İstanbul’un Boğazı’nda Kalanlar…

5 Dakika Okuma Süresi

AYSUN SARI / Birgün

Açıklanan köprü güzergâhının çağrıştırdığı kent resmi; Karadeniz kıyılarında, iyi vasfa sahip olmayan (!) orman alanlarının lüks konut sitelerine, turizm tesislerine, alışveriş merkezlerine yani kısaca paraya çevrildiği yeni bir kent… Orası yeni bir İstanbul mu olur, ya da İstanbul diye bir şehir kalır mı artık, belirsiz…

istanbul.jpg

3 deniz manzaralı -Boğaz, Marmara ve nihayet Karadeniz- yapılaşma ve 3 köprüden geriye kalan hatıra ormanları, hobi tarım alanları ve yaşayanların hiyerarşisine göre paylaşılan su kaynakları… Geleceğin korkunç kent tablosu bu, belki senaryo, belki de bu kentin yeni ‘vizyon’u.

Köprüyü Neden Destekliyorlar?
Köprü projesinin İstanbul için, İstanbullu için ama en çok da özel araç sahibi kesim için gerekliliğini savunan bir sürü açıklama var. Transit trafik rahatlığı ve özel araç sahiplerini trafikte bekletmemek vaatleri açıklamalardan çıkarılan özet.

Neden transit trafik için böylesine büyük bir tahribat verilmek zorunda, yok eğer kent içi trafik de rahatlasın deniliyorsa kim, hangi kentli nereden nereye giderken bu köprüyü kullanacak? Dolayısıyla hep aynı manzara dolaşıyor insanın kafasında ister istemez, demek ki köprü güzergâhında yeni bir kent olacak ve bu güzide köprümüz oraya hizmet edecek.

Köprüyü Neden Desteklemiyoruz?
Kent içi trafiği rahatlatacağı öne sürülen bu köprü projesi hangi kolları ile bunu sağlayacaktır? Yoksa bu köprü toplam trafiğin yüzde 2-3’ünü oluşturan transit trafik köprüsü olacak ve kent içi trafik ve gün be gün artan özel araçlar için yeni bir köprü(ler) mü önerilecek? Neden karşıyız köprüye, betona, belki de ‘gelişmeye’… Ormanı, suyu, havayı savunmayla ilgili ne çıkarımız var acaba; yokluğunun, eksikliğinin ne olduğunu henüz tam olarak bilmiyorken.

İstanbul’un Çevre Düzeni Planı’nda (ÇDP) yok diyoruz 3. köprü projesi. Raflardaki yeri 1993’lere kadar dayanan ve bu sayede Çevresel Etki Değerlendirmesi’ne (ÇED) tabi olmayan proje sıfatını kazanan bu proje, geçmişi 5 yıla dayanan ÇDP’de yer almıyorken, yani şehrin planı bile karşı çıkıyorken, birazcık İstanbul’un tarihsel gelişiminin fotoğraflarını yıl be yıl takip eden ve her köprü sonrası şehrin aldığı yeni biçime bakanlar da karşı çıkacaktır. Havadan düz bir çizgi ile çizilen, iki yakayı kavuşturan her köprü bu şehir için yüz binlerce nüfus, hektarlarca yapılaşma demek olmuştur tarihinde.

Ulaşım Şûrası’nda Çevre ve Orman Bakanlığı, proje sahibine ÇED yapımı konusunda çağrıda bulunmuştur. 1993 yılından önce proje kapsamına alındığı için ÇED’den muaf olan 3. köprü projesi için, proje sahibi başvurduğu takdirde bakanlık ÇED hazırlayabilir. Öyleyse bu proje ÇED’den muaf denilerek konu kapatılmasın. Eğer herhangi bir doğal tahribat olmayacağının garantisini verebiliyorlarsa ÇED yapımı için başvurulsun. Üstelik bu ÇED sadece çevresel etki değerlendirmesi olmasın, Stratejik ÇED yapımı süreci başlatılsın. Dahası, proje sahibi başvurmasa bile Çevre ve Orman Bakanlığı veya İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü kamu yararı adına bu projenin ÇED’ni yapmalı!

‘Hız’ Mı ‘Erişim’ Mi?

Türkiye’nin üyesi olduğu ve hatta İstanbul Ulaşım, İETT ve İDO gibi kurumların ayrıca üye listesinde gösterildiği Uluslararası Toplu Taşımacılar Birliği (UITP), yoksulluğun ortadan kalkması için, sosyal dışlanmaya maruz kalan kişilerin seyahat edebilecekleri alanları genişletmek adına başka imkânların sağlanması gerektiğini ifade ediyor. Toplumun bazı kesimleri için ucuz bir şekilde erişebilmek, ‘zaman’dan daha önemli olabiliyor. Erişmek, her zaman bir yerlere tam zamanında gitmek yerine ‘gidebilmek’ anlamını taşıyabiliyor. Fakat büyük ulaşım yatırımlarına, köprü projelerine her zaman özel araç sahiplerini rahat ettirmek amacıyla hız ve zaman kazancı açısından bakıldığı için, toplu taşıma önem sırasında kendisine herhangi bir yer bulamadığı için, çoğunlukla hız ve zaman açısından “faydalı” gözüken bir proje hemen olumlu notu alıyor.

• • •

Bir sonraki köprü nereden geçecek tartışması başlamadan, boğazı değil İstanbul’u kapatmadan, sadece ‘hayır’dan öteye yapılacaklar olmalı… İçinde köprü projesi olmayan Çevre Düzeni Planı’nı yapanlar, ormanların kurumsal sorumlusu sayılan İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü, kampüsü de İstanbul ormanları içinde bulunan Orman Fakültesi, koruma kurulları, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, henüz projenin çevrede yaratacağı arazi fiyatları artışının hayatlarını nasıl etkileyeceğinin farkında olmayan bölge sakinleri (…) yani Ankara kaynaklı fikirlerce değil, bu kentte yaşayanlarca, katılımın hiçbir zaman olması gerektiği noktada ve zamanda olmadığı ülkemizde, kendi katılımlarını kendileri yaratmalı, henüz proje sanıyoruz ki (!) dillerdeyken, lafta muhalefet olmadan projenin olası etkileri ve riskleri tartışılmalıdır. Buna köprü projesinin gerçekten İstanbul’un ulaşım sorunu için ‘ne derece çözüm olacağı’ da dahil olsun.

2 Yorum

  1. Erkan

    Perihan hanım size kesinlikle katılıyorum. Artık her olumlu gelişmeye karşı çıkarak engelleme çabalarını bırakmalı STK lar muhalefet partisinin şakşakçısı olmamalı.. teşekkürler.

  2. perihan sucu

    KÖPRÜ meselesi bir ihtiyaç meselesi, KÖPRÜ konusu bir tartışma konusu olmaktan çoktan çıkmıştır. Bu bir güç kullanma alanıdır. İKTİDAR olma yarışıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir