İstanbul, İbrahim Şahin’e teşekkür borçlu

4 Dakika Okuma Süresi

ATILGAN BAYAR / Akşam

Hürriyet’in ‘muhafazakâr’ yazarı Eyüp Can şöyle diyor:

‘İnan Kıraç’ı şahsen tanımam, ne o yazıdan önce ne de sonra görüştüm(…) Benim derdim Frank Gehry gibi dünyaca ünlü bir mimarın tasarladığı, İstanbul’a sınıf atlatacak bir projenin bürokratik sebeplerle akamete uğraması.’

trttt.jpg

Konunun özü şu: TRT’nin kullandığı tepebaşında bir bina var. O binanın yüzde 80’i İstanbul Belediyesi’ne ait. Yüzde 20’si TRT’ye. İnan Kıraç burayı yap işlet devret modeliyle 200 milyon dolara almak ve üzerine bir Suna Kıraç Kültür Merkezi inşa ettirmek istyor. TRT ise, ben hissemi bu paraya vermem, diyor…Hürriyet’in İstanbul’a sınıf atlatacak yazarı Eyüp Can da mealen diyor ki:

Ver, çünkü oraya dünyaca ünlü mimar Frank Gehry’e bina yaptırılacak. Adam Bilbao’ya Guggenheim Müzesi’ni yaptı; Bilbao konuşulur oldu. Müzenin arazisini Bilbao’da belediye bedava verdi.

Eyüp Can kararlı… İstanbul’a sınıf atlatacak.

Bakın, işin parasal yönü beni hiç ilgilendirmez. Ama mimari, İstanbul’un sınıf atlaması ve Frank Gehry üzerine söyleyecek birkaç sözüm var.

Evvela; Frank Gehry’nin bir dekonstrüktivist (yapıçözümcü) olduğunu. Eğri büğrü, yamuk yumuk binaları bilgisayar programlarıyla hesaplayabildiğini, ama bunu artık çocukların da yapabildiğini belirtelim.

Saniyen; bir süre bu tür binaların dünyada dikkat çektiğini, örneğin Bilbao gibi küçük, 350 bin nüfuslu bir Bask şehrinde anlamlı olabildiğini, ama örneğin Viyana gibi bir dünya şehrinin merkezine böyle binaların katiyen yaptırılmadığını söyleyelim.

Salisen; artık mimaride bu egzantriklik işlerinin modasının geçtiğini, dünya mimarlığının insanların rahat yaşayacakları, doğal mimariye uygun kamusal yapılara yoğunlaştığını ilave edelim.

Rabian; İstanbul gibi bir şehrin merkezine Frank Gehry yapıtı koymanın, İstanbul’un mimari dokusu sorunlu olsa bile, ruhunu tamamen parçalayacak bir iş olduğunu not edelim.

Hamisen ise; şu ‘İstanbul’a sınıf atlatma’ meselesine gelelim ve özünü tartışalım:

Eyüp Can nereden yola çıkarak İstanbul’un sınıf atlamaya ihtiyacı olduğu teşhisini yaptı bilemiyorum. Benim bildiğim kadarıyla İstanbul dünya başkentlerinden biri.

Dikkat çekmek için, yamuk yumuk Frank Gehry binalarına, Dubai’deki sahte plajlar gibi oyuncaklara, yelkenli otel gibi zıpçıktılıklara ihtiyacı yok.

Bunlar, minik, anlamsız, yeni ve suni şehirleri popülerleştirebilir. Ama İstanbul gibi bir şehre ancak tüy diyer.

Bırakın yeni binaları, İstanbul’da var olan mimari miras restore edilse bile yeter.

Ama illa da yeni bina yapılacaksa, modası geçmiş, alay konusu olmuş dekonstrüktivizm mecburi midir?

Bırakın dekonstrüktivizmi İstanbul’un Kartal semti gibi yeni şehirleşen yerler tercih etsin.

Ki zaten öyle oluyor ve Kartal ünlü dekonstüktivist Zaha Hadid’e proje yaptırıyor.

İstanbul’un göbeğine Tepebaşı’na proje yapabilecek, bu toprakların ruhunu taşıyan hiç mi Türk mimarı yok?

TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin’e, İstanbul’un ortasına dekonstrüktivist ideolojinin bir anıtının yerleştirilmesine o veya bu sebepten dolayı mani olduğu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne rağmen İstanbul’un şehir merkezini koruduğu, ona Bilbao muamelesi çekilmesine izin vermediği için teşekkür ederim.

Bu sayfada Bilbao’ya yapılan yamuk yumuk eserin resmini görüyorsunuz. Ben şahsen böyle bir karikatürü istanbul’un göbeğinde istemiyorum.

İstanbul’a sınıf atlatacak Eyüp Can’a da küçük iki notum var:

Frank Gehry’nin temsil ettiği dekonstrüktivizm (yapıbozumculuk) akımının politik ve dinsel-kültürel anlamını bir yakınına sorup öğrensin. Fehmi Koru olabilir örneğin… Veyahut eşi hanımefendi Elif Şafak da olabilir… Sanırım ona yapıbozumculuğun ideolojik vechesini anlatabilirler.

Acaba AK Parti yerel yönetimi böyle ideolojik bir yükün altına girmek ister mi? Global ölçekte minareyi savunmak görevini üstlenmiş bir siyasal iktidar, mimaride yapıbozumculuğa destek verebilir mi?

Artık, ‘İstanbul’a sınıf atlatma’ sözlerini ise bir ‘lapsus,’ bir zihin sürçmesi olarak kabul edelim isterseniz.

Yoksa, Hürriyet dizisinin sit-com’dan trajediye döndüğünü söylemek zorunda kalacağız… Büyük usta Turgut Cansever (Allah mekânını cennet kılsın), böyle bir girişime seyirci kalır mıydı, dersiniz?

8 Yorum

  1. Ali Manço

    Yazıda tek katılmadığım tümce: “Eğri büğrü, yamuk yumuk binaları bilgisayar programlarıyla hesaplayabildiğini, ama bunu artık çocukların da yapabildiğini belirtelim”.
    Sonuçta mimarlıkta sorun o formları modellemek değil, teknik çizim ve hesaplarını yaparak doğru biçimde inşa ettirebilmektir. Her ne kadar bugün öğrenci projelerinde bile benzer zorlama geometriler görebilsek de bunların uygulamaya geçirilmesi ancak çok ciddi bir ekip, uzmanlık ve donanım gücü gerektirmekte.
    Haaa, bütün bunlar gerekli mi? İstanbul’un bu denli müsrif ve gerçekten Atılgan Bey’in araştırıp da yazdığu gibi “çağdışı” bir mimari anlayışla tasarlanacak yapıya ne gereksinimi var? Koca bir HİÇ!
    İnan Kıraç Bey’in iyiniyetle bu kente bir eser kazandırmak istediğine eminim. Ama kendisi bu konuda işin uzmanlarına yeniden danışmalı ve o gün çok “moda” olan Gehry’de doğrudan karar kılmak yerine projeyi Zorlu gibi bir uluslararası tasarım yarışması ile elde etmeli. Sonuçta orada Türk mimarlık ofisleri yabancıları altetti ve son derece güzel sonuçlar elde edildi. Rüştünü ispat etmiş Türk mimarlarını kimsenin “star”ların şişirilmiş imajlarına kurban etmesi gerekmiyor. İstanbul’a bir Gehry hele hiç gerekmiyor…..

  2. ali kadı

    yaw Gehry i ne bilir bu yazar. işte memleketin sorunu insanlar bilmediği konularda atar tutar

  3. İhsan Duygulu

    KRONOLOJİK SIRALAMA:
    Boğaza birkaç “genuine” F.L.Wright
    Şişliye bir sıra Mies
    Leventin tamamı Unité d’Habitation
    Halice Kenzo Tange
    Sarayburnuna Utzon
    Tünnel-Nişantaşı hattı Las Vegas belediyesi imar müdürlüğü denetimine
    Dolmabahçeye bir Ming Pei
    Victor Gruen çoktandır her yerde
    Kartal zaten Zaha’nın
    Çamlıca tepesi , Süleymaniye vede Topkapı sarayı Foster tarafından yeniden yorumlanacak
    Birde Tepebaşına Gehry
    Berlinde bunlardan bıkmış olmalılarki, Franco Stella nın “Fibrobeton-Makeup” Projesi kazandı
    Sayın Eyüp Can bence Gehry konusundan haklı.
    Ancak bana birisi Hadid’in Kartalında nasıl çocuk büyütülür , anlatabilirmi

  4. deniz şafak

    çok saçma anlatımlarınız ve bir mimari deha için sıradan mahalle üslubu ile yapılan saldırıya gerçekten sağduyulu meslek insanları gerekli cevabı vermişler atılgan bey. ama en dramatik olanı “i.şahin’e özür” cümleniz olsa gerek. sizin köşenize gelmez bu eleştiriler, akşam gazetenize de. keşke siz de okuyup faydalansanız.

  5. Nurdoğan İriler

    Atılgan bey siz Tepebaşına yakışan mimariyi biraz daha tarif edin bari de öyle söylediğiniz dış ülkelerden Ghery filan çıkıp gelmeden şu işi ucuza hallediverelim. Hem İstanbul için daha yakışıklı olur. Bizlere bu fikirleri damardan aşıladığınız için ve saydıdeğer büyüğümüz İ. Şahin (her kimse ve ne önemi varsa…) şahsiyetine teşekkür borcumuzu hatırlattığınız için çok teşekkürler.

  6. Cemal Kozlu

    Sayın Atılgan Bayar sizin iddianızın yanlış olduğunu anlamak için yazının içinde yayınlanan şu TRT binasına bakmak yeter. Fakat siz yanlış olduğunuzu tescilli bir şekilde ispat etmek için “İbrahim Şahin’e teşekkür” gibi bir beyin fırtınası geçirmişsiniz ki size Allah selamet versin demek daha doğru olur kanaatindeyim.
    Mahmafih, Frank Ghery konusunda İstanbul Mimar Odası ile aynı fikirleri paylaşmanız dikkat çekici. Demek oluyor ki aynı kaynaktan besleniyorsunuz. Dedim ya hepinize Allah selamet versin.

  7. güner kılıç

    yani bu yazıyı kaleme alan “atılgan bayar” ın kim olduğunu önce internetten bakma ihtiyacı duydum. acaba mimar-yazar biri mi diye. çünkü öyleleri de var biliyorsunuz, hatta bir de çizer-mimar var (!) kritik zamanlarda ortaya çıkıveren, misyon sahibi…
    o kadar ghery karşıtlığı, kendi çapında f.ghery’e dokunuş inanılmaz. o kadar dekonstrüktivizm nedir ne değildir tarzına girmiş ki, sanırsınız mimarlık tarihi ya da mimari akımlar uzmanı.

    önce biraz yavaş ol demek lazım böylelerine herhalde.
    ghery’nin bilbao müzesine “eğri büyrü”, “okulda çocukların da bilgisayar programıyla yaptıkları eğri parçalar” demek için cahil olmaktan daha da fazlası olmak lazım. ayaküstü okunan bilgilerle hangi mimarın hangi akımını temsil ettiğini şıp diye söylemek ve üstelik o akımların hangisinin istanbul’a yakışıp yakışmadığını yumurtlamak müneccimlik midir yoksa boşboğazlık mı?

    bunlar da gazetelerde “köşe” yazıyorlar bizde okuyoruz… bazıları da bant çiziyor…
    destursuz girdiğin bağdan adamı yaka paça kovarlar ama böyle bilip bilmeden sallayan, baltayla ormana dalanları bizde köşe yazarı yaparlar. üstelik de trt genel müdürü zat-ı şahanelerine bu yüzden teşekkür borcumuz da varmış.

    beyefendi siz ufak atın da civcivler faydalansın. ama mimarlıkla ilgili şeylerden bu ağır-özürlü halinizle uzak durun lütfen.

  8. Emre Göksoy

    Tam da buldunuz rant (kurumuna para, kendine koltuk) peşinde olmayıp, mimari/estetik kaygılarla projeye engel olan bürokratı. Alkışlayalım. Ama, henüz proje ortada olmadığından her ne kadar gerçekçi de olsa bu kaygılar şu anda faraziye. Oysa yazının kendi gerçeği ne kadar acımasız. Neden projenin amacından bahsedilmez? Okuyana, sanki Kıraç Ailesi’ne gelir getirecek bir ticari “bina” inşa edilecekmiş izlenimi verilmesi çok yanlış. Benim bildiğim, oraya bir kültür kompleksi inşa edilerek kente armağan edilecek. Eyüp Can’ı savunacağım hiç aklıma gelmezdi ama, “şehir müzesi” fikri bile projeye yaklaşımda insaf gerektirir. Aksi takdirde yazarın teşekkür ettiği bürokratlar bir gün gelir çok daha iyi paraya ofis/otel/rezidans/avm müteahhitine satıverirler araziyi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir