MURAT CEMAL YALÇINTAN / Birgün
Bu yazıyı yazarken ben, 29 kişi ölmüştü; yağmurdan… Yetkililer söz aldı. Dediler ki; “Bu görülmemiş felaket karşısında elden gelen her şey yapılmıştır…”
“İstanbul insanı, doğa ile ilişkisini tedbirsiz kurmuş, bu da tedbirsizliğin cezası olmuştur…”
“Bu afet, gecekonduları temizleme kararlılığımızı güçlendirecektir…”
(Israrla sorumlulara dair sorulan sorular üzerine) “Tabii ki bugüne kadar var olan bütün idarelerin yaptığı hatalar olmuştur ve bu afetin yarattığı hasar hepsinin ortak sorumluluğundadır ama insanların kural tanımazlığını da atlamamak lazım…”
“Gelişmiş ülkelerde de bu tip afetler oluyor ve benzer sonuçlar görülebiliyor…”

Gün boyu dinlediğim açıklamalardan beni rahatsız ederek aklımda kalan bu cümlelere, bir de, birkaç bilim insanı dışında neredeyse bütün açıklamaların sonunda gelen şu -ya da benzeri- temenniyi eklemek lazım:
“Herkes Allah’a emanet olsun…”
Bu çok sorumlu yetkililerimiz, afette ölenleri de şehit ilan ederler yakında!
• • •
Yıllardır, fiziki planlama, afet planlaması ve kurtarma konusunda işini doğru dürüst yapmayacaksın, sonra da elden gelen herşeyin yapıldığını iddia edeceksin! Sizin elinizden gelen beni/bizi kesmiyor! Örneklediğiniz gelişmiş ülkelerde bu tedbirsizlik içerisinde can ve hatta mal kaybı olduğunda en üst düzeyden başlamak üzere istifa dalgaları yaşanıyor. Bu kaçıncı vali, kaçıncı belediye başkanı? Bu, aynı vali ve aynı belediye başkanı döneminde kaçıncı afet, felaket ya da rezalet? İstanbul’un kaderi hep aynı… Onlar, her defasında, bu ya da başka tip bir beceriksizliğin ardından, sıcak ve rahat koltuklarından kalkıp açıklama yapmaya giderken, kendilerini nasıl aklayacaklarını düşünüyorlar muhtemel! Sonra bu halkın duyarlılıkları üzerinden, biraz ses tonlarını da ayarlayarak, bizi Allah’a emanet edip, yollarına devam ediyorlar!
Ne yaptınız?
Sormak istediklerim var, hem bir kent planlama uzmanı hem de yetinmeyen muhalif bir vatandaş olarak…
İkitelli bölgesi, önce sanayi sonra ikinci derece merkez olarak planlanırken, o koskoca bağlantı yollarını inşa ederken ya da inşaatına izin verirken, bu tip afetlere yönelik bir risk analizi yaptınız mı? Hani o gecekondulara işaret ediyorsunuz ya fırsat bulduğunuz bu tip bir anda bile, sizin küresel İstanbul hayallerinizin önemli bir parçasını oluşturan bu aksı planlarken yapmış olmanız gerekenleri yeterince yaptınız mı diye soruyorum. Biz plancılar, böyle bir çalışmayı yaparken önce doğal analizleri yaptırırız. Bu analizlerin içerisinde eğimden jeomorfolojiye, hidrolojiden hidrojeolojiye, iklimden bitki örtüsüne birçok değişken üzerinden bu afetlerin oluşma ihtimallerini düşünürüz. Bu ihtimaller üzerinden de olası planlama kararlarını… Üstelik yeni coğrafi bilgi sistemleri çerçevesinde bu verileri bilgisayara aktardığınızda afet simülasyonları bile alabilirsiniz. Yaptırdınız mı bunları küresel İstanbul’un küresel yöneticileri? Ya da bürolarınızdan birinde yapılıyor olması muhtemel bu çalışmaları incelediniz mi yeterince İkitelli kararlarını alırken, risklere karşı önlemler geliştirilmesini istediniz mi? Yoksa, Allahın işi, olacağı varsa olacaktır deyip, Allah arazi değerlerine karışmıyor diye arazi değerleri üzerinden mi düşündünüz yalnızca?
Afet Planları
Ortaköy vadisi yemyeşildi ya eskiden… Hani şimdi Boğaz Köprüsü’nden her geçtiğinizde yeni bir inşaat gördüğünüz o vadiye inşaat izinlerini kim verdi? En düşüğü 1 milyon dolardan başlayan fiyatlara sahip villaları da köyünden gelen cahiller mi inşa ediyor yoksa? Bu vadiyi neden yıllarca korumaya uğraştık; bir yandan kentin merkezinde geniş bir yeşil, afet hallerinde sığınacak alan kalsın, bir yandan da böyle bir sel felaketi olursa Ortaköy’ü topluca denize indirmesin diye olmasın! Her gelen idareci yeni bir izne imza atarken meclisi ile birlikte, Ortaköy’ün ve yakın çevresinin felaketini hazırlamaya devam ediyorsunuz!
Afet planlarımız var ya; hani deprem sonrası hazırlanması şart koşulan ve her yerde hazırlanan… Maltepe ilçesinde Gülsuyu ile Başıbüyük arasında geniş bir yeşil koridor/vadi vardı 10 sene kadar önce… Afet planına “toplanma alanı” olarak işlendi… Gidin bir göz atın şimdi, dizi dizi lüks bloklarımız var artık o toplanma alanında… Duvarlarla çevrili hepsi… Gülsuyu ve Başıbüyük mahallelerinde yoğunluğu aşırı derecede düşürmek suretiyle yapılmak istenen dönüşüm planları da, “sağlam zeminleri itibariyle deprem riskinden kaçınmak isteyenlere villa sahaları yaratma gayreti olmasın sakın” diye uyarıyorduk yıllardır! Risk Toplumu kitabının yazarı Ulrich Beck, yıllar önce, gelecekte zenginlerin zenginlikleri ile risklerini azaltacaklarını, devletlerin de artık refahı değil riski dağıtan bir işlev göreceğini iddia ederken bugün yaşadıklarımızı aktarıyormuş meğer… Refahı dağıtırken adaleti olmayan devletten risk dağıtırken adil olmasını bekleyebilir misiniz?
Sulukule’de de afette toplanma alanı olarak belirlenmiş bostanın, belediyenin projesinde inşaat alanı haline geldiğini ve alternatif bir toplanma alanına işaret edilmediğinin altını çizeyim…
İstanbul’da her yıl binlerce tadilat planı yapılıyor… Tadilat planı uygulama planlarında yapılan noktasal/küçük ölçekli değişiklik önerilerinin planlamadaki adı… Hani konuta ayrılmış bir alan, bakıyorsunuz bir anda benzinci oluyor binlerce konutun arasında, ya da yeşile ayrılmış bir alan konuta dönüveriyor göz göre ya her birimizin mahallelerinde! Bunların tamamı belediye meclislerinden ve başkanlarından onay alıyor… Birçoğu için uzmanlardan oluşan Planlama Müdürlüğü ya da ilgili başka bir Müdürlük olumsuz görüş belirtiyor ve bu olumsuz görüşlere rağmen imar komisyonlarında her nasılsa aklanan ve belediye meclislerinde onaylanan çok sayıda tadilat planı var! Onyıllardır belediyelerde iş bitirici insanlar var; bugün büyük inşaat şirketleri bu tip adamları istihdam etmeye başlamış durumdalar! Soruyorum, bu planlar nasıl onay alıyorlar? Bu iş bitirici adamlar kimler?
İstanbul Metropoliten Planlama ve Kentsel Tasarım Ofisi, birçok uygulama ve kararına itirazıma karşın, akademisyenlerin de desteğiyle çok iyi bir İstanbul çalışması yaptı. Ofiste şu an bütün doğal riskler çıkarılmış, bilinir ve herkes tarafından kullanılabilir durumda… Hangi idarecimiz bu çalışmalardan faydalanıyor kendi işlemlerini yürütürken, kararlarını geliştirirken? Onca çalışmanın hayır dediği üçüncü köprünün güzergahına helikopter gezisi ile karar verecek bir de başbakanımız varken, bilimden ve meslek alanlarından faydalanmaya dönük beklentilerimizi hangi seviyede tutmalıyız?
Mide bulantımdan kurtulmak için gündeme getirmek istediklerime bu yazı yetmez…
• • •
Kendinize çekidüzen verme zamanı gelmedi mi beyler (bu işlerden sorumlu idareci ve politikacıların neredeyse tamamı erkektir)! Bir felaket olduğunda, sorumluluğu cahil ve bilinçsiz olarak damgaladığınız gecekondu halkına, çözümü de Allah’a havale ettiğiniz, bu arada bin bir şaibeli karara imza attığınız şu garip dönem bitmesin mi hâlâ!



3 Yorum
Salih Yazıcı
Lisedeyken Ayamama deresi taşmıştı, tüm vadinin sularla kaplandığını havalimanı kavşağından görmüştük…Ancak o dönemde İkitelli diye bir yer yoktu, vadi, ağaçlar, çok az sayıda tarım yapanların kullandıkları kulübeler… tarım ve orman bakanlığının seraları… bizi en çok denize döküldüğü yerdeki Hava Harp okuluna birşey olurmu diye endişelenmiştik. Eğer İbb.gov.tr adresinde İstanbul şehir rehberinde 1982 tarihli hava fotoğrafına bile bakarsanız bu vadinin hala daha tarım amaçlı kullanıldığını ve çok az sayıda yapılaşmanın olduğunu kolayca görebilirsiniz. Ondan önceki hava fotoğrafları ise bu bölgede hiçbirşey olmadığı için yok… Herhalde bir bildikleri vardı dedirtiyor bu hava fotoğrafları.
Başbakan sel günlerinde helikoptere binip bir taraftan köprü ve köprü yolu güzergahı saptamaya hazırlanıyordu… Bu derece akıl dışı, şaşkın, yöneticilikten uzak bir davranış herhalde dünya tarihinde yoktur.
Roma döneminden kalan birçok köprü hala kullanılmakta, bunun küçük bir sebebi var, Roma’da mimarların hierarşide imparatordan hemen sonra gelmeleri ve yapı ile ilgili işlerde ise imparatordan bile önce… Mimarların çoğunluğunun “yok artık” dedikleri bir dönemde, hemen her kesimin karşı olduğu, anlam veremediği bir köprüyü; o köprü, yol, plansız yapılaşma mantığının sebep olduğu bir selin içinde bile savunmak için artık Türkiye’de başbakan olmak gerekiyor.
Gülten Koç
Bu çağda insaf derler gerçekten. Bu kadar iptidai bir şehirleşme, dere yataklarına yerleşmeler. Ama en büyük suç buna müsade edenler. Vatandaşlarda suçun bir tarafında. Am yerleşmeye açmak başlıbaşına suç.
ercan türe
Bu yeni dönem ve özellikle AKP yöneticileri eskilerin “bu kadar yüzsüzlük olurmu” dedikleri sınırı aşmış bambaşka bir yeni insan tipine dönüşmüşler. Sorumluluk gerektiren her konuyu birilerine havale etmekten başka bir bildikleri yok. Hiç bir sorumluluğu doğru dürüst taşımıyorlar. Hemen başkalarını suçlamaya kalkışıyorlar. Her taraf dere gibi akmış insanlar canlarını kaybetmiş bunlar başka bir havadalar ve üstelik bir de azarlar pozisyonda efeleniyorlar.
Yuh artık.