İstanbul Metropol Kentinin Riskleri ve Çözüm Önerileri

5 Dakika Okuma Süresi

A.Faruk GÖKSU*

‘1999 Büyük Depremi’ ve ‘2009 Son Büyük Sel Felakati’ İstanbul Metropolünün büyük riskleri taşıdığını ve acilen çözüm bulunması gerekliliğinin mesajını bir kez daha vermiştir.

Olası depreme 10 yıl daha yaklaştığımız bugünlerde yaşadığımız büyük sel felekatinin yanısıra İstanbul Metropol Kentinde yoksulluk, yapı, doku ve yaşam kalitesi riskleri de ‘risk çeşitliliğini’ ortaya koymaktadır.

Risk çeşitliliğinin yüksek olduğu bir kentin ‘dönüşüm ve gelişim planlanması’ ve ‘risk yönetimi’ gündemin en önemli konusunu haline gelmiştir. Artık, zamanla yarışan, kıt kaynakları iyi yöneten, yenilikçi teknik ve modelleri ortaya koyan farklı bir İstanbul Yönetim anlayışına gereksinim vardır.

Bir başka deyişle, İstanbul Metropolü, Büyükşehir ve İlçe Belediyeleri ile Merkezi Yönetim ve yerel yönetimler arasındaki ‘yukarıdan aşağı’ karar süreçlerini içeren bir yaklaşımla yönetilmemeli, yeni bir ‘İstanbul Yönetim Modeli’ oluşturulmalıdır.

Günümüzde, İstanbul’un yönetiminde ‘yetki karmaşası’ bulunmaktadır. Merkezi Hükümet birimleri kendi alanlarında plan yapıp, onamakta ve kent dinamiklerini olumsuz etkileyecek önemli yatırım kararları almaktadır. Bunun en güncel örneği ise 3. Köprü kararı ve güzergahı tartışmalarıdır.

Öneriler

1. Nufusu 15 milyona yaklaşan ve yakın bir gelecekte 20 milyona kadar ulaşacağı tahmin edilen ve her geçen gün kentsel riskleri artan bir İstanbul’un ‘Yönetim Modeli’ tartışmaya açılmalı,
2. Yönetim modeli tartışmaları için İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından büyük Londra, New York, Paris vb benzer küresel metropol kentlerin yönetim modelleri araştırması yaptırılmalı,
3. Araştırma sonuçları ve öneriler ise ‘İstanbul Forumu’nda kamu, özel ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin geniş katılımlı bir ortamda tartışılmalıdır.
4. Klasik İmar Planı anlayışı dışında yeni planlama yaklaşımı üniversitelerle işbirliği içinde geliştirilmelidir.

Ayrıca, deprem ve sel riskleri başta olamak üzere diğer kentsel risklerin azaltılması için;

1. ‘İstanbul Metropolu Risk Haritası’ hazırlanmalı,
2. ‘Risk Azaltma Strateji ve Eylem Planı’ kısa, orta ve uzun vadeli program ve projeleri içerecek şekilde hazırlanmalı ve sorumluluklar kamu, özel ve sivil taraflar arasında paylaşılmalıdır.

Strateji ve Eylem Planındaki plan, program ve projelerin uygulanması için ise;

1. ‘Risk Azaltma Birimi’ kurulmalı ve birimi tam yetki verilmeli,

2. Kentsel Dönüşüm Fonu kurulmalıdır.

Fonun kaynağı, kentlerde artırılan imar haklarının belediyeler tarafından satılması yada Proje Ortaklık payı (POP) ile belediyelerin yatırımcılardan alacağı paylardan oluşturmalıdır.

Fon kaynakları, 1/3 oranında;

o Belediyeler

o Özel Sektör

o Sivil Toplum Örgütleri

eşit olarak dağıtılmalı, taraflar proje bazında uzlaştıkları takdirde fondan yararlanmalıdır.

Fon kaynakları;

o Yapı ve Yaşam Kalitesi Riskinin Azaltılması (başta deprem riski)

o Toplumsal ve Ekonomik Projelerin Gerçekleştirilmesi, (başta iş yaratma)

o Tarihi ve Kültürel Mirasın Korunması,

vb gibi projelerde kullanılmalıdır.

Son olarak ise özellikle kaynak yaratma ve riskli alanların boşaltılması için yenilikçi yaklaşımlar;

1. İmar Hakları Transferi
2. İmar Hakkının Satışı
3. Proje Ortaklık Payı (POP)

gündeme alınmalı ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Büyük Deprem ve Sel Felaketi dikkate alındığında özellikle yapı riski bulunan ve yerleşime müsait olmayan alanlardaki yapıların bir başka alana transferini sağlayan İmar Hakları Transferi yönteminin uygulanması için yasal düzenlemeler hızla yapılmalıdır.

‘İmar Haklarının Transferi’ ve ‘İmar Bonusu’ yöntemleri, ülkemizde uygulanmamasına rağmen, birçok ülkede başarılı bir biçimde uygulanmaktadır. Özellikle Amerika’da ve Avrupanın birçok ülkesinde uygulanan modelin amacı, dönüşümü ve korunması gerekli alanlarda, varolan imar hakkı veya imar baskısı altında oluşabilecek potansiyel imar haklarının, bir başka projeye transferini veya bu hakkın menkul kıymet hakkına dönüşümünün sağlanmasıdır.

Sözkonusu yöntem ‘İmar Hakları Aktarımı’ adı altında sit alanlarında uygulanmak üzere 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunununda yer almış ancak yönetmelik hazırlanmadığı için uygulamaya geçmemiştir.

Kentsel risklerin azaltılmasında İmar Hakları Transferi yönteminin İmar ve Şehircilik yasası içinde kapsamlı olarak yer alması sağlanmalıdır.

Sonuç olarak, İstanbul’un risk çeşitliliği ve yüksekliği dikkate alındığında;

* Yeni bir Yönetim Modeli
* Risk Haritası,
* Risk azaltma Strateji ve Eylem Planı,
* Risk Azaltma Birimi,
* Kentsel Dönüşüm Fonu,
* Yenilikçi Yöntem ve Modeller,

geniş katılımlı ortamlarda tartışılmalı ve gerekli hazırlıklar hemen yapılmalıdır.
(*) Şehir Plancısı

11-09-2009

Yerel Girişimi Destekleme Platformu (DESTEK)

2 Yorum

  1. SÜLEYMAN BOZ -Mimar

    TÜRKİYE TEK MERKEZLİ (İSTANBUL) BÜYÜMEKTEN VAZGEÇMELİ!..

    Sayın Faruk Göksu’nun İstanbul ölçeğinde, salt istanbul’un sorunlarını çözmeye yönelik önerilerini saygıyla karşılamak gerekir.
    İstanbul’un sorunları sadece kendisinin yarattığı sorunlar değildir.
    Her şey serbest bırakılmış, bütün Türkiye İstanbul’a akıyor.
    Bu şu demek; Para İstanbul’da.. Medya’nın merkezi İstanbul.. Sanayi, ticaret, sanat, kültür, ithalat, ihracat, eğitim, kongreler, siyaset.. İstanbul’u merkez seçmiş.
    Bir ülke düşünün bir milyon km2’ye yakın büyüklüğünde.. Tek merkezli.. Daha nereye kadar bu tek merkezli büyüme bir nevi teşvik edilecek?
    Bir köprü yetmedi 2. köprü.. Yetmedi bir tünel.. O da yetmedi bir 3. köprü daha.. Tüm Türkiye’yi İstanbul’a taşımaya , doldurmaya azimli miyiz?
    Başka merkezlerin olmasına müsade etmemeli miyiz?
    İzmir’i öldürdük. İhracat limanımızdı.. O da İstanbul’a kaydı.. Adana’yı öldürdük.. Tarımsal kökenli sanayinin merkezi idi.. Ankara’yı öldürmek üzereyiz.. Bankaların, merkez bankasının, kurumları, siyasetin merkeziydi.. Şimdi bunlar da kaydı İstanbul’a!..
    Türkiyenin yeniden planlanması gerekiyor.. Yeni merkezlerin oluşturulması ve bunun için politikalar üretilmesi gerekiyor..
    Örneğin Antalya Turizm, eğlence ve kültür tabanlı, buna bağlı yaratıcı sanatların merkezi neden olmasın?
    Kayseri neden mobilya ve gıda üzerine bir merkez olmasın?
    İzmir neden o muhteşem limanı, anadoluya bağlanan demir ağları ile ihracatın, ticaretin merkezi olmasın?
    Neden Kars’ta bir merkez yaratılmasın?
    Diyarbakır, bölge insanının ihtiyaçlarını karşılayan, o insanların İstanbul’a akmasını önleyen bir metropol olmasın?
    ….
    Tüm talepleri İstanbul’da karşılamaya kaltığınızda yakında ormanları, sel yataklarını doldurduğunuz yetmeyecek..
    Denizi de doldurmanız gerekecek..

    Türkiye Osmanlı’dan gelen alışkanlığını bırakmalı “Dersaadet” etrafında öbeklenmekten vazgeçmeli, bir bakıma Selçuklu’daki beylikler ya da büyük Anadolu kentleri oluşturma politikasına geçmelidir.
    İstanbul’un derdi tüm Anadolu’yu geriyor..
    İstanbul’da deprem oluyor Anadolu felç oluyor..
    İstanbul’da sel oluyor.. Anadolu nüzul oluyor..
    Bu daha ne kadar devam edecek?

    Sayın Göksu bu konuda da bir YAZI-YORUM yazar ve bizlerle paylaşırsa çok seviniriz..
    İstanbul sorunlu bir “Çocuk”.. Şımarık bir çocuk.. Onun için İşveli bir yosma!.. İstanbul’un istekleri bitmez..
    Anadolu’nun derdi bu “Yosmanın” taleplerini karşılamak olmamalı artık..
    “Yetti Gaari!” diyerek Türkiye desantralizasyona geçmeli..

    NE DERSİNİZ SAYIN GÖKSU? Böyle kapsamlı, asıl riskli bir politika geliştirmeye var mısınız?

    Selam ve Saygılarımla..

    SÜLEYMAN BOZ
    Mimar – Yazar

  2. Yakup Özen

    Çok yerinde öneriler sunmuş sayın Göksu. Meseleyi sadece eleştirip bir kenara çekilmemiş önerilerini sıralamış. Bu yüzden öncelikle kutlarım.
    Sonra, riskten bhsetmesi, risk yönetiminden söz etmesi ve İstanbul’un risk çeşitliliğine dair açılımlar yapması söylemi doğru bir yerden kurduğunu gösteriyor. Çünkü bu metropolde yağmur sadece yağmur değildir, sel sadece su baskını değildir. Bir deprem sadece bir yer sarsıntısı değildir. Zincirleme olarak hayatın birçok alanını etkileme ve geometrik diziyle çoğalma potansiyeline sahiptir.
    İşte b anlayış şimdiye değin yönetimlerde yoktur ve değişmesi gereken mühim nokta burasıdır. Yönetimler olayları küçük göstermeye, üstünü örtmeye, tekil olaylar olarak anlamaya yatkındırlar. Oysa felaketler kompaktır, iç içe girmiş sorunların sonucudur. Kent alanında planlamadan başlayarak her disiplinde gösterilmesi gerekn özeni unuttuğunuzda bu misliyle geri dönen bir zarar oluyor. Ve bu zarar malesef vatandaşların canına mal oluyor.
    Şimdi artık bilinçleri bu yönde değiştirmek için çaba sarfetmek gerekmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir