İstanbul’a yeni havaalanı çözüm mü?

5 Dakika Okuma Süresi

Özgür Gürbüz

BirGün’ün perşembe günkü manşeti İstanbul’a yapılmak istenen 3. havaalanıydı. Ön Çevre Etki Değerlendirme Raporu’nu hazırlayan firma projeyi belli ki savunamamış ve “daha iyi yer yoktu” demiş. Daha iyi yer olmadığı doğru. Havaalanının yapılacağı tüm alanın yüzde 80’i orman.


Bundan iyi yer mi olur? Sahibi, istimlak derdi yok. Aslında rapordaki cümlenin doğrusu şöyle olmalı: İstanbul’da bu havaalanını yapacak başka yer yok. Birkaç orman dışında beton dökecek boş yer kalmadı İstanbul’da. Onları da olimpiyat, havaalanı bahanesiyle teker teker hallediyorlar. Gezi Parkı’ndaki on küsur ağaca bile yer yok planlarında. Yeşile alerjisi var bu hükümetin. Ağaç gördüklerinde yatağa düşüyor olmalılar. Merak ediyorum yaprak deyince uçuk da çıkıyor mu?

İSTANBUL NE KADAR BÜYÜYECEK?

Üçüncü havalimanı yerine Atatürk ve Sabiha Gökçen’in kapasitesinin artırılmasını önerenler var ama asıl sorulması gereken soru “3. havaalanına ihtiyaç var mı” olmalı. İstanbul daha ne kadar büyüyecek? Dünyanın en kalabalık ülkesi Çin’in en kalabalık kenti Şanghay’ın nüfusu 23 milyon civarında. Çin’in nüfusu ise 1 milyar 350 milyon. Şanghay’da yaşayanlar Çin’de yaşayanların sadece yüzde 1,8’i. Türkiye’nin 2011 nüfusu 74 milyon 724 bin. İstanbul’da yaşayanların sayısı ise 13 milyon 854 bin. Bu demektir ki Türkiye nüfusunun yüzde 18,5’i İstanbul’da. Çarpıklığı görebiliyor musunuz? Dünyanın en kalabalık ülkesinde bile böyle bir saçmalık yok. O nedenle İstanbul’un nüfusunu artıracak yeni yerleşim, iş ve finans merkezleri, havaalanı, kanal, AVM, tünel, köprü, iskele gibi her proje sorunu daha da çözülmez kılacaktır. Türkiye’de anakentlerin nüfusunun 5 milyonu geçmemesine hatta çok daha az nüfuslu kentler kurulmasına çalışmak gerekir. Bu da büyümeye sınır koyarak olur, ranta kucak açarak değil.

Havaalanına itirazın bir başka gerekçesi de iklim değişikliği. Türkiye’nin 2011 yılı seragazı emisyonları iki gün önce açıklandı. 2011 yılı verileri bize gösteriyor ki, Türkiye’nin toplam emisyon miktarı 422 milyon tona ulaşmış. Toplam emisyon miktarı 1990’a göre yüzde 124 artmış. Havacılık sektöründeki artış hızı ise daha yüksek. Havacılık kaynaklı karbondioksit emisyonları 1990’dan bu yana yüzde 368 oranında arttı. Ulaşım kaynaklı emisyonlar içinde aslan payı lastikli taşıtlarda olsa da giderek daha fazla uçak kullanıyor ve daha fazla küresel ısınmaya neden oluyoruz. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin son değerlendirme raporuna göre (2007) küresel emisyonların yüzde 13’ü ulaşım kaynaklı. Havacılığın küresel emisyonlardaki payı da o zaman yüzde 2’ydi. Ucuz uçak bileti furyasıyla bu oran artıyor. Avrupa Birliği bu yüzden hava sahasını kullanan uçaklardan emisyon vergisi almaya başladı. Uçak şirketleri de daha verimli motorlar peşinde. 40 yıl öncesine göre yeni uçaklar yüzde 70 daha az yakıtla aynı yolu yapıyorlar. İki hafta önce Hollanda Kraliyet Havayolları’na (KLM) ait bir uçak, Amsterdam’dan New York’a atık yağlardan elde edilen biyoyakıtla uçtu.

Tüm bu çabalara rağmen dolu bir otobüs veya tren uçağa göre daha çevreci bir tercih olmayı sürdürüyor. Bisiklet ve yürümek dışında tabi… Bu yüzden yeni havaalanları yerine yeni demiryolları döşemek, toplu taşımayı, özellikle kent içinde teşvik etmek çok önemli. Öte yandan bazı kısıtlamalar da getirilmeli. Örneğin Ankara-İstanbul gibi kısa mesafelerde uçakların kullanılmaması için ek vergilerle bilet fiyatları pahalandırılmalı. Aslında bu örneğin kendisi de garip. İstanbul’dan Ankara’ya otobüsle beş saatte gidiliyor. İstanbul’dan normal bir trafikte havaalanına bir buçuk saatte gittiğinizi, bir saat önce orada olduğunuzu düşünürseniz, yolculuk, bagaj, rötar vs. derken hemen hemen aynı sürede Ankara’da olduğunuzu göreceksiniz. Uçağı öncelikli ulaşım aracı kabul etmek, bu basit hesabı bile yaptırtmıyor çoğumuza.

Çok değil, üç hafta önce Karadeniz kıyılarını vuran ve Abdulsamet Kahrıman adlı gencin ölümüne neden olan o dev dalgaları hatırlayın. O dalgaların nedeninin küresel ısınmayı ciddiye almayan politikacılar olduğunu unutmayın; hesap sorun. Hesap sorun ki, İstanbul’un yeni havaalanından kalkacak uçaklar Karadeniz’de dalga çıkarıp başka canlar almasın.

***

NOYAN ÖZKAN

Türkiye’de çevre ve hukuk mücadelesi deyince ilk akla gelen isimlerden biriydi. İzmir Barosu Eski Başkanı, Çevre Hareketi Avukatları’nın kurucularındandı. Noyan Özkan ile ilk kez 1995 yılında Akkuyu’da, nükleer karşıtı şenlikte tanışmıştım. İzmir, Bergama derken tüm Türkiye’de çevrecilerin en büyük destekçilerinden biri oldu. Geçen hafta acı haberi aldık. Seni çok özleyeceğiz Noyan Ağabey. Hepimizin başı sağ olsun.


Kaynak : Birgün

2 Yorum

  1. Lale Yolcuoğlu

    Saçmalık, saçmalık. Marmara kıyısında deniz ulaşımına da olanak veren bir lineer yapılaşma yerine neden kuzeyde ulaşımsız, orman alanları işgal edilsin. 17 milyon bir kent için sınırdır. Bu aşılınca kent kendi kendini zehirlemeye başlıyor.
    Kentten sanayii atmak, yerine servis ve lojistik sektörlerini getirmek; nüfus artışını durdurmak, Anadolu ve Rumeli kentlerinin gelişmesini sağlamak, ulusal planlamaya uygun bir kentleşme politikası izlemek daha doğru olmaz mıydı?
    Son olarak İstanbul Çevre Planına tavır koyan Mimarlar Odası şimdiki felaket karşısında ne diyecek. Bütün bunlar İMP çalışmalarında vardı.

  2. Ali Ufuk

    İstanbul’un kuzeye büyümesi sadece doğayı mahvetmekle kalmıyor, aynı zamanda kentsel sorunları da (ulaşım, çevre kirliliği, yabancılaşma, kültürden uzaklaşma, gettolaşmayı da) beraberinde getiriyor. Merkeze otuz kilometreye yerleşecek yeni bir satelit kent bir milyon kişinin en az dörtte birinin her gün fazladan altmış kilometre yapması anlamına gelir. Buraya yapılacak bir havaalanı, üçüncü köprü ile tamamlanacak bir Karadeniz Çevre yolu bu bölgeye doğru akışı teşvik edecektir. Satelit kentler batıda büyük sorunlara neden oldu. Bu gün bunlar terk ediliyor. İnsanların izole olmaları, büyük mesafeler, yalıtım, uyku kentleri… hepsi büyük sosyal patlamalarla günümüzde gerçek yüzlerini gösteriyorlar.
    Merkezlerini yok ederek, kentsel donatılarını boşlayarak büyüyen bir kent İstanbul. Zaten bir İslam ülkesinde başka türlüsünün olması da zor. Yüzme havuzuyla, spor sahasıyla, koşu pistiyle, parkla bahçe ile Kuran kursu arasında tercih yaptırılırsa çocukların neyi tercih edeceklerini merak etmek bile abes. Tantan zamanında yapılan, cemaatlerin büyük mücadelesiyle dönüştürülen SultanSelim Çukurbostanı Eğitim Gönüllüleri Parkı cemaatlerce unutulmadı. Şimdi de daha geniş bir alanda aynı durumu tekrarlamayı ve sadece kendilerine kısa vadede spekülatif artış sağlayacakları yapacakları yerleri bulmaya çalışıyorlar. Orman diye bir kavramları yok zaten Suudi Arabistanda da orman yok. Sosyal merkez yok, toplumla ilgili ne varsa yok, çünkü toplum yok.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir