları ile yönetme anlayışı neredeyse bir üst yapı kurumu olan devlet aygıtıymışçasına ,devamcılığını ve sanal gündemlerini iletişim çağına yaraşır bildirimlerle her an mimarlık kamuoyu ve mimarlarla paylaşıyor..bu bir yönetim anlayışı için son derece doğal bir sanrı-halüsinasyon veya travma olabilir ve bu bağlamda da kendileri adına doğal karşılanabilir..ama durum keşke bu denli basit-etkileşimsiz ve saf olsa..ülkemizde çanakkale savaşında çok ciddi bir entellektüel potansiyel yitirilmiş,tek parti dönemi ve darbe yıllarında da bu entellektüllere karşı kıyım devam etmiştir..aynı yaklaşımı meslek odalarının yaptığını görmek ve hele de meslek odaları içinde entellüktüel seviyesi ile her zaman topluma ışık tutan mimarlar odasından eser kalmadığını söylemek pek de insafsızlık olmasa gerek..bir yeni genel kurul arifesinde gündemin mimarlar odası yönetimindeki çağdaş demokrat toplumcu mimarların ”koruma refleksini”nin çok ötesinde ve yönetime talip olan ”tüm mimarlar platformunun” çalışma eksenleri ve program taslağında belirttiklerinden son derece önemli ve altını çizmemiz gereken ideolojik-mesleki ideolojik yetersizlikler olduğunu görmek gerekir..yukarıda bahsettiğim odanın tüm birimlerinde yönetimi almak için adeta kıyıma uğrayan entellektüel mimar potansiyeli ile barışmak bugün ve gelecekte işin özünü oluşturur kanaatindeyim..yoksa bir yanda ”akp’liler geliyor” vaveylasıyla sandığa koşan mevcut yönetim anlayışı,ne de yönetimi ”ne olursa olsun devirmek” için gelen bazı demokratik açılımlar konusunda yönetimlerin yetersizliğini görerek ve göstererek gelen yeni adayların meslek odasına-mesleğe ve meslek adamına bir kazanım sağlamayacağını görmek için ”kral çıplak” demenin zamanı geçeli onyıllar oldu..

  26. Anonim

    Türkiye’de
    Proje yapan mimarlar,
    Kamuda çalışan mimarlar,
    Eğitim alanında çalışan mimarlar,
    Uygulama alanında çalışan mimarlar,
    Planlama ile ilgili işlerde çalışan mimarlar,
    …..
    var.
    Oda da kim var?

  27. Ali Naim Şahinbaş

    ….örgütlerde demokrasi olmamasından yararlanarak…

  28. Ali Naim Şahinbaş

    AKP Türkiye için yaratmak istedikleri imajın aksine tam bir yönetim faciası oldu.
    Şimdi de aynı faciayı bir mesleğin gelişmesi için ön koşul olan meslek örgütlerini, bu örgütlerde olmayan bir demokrasiden yararlanarak ortadan kaldırmak istiyorlar.
    Listelerin mesleklerin demokratik örgütlerinde olmasının nedenleri vardır, AKP bu nedenlerden haberdar olmadığı için, bir müdürlüğe aktarmak istiyor.
    Türkiye’ye gerçekten çok yazık oluyor.

  29. Hilmi Balcı

    Mimarlar odası yönetimi, mimarlıkla ilgisi olmayan insanlardan oluşursa,
    bu insanlar sırf yönetimde kalabilmek için her türlü yalanı söylerlerse,
    saf meslektaşlar da bunlara inanırsa,
    dünyada çok büyük değişiklikler olurken bihaber bir güruh sırf maaş almak ve harcamaları kontrol etmek için yönetimde tam anlamı ile OTURMA mücadelesi verirlerse,
    ortada kangren olmuş bir örgüt,
    yerlerde sürünen bir meslek,
    her geçen gün gerileyen bir mimarlık var demektir.
    Mesajlarınız artık midemi bulandırıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir