Küçükyalı Arkeolojik Parkı Tanıtım Sunumu

14 Dakika Okuma Süresi

13 Şubat 2009 Cuma günü, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkentliği Ajansı tarafından, Sirkeci Sepetçiler Kasrı’nda Küçükyalı Arkeolojik Parkı Tanıtım Sunumu gerçekleştirildi. Andrew Finkel’in moderatörlüğünü yaptığı sunumda, bölgedeki arkeolojik çalışmaları yürüten Bizantiolog Alessandra Ricci’nin tanıtım sunumunun ardından, konukların düşünceleri alındı.

Alessandra Ricci
1959 yıllarında burada bir araştırma yapıldı ve bunun sonucunda da yeni bir harita yayınlanarak yeni bir “idantifikasyon” ortaya kondu. Ben de seneler önce çalışmaya başlarken, ilk olarak o çalışmayı araştırarak başladım. 1988’de yaptığımız kazılar sırasında Çınar Camii’nden çektiğimiz fotoğraflarla bu bölgeyi belirledik. Burası önemli bir bölge çünkü “temenos” duvarları, ortada bir platform ve duvarların altındaysa bir sarnıç bulunuyor. Aşağıda duvarları görmüştük ancak duvarlar başka hiçbir yerden görünmüyordu ve orada çalışmaya başladığımızda 3 apsisli bir kilise ortaya çıkardık. Burası eski Konstantinapol’de 870’lerde yapılmış son derece önemli bir binadır.Biz 2001’de Küçükyalı’ya giderken farklı konularla karşılaştık. İlk önce, maliyeye ait bir parsel üzerinde yasa dışı bir bina olduğunu gördük. Sonuç olarak kurul kararıyla, buldozer yardımıyla kaldırıldı ancak geriye de birçok çöp, toz ve başka birçok şeyle karşılaştık. Sokağın çevresinde ise çöpler vardı. 2002’de ise bazı insanların burada gelip yaşamış olduğunu gördük.

İstanbul’da böyle şeyleri sık sık görmek mümkün. Saraçhane yakınlarında da sur kalıntıları var, aşağı yukarı aynı durumda. Bu konu hakkında uzun bir iste çıkarılabilir.

Bizim o dönemde karşılaştığımız büyük bir sorun oldu. Bizim burada araştırmamızı yapıp, alanı kapatıp gitmemiz gerekiyordu. Ama biz hem arkeolojik araştırmaları yaparken bir yandan da alan için çalıştık. Yaşama uygun koşullara getirmeye çalıştık. Belediye, kaymakam organizasyonlarıyla mahallelerdeki yaşlı insanlarla diyalog kurmaya çalıştık. O sırada öğrendik ki buranın yanındaki yeşil alan İş Bankası’na aitti. O yeşil alan, arkeolojik çalışmalar için hem tampon bir bölge hem de mahalle için tek nefes alma alanıydı. Sarnıç Maltepe Belediyesi’nin yardımıyla çöplerden arındırıldı, Kültür Bakanlığı izniyle İstanbul’a özel yüksek bir kaldırım yaptık, kaçak otopark olarak kullanılmasın diye; iki yanını kapattık, etrafına çöp kutuları yerleştirdik ve kaçak alanın yerine de yeni bir yeşil alan yaptık. Ve her yıl Küçükyalı’da kültürel faaliyetler yaparak, çıkan eserleri sergiledik, sufi konserleri düzenledik, deprem çadırları açtık.

Politikamız böyle, herkese kapımız açık, herkese bilgi vermeye hazırız. Bu diyalogla 2004 sezonunu bitirdikten sonra İstanbul’da korumak için bu kadar şey yeter mi diye düşündük ve o sırada Arkeolojik park fikri ortaya çıkmaya başladı. Ardından bir yıl boyunca Atölye Mimarlık’la çalışarak Arkeolojik Park Projemizi ortaya çıkardık.

Projede, tarihle modern yaşam arasına bariyer koymak istemedik o nedenle bizim bariyerlerimiz “yeşil bariyer”dir. Nereden bakarsanız bakın bu yumuşak bir koruma bandı gibidir. Bu yumuşak bandın içerisinde ise kültürel tesisleri düşündük: 3 pavyon, bir meydan – çünkü Küçükyalı’da meydan yok – , mahalledekilerin isteği üzerine bir çeşme… Biz burayı hem mahalle için kültürel bir tesis hem de parka gelenler için bir giriş kapısı olarak düşündük. Ayrıca kaçak yapının temellerinin olduğu yerde bir kültürel merkez fikri oluştu. Son olarak da bir çay bahçesi ile tamamladık.

Aslında arkeolojik kalıntıların olduğu yerlere fonksiyon vermek çok tehlikelidir ama bazen korunmasını sağlayabilmek için bir işlev vermek gerekiyor.

Haluk Abbasoğlu (İstanbul Üniversitesi)
Her türlü arkeolojik kalıntıyı, kültü mirasını korumaya yönelik her çalışmayı saygıyla karşılıyorum, bu bilinçle bir duvarı bile korumamız lazım. Ancak burada bir takım sorunlar var. Öncelikle, anladığım kadarıyla alanın hepsi tescil edilmemiş. Bir an evvel alanın çevresiyle birlikte Kültür Bakanlığı’ndan 1. Derece Arkeolojik Sit olarak ilan edilmesi ve özel sektöre / mülkiyete ait olan yerlerin ise kamulaştırılması gerekiyor. Bunun dışında bu projede arkeolojik çalışmaların biraz daha artması lazım. Bahsettiğiniz “illegal” binanın altında muhakkak arkeolojik bir kalıntı vardır. Belki orası kültür merkezi yapılmadan önce orada bir kazı yapılması gerekir. Ardından eğer arkeolojik kalıntı bulunursa orasının kültür merkezi yapılmamalı, belki de orası da açık teşhir alanı olacak.

Alessandra Ricci O konuyla ilgili bende çok sayıda fotoğraf var. O binayı yapmak için aşağı yukarı 4-5 metrelik bir kazı yaptılar. Ve altının tamamen boş olduğu ortaya çıktı. Ancak fotoğraflarda yan tarafın duvarı gözüküyor yalnızca. Bizim çalışmamızda burada düzgün arkeolojik kazı yapmamız gerekiyor. O yüzden tabi ki bu park projesinin detaylarının değişmesi elbette mümkündür ve mümkün olması da lazım.

Haluk Abbasoğlu : Ama arkeolojik kazıların daha fazla ve hızla yapılması, ondan sonra, mümkün olan yerlere işlev verilmesi ve koruma-kullanma dengesinin de o bakımdan iyi kurgulanabilmesi lazım. Daha sonra ise burası bir Arkeolojik Park ya da bir alan yönetimi yapılması lazım ki burası çalışmalar bittikten sonra nasıl korunacak? İşlev verdiğiniz yerleri kim alacak? Çay bahçesini ihale mi edeceksiniz örneğin? O zaman o çay bahçesinden hayır kalmaz. Orası büyür, çevreyi bozar veya siyasi bir takım rantlar ile yandaşlara verilebilir. Dolayısıyla uygun bir alan yönetim planıyla oranın korunması gereklidir. Tabi bunun için de bir finansman gereklidir.

Alessandra Ricci Haluk Bey çok teşekkür ederim çünkü iki tane çok önemli konu çıkardınız: İlki; bugüne kadar Küçükyalı’da oluşamamış olan bir “Koruma” sistemi. 1, 2, 3 ya da 10. derece sit alanı ilan edilmedi burası. İkincisi ise, kazı bittikten sonra, arkeolojik park yapıldıktan sonra orası ne olacak, o çok büyük bir sorun. Bugüne kadar Türkiye’de benzeri bir yer yok.

Haluk Abbasoğlu : Ancak o temeli çok iyi kurmak lazım. Anadolu yakasının bir kazısı daha var, en eski kazısıdır, Fikirtepe. Fikirtepe tarih öncesine aitken burası da en geç dönemine aittir. O açıdan önemlidir. Ama Fikirtepe’yi de unutmamak lazım.

Alessandra Ricci Bugüne kadar şöyle bir sistem oldu: Mahallede sistematik bir temizlik söz konusu. Muhtarlık belediyeden işçileri çağırıp burayı temizletiyor ancak tabi ki bu arkeolojik bir alanın temizliği için yeterli değil. Tabi orası kültürel alan olacağı için buraya özel bir sistem oluşturmak gerekiyor. Bu akşam burada bu konuyu konuşup sizin fikirlerinizi almak istiyoruz.

Haluk Abbasoğlu : Siz şanslısınız, çok ilgili bir muhtar hanım var burada, umarım muhtar hanım orada daha uzun süre muhtarlık ya da hatta belediye reisliği yapar. Ama muhtarlık devamlı değil.

Ayşem MÖRÖY (Mahalle Muhtarı)

Ben mahallede 1973 yılından beri muhtarlık yapıyorum. Benim çocukluğum da o mahallede geçti ve bu açıdan sizlere biraz daha bilgi verebileceğimi düşünüyorum. Biz 1960’lı yıllarda buralarda oyun oynarken bu alanı mağara diye bilirdik ve her tarafı açıktı, içinde hayvanlar olurdu, biz de içine girer çıkar, buralarda oynardık. Daha sonra ise, Küçükyalı Kartal’a bağlı iken, planlama yanlışlıkları sonucunda bu bölgelerde çeşitli inşaat izinleri alındı. Ruhsatını alan inşaatını yaptı. Ancak Maltepe Belediyesi’ne geçtikten sonra belediye burada bir imar çalışması başlattı ve ancak ondan sonra Büyükşehir Belediyesi’yle birlikte bu çalışmalar yürütülmeye başlandı. Alessandra Hanım’ın da gösterdiği o kalıntının dibindeki parseller İş Bankası’na aittir ve caminin yanında bulunan parkımız da İş Bankası’nın arazisidir. Fakat belediye tarafından caminin yanına bina yapılmaması adına belediye tarafından yeşil alana çevrilip park haline getirilmiştir. Biz orada o binanın yapımına hep karşı durduk. Çünkü bilimsel olarak çok şey bilmiyor olabilirim ama o parsellerin inşaata açılmaması gerektiğini biliyoruz. Ancak maalesef İş Bankası bu yıl oraları özel bir firmayla satış sözleşmesi yaparak kazdırdı. Tüm mahalle olarak itiraz ettik, çeşitli kurumlara ben yazılar yazdım. Ama maalesef siyaset işin içine girince, çok çeşitli sorunlar ortaya çıkabiliyor. Ben o mahallede yaşayan biri olarak, öyle bir eserin hala konumunun ne olduğunu bilmeden mahallede muhtarlık yapmaktan son derece suçluluk duyuyorum. Hepinize teşekkür ederim.

Mete Tapan: Koruma Kurullarında görev yaptım halen de yapmaktayım. Burası burası 3600 metrekare bir alanmış. Burası zaten tescil edilmiş bir alandır. Bugüne kadar literatürde bu manastırın sınırlarına ait bir takım çalışmalar yapılmıştır ve bu çalışmalardan yola çıkılarak burada bir arkeolojik sit kararı alınabilir. Şimdiye kadar çeşitli şekillerde yanlış uygulamalar yapılmıştır burada ama en azından bugünkü hali korunabilir. Onun dışında zaten burası tescil edildiği için, çevresinde yapılan her bina koruma kurullarının denetiminde yapılır. Bunun yanında çalışmaların devam etmesinde çok büyük yarar var. Madem İş Bankası’na ait bu arazi ve zaten bankalar da kültürel faaliyetlere büyük destek oluyorlar, burayı hibe olarak size verebilirler. Kaç metrekaredir zaten orası? Verebilir, İş Bankası için de bir şey değildir bu.

Tabi sizin Arkeolojik Park diye bahsettiğiniz yer öyle kapalı bir yer olmayacak, insanlar oraya girecekler, olmayan yeşil alanı da karşılayabilecektir burası. Çok az bir yeşil alan var burada sizin de dediğiniz gibi, bu da yanlış bir planlama sonucudur. Sit kararı da korumayı da zorlaştıran bir şeydir.

Haluk Abbasoğlu : Bu yüzey kazılarına zaten ben inanmıyorum, arkeolojik kazıların kesinlikle yapılması ama daha önemlisi bu kazıların daha da genişletilmesi lazım.

Alessandra Ricciİstanbul’da, burada bulunan arkeolojik tabaklar kadar temiz arkeolojik tabaklar yok. O nedenle çok önemlidir burada kazıların devam etmesi çünkü buranın kazanılması, İstanbul’un kazanması demektir. O döneme ait bilgiler Küçükyalı’dan alınabilir.

Korhan Gümüş: Öyle bir kurum lazım ki böyle işler için, kimsenin yapmadığı işleri yapsın, diğer kurumları da işin içine katsın ancak kendisi de ayrı bir kurum gibi durmasın. İstanbul 2010 Ajansı bir kamu kuruluşudur ve ben 2010 Ajansı’nın belli projeleri yönetebilir olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kentte kültürle ilgili bir iş yapılıyorsa, 2010 Ajansı bu konuda yetkili olmalıdır. Bu konuyu 2010 konusu ilan ettiğiniz anda, proje 2010’un malı oluyor öncelikle. 2010’un içinde Kültür Bakanlığı var, hazine var, belediyeler var… Çok aktörlü diyoruz ya hep, işte bu çok aktörlülük burada var. O nedenle bu tip projeleri yapmak için 2010 Ajansı uygun bir kurumdur.

Aykut Köksal (Mimar Sinan G.S.Ü.): 2010 Ajansı kendi varlığını 2010 yılı sonuna kadar tanımlamış değil mi? Sonuçta bu uzun süreli bir projedir.

Korhan Gümüş: Tabi söylediğiniz doğru ancak bu kurumun devam etmesi söz konusu olursa, olabilir diye düşünüyorum. Şu anda gündemimizde yeni bir kamusallık modeli var, bu kamusallık modelinin de mutlaka katılımcı, yatırımlara açık vs olması gerekiyor. Sadece fiziksel mekana yönelik müdahalelerin söz konusu olduğu kentsel dönüşüm projeleri var bu kentte. Dolayısıyla bu projelere bu yeni kamusallık modelini dahil edecek bir kuruma ihtiyaç var. Bu ayrı duran bir kurum olduğunda bu işlevini yerine getiremez. Bu yönlendirici kurumun içinde, Liverpool’da olduğu gibi, bütün bu kurumların bir arada olması gerekiyor. Kültür Başkentliğini yönetmeniz için de bütün bu kurumları yan yana getirmeniz gerekiyor.

Bizim asıl hedefimiz bu kentte gördüğümüz kentin var olabilmesi için arkeolojik değerlerinin korunması gerekiyor. O nedenle de bu bölgeleri kapatıcı değil açıcı bir model geliştirilmesi gerekiyor. Bakın, 20 senedir antrepolar boş duruyordu. Kentin merkezindeki en önemli alanlar kapatılmış, bu özelleştirmeden bile daha kötü bir şeydir. Bu tip yerlerde, bu tip projelerde sadece özel sektörün verdiği paralarla, onların desteğiyle sürebilecek çalışmalarla gelinebilecek bir nokta değil bahsettiğimiz. Tabi ki onların da desteği alınacaktır. Ama kamusal bir şeye ihtiyaç var. Bu araç bir belediye ya da Ankara’daki bir hükümet olamaz. Dolayısıyla bu aletin böyle bir alan yönetimini sağlayabilmesi gerekir. Kültür Başkentliği de bir alan yönetimidir. Ve kendi kurumları vardır.

Haluk Abbasoğlu : Bu alan yönetimi çok küçük ya da çok büyük bir alanda olabilir. Ama ben yerel yönetimlerin tamamen göz ardı edilmesine karşıyım. Yerel yönetimlerin buralara sahip çıkması lazım ve yerel yönetimlerin bu yerlere sahip çıkmaları lazım ki zaten bu şekilde bu alanların korunması sağlanacaktır.

Mete Tapan: Herkesin bildiği gibi, İstanbul’un sahibi belediyedir. Ancak tabi söylemde kalıyor bu. Bir takım yasalar var. Halbuki 2010 Ajansı, bugünkü yapısıyla ve çok acele bir şeylerin yapılması gerektiğine inandığı için bir bakıma 2010’u icat etmiştir. Yani kendi başına gerçekten bir takım yetkilerle donatılmış, ayrıca çeşitli fonlarla desteklenmiş bir kurumdur. Projeleri gerçekleştirmek için o bakımdan 2010 Ajansı’nın kolaylaştırıcı bir yanı vardır. Ben bu tartışmaları, “ne yapmalıyız” noktasına çekmek gerektiğine inanıyorum. Bence 2010 Ajansı bu projeye sahip çıkmalıdır ve Aykut Köksal’ın söylediği gibi ajans 2010 yılında bitmemelidir ve bitmez, İstanbul için birçok düzenleme yapılana kadar bunun devam etmesi lazımdır.

Alessandra Ricci: Biz bugüne kadar Koç Vakfı ve Tofaş-Fiat’ın desteğiyle bu noktaya geldik ancak bizim çalışmamızın devam edebilmesi için tabi bu yeterli değil.

Korhan Gümüş: Şimdi burada biz projenin 2010 Ajansı’na gelmesini ve projenin bir an önce uygulama aşamasına geçirilmesini istiyoruz. Bu konuda yönetim kurulu bizden muhatap bekliyor ki o da hazineye ait bir arazi olduğundan dolayı devletin kendisi oluyor. Biz de bu projenin bizimle bir an önce devam edebilmesi için sizlerin desteğini bekliyoruz. Ve diliyoruz ki, 2010 değil 3000 gibi bir ajansa dönüşebilsin bu kurum ve İstanbul için gerekli projeler için yetkili ve hızlandırıcı bir kurum olarak devam edebilsin.

mimdap

1 Yorum

  1. nebahat gültekin

    orada hava soğukmuş herkes paltosuyla oturmuş neyse konular sıcak idare eder

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir