İstanbul bir buçuk senede çok yoruldu hepimiz yorulduk / Müge Akgün

3 Dakika Okuma Süresi

Ressam Setenay Alpsoy, “Bir apartmanın önünde bulduğu 3 metrelik çimende oğlum neşeyle tepinirken içimi hüzün kaplıyor. Kenti resmetmek hiç bu kadar zor, bu kadar zahmetli olmamıştı” diyor.


“Ne kuşların cıvıltıları, ne oynayan çocukların kahkahaları, ne de seyyar satıcıların sesleri… Sokağa bakan pencereyi açtığımda artık sadece kenti kemiren iş makinelerinin mekanik homurtularını duyuyorum.
Devasa bir şantiyenin içinde, yaşlı ve yorgun yapılar bir bir devrilirken; yerlerine dikilen daha yeni, daha güçlü ama bir o kadar da kişiliksiz binalar gökyüzüne doğru yükseliyor.

Kocaman gri bir dalga, gençliğimle tüm bağlarımı örtüyor, koparıyor. Taksim meydanından taşan beton İstiklal Caddesi’ni kaplıyor. Doğduğum şehre kendim yabancılaşırken, çocuğuma aktaracak anılarım bir bir yok oluyor. Bir apartmanın önünde bulduğu 3 metrelik çimende oğlum neşeyle tepinirken, benim içimi hüzün kaplıyor.

İstanbul ilk defa mı böylesi hunharca bir talana şahit oldu? Elbette hayır ama şehir son birbuçuk senede çok yoruldu, hepimiz yorulduk. Kenti resmetmek de hiç bu kadar zor, bu kadar zahmetli olmamıştı. Ancak bir taraftan da, hiç bu kadar anlamlı olmamıştı…”
Genç kuşağın önde gelen ressamlarından Setenay Alpsoy, Evin Sanat Galerisi’nde açılan ‘Kusurlu Güzellik/ Defective Beauty’ başlıklı sergisinde yer alan resimlerin hangi ruh haliyle ortaya çıktığını böyle açıklıyor.
Alpsoy resimlerimdeki binalara hep birer “karakter” gibi “figür” gibi yaklaşmış. Onları, günbatımının tatlı ışıkları altında oynaşan kalabalıklar gibi resmetmiş.
Ancak ona göre hayatın kendisi bu kadar romantik değil. Binaları yine kendi kişilikleri olan birer “varlık” olarak hissetse de; artık onları daha yalın, daha çıplak, daha az süslü betimliyor.
Setenay Alpsoy’un her geçen gün daha fazla betonlaşan kent manzaraları diyebileceğimiz sergisindeki resimleri tam da onun bizlerde uyandırmak istediği; hüzün, korku ve sevgi duygularını izleyicisine geçiriyor.

Kişiliksiz, kimliksiz binaların, yorgun mahallelerin arasında dolaşırken birden bir balkonda asılı duran rengarenk çamaşırlar, eve sığdırılamayan kovalar ve çiçek saksıları sizi kentin insani boyutuna çekiyor. Ardındaki yaşamları düşünmeye başlıyorsunuz.
Sergi kataloğunun önsözünde sanat eleştirmeni Erhan Karaesmen’in yazdığı gibi Alpsoy, bu kez bizlere fiziksel ve sosyal çevrenin hızla bozulduğu bir İstanbul’dan çığlık dolu izlenimlerini yansıtıyor.
Zaten Setanay Alpsoy’un kucağındaki bebeği hüzün ve korkuyla bilinmez bir noktaya bakan anne resmi ise tüm sergideki kaygıların, duyguların özeti niteliğinde.
Çok fazla vaktiniz yok, Evin Sanat Galerisi’nde 4 Kasım’a dek devam eden her bakımdan çok güçlü bu sergiyi kaçırmayın derim…

Kaynak: Radikal

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir