17 Ağustos’tan Günümüze 10 Yıl Geçti. Daha Ne Kadar Geçmesi Gerekir?…
17 Ağustos 1999’da bundan 10 yıl önce bütün Marmara bölgesini sarsan çok büyük bir deprem gece 3.02 de meydana geldi. Merkez üssü Gölcük olan 7,4 şiddetindeki 45 saniyelik deprem yaşamları söndürdü.
Ülkemizin planlamadan yapı üretim sürecine kadar “çürük” olan fiziki örgüsü bu sarsıntıya dayanamadı ve çöktü.
“Büyük Türkiye” sloganıyla şekillenen merkezi devlet yapısı büyük ve yaygın afet karşısında şakına döndü, kurtarma, haberleşme ve ulaşım felç oldu.
Yaşananlar yıllara dayalı büyük hataların sonucuydu. Afet risklerini hesaplamayan, yer seçimi ve planlamadan, tasarlamaya ve bina yapmaya değin “güvenli yaşam çevresi” yaratmayı öğrenememiş, bunu talep etmemiş ve bu ilkeyi kontrol etmemiş devlet örgütlenmesi 17 Ağustos’ta 30 binden fazla insanın ve büyük maddi kayıpların nedeni oldu.
![]() | ERHAN DEMİRDİZEN: On Yılda Arpa Boyu Yol Gidemedik |
![]() | CEMAL GÖKÇE: Depremin Zaralarından Korunmak için Acil Önlem Alınmalıdır |
![]() | MURAT BALAMİR: 1999+10 da aynı yakınmalarla yaşıyoruz. 1999+20 de de aynı mı olacak |
![]() | BETÜL ŞENGEZER: On Yıl Sonra Deprem Tehlikesi: Alt Gelir Grubu Zarar Görecek |
![]() | YÜCEL GÜRSEL: Afetlere Karşı Mücadele Katılımla Yaratılabilir |
![]() | HASAN KIVIRCIK: Kentlerin Depreme Hazırlanması Bir Uygarlık Projesidir |
![]() | FARUK GÖKSU: Bugün, 17 Ağustos 2009; Olası Depreme 10 Yıl Daha Yaklaştık; Hazır Mıyız? |










12 Yorum
Neslihan Çömlekçi
Bence “çok geçmesi” gerekir. Niye derseniz, bizden adam olmaz. Doğal felaketi önlemek için kamu idaresinin kılı kıpırdamıyor, felaket yaklaşıyor. Dediğim gibi bizden adam olmaz.
sermin akça
Söylenenler o kadar doğru ki, bugün de aynı şeyler geçerli. Fakat dikkate alan yok.
Öznur Akencil
Bugünden baktığımızda depremin üzerinden 10 sene geçtikten sonra söylenenler, AKP iktidarı sayesinde tümüyle çöpe gitmiş görünüyor. Oysa tehlike çok yaklaştı.
çetin aslanoğlu
Düşünün bu 20 sene nasıl geçti. Malum. Ülke için büyük kayıp.
ferda çetinkoz
yani, bu kadar zaman geçtikten sonra doğru düzgün bir hazırlık yoksa, söz bitiyor.
demir atakan
20 sene geçtiğinde, bu söylenenleri aşan bir yeni birikime sahip değiliz ne yazık ki. Tarih durmuş sanki.
derya kuloğlu
Yıllar geçti, onuncu yılda bile vurdumduymazlık anlaşılmış. Şimdi halk panik içinde. Ama İzmir depreminin heyecanı ile. Peki unutunca, tıpkı yazılanlar gibi.
Şefika Gül
daha çok geçmesi gerekir maalesef, ne devlet ne halk deprem tehlikesinin sahici anlamda farkında değil, uzatmaya bırakıyor her şeyi.
resmiye güldoğan
deprem tehlikesi bence hiç bir zaman ciddiye alınmadı. şimdi Van depremini ciddiye aldık onun için kanun çıkardık diyorlar ama bu da bana inandırıcı gelmiyor.
olcay karaca
Gerçekten çok tüketici, bıktırıcı bir süreç. Oysa herkes biraz daha özenli olabilirdi. Devlet görevlerine daha çok sahip çıkabilirdi. Öyle olmadı. İnsanlar unuttu gitti. Asuman hanım umarım deprem bize çok acımasız davranmaz ve bu fırsatı verir diyor ama bu bir dilek sadece.
Asuman Yeşilırmak
Artık hiçbir şey yazmak gelmiyor içimden. Çünkü herhangi bir konuda yapılan tartışmalar, açıklanan görüşler (onaylama veya eleştiri), bir şeylerin değişebileceği umudunu taşır, ya da taşımalıdır. Oysa tüm gelişmeler öylesine umut kırıcı ki. Artık umutsuzluğumu yazmaktansa hiç yazmamayı tercih ediyorum.
Bir deprem master planı hazırlanıyor, emek, zaman, kaynak harcanıyor. Sonra bir kenara atılıyor. Yaptıran kurum olarak Belediyenin dikkate almamasının yanı sıra ne yazık ki bazı meslek odaları ve STKlar da sahip çıkmıyor. (Eleştirilebilir ve geliştirilebilir ama bunu yapmak için öğrenmek ve daha ileri götürmek için çaba gerekir ki bu zordur, bunun yerine dudak bükmek ve yok saymak kolaydır.) Ardından deprem odaklı kentsel dönüşüm pilot projeleri yaptırılıyor, yine emek, zaman, kaynak harcanıyor. Bunlar da hiç yokmuş gibi aynı şekilde kenara itiliyor. Geçen on yılda bu konuda hiçbir şey yapmamış olmayı unutturmak için, bu günlerde ne bu projelerle, ne de DMP ile ilgisi olmayan kat karşılığı bir proje (Zeytinburnu Sümer mahallesi) “Türkiye’nin ilk deprem odaklı projesi” reklamları ile uygulamaya konuyor.
İstanbul için Çevre Düzeni Planı adı altında üst ölçekli bir plan, daha doğrusu planlar yapılıyor. Çok sayıda akademisyen ve uzmanla yapılan ilk plan için yine emek, zaman, kaynak harcanıyor. Hukuken kesinlikle sorunlu olduğu ve açılan ilk davada iptal edileceği bilinmesine rağmen onaylanan planın (artık aymazlık değil tercih olduğuna inandığım) iptalinden sonra, Belediye bürokratları ve teknokratları tarafından yapılan bazı değişikliklerle plan yeniden onaylanıyor. Gerek iptal edilen gerekse mevcut durumu bir belgeye bağlamaktan öteye gitmeyen bu özelliği ile de ayakları yere basan plan olarak ifade edilen her iki plan da İstanbulun beklenen depremi için ne getiriyordu? Sadece içi boş sloganlar Getirme şansı var mıydı? Böyle bir planlama yaklaşımı ile hayır Mevcut durumu ve mevcut eğilimleri bir belgeye bağlayan bu plan niye yapıldı? Herhalde tepeden inme büyük ulaşım projelerini (üçüncü köprü, karayolu tüp geçişi vb) üzerine İŞLEMEK için.
Kentin gelişimini kesinlikle değiştirecek olan büyük yatırımları planlamıyorsunuz, birleri karar veriyor, birilerinin plana işlemesi, Belediye Meclisi ve Başkanlığının da bir noter gibi onaylaması bekleniyor. Bu kentte yaşayanlar ne mi düşünüyor? Onlar anlamaz, ne bilgi verirsek onu bilir. Bu karaların bu kente ne getirip ne götüreceğinin onlara açıklanması gerekmez. Gelecek kuşaklara ne bırakacağımız ya da bırakamayacağımızsa hiç düşünmediğimiz bir ayrıntı.
Daha çok konu var insanı umutsuzluğa düşüren; Ülkenin en güçlü imar kurumu haline gelen TOKİ faaliyetleri, ona yetişmeye çalışan KİPTAŞ faaliyetleri, bütün ilçe belediyelerinin (acele kamulaştırma vs gibi) kolay uygulama şansını verdiğini düşündükleri için hevesle sarıldıkları Kentsel Yenileme projeleri vs.
Umutsuzluğu artıran yalnızca idarelerin tasarrufları da değil. Yapılan eleştiri ve karşı çıkışlarda daha bilgili, daha donanımlı olmaları beklenen kurumların; esası görecek bilgi donamı olmayan, paylaşmayan, tartışmayan (yani farklı görüşleri tartışmayan), aynı eleştirdikleri idareler gibi, iktidarda olanın her şeyi bilmesi anlayışına dayanan yaklaşımları ile geniş kesimleri yanına alamayan muhalefetleri ne yazık ki güçlü idareler karşısında başarısız oluyor.
Bu umutsuz yorumu yine de umutla noktalamak adına umarım yanlışlardan doğrular çıkarmayı çok geç olmadan öğreniriz ve umarım deprem bize çok acımasız davranmaz ve bu fırsatı verir.
Ahmet Çetin
Daha ne kadar geçmesi lazım derken bir kinaye yaptığınız anlaşılıyor. Gerçekten on yıl herşeyi kavramak ve gereknleri yapmak için çok uzun bir süre. Bu kadar vurdumduymaz bir idare bu kadar savruk bir stk grubu bu kadar kendi derdine düşmüş meslek odaları olunca “daha ne kadar geçecek” sorunuz anlam kazanıyor.
Ne yazık ki?