İstanbul ALARM Veriyor!

14 Dakika Okuma Süresi

İstanbul’da yapılmakta olan kentsel projelerin yarattığı kültürel, doğal ve sosyo-ekonomik tahribatlar, UNESCO’nun kenti “Tehlikede Olan Dünya Mirası Listesi”ne almasına yol açacak. UNESCO’nun 25 Temmuz’da Brezilya’da yapacağı Dünya Miras Komitesi toplantısı için geri sayım tüm hızıyla devam ediyor. UNESCO yetkililerinin hazırladığı rapora göre İstanbul esas listeden düşüp “Tehlike Altındaki Dünya Miras Alanı Listesi”ne alınacak ve bir yıl sonra da, gelişme sağlanmadığı takdirde listeden tamamen atılacak.

istanbul-1.jpg

İstanbul Büyükşehir Belediyesi , UNESCO’nun 1995 yılında yapılan toplantının ardında verdiği sözlerin çoğunu yerine getirmediği gibi Haliç’teki metro köprüsü, kentsel dönüşüm projeleri gibi bir çok uygulama ile tabloyu çok daha vahim uygulamalarla süslemektedir.UNESCO Komitesi’nin 34. oturumu için İstanbul hakkında hazırladığı gündem, 2006′dan beri uzatmaları oynayan kentte, merkezi ve yerel yönetimlerin ısrarla tekrarladığı yanlışları ortaya koyuyor. Yıllardır duyduğumuz ama bir türlü yol alamadığımız bu gelişmelerin hiçbiri sürpriz değil:

Zeyrek ve Süleymaniye’deki Osmanlı ahşap evlerinin durumu giderek kötüleşiyor. Kent surları ve bunlara bağlı yapıların tamiratı için çaba harcanıyor ancak uygulanan projelerin kalitesi, evrensel standartların çok altında. Kültürel varlıkların korunmasından sorumlu merkezi ve yerel yönetimler birbirinden kopuk. Yenileme Alanları Hakkındaki 5366 Sayılı Kanun kapsamında yapılan kentsel dönüşüm projeleri tarihi yarımadayı ve dünya miras alanlarını tehdit ediyor. Bizans sarayı üzerine inşa edilen Four Seasons Oteli ek inşaatının durdurulması umut verici, ama otelin altındaki arkeolojik kalıntılar korunmuyor. Yeni yapılan tünel projeleri tarihi yarımadaya her gün 75 bin arasın girmesine sebep olacak.

Süleymaniye’yi Hançerlemek
UNESCO, Haliç’te inşasına başlanan yeni metro köprüsüne özel önem atfediyor.

halic-metro-1.jpg

Kamuoyunda da çok tartışılan bu köprünün, mevcut haliyle İstanbul’un dünya mirası sayılma kriterlerini hiçe saydığını söylüyor. Köprünün, 1 ve 4 numaralı kriterlere göre ”insan dehasının başyapıtı” ve “mimari ve teknolojik açıdan insanlık tarihinin sıra dışı yapıtı” olarak değerlendirilen Süleymaniye Camii ve çevresindeki yerleşimi zedeleyeceğini ifade ediyor. Belediye, Sinan’ın bezediği, kaşiflerin, gezginlerin seyahatnamelerinde anlata anlata bitiremediği Yedi Tepe’nin silüetine boynuzlar dikerek akıllarınca şehre kendi izlerini bırakmaya çalışıyor.

“Dönüştürme”
Sulukule ile başlayan, altındaki rant kokularının bir türlü gizlenemediği proje gün geçtikçe vahim bir hal alıyor. İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin Sulukule’de arkeolojik kazı yürüttüğü alan, 12 Haziran Cumartesi günü müteahhit firmaya ait iş makineleri tarafından “işgal edilip” kazı alanı tahrip edildi. İnşaat makineleri arkeogların çırpınışı karşısında çalışmaya devam etti. Sulukule projesi, UNESCO’nun raporunda yer alan tarihi kara surlarını da ciddi biçimde tehdit ediyor. “Dönüştürme” projeleri Zeyrek ve Balat’ta da aynı mantıkla hız kesmeden devam edecek gibi görünüyor.

sulukule-1.jpg

Topbaş’tan “çok panik atak tavırlarımız var” İfadesi
UNESCO’nun, liste dışına almamak için İstanbul’a dördüncü defa ek süre tanıdığı 2009’da Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mimar. Dr. Kadir Topbaş durumu şöyle değerlendiriyordu:“Maalesef Türkiye’de bizim çok panik atak tavırlarımız var. Hemen panikleyip olayları farklı boyutlara çekiyoruz. UNESCO dünyanın birçok yeriyle ilgili bir takım raporlar hazırlıyor. Bir takım tavsiyelerde bulunuyor. Ancak o ülkelerde bizdeki kadar panik yapılmıyor.”

Oysa Mimar Dr. Kadir Topbaş’ın “bilimsel değerlendirme kurumu” olarak görmediği UNESCO, raporlarını, en üst düzeydeki bilim insanlarının gözlemlerine göre oluşturuyor. Bu gözlemlerde UNESCO’ya en büyük desteği, her ülkede temsilcileri bulunan Uluslararası Anıt ve Çevre Araştırmaları Merkezi’nin (ICOMOS) bağımsız uzmanları veriyor. Üstelik, bu Dünya Kültür Mirası Listesine başvurularak dahil olunuyor ve bu başvuru yapılırken yerel yönetimler tarafından tarihi değerlerin korunacağının taahhütü veriliyor. Korunmaması halinde, verilmiş yasal olarak bağlayıcı sözler tutulmamış oluyor.

KAMUOYUNA VE SORUMLU KAMU KURUMLARINA 5366 SAYILI YENİLEME YASASI UYGULAMALARI HAKKINDA DUYURU VE DAVET

05.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5366 sayılı Kanun (kısaca Yenileme Yasası) kapsamında, İstanbul Yenileme Alanları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun uygun görüşleri alınarak, Fatih ve Beyoğlu belediye meclisleri tarafından Neslişah ve Hatice Sultan (Sulukule) Yenileme Avan Projesi, Tarlabaşı yenileme avan projeleri, Fener-Balat ve Ayvansaray için hazırlanan yenileme avan projeleri ve Süleymaniye 1.etap bölgesi avan projeleri onaylanmıştır.

Yenileme Yasası’nın temel yaklaşımı; kentlerin tarihi dokularında yaşanan sosyo-ekonomik sorunları, merkezin dışına atmak ve böylelikle değeri artmakta olan kent merkezlerinde yatırım alanları açmaktır.

Bu anlayış iki yönlü tehdit oluşturmaktadır;
• Özgünlüğünü, plan şemalarını ve cephe düzenlerini hala koruyan sivil mimarlık örneklerine çağdaş koruma yaklaşımları dışında müdahalelerde bulunulması
• Bu semtlerde yaşayan ev sahibi ve kiracıların, varlıkları hiç dikkate alınmadan yerlerinden edilmeleri

Kapalı kamusal alanlar yaratan ve soylulaştırma ile sonuçlanan bu uygulamaların yarattığı sorunlar artık bilinmektedir.

Bu projeler gerçekleştirildiği takdirde Sulukule’deki gibi Fener-Balat-Ayvansaray bölgeleri ile Tarlabaşı ve Süleymaniye de dünyanın gözü önünde yıkılarak yok olma tehdidiyle karşı karşıyadır.

Dünya Miras Komitesinin 25.Temmuz–03.Ağustos 2010 tarihinde Brezilya’da gerçekleştirilecek olan 34. Toplantısı’nın taslak metninde özellikle 5366 sayılı Yasa kapsamında getirilen uygulamaların Tarihi Yarımada’nın Üstün Evrensel Değeri’ne vereceği zararlara dikkat çekilmektedir. Taslak metinde, “…Komite aksi takdirde İstanbul’un 2011 yılında Dünya Miras Listesinden tamamıyla silinmesini değerlendirmek üzere, bu yıl Tehlike Altındaki Dünya Miras Listesi’ne yazmaya karar verir…” denilmektedir.

Tarihi miras anlayışı ve toplumsal yapı açısından kabul edilemez olan bu yasa ve uygulama biçimi karşısında, UNESCO Miras Komitesi’nin 2006 yılından beri sürdürdüğü bu uyarılar da dikkate alınarak, Kültür ve Turizm Bakanlığını, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını, Fatih ve Beyoğlu ilçe belediyelerini acilen konuyu gündemlerine almaya ve çözüm üretmeye davet etmekteyiz.

Bu çözümün UNESCO ve AB normlarıyla uyumlu, bütünsel programlar olarak tasarlanması gerekli görülmektedir. Kentsel iyileştirme projelerinde kamusal işlevin sadece fiziksel mekana müdahale ve yatırım odaklı olmaması, insanları yerinden etmeyen yenilikçi uygulamaları benimsemesi; karar süreçlerinin uzman kuruluşların ve yerel halkın aktif katılımı ile gerçekleştirilmesi beklenmektedir. Ancak bu çerçeve sağlandıktan sonra yatırım ve hizmet odaklı kuruluşların sürece katılmaları mümkün olmalıdır.

Bu nedenle Tarihi Yarımada’da kamusal süreçleri acilen bütünleştiren, teknokratik modeldeki ayrışmış işlevleri ilişkisel hale getiren ve çoğulcu bir zeminde geliştiren yenilikçi kent deneyimlerine, çağdaş şehircilik uygulamalarına gerek bulunduğunu belirtmek isteriz. Bu gerçekleşmediği taktirde geri dönüşün daha zor ve çok daha yüksek maliyetli olacağı bilinmelidir.

Kamuoyuna ve tüm ilgililerin bilgisine saygıyla duyurulur, 01.07.2010

KAMUOYUNA VE SORUMLU KAMU KURUMLARINA İSTANBUL BOĞAZI KARAYOLU TÜP GEÇİŞ PROjESİ HAKKINDA DUYURU VE DAVET

Ulaştırma Bakanlığı Demiryollar, Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü tarafından 30.12.2006 tarihinde Yap-İşlet-Devret olarak ihale ilanına çıkılan ve 30.06.2008 tarihinde ihale edilen İstanbul Boğazı Karayolu Tüp Geçiş Projesi’nde şimdiye kadarki süreç ne yazıktır ki kamuoyunun bilgisi dışında gerçekleştirilmiştir. Ancak yüklenici firma ile 13.01.2009 tarihinde imzalanan sözleşmenin ardından ilgili kurum konuya ilişkin bilgilerin bir bölümünü paylaşmaya başlamıştır . Bu sınırlı bilgiler kapsamında yapılan değerlendirmeler bile projenin İstanbul Tarihi Yarımada için çok büyük bir tehdit oluşturduğunu anlamaya yetmiştir. Bu nedenle kentinin korunmasında, geliştirilmesinde ve sağlıklaştırılmasında tüm İstanbullular gibi kendini de söz sahibi ve sorumlu gören bizler, İstanbul Boğazı Karayolu Tüp Geçiş Projesi konusunda taşıdığımız derin endişeleri kamuoyuyla paylaşmayı, ilgilileri uyarmayı ve projeyi iptal etmeye davet etmeyi bir görev bilmekteyiz.

bogaz-gecis-1.jpg

Çünkü: İstanbul’un çok katmanlı tarihi kimliğinin birinci derece temsil alanı olan Tarihi Yarımada İstanbul Boğazı Karayolu Tüp Geçiş Projesinin yaratacağı etkilerle tarihinin hiçbir döneminde yaşamadığı bir dönüşüm baskısı ile karşı karşıyadır. Projede Anadolu yakasında Haydarpaşa’dan denizin altına giriş yapan karayolu tüp geçişi Tarihi Yarımada’nın en kıymetli noktasında; Sarayburnu’nda deniz üstüne çıkmaya başlayarak Kumkapı’da Sirkeci-Florya sahil yoluna ulaşmaktadır. Sekiz şeritli ve erişme kontrollü bir yol olarak tasarlanan bu ulaşım aksı günde 75 000 aracın Anadolu yakası ile Avrupa yakası arasında hareket edeceği şekilde düzenlenmektedir.Bu proje, gerçekleştirildiği takdirde Tarihi Yarımada’yı güneyden kuşatarak Yarımada’nın tüm kültür değerleri, işlev dağılımları, arsa fiyatları, yoğunluk dengelerini tetikleyecek ve değiştirecektir. Bu durum yüzyıllardır insan ve doğanın birlikte ürettiği Tarihi Yarımada’nın kültürel peyzajını derinden bozacak ve aynı zamanda Yarımadanın Marmara kıyılarına erişimini ortadan kaldıracaktır.

Tarihi miras alanlarına karayolu ile ulaşmanın ve bu alanları lastik tekerlekli araçlar ile dolaşmanın tümüyle reddedildiği; buna karşın raylı sistemler vb. doğa dostu ulaşım araçlarının kullanımının desteklendiği günümüzde bir dünya miras alanı olarak bize emanet edilen Tarihi Yarımadaya yapılabilecek en büyük yanlış olarak gözüken bu projeden derhal vazgeçilmesi gerekmektedir.

Kamuoyuna ve tüm ilgililerin bilgisine saygıyla duyurulur, 01.07.2010

KAMUOYUNA VE SORUMLU KAMU KURUMLARINA HALİÇ METRO GEÇİŞ PROjESİ HAKKINDA DUYURU VE DAVET

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 1998 yılında yapımına başlanan Taksim-Yenikapı metro hattında Haliç geçişi; ortası raylı sistem, iki yanı yaya geçişine açık olarak, 936 m.lik (deniz üzerindeki uzunluğu 460m.) bir köprü olarak projelendirilmiştir. Taksim-Şişhane-Unkapanı-Şehzadebaşı-Yenikapı istasyonla-rından oluşan bu hatta metro, Şişhane eteklerinde; Azapkapı’da yeryüzüne çıkacak, bu köprü üzerinde Haliç’i geçtikten sonra Süleymaniye eteklerinde tekrar yer altına girecektir. Unkapanı istasyonu Haliç köprü geçişi üzerinde yer alacaktır .

Haliç Metro Köprüsü, onaylandığı 2005 yılından itibaren yoğun tartışmalara konu olmuştur. Bu tartışmaların temel nedeni köprünün tasarımıyla ilgilidir. Asma sistem olarak projelendirilen köprüde taşıyıcı kule uzunluğu başlangıçta 82m.dir. Koruma Kurulu’nun bu teklifi kabul etmemesi üzerine kule yükseklikleri önce 65m.ye, sonra 55 m.ye kadar düşürülmüş ve uygulama bu şekilde başlatılmıştır.

Konu UNESCO Dünya Miras Komitesinin de gündemine gelmiş, Komite’nin 2006 yılında Litvanya; Vilnius’da gerçekleştirilen 30.toplantısı sonunda çıkan kararda; konu hakkında duyulan endişeler “Avan projesi 2005 yılında onaylanan Haliç metro köprüsü 65 metre yüksekliğindeki ayaklarıyla Süleymaniye Camiinin manzarasını olumsuz biçimde etkileyecektir” şeklinde net bir biçimde ifade edilmiştir.

Dünya Miras Komitesinin 25.Temmuz-03.Ağustos 2010 tarihinde Brezilya’da gerçekleştirilecek olan 34. Toplantısının taslak metninde “…Haliç üzerindeki metro köprüsünün, DMK Uygulama Rehberinin 179 b maddesi kapsamında Üstün Evrensel Değere ve Varlığının bütünlüğüne geri döndürülemez zararlar vereceği…” kabul edilmektedir. Komite bu konuda kuleli kablo yapısı ve köprü üstündeki istasyon binası olmadan alternatif köprü çözümleri bulunmasını ve bu çözümlerin uzman danışmanlar tarafından incelenmesini ve taraf devletle müzakere edilmesini talep etmektedir. Brezilya toplantısında sunulacak ve oylanacak olan taslak metinde “…şu andaki köprü projesi inşa edildiği takdirde İstanbul’un 2011 yılında Dünya Miras Listesinden tamamıyla silinmesini değerlendirmek üzere bu yıl Tehlike Altındaki Dünya Miras Listesi’ne yazmaya karar verir…” denilmektedir.

UNESCO Miras Komitesi bu teklif metin ile uyarısını bir kez daha açıklamaktadır. Projenin İstanbul Tarihi Yarımada için büyük bir tehdit oluşturduğu tartışmasızdır. Bu nedenle kentinin korunmasında, geliştirilmesinde ve sağlıklaştırılmasında tüm İstanbullular gibi kendini de söz sahibi ve sorumlu gören bizler, Haliç Metro Köprüsü konusunda taşıdığımız derin endişeleri kamuoyuyla paylaşmayı, ilgilileri uyarmayı ve projeyi UNESCO’nun teklif ettiği şekilde yeniden gözden geçirmeye davet etmeyi bir görev bilmekteyiz.

Çünkü: İstanbul’un çok katmanlı tarihi kimliğinin birinci derece temsil alanı olan Tarihi Yarımada’da, Haliç Metro Köprüsü’nün yaratacağı siluet etkisiyle, bu kimlik geri plana düşecektir. Bu proje, gerçekleştirildiği takdirde, köprü kulelerinin boyutu ve askı sistemlerinin yarattığı perdeden sadece Süleymaniye Külliyesi etkilenmeyecek, Topkapı Sarayı da dahil olmak üzere Haliç’e bakan her yöndeki kıyı siluetlerinin algısı değişecektir. Bu nedenle projenin kule ve askı sistemlerinin, Miras alanının “üstün evrensel değer” tanımını zedelemesi tartışılmaz bir gerçektir. Bir dünya miras alanı olarak Tarihi Yarımada’nın geleceği için bu projenin ivedilikle uzmanlar tarafından değerlendirilmesi ve alternatiflerinin oluşturulması gerekmektedir.

Kamuoyuna ve tüm ilgililerin bilgisine saygıyla duyurulur, 01. 07. 2010

İstanbul S.O.S Kimdir?

sos.jpg

İstanbul S.O.S olarak bizler, kentimizde bize sorulmadan yapılan, yaşam alanlarımıza müdahale eden, kültürel değerlerimizi yok eden, doğal alanlarımızı tahrip eden ve sosyal dışlanmalara neden olan uygulamalara dur demenin gerekliliğinin bilincinde olan kişiler/gruplar olarak, kamusal haklarımıza müdahale eden uygulamalara karşı çıkıyoruz.İstanbul S.O.S, UNESCO’nun İstanbul’un tarihi alanlarını Dünya Miras Listesi’nden çıkaracak olma kararına karşı, yerel ve merkezi yönetimin kayıtsız kalmasına, kentteki keyfi uygulamaların çoğalarak artmasına bir tepki göstermek amacıyla Kent Hareketleri Bileşenleri tarafından yapılan çağrının bir ürünü olarak doğmuştur.

İstanbul S.O.S, çalışmalarına 5 Temmuz 2010 tarihinde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde gerçekleştirilmiş olan toplantı ile başlamıştır.

Toplantıya gelerek bu girişimin oluşmasını sağlayan ve süreç içinde kampanyayı desteklediklerini belirten gruplar aşağıdaki gibidir.

Liste sürekli katılıma açıktır, destek vermek için [email protected] adresine e-posta gönderebilirsiniz.

– Kent Hareketleri Bileşenleri www.istanbulkenthareketleri.wordpress.com
Dayanışmacı Atölye, İMECE, Bir Umut Derneği, Sulukule Platformu, Tozkoporan Derneği,
Febayder, Konut Hakkı Koordinasyonu, Sarıgöl Romanlar Dayanışma Derneği, Uluslararası Af Örgütü, Sarıyer Mahalle Dernekleri, Fatih Sultan Mehmet Mahalle Derneği,
Dağevleri (Kazım Karabekir) Mahalle Derneği, Kazım Karabekir Mahalle Derneği, Reşitpaşa Derneği
– Kültür Sanat Sen
– Allianoi İnsiyatifi
– ATLAS Dergisi
– DOĞA Derneği
– Buğday
– Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi

Kaynak: https://istanbulsos.wordpress.com

2 Yorum

  1. Tayfun

    Biz tarihi yapıları maalesef koruyamıyoruz. Bugün Roma-Venedik-Milano-Londra-Paris tüm tarihi dokularını önemle koruyan şehirlerdir.
    Fakat İstanbul tarih açısından bu kadar zengin bu kadar güzel bir yer olmasına rağmen biz yok etmek için elimizden geleni yapıyoruz. Gerçekten çok üzülüyorum.

  2. Berat F. Hasanoğlu

    Doğrudur bu konuda İstanbul’da çeşitli sıkıntılar olabilir.Önlemini de hemen almak gereklidir.Ancak tarihi mirasa sahip çıkma konusunda İstanbul, benim yaşadığım kent olan Adana’nın fersah fersah ötesinde.Adana’da şehirde bulunan tek tük tarihi eserlere yapılanları görseniz tarih düşmanlığı,vurdumduymazlık,cahillik ancak bu kadar olur dersiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir